Özet (TL;DR) @ 2018-10-21 08:20:27.335598: 1928 doğumlu Ara Güler, 20’nci yüzyılın en büyük İstanbul fotoğrafçısıdır. Ben, Ara Güler ilk İstanbul fotoğraflarını çekmeye başladıktan üç yıl sonra, 1952’de doğduğum için rahatlıkla “Ara Güler’in…
Ara Guler'in adını ilk 1960 'larda, 'Hayat' dergisinde çıkan fotoğrafları sayesinde fark ettim. Bol fotoğrafa dayanan ve doneminin en çok okunan yayınlarından biri olan bu haftal ık haber ve magazin dergisinin yonetmeni, Turkan Teyzemin kocası şair Şevket Rado olduğu için de adını duyuyordum.
1970'lerde gazete ve dergiler, donemin havasıyla, çalışanlarla ilgili gerçekçi bir fotoğraf yayımlamak istediklerinde, en iyi şeylerin Ara Guler'den geleceğini bilirlerdi. 1970 'lerden sonra, kitapları once Turkiye dışında, sonra da Turkiye'de yayımlanmaya başladı. Ünlu yazarların, sanatçıların fotoğrafçısı olarak da tanındığı için, 1994'te İstanbul'da Ara Guler benim ilk defa fotoğrafımı çektiğinde, artık 'tanınmış yazar' olduğumu duşunmuş, sevinmiştim.
Ş ehre bağlılığını insanlar u zerinden ifade etti
Ben Ara G uler'i asıl dokuz yıl sonra, 2003 yılında, 'İstanbul' adlı kitabım için arşivinde çalışır, araştırma yaparken tanıdım. Beyoğlu'nun orta yerinde, Galatasaray'da Ermeni bir eczacı olan babasından kalma uç katlı buyuk aile evi, Ara Guler'in yıllarca atolye olarak kullandığı bina, 900 bin fotoğraflık sarsıcı bir arşive donuşmuştu. Kitabım için, herkesin bildiği unlu Ara Guler fotoğraflarını değil, anlatt ığım İstanbul huznune, çocukluğumun siyah-beyaz havasına uygun arka sokak goruntuleri arıyordum ve steril, temiz, turistik İstanbul goruntulerinden hiç hoşlanmayan Ara Guler'de bu cins fotoğraflardan tahmin ettiğimden çok daha fazla vardı.
Titizlikle koruduğu, sınıfladığı arşivinde çalışırken, Ara Guler'in gazetecili ğe ilk başladığı yıllarda, 1940'ların sonu-1950'lerin başında, 'Şehir uyanıyor', 'İstanbul'un akşamcı kahveleri' vs. gibi konularda yoksullar, işsizler, şehre yeni goç edenler arasında gazeteler için 'şehir roportajları' yaptığını gordum.
Kahvelerde ağlarını onaran balıkçılardan meyhanelerde kafa çeken işsizlere, y ıkıntı halindeki surların onunde araba lastiği yamayan çocuklardan çopçulere, hamallara, inşaat işçilerine, derici ustalarına, çocuk yaşta ağır işlere sokulan çıraklara, demiryolu işçilerine, kurek çekip İstanbulluları Haliç'in bir yakasından diğerine taşıyan sandalcılara, el arabasını iterek meyvelerine muşteri arayan satıcılara, g un ağarırken Galata Koprusu'nun açılışını bekleyenlere, gunun ilk dolmuşlarının suruculerine gosterdiği dikkat, Ara Guler'in şehre bağlılığını hep insanlar uzerinden ifade ettiğini bana bir kere daha gostermişti.
Foto ğraflarınızı guzel olduklar ı için seviyorum
"Evet, İstanbul'da guzel manzara hiç tukenmez" der gibiydi bu fotoğraflar: "Ama insanlardan sonra!" Manzara resminin uyand ırdığı duygu, Ara Guler'in fotoğraflarında manzaranın içindeki insanın verdiği duyguyla tamamlanır. Şehrin insanlarının, şehrin etkileyici, sarsıcı goruntusunun yanında çok daha kırılgan gozuktuklerini de bu fotoğraflar sayesinde keşfetmişimdir. Ama Ara G uler fotoğrafında onemli ve belirleyici olan şey, fotoğrafçının şehir manzarası ile insan arasında kurduğu duygusal koşutluktur.
" Sen benim resimlerimi çocukluğunun İstanbul'unu hatırlattığı için seviyorsun" derdi bazan bana Ara Guler tuhaf bir alınganlıkla.
" Hayır" derdim ben de hemen bu buyuk fotoğrafçıya: "Ben sizin fotoğraflarınızı guzel oldukları için seviyorum."
Ama guzellik ile hatıra birbirlerinden ayrı mıdır? Guzel olan şey, biraz da aşina olduğumuz ve hatıralarımıza benzediği için oyle değil midir? 16'ncı yuzyılda hem bugunku İran'da hem de İstanbul'da resmetmiş nakkaşlardan Velican, "Guzellik, aklın kendiliğinden bildiği şeyi, gozun dunyada yeniden keşfetmesidir" demişti.
Bir şehirde benim gibi 60 yıl -bazan 15 yıl hiç dışına çıkmadan- yaşayanlar için aklın kendiliğinden bildiği şehir guzelliği ve manzaraları bir sure sonra duygusal hayatımızın bir çeşit dizini, 'index'i olur. Bir sokak bize i şten atılma acısını hatırlatır, bir başka sokak bir koprunun gorunuşunu getirir aklımıza... Derken bir meydan bir aşk mutluluğunu, karanlık bir geçit siyasi korkularımızı, bir çınar ağacı da eski yoksul halimizi...
Ara G uler'le 17 yıl once, New York'ta da buluşup gezmiştik. 42. Cadde çevresinde benim fotoğraflarımı çekmişti ve çok sevinmiştim buna.
Birlikte y ururken hik ayelerini dinlerdim
Ara Guler'in 900 bin fotoğraflık arşivinde, İstanbul fotoğrafları arasında çalışırken bana guzel gelen derin şeyin ne olduğunu çok sormuşumdur kendime. Bana guzel gozuken İstanbul manzarasının acaba başkasına da oyle gozukup gozukmeyeceğini duşunurum en çok. Karar vermek zordur. Ç unku 65 y ıldır yaşadığım şehrin hem unutulmuş hem de hala yaşayan ayrıntılarını, sokaklardaki arabaları ve satıcıları, trafik polislerini ve kapı tokmaklarını, eski otobus duraklarını, dilencileri, hamalları, sisli kopruleri geçen başortulu kadınları, ağaçların golgelerini ve insanların yuzlerini, çalışan işçileri ve uzeri yazılı duvarları seyretmek baş dondurucudur. ****
Ara Guler, bir sure sonra beni bu sınırsız arşivde hoşgoruyle yalnız bırakırdı. Saatler sonra, baktığım fotoğraflardan sarhoş olarak Ara ile yeniden buluştuğumuzda, ona 1950-2000 arası İstanbul'un bir çeşit gorsel hafızası olan bu buyuk, inanılmaz arşivin mutlaka muze olması gerektiğini hep soylerdim. Ara Guler gibi buyuk sanatçılar, fotoğrafçılar muzelerde, kitaplarda yaşamaya devam ederler.
Ben son 20 y ılda onunla İstanbul'da çok arkadaşlık ettim ve arşivinde çalışıp duşuncelerini dinledim. Bir keresinde, 17 yıl once, New York'ta da buluşup gezmiştik. 42. Cadde çevresinde benim fotoğraflarımı çekmişti ve çok sevinmiştim buna. Bana Time dergisini temsil ettiği yılları, o zamanlar New York'ta gittiği yerleri de gostermişti.
Siyasi durumdan şikayetçiydi
Ama son yıllarda rahat yuruyemiyordu ve İstanbul'da yalnızca arabayla Boğaz'a akşam yemeklerine gidiyorduk. Siyasi durumdan ozellikle son yıllardaki gelişmelerden hiç hoşlanmadığını ve surekli soylenip şikayet ettiğini hatırlatmak isterim. 1940 'larda babasının Varlık vergisinden, çalışma kampları ve angaryadan kaçmak için Galatasaray'daki evinden çıkıp başka bir evde saklandığını, aylarca hiç sokağa çıkmadığını anlatmıştı. Boyle boyle beklenmedik anlarda hikayeler aklına geliverir, bana ve yakınlarına anlatırdı ama herkese de soylemezdi bunları... İstanbul'da birlikte yururken Ara'nın hatıralarını ve anlattığı eski hikayeleri dinlemeyi de çok severdim.
Tabii asıl İstanbul'da fotoğraf çektiği yerlere gitmekten hoşlanırdım. İstanbul'un pek çok koşesinden manzarayı ezberlemişti ve gunun hangi zamanında o manzaranın nasıl bir etki yapacağını bilirdi. Ara'nın aşkla ve profesyonelce manzaralarını ezberlediği İstanbul değişti; artık o eski balıkçılar da yok ama bugun şehri o fotoğraflara bakıp anlıyor hatta derinden hissedebiliyoruz. Ara G uler'in İstanbul fotoğrafları, bana İstanbul'un hem ne çok değiştiğini hem de ne kadar aynı kaldığını da hatırlatır.
Ara G uler'in bol bol fotoğrafladığı balıkçıları ele alalım: Evet, denizin uzerindeki eski balıkçı rıhtımları, balıkçı mahalleleri, sandalları, çocukluğumdaki gibi ağlarını denize atan balıkçılar eskisi kadar hayatımızın içinde değiller artık. Yeni buyuk tekneler, balıkçılığın bir buyuk sermaye işine donuşmesi, denizin kirlenmesi ve İstanbul'un butun sahillerini birer kalın kaba çizgi gibi kuşatan yeni buyuk beton yollar, balıkçıyla denizin, İstanbulluyla da balıkçıların sıradan, rahat, gunluk hayat ilişkisini zedeledi. Boğaz kahvelerinde otururken ağlarını rıhtıma (kaldırıma) yayan balıkçıları seyretmiyoruz artık.
Ama k ışları, sonbaharları Boğaz'a gene balık akınları oluyor ve gene, tıpkı Ara Guler'in fotoğraflarındaki gibi, bir anda Boğaz'ın girişi ya da Haliç'in başlangıcı yuzlerce, binlerce sandalla kaplanıyor. O zaman surekli şekil değiştiren bir bulut gibi denize yayılan balıkçı sandallarının tıpkı Ara Guler'in fotoğraflarında, yani çocukluğumda olduğu gibi aynı kaldığını duşunurum ama İstanbul o kadar değişti ki bu doğru değildir... Bir başka endişem de binlerce balıkçı sandalını Boğaz'ın, Haliç'in girişinde gormenin bende bıraktığı duygunun ne olduğunu anlamaktır.
Modernli ğin yanı başında saflığı gormek
Bu duyguyu 'İstanbul' adlı kitabımda ele aldığım huzun duygusundan ayırarak anlatmaya çalışayım: Modernliğin hemen yanı başında saflığı ve doğallığı gormenin duygusunu verir bize Ara Guler fotoğrafları. Bu foto ğraflarda İstanbul huznunden, siyah-beyaz kederden elbette çok şey vardır. Bu yuzden 'İstanbul' adlı kitabımda, şehrin bende uyandırdığı huznu anlatırken, onun pek çok fotoğrafından yararlandım. Ama balıkçı sandallarının Boğaz'ın, Haliç'in girişine sihirli bir mantıkla dağıldığını gormek, huzunden başka bir duygu da verir bize: Apartmanların, kamyonların, eski fabrikaların, buyuk camilerin, depo binalarının ve bacalarının, minarelerin, yani tarihin ve modernliğin anıtları ve yıkıntıları arasında, do ğanın çocuksuluğunu gormenin heyecanını da hissederiz.
Ara Guler'in fotoğrafları denizi, Boğaz'ı gorerek yaşamanın mutluluğunu bilen İstanbullulara diğer buyuk bir zevki de hatırlatır: Boğaz gemilerini seyretmek! İ stanbul'un bana verdiği temel duyguları çok iyi ortaya çıkardığı için mi Ara Guler'in şehir fotoğraflarını o kadar seviyorum, yoksa zaten İstanbul'a nasıl bakılacağını, onda gorulecek temel şeyin ne olduğunu biraz da bu fotoğraflardan oğrendiğim için mi Ara Guler İstanbul'una bakmak beni mutlu ediyor, çoğu zaman anlayamam.
Son yıllarda karşılaştıkça butun bu duyguları bazan kendisine anlatmaya çalışırdım. Laf uzayınca sıkıldığını gorur, ondan izin alır ve cebimden çıkardığım makineyle Ara Guler'in bir fotoğrafını daha çekerdim.
_Ü nlu yazarların, sanatçıların fotoğrafçısı olarak da tanındığı için, 1994'te İstanbul'da Ara Guler benim ilk defa fotoğrafımı çektiğinde, artık 'tanınmış yazar' olduğumu duşunmuş, sevinmiştim.
_ Foto ğraf: Sebati KARAKURT
HASAN B ÜLENT KAHRAMAN YAZDI
Bu d unyadan geçmedi Ara Guler, sonsuza dek bu dunyada kalacak
Ara Guler diğer insanların saplandığı kuçuk hesapları butunuyle aşmış, sadece işi ve onun gucuyle yaşayan bir buyuk, erişilmez sanatçıydı. Yapıtlarında yer alan lirizmin ve eşi menendi olmayan şiirin başka bir açıklaması olamaz.
Ara G uler'in unutulmaz Haliç karelerinden biri... Hasan Bulent Kahraman da onunla Haliç'i bir kere daha buluşturan bir anısını anlatıyor: "Kadir Has Üniversitesi'ndeki odam, Haliç'e bakıyordu. Girdi. Pencereye yoneldi. Manzaraya baktı. Goruntuyle hesaplaşıyordu. Gozlerini kıstı, açtı. 'Golge yok' dedim. 'Vardır saatleri, çaktırmaz' dedi."
Ankara'nın çok karlı bir gunuydu. Bata çıka Kızılay'a indim. Şimdi Gima'nın (Gokdelen'in) yanındaki işhanının yerinde Amerikan Haberler Merkezi yer alırdı. Orada bir sergi g ordum: 'Ara Guler'in Yaratıcı Amerikalıları'. Sergi beni çarptı. Ara Guler, donemin onde gelen 'yaratıcı' Amerikalılarının fotoğraflarını çekmişti. Dustin Hoffman 'dan Merce Cunningham'a, Elia Kazan'dan Tennessee Williams'a, iktisatçı P. A. Samuelson'a kadar, kendi alanında one çıkmış, benim için efsane olan (bugun de) herkes vardı sergide. Kapıdan çıkarken bir de katalog verdiler. Gunlerce sayfalarını karıştırdım. Diyebilirim ki, hayatımı en çok etkileyen kitaplardan biridir. Ama mesele kitap de ğil, o fotoğrafları çeken kişi, yani fotoğrafçı, yani Ara Guler'di (Taşınmalar sırasında o kitabı yitirdim. Yıllar sonra içimde bir yara gibi işlediğini fark ettim. Sahafları aradım. Buldum. Artık tanıştığımız Ara Guler'e imzalattım).
Ara G uler Vakfı'nın kuruluş toreninde, İstanbul'daki Fransa Başkonsolosluğu'nda, 12 Eylul 2012.
G oruntuyle hesaplaşıyordu
Diyeceğim, Ara G uler, o 1975 Ankara'sında hayatımı doğrudan etkileyen kişilerden biri oldu. Sonra kendisiyle dost olduk. 1992'de 'Sinan' başlıklı nefis kitabı Fransa'da yayımlanmıştı. Ben Kultur Bakanlığı'nda muşavirdim. Odamın kapısını açtı, fırtına gibi girdi. Yazılarımdan tanıyormuş. O an k ırk yıllık dosttuk. Ölene kadar da oyle kaldık.
En son 2016 Nisan ayının 12'nci gunu, kendisini o sırada NTV'ye yaptığım 'Bildiğiniz Gibi Değil' programına davet ettim. Diyaliz goruyordu. Tedavi sonrası geldi. Zor yuruyordu. Kafası saat gibi işliyordu. Programı çektik (Yıllar once de 'Fildişi Kule' isimli bir televizyon programı yaparken Şakir Eczacıbaşı'yla birlikte çekmiştim). Gene nefis şeyler soyledi. Çıktık yemeğe gittik. Beni en çok etkileyen şu oldu:
O sırada çalıştığım Kadir Has Üniversitesi'ndeki odam, Haliç'e bakıyordu. Girdi. Pencereye yoneldi. D ışarıda çıldırtıcı bir akşamustu vardı. Deniz pırıl pırıldı. Manzaraya baktı. Elini alnından geriye doğru geçirdi. Hani insan zorlu bir iş yapar, terler de alnını kurular ya, oyle. Belli ki o bakış ve o goruntu onun için başlı başına bir işti. O anı, o bir-iki saniyeyi unutamıyorum. Goruntuyle hesaplaşıyordu. G ozlerini kıstı, açtı. "Golge yok" dedim. "Vardır saatleri, çaktırmaz" dedi. Hesaplaşması suruyordu. Belki çektiği binlerce kare gozlerinden geçiyordu. Nihayet bitirdi, içinde bulunduğu ana dondu, goruntuden uzaklaştı. Ara G uler'i o an çırılçıplak ve Ara Guler olarak gormuştum.
Ç ağını çok aşan bir fotoğrafçı
Say ısız yazı yazdım hakkında. Her defasında Ara Guler'in değerini bilmediğimizi soyledim. Hem de bırakın onun milyonlarca kare goruntuyle tum evreni kucaklayan birikimini, sadece İstanbul bağlamında bile onu kavrayamadığımız konusunda ısrarlıyım. Nedeni şudur ve basittir: Paris diye bir şehir vardır. Ama muhayyilemizde canlı, zinde, dipdiri duran Paris o fiziksel Paris değildir. Paris'in imgesidir. O imgeyi Brassai, Doisneau gibi fotoğrafçıların kareleri zihinlerimize kazımıştır. İ stanbul aynı şeyi Guler'in (ve Selahattin Giz'in) goruntuleriyle yapabilirdi. Yapamadı. Elindeki bu fırsatı kullanamadı.
"Neden boyle" sorusunun cevabı benim için kolaydır. Biz Ara Guler'in onemini ve ondan ote buyukluğunu kabul ediyoruz. Ama o buyukluğu, hacmi, derinliği kendi olçuleri içinde anlamamız, kavramamız olanaksızdır. Bu hem k ulturel olarak boyledir hem de bilmediğimiz Ara Guler, bildiğimizden çok daha buyuk ve geniştir. Kulturel olarak boyledir çunku Guler zamanını, çağını çok aşan bir fotoğrafçıdır.
Duşunun ki, Afrodisias gibi bir buyuk antik kenti bulmuş insandır diyebiliriz. Yeryuzunun en onemli yaratıcılarını goruntuleyen insandır. Ve Ara Guler içinde yaşadığı anı herkesten farklı bir şekilde kavrayan, temellendiren insandır. Onu bu nitelikleri i çinde ancak zamanla, parça parça aydınlatacağız. Eğer bugune kadar çok daha fazla kitabı yayımlanmış olsaydı, bu aysbergin daha genişçe bir kısmını gorebilecektik.
En çok şey soyleyen kareyi yakalıyordu
Nedir Ara G uler'i bu derecede guçlu kılan? Önce kuramsal bir kuçuk açıklama yapayım. Sonra sozu onun çok iyi bilinen iddiasına getirerek soruyu bir de oyle cevaplayayım...
Fransız gostergebilimci Roland Barthes, annesinin olumunden sonra kaleme aldığı 'Camera Lucida' isimli yapıtında bir fotoğrafın, benim nesnel ve oznel diye tanımladığım iki boyutu olduğunu soyler; 'studium' ve 'punctum' diye adlandırır o boyutları. 'Studium' bir fotoğrafın nesnel yanıdır. Bakarız, o goruntunun hangi olaya, nereye, hangi tarihe ait olduğunu anlarız. 'Punctum' ise fotoğrafın bizi bağlayan, bizi yakalayan, bize saplanan yanıdır. Bir goruntude beni şu detay etkiler, bir başkasını başka bir detay. Ben beni etkileyen ayrıntıyı gorurum, başkası da onu etkileyeni. Bizi foto ğraflara bu kuçuk ayrıntılar bağlar. Ara G uler elbette zamanı goruntuluyordu (Çunku her fotoğraf olumle ilgilidir. Zaman geçmekte, olmektedir. Fotoğrafçı olumun elinden bir kare kurtarır). Elbette olayları ve halleri saptıyordu. Onu en ust duzeyde yapıyordu. Portrelerden nesnelere, peyzajlara kadar... Ama fotoğrafçılık içgudusu, sezgisi, duyarlılığıyla o goruntuyu o kadar çok ayrıntıyla doldurmayı oylesine başarıyordu ki, o goruntu farklı ve herkesi bir yanıyla yakalayan sayısız ayrıntısıyla hepimizi teker teker kendisine bağlıyordu.
Kumkap ı balıkçı barınakları, 1952.
Tesad ufle değil, bilinçle çalışıyordu
Şuraya geleceğim: Ara G uler fotoğrafın sanat olması gerekmediğini, tarihi bir olay olduğunu, kendisinin de muhabir kaldığını belirtiyordu.
Peki, kabul edelim. Fiil olarak oyle. Gerçek de biraz oyle. Ara Guler hiçbir zaman bir fotoğraf sanatçısının yaptığını yapmadı; sanat uretiminin temeli olan bilinçli soyutlamayı 'sanat adına/için' gerçekleştirmedi. Geçerken gordu, çekti. Bu, onun sanatçı olmadığı anlamına gelmezdi. Çunku portrelerinde de peyzajlarında da tesadufle değil, bilinçle çalışıyordu. Yani her şeye rağmen kuruyor, kurguluyordu.
İkincisi, az once belirttiğim husus: Ancak çok buyuk, evrensel sanatçılarda gorulen bir duyarlılık, sezgi ve kavrama yetisiyle en çarpıcı, vurucu ve en zengin, en çok şey soyleyen kareyi yakalıyordu.
Ara Guler diğer insanların saplandığı kuçuk hesapları butunuyle aşmış, sadece işi ve onun gucuyle yaşayan bir buyuk, erişilmez sanatçıydı. Yapıtlarında yer alan lirizmin ve eşi menendi olmayan şiirin başka bir açıklaması olamaz. Ancak yalvaçsı bir gonle sahip olan birisi, fotoğraflarından dışa vuran o coşkuyu ve dinginliği yakalayabilirdi.
Bu dunyadan geçmedi Ara Guler, sonsuza dek bu dunyada kalacak... m

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.