Özet (TL;DR) @ 2018-10-28 08:20:08.096484: Ailesi Karadenizli, kendisi doğma büyüme Kadıköylü, Yeditepe Üniversitesi Sosyal Antropoloji mezunu... Albümlerini kendisi çıkarıyor, en prestijli festivallerde sahne alıyor, Guardian, Financial Times…
Sahneniz, alb umlerinizin kapak tasarımı, klipleriniz... Hepsinde bir ozen ve tutarlılık var. Butunune bakınca bir hikaye çıkıyor karşımıza. Butun bunlar 'şovun bir parçası' mı yoksa 'gerçek Gaye'nin yansıması mı?- İnanmadığım, altına imza atmayacağım herhangi bir fikri sırf şık ve sempatik gozukuyor diye kullanmam. Bahsettiğiniz bu gorsellik ve muzik dili, benim bir tur 'personam', butun hikayeyi tamamlayan semboller butunu... Bu donemimin, halihazırda yaptığım muziğin tezahuru. David Bowie de donem donem, farklı personalarla arzı endam etti. Ölumunden yaklaşık beş sene evvel verdiği bir soyleşide, o donemki işlerinde son derece yalın olmak istediğini soylemişti. Bu, Ziggy Stardust ya da Aladdin Sane donemine ters duşen bir şey değil. Çunku ozunde hepsi David Bowie. Benim de bu donem hikayesini anlatmak istediğim şey bu. Gerçekliğim bu. Sahnedeki bu kişi, derdimi kolaylıkla anlatabilmemi sağlıyor. Ha, yarın bambaşka bir şeye ikna olurum, o zaman gorduğunuz bu personayı yakabilirim de.
Ş arkı sozlerinizden yola çıkarak soruyorum; anlatmak istediğiniz bir çeşit kulturumuzle barışma hikayesi mi?
- Darbeler, toplumsal ve politik kaoslar, ekonomik, sosyal çokuşler ve bunların yol açtığı karanlık sureçler insanların kendi kultur ve geçmişlerine kusmelerine hatta dramatik şekilde bunları reddetmelerine neden olabiliyor. Toplumun kodu değiştiriliyor. Turkiye tarihinde bunu çok açık bir şekilde okuyabiliyoruz. 80 darbesi ve ardından gelen sureç ciddi anlamda toplumun, kulturun ışınlanarak geriye gitmesine neden oldu. Kendi kulturunden beslenerek oluşturulmuş, son derece yenilikçi bir muzik olan Anadolu rock akımı, 80 darbesiyle yerle bir edildi, eski medeniyetlerin, farklı kulturlerin izleri silindi. Mimariden muziğe bir çurume başladı. Resmen damarlar kesilip aradaki bir donem tamamen alındı ve bu, ciddi bir hafıza kaybına neden oldu. Dunyada darbe gormuş tum toplumlarda bunu gozlemleyebiliriz. Bu da kulturel açıdan kendine ve dunyaya yabancı ve duşman nesiller doğurabiliyor. Ben beslendiğim kulture dair unsurları muziğime koymaktan korkmuyorum. Evrensel ve zamansız bir şeyler bırakmanın peşindeyim. Duşunsene; en basitinden, 90'larda "Turkçe muzik dinlemiyorum abi" demek resmen 'cool' bir durum gibi algılanıyordu.
Oysa bir nesil Yonca Evcimik 'le buyudu...
- Yine aynı donem, gizli gizli dinlenen Muslum Gurses kasetlerini de unutmayalım.
' Coğrafya kaderdir'
c umlesini baştan yazmalı
Murathan Mungan 'la yaptığı albume kadar Muslum Gurses dinlemez ya da
dinlediğini saklardı bir kesim...- Oysa kulturumuzdeki değerleri keşfetmek
için başkalarından icazet almamıza gerek olmamalı. Album çıkıyor,
İngiltere'de, "Vay The Wire'da roportaj, vay filanca dergide kapak, demek ki
bu kız iyi muzik yapıyor"... Bunlara ihtiyacın yok ki burnunun dibindeki bir
işi dikkate almak için. Selda Bağcan orneği onumuzde işte. Yıllarca neredeydi
bu insan? Niye unuttunuz? Hep bir kendi kulturu de dahil, tum dunyaya duşman
kesilme durumu. Herkesle savaştasın, kavgalısın. Bu işi çozmemiz lazım. Yoksa
evrensel eserler vermemiz de hayal.
Ba şka ne gerekiyor evrensel bir eser için?
- Muziğimde, peşinde olduğum ve yakaladığım şey; beni ben yapan değerlerin
arkeolojisini yapmak, kazıdan çıkardıklarımı muziğimde işlemek. Çocukluğu,
gençliği bu toprakların 90'larında geçmiş her birey, ama az ama çok, Ahmet
Kaya, Muslum Gurses, Muzeyyen Senar, Zeki
Muren, Neşet
Ertaş duyarak buyudu.
Bunların etkisi tabii ki olacak muziğimde. Aksi, ikiyuzluluk olurdu. Bir donem
Turk sanat muziğinin içine giren fantezi ve arabesk oğeleri de 80'lerin
gerçeği. Bunu tek başına 'iyi' ya da 'kotu' bir durum olarak okumamalı.
Sıkıntı burada başlıyor. Bu gerçeği, 'kotu bir durum' olarak addeden aslında
senin zihnin. Medya propagandasıyla, darbelerle şekillenen kulturel
hafızasızlığınla sana surekli 'bu iyi', bu 'kotu' demek empoze edildi. Önce bu
etiketleri sorgulayalım.
Belki sorgulamakla da kalmamak gerek...
- Bedri Rahmi'nin çok guzel bir lafı vardır, babam hep soyler: "Sarmısak
yiyen sarmısak kokar." Ne yiyorsan, ne soluyorsan sende izleri var. Gerekirse
'Coğrafya kaderdir' cumlesini de baştan yazmalı, yeniden tanımlamalı. Bize
biçilen kaderi kabullenip oturmak evet bir olasılık ama kimseyi mutlu etmez.
Ortadoğu'dan çıkmış, Rihanna taklidi ya da Beatles taklidi bir muziği ben
neden dinleyeyim? Kendi kulturunle, acılarınla, mutluluğunla, bakış açınla,
geçmişinle bağ kurmadan, dışarıdan aldığın bir olguyu idealize edip ureterek
kaç adım ileri gidebilirsin ki şu hayatta?
Hem yurtd ışında hem ulkede sevilen, bolca ovulen bir sanatçısınız. Siz aynaya bakınca ne goruyorsunuz?- İyisiyle kotusuyle, defolarımla, eksikliklerimle kabul ediyorum kendimi. Yıkıcı şekilde de durustumdur. Mukemmel olmaya çalışmam çunku doğada mukemmel diye bir şey yok, ahenk var. Hikaye, tam olarak burada başlıyor galiba. Önce bir kendine bak. Tanı, her gun yeniden. Sonra yola çıkarız. O dert değil.
Bulundu ğunuz noktaya gelirken yaşadığınız en buyuk zorluk neydi?
- Gorunenin aksine, kalabalıkta kendimi son derece çıplak ve zayıf hissederim. Kaçacak delik ararım. Aidiyet geliştirmek bir mesele benim için. Bunun dışında harbiden, beni çok zorlayan bir durum yok. Basit şeylerle tamam olabilen biriyim.Önce kendi kuçuk dunyanı derinlemesine araştıracaksın
Hedefiniz neydi?
- Minicik duşunup kocaman şeyler yaratabileceğimize inanıyorum. Ruhi Su, "Yerelden ulusala, ulusaldan evrensele" der. Fikir bu. Lokal duşunup kocaman uygulayabilmek. Önce kendi kuçuk dunyanı derinlemesine araştıracaksın. O minik çemberini çozup tanımadan, en azından bunun için yola çıkmadan, kocaman bir kainatın seni kabul etmesini bekleyemezsin. Bana en iyi bildiğin şeyi anlat. Doğma buyume Nişantaşılı mısın? O zaman bana Nişantaşı burjuvazisinin dununu ve bugununu anlat.
Sizin en iyi bildi ğiniz şey ne?
- En iyi bildiğim ya da bildiğimi sandığım şu: Babam ressam, lisede resim oğretmeni, memur. Bir tarafta Can Yucel'le, Tuncel Kurtiz'le muhabbet ediyorum, diğer tarafta annemle babamın bu tuhaf dunyada muhteşem ekonomik varoluş mucadelesini izliyorum. Bir yandan İstanbul'da muthiş sergilere, konserlere gidiyorum, diğer yandan babamın memleketi Trabzon'da aylarımı geçiriyorum, koy hayatını goruyorum. Sonra donuyorum, babamın buyuk çabalarla beni ozel okulda okutma çabasına tanık oluyorum. Bir ayakkabıya gozu kapalı 2 bin lira veren yaşıtlarımın hayatını gozlemliyorum. Anneannemle altın gunune gidiyoruz. Çocukluğumdan beri Turkiye'nin butun ekonomik gerçekleriyle yuzleşme şansım oldu. Farklı kulturleri bizzat yaşadım. Evde annem sayesinde Avni Anıl, Muzeyyen Senar, babamın atolyesinde klasik Batı muziği dinledim, kasetçalara Nirvana, Nick Cave, Dick Dale koydum.
İ çinde bulduğunuz Y kuşağının; muzikte, sinemada, edebiyatta, yavaş yavaş da olsa, kendi soylemini yarattığı, yeni bir doneme onculuk ettiği goruşune katılıyor musunuz? Tolga Karaçelik'in 'Kelebekler'i bir milat olarak gorulmeye başladı sinemada mesela...
- Tolga'nın once 'Sarmaşık'la, sonra 'Kelebekler'le oluşturduğu dilin muziğimizde bir karşılığı zaten vardı. Daha metaforik, gerçekustu ve sembollerle kurulmuş bir dil hakim ve bu bir tesaduf değil. Guzel sanatlarda da boyle.Demokrasiden seyrek olarak soz edilebileceği, olağanustu hal durumlarında insanlar fikirlerini açık seçik soyleyemediği için sembollere, metaforlara tutunuyor, duşuncelerini ancak boyle realize edebiliyorlar. Sanat tarihinde bunun orneği çoktur. Surrealizm akımı da benzer bir ortamda, savaşların, faşizmin gobeğinde doğmuştur. Bu tur karanlık donemler, bir yan etki olarak sanata yarayabiliyor. Bu istikrarla ilerleyen gerçekustu anlatım biçimine, yeni bir sanat diline, duruşuna ve belki de akımına oncu olacak. Değiştiremeyeceğimizi sandığımız şeyleri de değiştirebiliriz aslında. Boyle dediğinde "Ülkeyi sen mi kurtaracaksın" diyorlar. Evet abi, ulkeyi belki de ben kurtaracağım, belki dostlarım kurtaracak. İnsanların aydınlanması ve nefes alabilmesi için bazen bir şarkı yetebiliyor.
Bu ku şakta biraz da, "Beni sevmeniz için başka bir şeye donuşmeyeceğim" tavrı var sanki...
- Buna neden olan sadece politik ortam değil tabii. Bunun içinde çocukluğumuz, çocukluktan gençliğe geçerken hayatımızın tam orta yerine internetin duşmesi de var, 'iletişim çağı' adı verilmesine rağmen, Jean Baudrillard'ın da ifade ettiği bir 'iletişim araçları var ama iletişimin kendisi yok' hikayesi de... Etken çok.
Bir ba şka kuşak tespiti de belki de şu: Herkes birbirine daha yakın. Disiplinler de uretenler de, uretileni tuketenler de...
- 10-15 sene oncesine kıyasla kesinlikle var. Hatırlıyorum, Peyote'da çalardık o zaman. Bildiğin, soğuk savaş. Son derece boluk porçuk bir ortam. Her şeyden en yıldığımız anda, Gezi oldu ve biz, 'Yan yana gelince bakın ne kadar da guzeliz ve guçluyuz' gibi bir yaklaşımın erdemini keşfettik. Bir kuşağın başına gelip gelebilecek en guzel aydınlanma olabilir bu.
Buray ı burası yapan da bizleriz
Ş imdi bir de beyin goçu meselesi var. Gitmek aklınızdan geçti mi hiç? - Kısa vadede mantıklı bir çozum gibi gozuktuğunu, uzun vadede buradaki bağlarımla birbirimizi ozleyeceğimizi biliyorum. Burası bizim. Burayı burası yapan da bizleriz. Bunu hatırlamak gerekiyor. Vapuru, sokakları, buradaki dostlarımı, hatıralarımı bırakıp gitmek istemiyorum. Portekiz'e konsere gidiyoruz. İllaki bir koşesini, burnumun direği sızlayarak İstanbul'uma benzetiyorum. Berlin'de bir studyo tutulur, yılın birkaç ayı orada geçer... Neden olmasın? Ama evi barkı, dukkanı kapatıp, varı yoğu satıp da buralardan gitmeyi, 'son kez opuşelim, biz gidiyoruz' noktasına gelmeyi hayal bile edemiyorum.
Moralinizi bozuyor mu etraf ınızdaki insanların birer birer Berlin'e, Londra'ya yerleşmesi?
- Anlayabiliyorum. Bazen uzuluyorum. Gerçekten nefes alamayacak bir durumları varsa hak da veriyorum. Fakat bir gun işler normale donduğunde herkesin koşa koşa donmesini tum kalbimle isterim. Çunku burası birlikte guzel. Herkesin kim bilir kendi içinde ne acısı, sıkıntısı var... Belki ben şanslıyım, tutunabilecek bir dal bulabiliyorum. Tutunamayan ne yapsın... Umarım, hatırladığım o Turkiye'de bir gun hepimiz yeniden buluşuruz. Buyuteçle baktığında dunyanın her yeri vahim ona bakarsan. Her ulkede, farklı boyutlarda, dev bir yıkım var.
Konya 'da yaşayan, 15 yaşında, hiçbir cumlesi kale alınmayan
bir gen ç kızın da sorumluluğunu içimde bir yerde hissediyorum
Alb umun adı, 'İstikrarlı Hayal Hakikattir'. Dinleyiciye iyi gelecektir bu mesaj...- Kapitalist duzen sağ olsun; aile, toplum, okul bize, "Hayalleri boş ver, gerçeğe gel" dedi durdu. Oysa yapabileceğimiz en iyi şey hayal kurmaktır. Her an kendini ve dunyayı şaşırtabilecek bir şey yapabilirsin. Sonsuz bir duzlemde, sınırsız olasılıkların içinde yaşıyoruz. Hayallerin, istikrarlı olunduğu takdirde realize edilebileceğini birbirimize surekli hatırlatmalıyız. Hayalini olduğu gibi sahiplenmek ve ısrarla arka çıkmak şart. Picasso, "Hayal edebildiğin her şey gerçektir" der. Don, kuantum fiziğini incele, sana, bir şey hayal edebiliyorsan bunun gerçek olduğunu soyler.
Bu yakla şım ozel hayatınıza nasıl yansıyor? Ne kadardır birliktesiniz Ali (Şimşek Guçlu) ile?
- 7 senedir birlikteyiz ama once bireyiz. Bir aradayken yalnız kalabilmeyi, birlikteliğin ve yalnızlığın nimetlerini aynı anda yaşayabiliyoruz. Birey olmanın luksunu yaşadığın muddetçe yanındaki kişi senin zenginliğin oluyor. Darlamak, kurallar koymak yok, birbirimizin akışına, 'daha iyi biri' olmaya yardım etmek var.
B oyle bir ilişki için insanın once kendisiyle durust bir ilişki kurabilmesi gerek belki de. Bu tarz çozumlemeler, uretiminize nasıl yansıyor?
- Dunya da benim. Kainat da benim. Yıkım da benim. Acı da benim. Bunları şarkı sozu olarak dışarı yansıtabilme konusu pek sorun olmuyor. Herkes yazabilir. Asıl zor olan, yaşamak. Yaşadıklarının sorumluluğunu almak, acısını sahiplenmek, bedelini odemek ve kabul etmek... Butun bunları yapmadan yazmaya kalkınca sen sadece bir acıyı tarif etmiş oluyorsun. Boyutsuz oluyor. Şarkı, şiir yazarken once bunu sorguluyorum. Benim de sınavım bu.
Alb um bir anlamda feminist manifesto niteliğinde denebilir sanıyorum. Basın bulteni niyetine servis edilen yazı da destekliyor bunu...
- Kadınların bir iş başardığında, bu başarının ardında birtakım eril guçler, 'super kahramanlar' arandığını gordum. Oysa kadınlar artık gorunmezlik iksirini gorunurluk iksiriyle değiştirmek zorunda. Diğer kadınlara da ilham verir fikriyle tek başıma yaptığım her şeyin altını çizmeye kani oldum. Bu sistem, beni buna ikna etti. Çunku Konya'da yaşayan, 15 yaşında, hiçbir cumlesi kale alınmayan bir genç kızın da sorumluluğunu içimde bir yerde hissediyorum.

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.