Özet (TL;DR) @ 2018-10-28 08:20:13.900620: Onun hikâyesi, Türkiye’nin öteki çocuklarının hikâyesi



'Bir babamız vardı, onu da
kaybettik'

Muslum Gurses bizim yaşam sahamıza girmeden once de 'Baba'ydı muhakkak ama memleket basınının İstanbul'a kar yağdığında butun Turkiye'ye kar yağmış sayması gibi efsaneyi esasen o bize gelince tanıdık. Onun 'Muslum Baba' olduğu sureci biz yaşamadık. Diğer 'çocukları' yaşadı. İlk çocukları! Dolayısıyla 'Baba'nın mirası da onların. Hem Muslum Gurses'in olumuyle onlar çok buyuk, çok farklı sarsıldı. Beş yıl olmuş oleli. Ve beş yıl sonra bu hafta, hayatını anlatan film 'Muslum Baba' gosterime girdi.

'Bir babamız vardı, onu da
kaybettik'

Annesi Emine, kızkardeşi Zeyno ve erkek kardeşi Ahmet ile... (Yıl 1965)

Ben askerliğimi 10 sene evvel yaptım. Muslum Gurses, hadi 'Beyaz Turkler' demeyelim ama beyaz yakalıların mabedi İstanbul Harbiye'deki Açıkhava Tiyatrosu'nda konser verdikten, surpriz bir şekilde RockIstanbul'da kapanışı yaptıktan, Teoman'ın 'Paramparça'sını, Bulent Ortaçgil'in 'Sensiz Olmaz'ını soyledikten, Murathan Mungan işbirliğiyle muziğini yeni bir kitleye tanıttığı 'Aşk Tesadufleri Sever' albumunu yayımladıktan, bir kola reklamında soğuktan 'Bırrrrrrr'layıp hayranlarını da buz kestirdikten sonra...Bizlerin, yani bu gazetelerde yazıp çizenlerin, o reklamları çekenlerin, Açıkhava'da, RockIstanbul'da konserlere gidenlerin, 'Sensiz Olmaz'ı, 'Paramparça'yı once orijinal halleriyle sevip benimseyenlerin, ezberinde Murathan Mungan dizeleri saklayanların çoğu, 'Muslum Baba'yı, hayatının son yıllarında çok konuştu. Çok yazdı. Bizim yaşam sahamıza girmişti çunku. O oncesinde de 'Baba'ydı muhakkak ama memleket basınının İstanbul'a kar yağdığında butun Turkiye'ye kar yağmış sayması gibi efsaneyi de esasen o bize gelince tanıdık. Onun 'Muslum Baba' olduğu sureci biz yaşamadık. Diğer 'çocukları' yaşadı. İlk çocukları!O çocukları ben askerdeyken tanıdım. Askere gitmeden kendimi Muslum Gurses'i bilen biri sayardım. "Arabeske aşinayım" derdim. Ama çarşı izinlerini, internet kafe koşelerinde, sadece 'Baba'nın şarkılarından oluşan Winamp listeleriyle geçirenleri gorunce, dovme niyetine onun yuzunu vucuduna kazıtanları tanıyınca, bu konudaki 'kozmetik'liğimin farkına vardım. Muslum Gurses esas onların babasıydı; bu da onların hikayesiydi... Evet, geç donem Muslum Gurses çok etkileyiciydi; Murathan Mungan'ın sozlerini yazdığı, Sunay Özgur'un bestelediği 'Nilufer' ustun bir eserdi ama esas dinleyiciler, 'Baba'nın has arabesk doneminin şarkılarını, mesela 'Yıkıla Yıkıla'yı ezberleyenlerdi.

'Bir babamız vardı, onu da
kaybettik'

Annesini olduren babası Mehmet Aktaş ile birlikte... (Yıl 1977)
Ya şasaydı 'Guzellikleri yakalayın dostlar' derdiDolayısıyla 'Baba'nın mirası da onların. Hem Muslum Gurses'in olumuyle onlar çok buyuk, çok farklı sarsıldı. Beş yıl olmuş o oleli. O kadar az mı sahi? Sadece beş yıl mı? Sanki çok uzun zaman once yaşamış gibi geliyor bana. Bu çağın insanı değilmiş gibi geliyor. Bu hafta vizyona giren film 'Muslum Baba'yı 10. yıla falan mı denk getirdiler diye kontrol ediyorum; hayır, 3 Mart 2013'te veda etmiş bize. Bendeki bu zaman atlamasının sebebini duşunuyorum, aklıma once şu geliyor: Geçen beş yıl içinde sanki 100 yıllık hikayeler, olaylar zinciri yaşadık; kutuplaştık, gerginleştik, asabileştik. Muslum Baba da tarihimizin bu son uzun virajında bize eşlik edemedi. Hayatı hep yaralanmayla ve affetmeyle geçmiş sanatçının bu yaşananlar için ne dediğini hiç duyamadık. Gerçi ne diyeceğini kestirmek guç değil. "Guzellikleri yakalayın dostlar..." derdi Baba.Ama başka bir şey daha var. Biraz daha derinlere giden, geçmişte, uzaklarda kok salmış, dil hani surekli ağrıyan dişi yoklar ya, işte oyle sızlatan, can yakan bir şey... 20'li-30'lu yaşlarını suren arabesk şarkıcılarının vesikalıktan bir tık iyi pozlarının suslediği album kapaklarını hatırlayın. İyi arabesk şarkılarında bir parmak şıklatmasıyla çalmaya başlayan dumteka darbukayı, nağmeli kemanı duymaya çalışın. Bu fotoğraflar, bu sesler, bir kesimin hep kuçumsediği, hatta ismini tukurur gibi soylediği bir muzik turunun, arabeskin uzerinden, koyden kente goçu, şehirleşmeyi, hayat tarzlarını tartıştığımız gunlerin fonu... Başka bir Turkiye orası. Muslum Gurses, değil son beş yılı, 2000'leri bile yaşamamış, orada, o Turkiye'de kalmış gibi. Fanatik hayranlarıyla paylaştığı kendi kırık dokuk hikayesinin içine sıkışmış gibi.

Kırık dokuk diyorum, çunku hikayenin tumune hakim değiliz. Bakmayın şimdi hakkında filmler çekildiğine, bunca haber yazıldığına, Muslum Baba'nın ne olduğunu pek anlamadık biz. Anlayamadık. Gazeteler bize o konserleri 'jiletçilerin' doldurduğunu, şarkılar sırasında surekli arbede çıktığını soyluyordu. Doğruydu. Konserlerin oncesinde polisin milletin kolunu sıvayıp jilet izi aradığı bile oluyordu. Gurses'in bazen bu taşkın seyirciye kustuğu, "Sevginizde mesafeli olun" diye onları uyardığı, sahneden çekip gittiği, hatta çıkan kavgalarda darbe aldığı bile yazılıyordu. İyi de her hikayenin bir gelişim çizgisi vardır; bu insanlar nereden çıkmıştı? İşte bu pek yazılmadı. Beyaz takım elbisesi, ağır abi karizması, beyefendi uslubuyla, seyircileriyle halleşe helalleşe şarkı soyleyen bir 'Baba'nın konserlerinde kendilerinden geçenler kimdi?

Adına Turkiye dediğimiz bulmacanın eksik parçalarındandır. 70'lerin 80'lerin harala gurelesi içinde donup hakiki bir ilgiyle bakılmamış bu işlere. Uzaktan izlenmiş. Arabesk çok buyuk bir donuşumun, kitlesel hareketin adı olmuş ama onu tuketenlerin, onun ara sokaklarına dalanların, ona bağlı bir 'yeraltı kulturu' oluşturanların kim olduğu anlaşılmamış. Bu kadar buyuk bir sosyolojik alandan çıkan, hepi topu birkaç kitabı, bir-iki akademik tezi (onlara da imza atanlar sağ olsunlar, var olsunlar) bu sozlere kanıt sayabilirsiniz.

İşin tuhafı, bu çılgın koşunun, bu kabına sığmayan kitlenin, bu derin sevginin buyukluğunu sanatçının kendisi bile belki yeterince olçememiş. İşte en ateşli donemini geride bırakan 'Baba'nın 1993'teki Gulhane Konseri. Arabeskin populer kulturdeki yerinin ne olduğunu ısrarla sorgulayan az sayıda isimden biri olan sosyolog-yazar Can Kozanoğlu, bizzat gittiği bu konserde gorduklerini 'Pop Çağı Ateşi' isimli kitabında şoyle anlatıyor: "(...) Muslum Gurses, sahneye çıktığında bir an durdu, aşağıdaki insan denizine, bir fırtınanın en azgın halini andıran o koskoca denize baktı ve rahatlıkla anlaşılabilen nadir cumlelerinden biri çıktı ağzından: 'Biz ne olmuşuz da haberimiz yok!'"

'Bir babamız vardı, onu da
kaybettik'

Muhterem Nur ile 5 Mayıs 1986'da
Beykoz Evlendirme Dairesi'nde evlendiler.
Onu sevmek entelekt uel statu getirebiliyordu Ama o gunlerden sonra bambaşka bir şey yaşandı. Muslum Gurses'in ne olduğundan herkesin haberi oldu. Muziğini başka kitleler de dinlemeye başladı. Pop da arabesk de şekil değiştirirken insanlar bozulmamış, değişmemiş, hakiki şeyler arıyordu. Muslum Baba'yı buldular. Ya da keşfettiler. Gazeteler de bu defa ona kayıtsız kalamadı.Bu konuda bize anahtar sunan kişi yine Can Kozanoğlu. Aşağıdaki satırlar Mirgun Cabas'ın onunla yaptığı uzun soyleşinin kitabı 'Bıçkın ve Ağlak'tan: "(...) Gazeteler Muslum Gurses konserlerine geniş yer ayırınca, bunu buyuk bir rezalet olarak gorenler de çıktı elbet. Ama ozgun bir underground kultur, yerli ve organik yeraltı kulturu olarak değerlendirip sempati duyanlar da oldu. Donemin Beyoğlu atmosferinde, Cihangir'de, Kadıkoy'de başka bir yeraltı kulturu yaşanırken ya da yaşanmaya çalışılırken... Oradan bir hat açılmış oldu. Açıkhava konserine kadar uzanan bir hat. Aydınların, entelektuellerin, bir grup beyaz yakalının Muslum Gurses sevgisi ve ilgisi boyle başladı. Tabii guzel bir sesten ve cazibe alanı yaratabilen bir karakterden bahsediyoruz. Sıradan bir adam konserinde arıza çıktı diye parlatılmış değil. Ama hayranı olduğunu soyleyen herkese de gerçekten seslenebilen biri mi, bilmiyorum. Entelektuel statu getirisi olabiliyordu bir donem, Muslum Gurses sevgisinin. Tabii Açıkhava konseri kitlesiyle 10 yıl onceki jiletli konserlerinin kitlesi farklıydı. Bayağı farklıydı. Bu, gecikmiş yıldızlaşmanın bir kolu."

'Bir babamız vardı, onu da
kaybettik'

Annemin cenazesi olsa gitmem, buna geldim

Baba yeni hayranlar kazanıyordu kazanmasına ama 'organik' kitlesi, hem bu yeni hallerden hem pop dokunuşlu yeni şarkılardan ve yeni hayranlardan biraz huzursuz oluyordu. Onları teskin etmeyi de ihmal etmedi Gurses: "Musterih olsunlar, bir yere kaybolmadık. Tarzımızdan uzaklaşmak gibi bir gayretimiz, çabamız olmadı, olmaz da. Biz o pop şarkıları kendimize has bir şekilde okuyoruz. Herkes musterih olsun." (Hurriyet'teki 6 Mart 2004 tarihli, Sibel Arna imzalı roportajdan; bu roportajın tamamını okumanızı tavsiye ederim.) Eskiler musterih olmuş muydu? Muhtemelen canları sıkkındı ama 'Baba'larından hiç vazgeçmediklerini o oldukten sonra gosterdiler. Gazeteci-yazar Elif Key, Turkiye'nin dort koşesinden gelmiş hayranlarıyla, kaderin cilvesi işte, Nişantaşı'nda Teşvikiye Camii'nden kalkan cenaze sırasında konuşmuştu. Bir tanesi şoyle diyecekti Key'e: "Annemin cenazesi olsa gitmem, buna geldim, bir tane babamız vardı, onu da kaybettik."

Bu hikaye işte bu yuzden oteki çocukların hikayesi.

'Bir babamız vardı, onu da
kaybettik'

Ünlu Gulhane konserlerinden birinde, kendini jiletleyen bir hayranı...

'Bir babamız vardı, onu da
kaybettik'

RockIstanbul konserinde Muslum Baba hayranları...