Özet (TL;DR) @ 2018-10-18T01:52:05.000Z: Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın Washington Post için kaleme aldığı "Arap dünyasının en çok ihtiyacı olan şey ifade özgürlüğü" başlıklı son makalesi yayımlandı.



Amerikan Washington Post gazetesi 2 Ekim 'den bu yana haber alınamayan Suudi gazeteci Cemal Ka şıkçı'nın kaleme aldığı son yazısına yer verdi.Makalesinde Kaşıkçı, "Freedom House" adlı duşunce kuruluşunun "2018 Dunyada Özgurluk Raporu"nu incelediğini ve burada "ozgur" olarak sınıflandıran tek Arap ulkesinin Tunus olduğunu, Ürdun, Fas ve Kuveyt'in "kısmen ozgur", diğer Arap ulkelerinin ise "ozgur olmayan" olarak sınıflandırıldığına dikkati çekti.Cemal Kaşıkçı, "Sonuç olarak, bu ulkelerde yaşayan Araplar ya bilgilendirilmiyor ya da yanlış bilgilendiriliyor. Bolgeyi ve gunluk yaşamlarını etkileyen meselelere değinemiyorlar, toplum içinde konuşamıyorlar. Devlet yonetimindeki bir anlatı, kamu aklına hukmediyor ve bazıları buna inanmazken, toplumun buyuk bir çoğunluğu bu yanlış anlatıya kurban gidiyor. Ne yazık ki bu durum değişecek gibi durmuyor." değerlendirmesinde bulundu.

ARAP BAHARI 'NDAKİ BEKLENTİLERİ ANLATTI

Kaşıkçı, Arap dunyasının 2011'de başlayan "Arap Baharı" boyunca umutla dolu olduğuna vurgu yaptı.Bu donemle ilgili gozlemlerini aktaran Kaşıkçı, "Gazeteciler, akademisyenler ve toplumun geneli kendi ulkelerinde aydınlık ve ozgur bir Arap toplumu beklentileriyle dolup taşıyordu. Hukumetlerinin hegemonyasından ve bunların bilgiye surekli dahil olma ve sansurleme eylemlerinden azat olmayı bekliyorlardı. Bu beklentiler hızlı bir şekilde paramparça oldu, bu toplumlar ya eski statukolarına geri dondu ya da eskiden daha sert koşullarla karşı karşıya kaldı." ifadelerini kullandı.Cemal Kaşıkçı, "Suudi basınındaki en unlu makalelerden birini yazan kişi" olarak tanımladığı arkadaşı Suudi gazeteci Salih el-Shehi'nin, Suudi karşıtı yorumları nedeniyle kanuni bir dayanağı olmadan 5 yıl hapis cezasına çaptırıldığını hatırlattı.Mısır hukumetinin de "al-Masry al Youm" gazetesinin yayımını ele geçirmesinin meslektaşlarından bir tepki gormediğini belirten Kaşıkçı, şoyle devam etti:"Bu tur eylemler artık uluslararası toplumdan bir ters tepki almıyor. Bunun karşılığında, bazı eylemler kınamayı tetikleyebilse de ardından yine sessizlik oluyor. Sonuç olarak Arap hukumetlerine gittikçe artan oranda basını susturma yetkisi veriliyor. Gazetecilerin, internetin bilgiyi sansur ve basılı medyayla ilgili kontrollerden kurtaracağına inandığı zamanlar vardı ama varlıkları buyuk oranda bilginin kontrol edilmesine bağlı olan bu hukumetler, agresif bir şekilde interneti engelledi. Ayrıca yerel gazetecileri tutukladılar ve reklamcıları ozel yayımların hasılatına zarar vermeye zorladılar."

"Arap Baharı ruhunu somutlaştırmaya devam eden birkaç vaha" olduğunu ifade eden Kaşıkçı, Katar hukumetinin "eski Arap duzenini" desteklemek için bilginin kontrolunu elinde tutan komşularının aksine uluslararası haberlere destek vermeye devam ettiğini vurguladı. ****

" ARAP DÜNYASI DEMİRPERDE İLE KARŞI KARŞIYA"

Kaşıkçı, basının "yarı ozgur" olarak duşunulduğu Tunus ve Kuveyt'te bile medyanın iç meselelere odaklanıp, Arap dunyasının sorunlarına değinmediğini belirterek, "Arap dunyasının saray mucevheri olan Lubnan bile basın ozgurluğune gelince kutuplaşmaya ve İran yanlısı Hizbullah'a kurban gidiyor." yazdı. "Arap dunyası, sadece dış aktorlerin empoze ettiği değil, iktidar için rekabet eden iç guçler yoluyla oluşan kendi tarzında bir Demirperde ile karşı karşıya." benzetmesinde bulunan Kaşıkçı, Soğuk Savaş boyunca, yıllar içinde onemli bir kuruluş haline gelen Radio Free Europe'un (Özgur Avrupa Radyosu), ozgurluk umudunun beslenmesi ve devam ettirilmesi için onemli bir rol oynadığı ve Arap dunyasının da benzeri birşeye ihtiyacı olduğu yorumunu yaptı.

" ARAP DÜNYASININ, ESKİ ULUSLARARASI BASININ MODERN BİR VERSİYONUNA İHTİYACI VAR"

Washington Post gazetesinin, yazılarını Arapça dilinde de yayımladığını belirten Kaşıkçı, "Bunun için minnettarım, Araplar kendi dilinde okumalı, boylece ABD ve Batı'daki demokrasinin karmaşıklığını ve farklı açılarını anlayıp tartışabilirler. Eğer bir Mısırlı, Washington'daki bir inşaat projesinin gerçek fiyatını gozler onune seren bir makale okursa, sonra benzer projelerin kendi toplumundaki çıkarımlarını daha iyi anlayabilir." goruşunu paylaştı.Kaşıkçı, makalesini şu ifadelerle sonlandırdı: "Arap dunyasının, eski uluslararası basının modern bir versiyonuna ihtiyacı var, boylece vatandaşlar kuresel etkinliklerden haberdar olabilir. Daha da onemlisi, Arapların seslerini duyurmak için bir platforma ihtiyacımız var. Yoksulluk, yanlış yonetilme ve yetersiz eğitimden muzdaribiz. Propaganda yoluyla nefret yayan milliyetçi hukumetlerin etkisinden arındırılmış bağımsız bir uluslararası forumun oluşturulmasıyla Arap dunyasındaki insanlar toplumlarının karşı karşıya kaldığı yapısal sorunlara değinebilir."

ED İTÖRÜNDEN NOT

Makalenin başında, Kaşıkçı'nın Washington Post gazetesinde yazdığı koşenin editoru Karen Attiah'ın notu da yer aldı. Kaşıkçı İstanbul'da ortadan kaybolduktan sonra, asistanı ve tercumanın soz konusu makaleyi kendisine gonderdiğini belirten Attiah, şunları kaydetti:"Gazete bu makaleyi yayımlamak için bekledi çunku Cemal'in bize geri donup bu makaleyi birlikte duzenleyebileceğimizi umut ettik. Şimdi şunu kabul etmeliyim: Bu olmayacak. Bu onun Washington Post için duzenleyeceğim son eseri olacak. Bu makale, Cemal'in Arap dunyasındaki ozgurluğe bağlılığı ve tutkusunu çok guzel bir şekilde ortaya koyuyor. Muhtemelen kendi hayatını feda ettiği bir ozgurluğe. Ona, bir yıl once gazetecilikte son yuvası olarak Washington Post'u seçtiği ve bize birlikte çalışma şansı verdiği için sonsuza kadar minnettar kalacağım."

OLAY

Suudi reformistler için onemli bir platform olan Al Watan gazetesine katkı veren ve aynı zamanda Washington Post gazetesinde yazılar yazan Cemal Kaşıkçı'dan, 2 Ekim Salı gunu resmi işlemler için Suudi Arabistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu'na gittikten sonra bir daha haber alınamamıştı.Emniyet kaynaklarınca yapılan değerlendirmede, Kaşıkçı'nın gittiği Suudi Arabistan Başkonsolosluğu'ndan bir daha çıkmadı��ı teyit edilirken, başkonsolosluk binasında aynı saatlerde, 2 uçakla İstanbul'a gelen ve aralarında yetkililerin de yer aldığı 15 Suudi vatandaşının bulunduğu, bu kişilerin daha sonra geldikleri ulkelere dondukleri belirlenmişti.