Özet (TL;DR) @ 2018-10-18T23:55:00.000Z: Ceng Sagnic’a göre, Türkiye Kaşıkçı olayıyla Riyad’a değil ABD’ye karşı etik üstünlük elde etti. Ankara’nın Körfez’de denge değiştirebilecek gücü olmadığını belirten Sagnic, bu yüzden eldeki verilerin…



Ceng Sagnic'a gore, Turkiye Kaşıkçı olayıyla Riyad'a değil ABD'ye karşı etik ustunluk elde etti. Ankara'nın Korfez'de denge değiştirebilecek gucu olmadığını belirten Sagnic, bu yuzden eldeki verilerin hızla harcanmayıp ABD ile pazarlığa dokulduğunu soyledi.

Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosluğu'na girdikten sonra haber alınamayan ve oldurulduğunden şuphelenilen Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın durumu gizemini korurken, olayın etrafında şekillenen uluslararası resim de tartışılıyor. ABD Başkanı Donald Trump, Kaşıkçı'nın durumuyla ilgili okların yoneldiği Suudi veliahtı Muhammed bin Salman'a bedel odetmesi baskısı altında. Turkiye'nin pozisyonu ve Suudi Arabistan ve ABD karşısında elde ettiği kozlara dikkat çekenler eksik değil. Korfez'in kuçuk ulkeleri, Mısır ve İsrail ittifak ettkleri Suudi Arabistan'a yakın duruyor. Riyad'a olası baskılar, Trump yonetiminin İran'a karşı hamleleri, enerji yaptırımları, petrol fiyatlarını yakından ilgilendirirken, Suudi veliaht prensinin cezalandırılması ne kadar mumkun?

Son gelişmeleri ve tarafların pozisyonlarını Moşe Dayan Merkezi'nden Ortadoğu Araştırmacısı Ceng Sagnic ile konuştuk.

' İSRAİL İLE TRUMP YÖNETİMİNİN BAKIŞI ARASINDA FARK YOK'

Sagnic, İsrail ile Trump yonetiminin Kaşıkçı olayına aynı yerden baktığını belirtti. Sagnic, Bahreyn, Ürdun ve Mısır gibi ulkelerden konuyla ilgili benzer açıklamalar geldiğini, bunun da bolgesel kutuplaşmanın işareti olduğunu anımsattı. Kaşıkçı olayına muhalif bir gazetecinin infazı olarak bakılmaması gerektiğini soyleyen Sagnic, Kaşıkçı'nın enerji sektorunde olan ailesinin el Suud ailesiyle yaşadığı guç mucadelesine de dikkat çekti:

"İsrail'in bakışı ile Amerika yonetiminin bakışı arasında çok bir fark yok. O da şuradan geliyor. Suudi Arabistan'a karşı girişilen bu kampanya haklı ya da haksız bu cenah için bir şekilde onumuzdeki ay artık enerji sektorune de vurması beklenen İran yaptırımlarına karşı ABD siyasetinin giriştiği bir proje olarak da okunabiliyor. Ya da şoyle denebilir. Suudi Arabistan'a karşı girişilen bu kampanyaların, yine haklı ya da haksız vurgulaması yapmadan soyluyorum, sonuçları arasında yine İran'ın yakın zamanda karşılaşacağı yaptırımlarda Suudi Arabistan'ın anahtar rolunu yadsıyacak bir netice alınabilir mi gibi bir endişe sadece İsrail'de değil Trump yonetiminde de mevcut. Aynı şekilde Bahreyn, Ürdun, Mısır hatta Kuveyt Arap Emirlikleri, hepsinden benzer açıklamalar geldi. Bu açıklamalar aynı zamanda bolgesel kutuplaşmanın da bir işareti. Bence çok bariz bir şekilde bolgedeki kutuplaşmayı da işaret ediyorlar. İsrail, Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin Mısır ile beraber Kızıl Deniz'de ortak çıkarları var. Mısır ile beraber boyle bir kamplaşmanın içinde olduğunu bugune kadarki en bariz işareti yine bu olaydı. Bu işin içerisinde bir komplo var mı yok mu'yu anlamak için çok erken. Kaşıkçı ile ilgili iddiaları dile getiren uluslararası basın kurumlarının çok inandırıcı basın kurumları olmaları ve aynı şekilde Trump yonetiminin de bu işi çok ciddiyetle soruşturmaya başlamış olması İsrail dahil bolgedeki Suudi Arabistan kampında olan tum ulkeleri bu konudaki ayrıntılarla ilgili yorum yapmaktan kaçındırtan bir şey. 'Suudi Arabistan hukumeti boyle bir şeyi yapmamıştır. Bir yabancı devletteki konsolosluğunda kendi muhalif gazetecisini oldurmemiştir' gibi bir iddia ile ortaya çıkmak istemiyorlar. Suudi Arabistan'ın kendi iç siyaseti ile ilgili bir durum var. Cemal Kaşıkçı sadece bir gazeteci olarak gorulmuyor. Aynı zamanda Suudi Arabistan veliaht prensi ile ve el Suud ailesiyle de sorunları olan ve gazeteciliğinden gelmeyen, muhalifliğinden gelmeyen sorunları olan bir kişi olarak gorulduğu için de konunun bir gazetecinin oldurulmesi uzerinden tartışılması ve bunun boyle devam ediyor olması diğer tarafları da sessizleştiren bir durum. Kaşıkçı ailesinin enerji sektoruyle ilgili el Suud ailesiyle sorunlarının olduğu malum. Bu sorunlarla beraber devam eden bir guç mucadelesinde oldurulmuş olması ihtimali de çok ortada. Sadece bir muhalif gazeteci olmasıyla ilgili değil bu."

' SUUDİ ARABİSTAN'DA MUHALEFETİN GÜÇLENDİĞİNE DAİR BİR İŞARET YOK'

Sagnic, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın tahttan indirilmeyeceğini, Kaşıkçı meselesinin Suudi Arabistan'da dengeleri değiştirmeye yetecek bir olay olmadığı goruşunde. Sagnic, Kaşıkçı olayıyla muhalif kesimi guçlenmesinin beklenmiş olabileceğini ancak bunun gerçekleşmiş gibi gorunmediğine de işaret etti:

"Bu ulkede mutlak monarşi var. Bir muhalifin oldurulmuş olması ya da çok ciddi insan ihlallerine dahi bulaşmış olması veliaht prensi yani o ulkenin en yetkin yonetici erkinin gorevden alabilecek bir durum oluşturması pek mumkun değil. Muhammed Bin Selman'ın tahttan inmesi için 3 tane senaryonun birlikte ya da uçunden birinin vuku bulması gerekir. Birincisi Cemal Kaşıkçı'nın oldurulmesi. Kaşıkçı'nın oldurulmesiyle beraber gelişen uluslararası baskının Suudi Arabistan'daki muhalif cenahı guçlendirmesi gerekir. Ve yeni bir darbeyle Selman'ın indirilmesi gerekir. Ortada boyle bir işaret yok. Aksine gelen haberler Suudi Arabistan'daki muhaliflerin hatta muhalif olma ihtimali olan veya bu tur fikirleri en azından aklından geçiren kişilerin dahi bu olaydan sonra feci bir korkuya kapıldıkları. Kısacası Suudi Arabistan'daki Muhammed Bin Selman'a karşı olan hem hanedan içi hem hanedan dışı muhalefetin guçlendiğine dair bir işaret yok. İkinci ihtimal Kral Selman'ın oğlunu gorevden alması olabilir. Bununla ilgili de bir işaret yok. Trump'ın Bin Selman yerine Kral Selman ile goruşmuş olması bir işaret. Aslında burada Muhammed Bin Selman'ın işaret edildiği ve ABD tarafından suçlandığına bir işaret. Kral Selman'ın boylesi bir adımı atacak sağlık durumu var mı varsa kendisini de bu kadar guçsuzleştirecek bir adım atmayı ister mi o da henuz aşikar değil. Üçuncu ihtimal Suudi Arabistan'ın ABD ile anlaşarak anlaşmalı bir şekilde gorevi Muhammed Bin Selman'ın teslim etmesi. Durumla ilgili yerine kimin geleceği ile ilgili ayrıntılar onemli. Muhammed Bin Selman'ın Amerika'daki kardeşi Halid bin Selman var, abisiyle arası iyi olan bir hanedan uyesi değil."

' BASINDA MUHAMMED BİN SELMAN'A KARŞI ÇOK CİDDİ BİR BASKI VAR'

ABD yonetiminin Ryad'a bir yolunu bulup olaydan sıyrılınmasını salık verdiğini duşunen Sagnic, mutlak monarşiyle yonetilen Suudi Arabistan'da yonetim değişikliğinin kolay olmayacağını da vurguladı:

"ABD'nin 'Bu işte bir yolunu bulun, kimi feda edecekseniz edin ve bu işten kendinizi kurtarın. Sakın da benden bir şey beklemeyin' gibi bir açık mesajı verdiği çok aşikar. Pompeo'nun bu mesajı ilettiğine iknayım. Suudi Arabistan bir mutlak monarşi. Mutlak monarşilerdeki yonetim merciinin değişmesi bizim duşunduğumuz gibi muhalefete prim ya da iktidarın guçlenmesiyle ilgili bir durum değil. Çok başka dengeler değişiyor ve Suudi Arabistan'da bu dengeler şu an çok guçlu. Hepsi Muhammed Bin Selman'da. Hal boyle olunca ortaya çıkan tek işaret veya tek resim ancak Selman'ın veya Kral Selman'ın ABD ve muttefikleriyle anlaşarak geçici bir değişime gitmesi olabilir. Ama baskının bu boyuta varıp varmayacağını da bilmiyoruz. Şu an her şey çok sıcak. O yuzden toplantıların iptal edildiği doğru. Basında Muhammed Bin Selman'a karşı çok ciddi bir baskı var. Fakat açıklamalarını yaptıktan sonra iddia edildiği gibi bazı 'haydut' unsurların gorev tanımlarının dışına çıkarak bunu yaptıklarını soyledikten sonra baskı bu şekilde devam erecek mi bu biraz da Beyaz Saray'ın takınacağı tavra bağlı."

' TÜRKİYE, ABD'YE KARŞI ÇOK CİDDİ BİR KOZ ELDE ETTİ'

Sagnic'a gore Turkiye ise asıl Brunson olayında değil, Kaşıkçı vakası sayesinde ABD'ye karşı koz elde etti. Olayın Turkiye'de olmasının onemine değinen Sagnic, Turkiye'nin elde ettiği kozların Korfez ve Suudi Arabistan'da dengeleri değiştirmeye yetmeyeceğini belirtirken, elindeki kozları yavaş yavaş kullandığına vurgu yaptı. Sagnic'a gore Ankara pazarlıklarını Suudiler değl ABD ile yapacak:

"Turkiye'nin kesinlikle Suudi Arabistan'a karşı bir koz elde ettiğini duşunmuyorum. Fakat doğru olan şey şu: Turkiye, ABD'ye karşı çok ciddi bir koz elde etti. Etik bir ustunluk elde etti. Bu etik ustunluğu kullanacak. Bir 'muhalif gazetecinin' diplomatik bir kurumda çok konvansiyonel yontemler dışı oldurulmuş olması ortaya çıkaran kilit ulke ve tum ayrıntılara sahip ulke olarak etik bir ustunluk elde etti. Bu ustunluğu ABD'ye karşı kullanacak. Fakat Suudi Arabistan'a karşı benzer bir ustunluk elde etmesi başka bir konu. Yine Suudi Arabistan'ın monarşi olmasıyla ilgili bir şey. Suudi Arabistan'ı uzerinde kurulacak baskının iç siyasete etki edebilmesi için başka dengelerin değişmesi gerekiyor. Turkiye'nin şu an elde ettiği kozlar hiçbir suretle ne Korfez'deki ne de Suudi Arabistan'ın kendi içerisindeki hiçbir dengeyi değiştirmeye yetmiyor. Turkiye'nin Suudi Arabistan Başkonsolosluğu'nu dinlemiş olmasının ortaya çıkacak, çunku eldeki veriler konsolosluğunun dinlendiğini gosteriyor. Bunun ortaya resmi olarak çıkmasından Turkiye çekindiği için resmi bir açıklamadan kaçındığını duşunuyorum. Bunun dışında elindeki kozları çok hızlı şekilde harcamak istemediğini de duşunuyorum. Boylece konunun yabancı basında tartışılmasının devam etmesini istediği için de elindeki delilleri ortaya çıkarmadığını duşunuyorum. Aynı şekilde Turkiye bu sorunu kullanarak ABD'ye karşı kendi kozlarını guçlendirmeye çalışıyor. O yuzden yapacağı her resmi açıklamayı da ABD ile bir pazarlık sonucunda yapacağını duşunuyorum. Bu pazarlığın hiçbir suretle Riyad ile yapıldığını duşunmuyorum."

' TÜRKİYE'NİN KASIM'DAKİ İRAN YAPTIRIMLARINDA ELİNİN BİRAZ DAHA RAHATLAYACAK'

Sagnic, Kaşıkçı krizinin Turkiye'nin ABD'nin İran'a karşı kasımda devreye sokacağı yaptırımlar açısından da bir sureliğine işine yarayacak. Ancak devam eden sureçte ABD ile sorun yaşanacağını savunan Sagnic'a gore Ankara bu vakada Avrupa'nın İran yanlısı reflekslerine bakarak ABD'den aynı muameleyi goreceği konusunda yanlış okuma yapıyor:

"Kasım ayındaki enerji sektoru yaptırımları başladıktan sonra Turkiye'nin bu yaptırımlara uymadığını ve uymayacağını ilan etmesiyle beraber oluşacak algının biraz olsun Suudi Arabistan sorunuyla paylaşılacağı ve Turkiye'nin bu konuda elinin biraz daha rahatlayacağını duşunuyorum. Bu sorun devam ettiği surece ABD'ye karşı elinin rahatlayacağını duşunuyorum. Bu pazarlıklar da bu kadar el açıcı olmayabilir Turkiye için. Yani Suudi Arabistan uzerinde yarattığı baskı ve Cemal Kaşıkçı olayındaki kilit rolu Turkiye'yi ABD ile çok açık bir şekilde deklare ettiği İran'dan sıfır doğalgaz ve petrol alımı politikasını geri çevirecek ya da bunun içinde delikler açabilecek kadar butunu olmaması muhtemel. Fakat ABD yonetimi iki hafta once yeni bir açıklama yaparak İran'dan enerjiyi ithal etmeye mecbur olan bazı devletlere bazı geçici ozel durumlar yaratılacağı bir sure daha enerji ithaline izin verileceği gibi bir açılama yaptı John Bolton. Bunun uzerinden Turkiye'nin bir pazarlık yapması mumkun olabilir. Yani İran'a olan enerji bağımlılığını sıfıra indirebilecek doneme kadar İran'dan enerji ithal etmeyi talep edecek bir pozisyonu olabilir. Ama bunu tamamen değiştirebilecek bir pozisyon ortada yok. Aksine Turkiye'nin Brunson olayından dolayı ABD yatırımlarına maruz kalmış olması amiyane tabirle yaptırımların da kapısını açmış oldu. Artık Turkiye'ye yapılacak yeni yaptırımlara kapısı açık. Çok tehlikeli bir biçimde İran ile olan enerji ticareti devam ederse Turkiye'nin Benzer yaptırımlarla karşı karşıya gelmesi muhtemel. Ben bazı ayrıntıların yanlış okunduğunu duşunuyorum. Geçenlerde Avrupa'da bir girişim yapıldı ve yeni bir şirket kurularak Avrupalı ulkeleri İran ile ticaretlerini devam ettirmesi gibi bir amaç olduğu soylendi. Bu aslında Avrupa'nın kendini koruma refleksiydi. Ben Turkiye'nin bu refleksleri yanlış okuduğunu duşunuyorum. Afrika'nın kendini koruma reflekslerini Avrupa'nın İran yanlısı refleksleri gibi gorduğunu ve aynı minvalde hareket ederse Avrupa ile aynı muameleyi goreceğini duşunduğunu hissediyorum. Bu bence çok yanlış bir okuma olur."

' RUSYA, ABD'NİN KAYBETTİĞİ ALANLARI DOLDURUYOR'

Sagnic, Rusya'nın Kaşıkçı kriziyle ilgili temkinli tutumuna dikkat çekerken, Moskova'nın uzun suredir ABD'nin kaybettiği alanlarda etkinlik sağlamaya odaklandığını anımsattı. Turkiye ile ABD arasında Kasım yaptırımlarından yeni bir krizin doğabileceğini anımsatan Sagnic'a gore Rusya'nın atacağı adımlar, ABD'den doğacak boşlukları doldurmak olacak:

"2012'den beri Rusya'nın çok bariz bir politikası var ve çok hızlı işleyen bir politika bu. O da ABD'nin bolgede kaybettiği alanları doldurmak ve bunun dışında kendi geleneksel alanlarını duşunup çıkmamak. Bu şu demek: Rusya'nın zaten İran ve Esad rejimi ile ilişkileri vardı. Bu alanların dışına çıkmadı. Fakat ABD'nin kendi ilişkilerinin bozulduğu veya etkisinin azaldığı her yerde Rusya etkisini artırdı. Burada fazla yatırım yapmadan bu etkiyi artırmış oldu. Eğer Turkiye'nin İran ile yaptığı enerji ticareti yaptırımlardan sonra durmazsa ve bu Turkiye'yi ABD arasında ciddi bir diplomatik krize tekrar yol açarsa burada Rusya'nın atacağı adımlar ABD'den doğacak boşlukları doldurmak olacaktır. Bu boşluklar da ekseriyetle askeri olacaklar ve Kuzey Suriye'ye fokuslanmış olacak bu politika."