Özet (TL;DR) @ 2018-10-23 08:21:23.320253: 24 Ocak-4 Şubat 2018 arasında düzenlenen 47. Rotterdam Film Festivali’nin konuklarından biri de usta ve öncü Çek sinemacı Jan Svankmajer’di. Ünlü sinemacı ile Kerem Akça konuştu.
Kil animasyonu-kurmaca kırması filmleriyle çığır açan 84 yaşındaki yonetmen, festivale sinemaya veda filmi "Bocek"in dunya promiyeri ile katıldı.
Gerçekustucu sinemanın onemli ustası Jan Svanmajer, Çek Yeni Dalgası'yla aynı yıllarda 'kısa animasyon' uretimine başlasa da hiçbir akımla bağlantı kurmayan bir sinemacıdır. 1964-1984 arasında çektiği kısa metrajlı filmlerin ardından olağandışı 'Alice Harikalar Diyarında' uyarlaması "Alice" ("Neco z Alenky") ile 1988'de bambaşka bir yol açmıştır. Filmin Annecy'de Buyuk Ödul'e ulaşması onun için değerlidir. O uzun metrajlı çılgınlığın ardından gelen "Faust" (1994), "Conspirators of Pleasure" ("Spilenci Slasti", 1996) ve "Kuçuk Otik" ("Otesanek", 2001) onun sabırlı yaklaşımını ve ruhunu yansıtan olgun filmlerdir. Yeni milenyumda ise Svankmajer, kendini tekrar
etmesi ile eleştiri yağmuruna tutulmuştur. Ama kendisi de belirttiği uzere gerçekustucu kumaşının etkilerini 'surrealist bir grup' yoluyla ortaya çıkaran alternatif, ozgun ve ayrıksı kimliğiyle her zaman keşfedilmeye açıktır. 'Seyirciyle hesaplı bir anlaşmaya gerek yok' gibi laflar da onun bağımsız ve deneyci ruhunu ispatlamak için yeterli!
Sinemadan al ışık olduğumuz çoğu usta yonetmenin, hayatlarını ve çalışma şartlarını en azından bir filmde anlatmalarıdır. Miras filminiz "Bocek" ("Hmyz"), animasyon ile kurmaca arasında gidip gelen karmaşık vizyonunuzu yansıtmak için onemli bir fırsat. Sizin için bir rahatlama ya da sinema dilinizi farklı katmanlara açma anlamına mı geliyor? Ya da daha direk sormak gerekirse Svankmajer meta filminin (film içinde film) sırrı nedir?
Karmaşık vizyonumu ve duşuncelerimi animasyon ile kurmaca arasında bulmak kolay değil. Animasyon sadece fikirlerimi ifade etmek için başvurduğum bir araç. Bu kaynaklar değiş tokuş edilebilir rahatlıkla. Yaratıcı zihnimi ve fikirlerimi 'ruya ile gerçek' arasında gormeyi tercih ediyorum. Georg Christoph Lichtenberg bir gun hayal ile gerçeğin 'insan hayatı'nı yaratabileceğini yazmıştı. Benim uretimimin esas merkezi hayal gucu. Charles Baudelaire bunu 'hakikatin kraliçesi' olarak anmıştı. Yaratıcı sureç benim için bir çeşit 'ototerapi' gibi. Bu durumda da ele geçen eserin kendisinden daha onemli hale gelebiliyor. Ben de kendimi iblislerden boyle arındırıyorum. Her şeye rağmen yaratıcılığa boylesi bir yaklaşım, sahiciliğin en yuksek seviyesini gerektiriyor. Seyirciyle hesaplı bir anlaşma yapmaya gerek yok. Bu da benim esas dilimi klasik bir dışavurma aracına donuşturmuyor. Aksine saplantılarımı, şeytanlarımı ve isyanımı o noktaya taşıyor.
Ç ek Yeni Dalgası birçok jenerasyondan yonetmen için okula donuştu. Jiri Menzel'den Vera Chytilova'ya, Milos Forman'dan Jan Nemec'e, Jaromil Jires'ten Juraj Herz'e kadar çok fazla oncu isim saymak mumkun. Özellikle Chytilova'nın "Kuçuk Papatyalar"ında ("Daisies", 1966) ve Nemec'in "Martyrs of Love"ında ("Mucednici Lasky", 1967) Trnka'nın kukla animasyonlarının etkisini gorebiliyoruz. Bazı anlarda animasyon ile kurmacayı da iç içe geçiriyor bu filmler. Sizin iz bırakan stilinizi geliştirmek için bu arka plan onemli bir çıkış noktasına donuştu mu?
Elbette akıma giren arkadaşlarım vardı. Ama 1960'larda Çek Yeni Dalgası filmlerinden uzak durdum. Benim en yakın dostum Karel Vachek idi. Onun yaratıcı belgeselleri ve Forman ile Passer'in ilk filmleri ("Kara Peter/1964", "Intimate Lighting/1965") en çok kendimi yakın hissettiğim filmler olmuştur. Trnka'nın animasyonlarıyla da mesafeliydim her zaman. Ama onun studyosunda film urettiğimi inkar edemem. Yeni dalga, alışılmış olana karşı devreye giren sivil bir hareketlenmeydi. Çek animasyonları da Trnka'nın taklitçileri gibi hareket ediyorlardı. Ben olup bitenleri tekrar etmek istemedim. Elbette universitenin film bolumunden girmedim piyasaya. Aksine tiyatro ve guzel sanatlar okumuştum. Benim 'sinema piyasası'nda ilk çalışmam, bazı programların yonetmenliğini yaptığım Laterna Magika'da gerçekleşti. 1970'lerde ise surrealist bir grupla arkadaşlık kurduk. Boylece Yeni Dalga'dan uzak durdum. Bundan sonra da Sovyet işgalinin son bulmasıyla Çek Yeni Dalgası sona erdi.
Ç ek Yeni Dalgası'nda gerçekustucu yonetmenler var elbette. Ama uluslararası sinemaya bakınca Luis Bunuel, Salvador Dali ve Jean Cocteau bu alanda en eski yonetmenler. Aynı zamanda Alejandro Jodorowsky, Wojciech Has, Andrzej Zulawski, Federico Fellini, Guy Maddin (sizle neredeyse aynı yıllarda uzun uretimine başladı) iz bıraktı. Daha populer kanattan David Lynch, Terry Gilliam, Guillermo Del Toro, Wes Anderson, Jean-Pierre Jeunet, Michel Gondry de sayılabilir. Kil animasyonunda ise Peter Lord-Nick Park, Wes Anderson ve Tim Burton'ın ozgun işleri var. Bunlar arasında kendinizi nereye yerleştiriyorsunuz? Sizi etkileyen bir gerçekustucu yonetmen var mı?
Breton'un dediği gibi gerçekustuculuk bir sanat değil, ne de bir sanat okulu ya da estetik olarak anılabilir. Aksine hayata ve dunyaya karşı alınmış bir tavırdır. Gerçekustucu estetik, Dali taklitçilerinin duştuğu bir yanılsama. Ama adını andığınız bazı yonetmenlerde, 'gerçek surrealizm'den ziyade bu estetik devreye giriyor. Aslında gerçekustucu bir film, gerçekustucu bir resim veya gerçekustucu bir şiir yoktur. Sadece filmde, resimde ve şiirde gerçekustuculukten bahsedilebilir. Bunuel'in filmlerinde elbette surrealizm bulabiliriz. Bu akımın Paris'teki ilk grubunun uyesiydi, Dali ile filmler çekti. David Lynch, Alejandro Jodorowsky ve Terry Gilliam da elbette anılası isimler. Ki
Gilliam, kendini bu akımla bağlantılı gormuyor bildiğim kadarıyla. Bohemia'da Karel Vachek gerçekustuculuğe yakındı ve David Jarab da. Beni etkileyen yonetmenler arasında Melies, Bowers, Bunuel, Fellini başı çekiyor. Guncel isimlerden David Lynch'i de bunların arasına ekleyebilirim.

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.