Özet (TL;DR) @ 2018-10-11T23:29:00.000Z: Türkiye'deki Suudi Arabistan konsolosluğuna girmesinin ardından kendisinden haber alınamayan Cemal Kaşıkçı olayından yola çıkan Yeni Şafak yazarı Kemal Öztürk, Mekke ve Medine'ye giden hacıların can…



Turkiye'deki Suudi Arabistan konsolosluğuna girmesinin ardından kendisinden haber alınamayan Cemal Kaşıkçı olayından yola çıkan Yeni Şafak yazarı Kemal Özturk, Mekke ve Medine'ye giden hacıların can guvenliğinin bulunmadığını, bu toprakların statusunun değişmesi gerektiğini soyledi.

İlk kez umreye gittiğinde Suudi polisi tarafından tartaklandığını anlatan Yeni Şafak yazarı Kemal Özturk, Mekke'nin de bakımsızlıktan pislik içinde olduğunu yazdı.

Suudi Arabistan Başkonsolosluğuna girdikten sonra ortadan kaybolan ve oldurulmuş olduğundan şuphelenilen Cemal Kaşıkçı olayından yola çıkan Özturk, artık kimsenin kutsal topraklarda da can guvenliğinin olmadığını ifade etti.

Özturk'un Yeni Şafak'ta yayınlanan yazısının tamamı şu şekilde:

''İlk defa umreye gitmiştim. 15 yıl onceydi. İlk giden her Musluman gibi heyecanım çok yuksekti. Mekke'yi ilk gorduğumde iki şeyin şaşkınlığını yaşamıştım:

Biri, İslam dunyasının her yanından gelen ve "ummet" dediğimiz topluluğu oluşturan dunya Muslumanlarının fakirliği ve perişan haliydi.
İkincisi ise kirlilik, duzensizlik ve kargaşa içinde kutsal şehirleri yoneten Suud devletinin, hacı adaylarına uyguladığı mezhep baskısıydı.

Bu iki şey o manevi ortamda beni rahatsız etse de, ibadete kendimi vererek unutmaya çalıştım. Lakin her yıl gittiğimde, fakirlik ve pejmurdelik içinde gorunen Muslumanların durumu değil de, Suud rejiminin Vahhabi mezhebine gore ibadet yapmam için uyguladığı baskı beni rahatsız ediyordu.

NEDEN MEKKE VE MED İNE VAHHABİ MEZHEBİNE GÖRE YÖNETİLİR?

Mekke'ye doğru el açıp dua edenlere, Kabe'nin ortusune sarılıp ağlayanlara, Peygamberimiz'in huzurunda gozyaşı dokenlere Suudlu polisler mudahale ediyor, "Haci haram" diyerek nezaketsizce fiziksel mudahalede bulunuyordu.

Sonunda Medine'de Peygamberimiz'in mescidinde, bana yapılan bu mudahalelerden birine karşı tepki verince, polisler o kutsal mescidin içinde beni tartaklayıp, tutuklamak istediler.

Peygamberimiz'in huzurunda, mescidin içinde arbede yaşanmasına neden olduğum için utanç duydum. Ama oradaki polisler hiç de utanmadan beni tartaklamaya ve goturmeye kalktılar.

Suçum, Peygamber'in huzurunda gozyaşı dokmek ve buna mudahale eden polise direnmek!

Eminim, umre ya da hacca giden herkes Suud polislerinin bu mudahaleleriyle karşılaşmıştır. Ancak ben o gun şunu not etmiştim defterime:

'Neden Vahhabi mezhebine gore burada ibadet etmek zorundayım? Neden Mekke ve Medine bu kadar pislik içinde, bu kadar duzensiz ve perişan halde? Neden butun tarihi mirasımız, hatıralarımız, tarihi eserlerimiz "şirk!" denerek Suud rejimi tarafından yıkıldı ve kimse ses çıkarmadı? Neden İslam alemi için kutsal bu topraklar ortak bir komisyon tarafından yonetilmiyor?

MEKKE VE MED İNE OLMASA SUUD'IN İTİBARI KALMAZ

Suudi Arabistan devleti, Mekke ve Medine'nin statusunu ve yonetim şeklini tartışmayı, Allah'ın varlığını tartışmaktan daha tehlikeli gorur! İnanın bunu sadece toprak egemenliği açısından duşunmuyor. Suud rejimi, tum meşrutiyetini ve saygınlığını bu iki kutsal şehrimizin varlığından alır. Muslumanlar "Kutsal Topraklar" dediğinde, Suud rejimi de bundan pay alır kendine.

Eğer Mekke ve Medine olmasa, Suud, Kuveyt gibi, Birleşik Arap Emirlikleri gibi, Bahreyn gibi, petrolu, parası olan ama saygınlığı, gucu olmayan ulke konumuna duşer.

Bu nedenledir ki, Riyad ne zaman bu tartışma açılsa, deliye donmuş deve gibi kaçar oradan.

Bunu tartışmadığı gibi, kutsal toprakların perişan halini duzeltmeyi, iyileştirmeyi de beceremez.

MEKKE VE MED İNE'NİN STATÜSÜNÜ NEDEN TARTIŞMALIYIZ?

Şimdi Mekke ve Medine'nin statusunu yeniden tartışmak gerekiyor. Sadece mezhebi baskı, kotu yonetim, beldenin perişan edilmesi değil sorunumuz. Artık Suud, konsolosluğunda adam olduren, onu parçalara ayırıp ortadan kaldıran bir devlet olmakla suçlanıyor. Yani "emin" bir devlet değil artık.

Şimdi kim, İstanbul'daki Suud konsolosluğuna vize için gitse, aklına bu binada adam kesildiği gelecektir. Benim gibi Suud rejimini eleştiren gazetecilerin umre ya da hacca gitmesi halinde can guvenliği tehlikede demektir.

Kim Suud'un Cemal Kaşıkçı gibi yabancı gazetecileri, yazarları, ilim adamlarını muhalif olduğu gerekçesiyle "kesmeyeceğini" garanti edebilir? Hiç kimse veremez. Nitekim Cemal Kaşıkçı, kaybolmadan uç gun once verdiği demeçte, ulkesinde keyfi olarak insanların tutuklandığını, ortadan kaybolduğunu soylemişti.

Prens Selman rejimi iktidarda olduğu surece, Suud'un hiçbir konsolosluğu, buyukelçiliği ve toprakları guvenli değildir. O topraklara giden hacıların can guvenliği tehlikededir. Bir infaz timi elçiliğe ya da kutsal topraklara giden herhangi bir kişiyi kaçırıp, Cemal Kaşıkçı gibi yok edebilir.

Peki din alimlerimize, hocalarımıza soruyorum: Emin devlet, emin belde olmaktan çıkan Suud'a, hac için gitmek halen farz mıdır? Kutsal toprakların, emin insanlar ve devlet tarafından yonetilmesi vacip midir, değil midir?

ABD TARAFINDAN ES İR ALINMIŞ BİR DEVLET ÖZGÜR DEĞİLDİR

Mekke ve Medine'nin statusu bir de ABD-Suud ilişkisi nedeniyle değişmek zorundadır.

Trump, tum dunyanın gozu onunde, "biz olmazsak iki hafta iktidarda kalamazsın, paraları ode kral" diyerek, Suud Kralı'nı aşağıladığı gibi, haraca bağladığını, esir aldığını, ABD kontrolunde olduğunu gostermiş oldu.

Yani kutsal toprakların bulunduğu ulkenin yonetimi, ABD tarafından zorla esir alınmışsa, orada can ve mal guvenliği, ozgurluk soz konusu olabilir mi? Yarın ABD, Mekke ve Medine'nin guvenlik nedeniyle kapatılmasını istese, bu rejim ona karşı gelemeyecek derecede esir durumdadır.

İşte bu nedenlerle, bu iki kutsal şehir, İslam ulkelerinin ortak yoneteceği ozerk bir yapıya donuşmeli. Suud rejimi de diğer ulkeler kadar soz sahibi olmalı.

Mekke ve Medine Muslumanlara aittir, Suud hanedanlığına değil. O yuzden perişan haldeki kutsal şehirlerimizin bir an once ozerk bir yapıya kavuşması için Musluman ulkelerin harekete geçmesi gerekir''.