Özet (TL;DR) @ 2018-10-09T23:41:00.000Z: İslam Özkan’a göre, Suudi asıllı muhalif gazeteci Kaşıkçı’nın İstanbul Başkonsolosluğu’nda ortadan kaybolması ve öldürüldüğü iddiaları Türkiye hükümetine yönelik bir ‘meydan okuma’. Erdoğan’ın…
İslam Özkan'a gore, Suudi asıllı muhalif gazeteci Kaşıkçı'nın İstanbul Başkonsolosluğu'nda ortadan kaybolması ve oldurulduğu iddiaları Turkiye hukumetine yonelik bir 'meydan okuma'. Erdoğan'ın ekonomik kriz yuzunden Suudiler ve Korfezle kriz istemediğini belirten Özkan, bunun için dikkatli adımlar atıldığının altını çizdi.
Suudi Arabistan'da mutlak monarşiye danışmanlık da içeren kariyerinin ardından muhalefete geçen gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın, evlilik işlemleri için 2 Ekim'de girdiği İstanbul Başkonsolosluğu'nda 'kaybolmasının' gizemi surerken, dikkatler Turkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinde. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kaşıkçı olayıyla ilgili açıklamasında Suudi yonetimine gazetecinin başkonsolosluktan çıktığına dair kanıtları ıspatlaması şartını koştu. Ancak Ankara'nın ismi açıklanmayan Turk yetkililer uzerinden Kaşıkçı'nın Riyad'dan gelen ozel bir tim tarafından oldurulduğu yolundaki haberlerin tonu kısa surede duştu.
Kaşıkçı krizi ve Turkiye ile Suudi Arabistan ilişkilerine yansımalarını Arap kaynakları yakından takip eden gazeteci İslam Özkan ile konuştuk.
' TÜRK YETKİLİLER OLARAK GÖSTERİLEN KAYNAKLAR BİR AKIL YÜRÜTME YAPIYORLAR'
Suudi gazeteci Kaşıkçı'nın oldurulduğuyle ilgili konuşan Turk yetkililerin sadece tahminde bulunduklarının altını çizen İslam Özkan, Kaşıkçı olayı ile ilgili ortaya 15 parçaya ayrıldığı yolunda dehşetengiz iddialar atılsa dahi ortada net bir bir bilgi bulunmadığını ifade etti:
"Net bir bilgi yok. Farklı rivayetler anlatılıyor. Her ne kadar Turk-Arap Medya Derneği Başkanı Turan Kışlakçı kesin olduruldu dese de Turk hukumetinin Suudi Arabistan'a muhlet vermesi başta olmak uzere Turkiye tarafının ya da Turan Kışlakçı'nın herhangi bir somut kanıt sunmadan ama Turk yetkililerden elde ettikleri bilgiler doğrultusunda açıklama yapmaları bunun gazetecilik mesleği açısından bakıldığında ya da bilimsel olarak bakıldığında kesin, teyit edilebilecek bir bilgi olmadığını gosteriyor. Öldurulmuş olabilir ama eğer oldurulduğuyle ilgili kesin bir bilgiye sahip olunsaydı, kesin kanıtların da buna paralel olarak ileri surulmesi gerekecekti. Fakat son ana kadar buna ilişkin kesin kanıtlar ileri surulebilmiş değil. Bence Turk yetkililer olarak gosterilen kaynaklar bir akıl yurutme yapıyorlar. Yani Cemal Kaşıkçı, Suudi Arabistan Konsolosluğu'na girmiş ancak çıkmamış ve buna ilişkin olarak kamera kayıtları da yok. İçeride olmadığı da hemen hemen kesin gibi. İngiltere'den gelen yetkililer gezdirildi Suudi Arabistan Konsolosluğu'nda. Orada olmadığı kesin."
' KAMERA KAYITLARININ OLMAMASI ÇOK KOMİK'
Olay gunune ait kamera kaydı bulunmamasını komik bulan Özkan, boyle bir durumda konsolosluğu ciddiye almanın mumkun olmadığını soyledi. Özkan, konsolosluk yetkililerinin kamera kayıtlarını Turk yetkililere vermek istemedikleri ihtimaline değindi:
"Kamera kayıtlarının olmaması çok komik. Sebebi de şu: Suudi Arabistan Konsolosluğu'nun Turkiye'de 30-40 yıllık bir mazisi vardır. Bu kadar sure zarfında bundan daha onemli bir olay olmamıştır. Normal şartlar altında tıkır tıkır çalışan kameralar tam da boylesine siyasi ve guvenlik açıdan konsolosluk tarihinin en onemli olayı olmasına rağmen kameralar kayıt yapmıyor. Bu çok ilginç bir durum ve çok komik. Dolayısıyla bu noktada Suudi Arabistan Konsolosluğu gorevlilerinin ile konsolosluğun ifade ettiği şeyleri ciddiye almak mumkun değil. Mutlaka ya kameralar kasıtlı olarak kapatılmıştır, o sıralarda kayıt yapmamıştır ya da gerçekten kamera kayıtları var, Turk yetkililere vermek istemiyorlar. İkinci husus, parçalanma meselesi. Şoyle bir akıl yurutme içinde oldukları için Turk yetkililerin Cemal Kaşıkçı'nın oldurulduğu kanaatine vardıklarını duşunuyorum ben. Ellerinde somut bir kanıt var mı yok mu bilmiyorum. Ama girdi Cemal Kaşıkçı ve çıkmadı, kamera kayıtları yok, konsoloslukta yok. Bir de konsolosluğun etrafında, dışında Turkiye'ye ait kamera kayıtları mutlaka vardır ve olmalı. Cemal Kaşıkçı'nın ya farklı parçalara bolunerek oldurulduğu ya da bir şekilde infaz edildiği şeklinde bir akıl yurutme yapıyorlar. Turk yetkililer şu ana kadar Cemal Kaşıkçı'nın oldurulduğune dair bir kamera kaydı olsa ya da bununla ilgili somut kanıt olsa şu ana kadar çoktan kamuoyuyla paylaşmaları gerektiğini duşunuyorum. Ama ellerinde boyle bir kanıt olduğu halde bekliyorlarsa bu beklemede anlamsız. Çunku bu sefer oldurulmuş bir insanla ilgili olarak Suudi Arabistan size ne sunacak ki? Açıkça, 'Evet biz oldurduk, infaz ettik' diyecek halleri yok.
' CEMAL KAŞIKÇI'YA YAPILANI ANORMAL KARŞILAMAMAK GEREKİYOR'
Suudi Arabistan'ın yasalar gereği konsolosluğu kendi toprakları olarak gorduğunu belirten Özkan, Suudi Arabistan'ın kendi vatandaşı olan bir muhalifi kendi topraklarında cezalandırma hakkına sahip olduğu duşuncesiyle hareket etmiş olabileceğini soyledi. Özkan, bu yuzden Suudi mantığıyla Kaşıkçı'ya yapılanın anormal karşılanmaması gerektiğini ifade etti:
(C) REUTERS / Osman Orsal
"Muhammed Bin Selman, dun Bloomberg televizyonuyla bir roportaj yapıyor. Orada şunu soyluyor: 'Bugun başımıza gelecek buyuk bir belayı savuşturmak için gelecekteki kuçuk bir belaya tahammul etmeye razıyız' gibi bir ifade kullanıyor. Muhammed Bin Selman'ın açıklamalarından anlıyoruz ki Suudi rejimi, Suudi Arabistan Konsolosluğu'nun Suud toprağı olarak goruyor ki uluslararası hukuka gore de Suud toprağıdır. Kaşıkçı da Suudi vatandaşı. Dolayısıyla bir Suudi vatandaşını, İslamcı olarak gorduğu, illegal olarak gorduğu bir muhalifi Suud topraklarında infaz etme ve cezalandırma hakkını kendisinde goruyor. Gelecekte bunun hesabını vereceğini duşunmuyor. Gelecekte bu Suudi Arabistan halkının yararına olacaksa, onun maslahatına hizmet edecekse gerekirse butun şeylere gireriz, diyor. Doğrudan infaz ettik ifadesini kullanmıyor. Muhammed bin Selman ve Suudi rejiminin yaptıklarına bakacak olursak aslında Cemal Kaşıkçı'ya yapılanı çok da anormal karşılamamak gerekiyor. Suudi hanedanı uyesi en az 3 prensin kaçırılması ve bunlardan bir ya da ikisinin infaz edilmesi konusu soz konusu. Bunlar muhaliftiler. Muhammed bin Selman rejimin uygulamalarını, icraatlarını, siyasetlerini eleştiriyorlardı. Bu insanlar sırf eleştirel tavırlarından dolayı kaçırılarak infaz edildiler. Uluslararası hukuku dinlenmeden, dikkate alınmadan bunlar yapıldı."
' KAŞIKÇI OLAYI BİR MEYDAN OKUMAYI DA İÇERİYOR'
Özkan'a gore olay, Turkiye'de gerçekleşmesi nedeniyle Turk iktidarına bir meydan okumayı da içeriyor. Erdoğan yonetiminin Suudi Arabistan ile bir kriz yaşamamak için dikkatli adımlar attığına dikkat çeken Özkan, Erdoğan gibi fevri çıkışlarıyla bilinen bir siyasetçinin ekonomik nedenlerle bir kriz ortamı yaratmamaya ozen gosterdiğini belirtti:
"Suudi Arabistan bence Turkiye'deki konsolosluğu bu eylem için belki ozel olarak tercih etmedi. Ama Cemal Kaşıkçı uzun bir sure Katar krizi başladığı sureçte Suudi Arabistan'dan kaçtı. Amerika'ya gitmişti. Orada birkaç yer değiştirip Turkiye'ye geldi. Birkaç aydır Turkiye'de bulunuyordu ve burada evlenmeye planlıyordu. Evlilik planlarıyla ilgili olarak da burokratik işlemler için konsolosluğa gitmesi gerekiyordu. Arap basınında anlatılan bazı arka planlar var. Bununla ilgili olarak 28 Eylul'de ilk defa konsolosluğa gidiyor. Fakat geçtiğimiz Salı gunune randevu veriliyor. Bu dort beş gunluk sure içerisinde Cemal Kaşıkçı'ya yonelik yapılacak operasyon planlanıyor, bazı Arap basınında yazılanlara gore. Cemal Kaşıkçı'yı Salı gunu bir şekilde konsolosluğa getiriyorlar. O sırada zaten Turk basınında da yer alan muhtemelen içinde istihbarat biriminin bulunduğu 15 kişilik heyet iki uçakla geliyor. Bu sure zarfında Cemal Kaşıkçı'yı Muhammed bin Salman'ın siyasi işler danışmanı Suud el Kahtani'nin bu beş gunluk surede Cemal Kaşıkçı ile surekli goruşuyor ve onu Suudi Arabistan'a getirmeye ikna etmeye çalışıyor. Gelirsen sana bir şey yapmayız. Sen şu ana kadar herhangi bir suç işlemedin' şeklinde ikna ediyorlar. Bu konuşmalara guvenerek Kaşıkçı kendisine bir şey yapılamayacağını duşunerek Suud konsolosluğuna gidiyor. Ama yine de trafikleri var. Nişanlısına haber bırakıyor, 'Saat beşe kadar konsolosluktan çıkmazsam, Turk yetkililere haber verin' diyor. Burada taraflar arasında bir krize yol açmaması mumkun değil. Çunku boyle bir operasyonun her ne kadar Suud toprağı olarak nitelendirilse de uluslararası hukuka gore yine de Turkiye'de gerçekleştirilmiş olması aslında guvenlik guçlerine ve Turk iktidarına bir meydan okumayı da içeriyor. Bunun bir krize donuşmemesi normal şartlarda mumkun değil. Hele Recep Tayyip Erdoğan gibi fevri çıkışlarıyla bilinen bir siyasetçinin yani başka bir ulke olsaydı sesini çok daha gur bir şekilde yukseltebilecekken muhtemelen ekonomik nedenler ve Korfez sermayesine duyulan ihtiyaç nedeniyle bunu şimdilik ertelediğini ve mumkun mertebe bu krizi bir şekilde halletmeye çalışma. Henuz daha Kaşıkçı'nın oldurulduğunden emin değiller. Bununla ilgili olarak guçlu bir algıya, hissiyata sahipler ama ellerinde kesin kanıt yok dolayısıyla Suudi Arabistan'a muhlet veriyorlar mumkun mertebe krizi erteleyerek bir şekilde tatmin edici cevaplar vermesi için. Eğer bu olursa muhtemelen kriz başlamadan bitecek. Ama eğer bununla ilgili olarak Suudi Arabistan tarafı ikna edici yanıtlar veremezse ve oldurulduğu kesinleşirse bunun bir krize donuşme ihtimali çok yuksek gorunuyor."
' YASİN AKTAY BÖYLE DEDİYSE, TÜRK DIŞ POLİTİKASI İÇİN BÜYÜK FECAATTİR'
Özkan, AK Parti Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay'ın El Arabi televizyonuna yaptığı açıklamalara dikkat çekerken, burada 'Turkiye'deki derin devletin suçlanması' gibi bir durum ortaya çıktığını belirtti. Bunun da Suudi misyonunun içerisinde bir gazetecinin 'Turkiye derin devleti' tarafından oldurulduğu iması içerdiğini soyleyen Özkan, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Yasin Aktay'ın açıklamaları çok enteresan. Aktay'ın açıklamaları kabul edilebilir açıklamalar değil. Aktay'ın El Arabi televizyon programında soylediği şu: 'Suudi yetkililer yapmamış olabilir, derin devlet de boyle şeyler yapıyor' diye bir ifade aktarılıyor. Eğer bu tercume hatası değilse, Yasin Aktay'ın kastettiği başka bir şey değilse ve bu şekilde soylediyse bu çok buyuk bir fecaattir. Bu Turkiye dış politikası açısından bir fiyaskodur. Bu asla kabul edilemez. Suudi Arabistan Başkonsolosluğu'na girmiş ve çıkamamış bir insan için Turkiye'deki derin devleti ya da FETÖ'yu ya da başka bir unsuru suçlamak çok garip olur işin doğrusu. Velev ki derin devlet ya da FETÖ işin içerisinde ama olsa bile birinci dereceden sorumlu olan bu işi planlayan Suudi rejimi. Bu çok açık. İşin içerisinde Birleşik Arap Emirlikleri mi varmış bunlar başka şeyler. Olay Suudi Arabistan Konsolosluğu'nda oluyor. Dolayısıyla birinci derecedeki mesuliyet sahibi olan insanları tespit etmek için lazım. İşin içerisinde başka grupların, başka tarafların da parmağı varsa o ayrı bir meseledir."
' TÜRKİYE TARAFI BUNUN ÇOK DAHA SICAK BİR ÇATIŞMAYA DÖNÜŞMESİNİ İSTEMİYOR'
Turkiye ile Suudi Arabistan ve koalisyon ortakları arasında devam eden bir soğuk savaş olduğunu hatırlatan Özkan, Turkiye'nin ekonomik gucu elinde bulunduran Suudi Arabistan'ı karşısına almak istemediğini belirtti:
"Ben krize doğru gideceğini duşunuyorum. Ama Turkiye tarafı bu krizi istisnai bir kriz olarak ele alır da çok farklı bir diplomasi uygularlarsa bilemiyorum. Normal şartlar altında Turkiye başka bir ulkeyle benzeri bir şey yaşamış olsaydı, çok ciddi bir kriz çıkardı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, çok keskin ifadeler kullanırdı. Şimdi ısrarla alttan almaya donuk bir şey olduğunu goruyorum. Ya konuyla ilgili kesin kanıtlara sahip değiller ve mesnetsiz bir şekilde krize yol açmak istemiyorlar, o yuzden ihtiyatlı davranıyorlar. İkincisi de aslında Turkiye, buyuk olçude Suudi Arabistan'ı karşısına almak istemiyor. Çunku çok ciddi bir ekonomik guce sahip. Şu anda fiilen Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Musul ile bir koalisyon ile Turkiye arasında aslında bir soğuk savaş var. Fakat bunun çok daha sıcak bir çatışmaya donuşmesini istemiyor Turkiye tarafı."
' BU KRİZ OBAMA DÖNEMİNDE OLSAYDI…'
Özkan'a gore Kaşıkçı krizi, Barack Obama'nın başkanlığı doneminde yaşansaydı, bu ABD'nin Suudi Arabistan ile ilişkilerinde bir puruz olarak kabul edilebilirdi:
"Bunun Amerikan-Suud ilişkilerine bir golge duşureceğini zannetmiyorum. Zaten Trump yonetiminin ne uluslararası hukukla ilgili bir kaygısı var ne insan haklarıyla ilgili bir kaygısı var. Obama doneminde olsaydı bu kriz kısmen boyle bir şeyden bahsedebilirdik. Ayrıca Suud rejimiyle Amerikan yonetimi arasında Suudi Arabistan neredeyse kurulduğundan beri devam eden ittifak goz onunde bulundurulduğunda hatta demokrat bir parti bile iktidarda olsa geçici bir kriz sonrasında dış sicili ilişkileri tekrar eski haline donmesini duşunmek gayet doğal olacak."
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.