Özet (TL;DR) @ 2018-10-08T10:42:00.000Z: AK Parti Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay, Suudi Arabistan'ın İstanbul'daki konsolosluğuna girdikten sonra bir daha haber alınamayan Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı için, "Kaçırılmasına veya (halen bir…



AK Parti Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay, Suudi Arabistan'ın İstanbul'daki konsolosluğuna girdikten sonra bir daha haber alınamayan Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı için, "Kaçırılmasına veya (halen bir iyimserliği korumaya çalışıyorsak da) vahşi bir biçimde oldurulmesine mani olamadık. Bizi içine soktuğu mahcubiyet tarif edilmez boyutlarda" dedi.

AK Parti Genel Başkan Danışmanı ve Yeni Şafak yazarı Yasin Aktay, 2 Ekim'den beri haber alınamayan Suudi Arabistan vatandaşı gazeteci Cemal Kaşıkçı'yla ilgili, "Kaşıkçı'nın başına gelmiş gorunen şeylerin sadece şahsına yonelik bir eylem olmadığını aynı zamanda Turkiye'ye yonelik de bir operasyon olduğunu soylemiştik. Sadece iki gun içinde ortaya çıkan yeni gerçek, bu saldırıyı butun ozgur dunyanın, onurlu dunyanın ustune almış olduğudur" diye yazdı.

Aktay, "Sorulursa Cemal Kaşıkçı'nın gunahı neydi?" başlıklı yazısında şu ifadeleri kullandı:

"Bu vahim ve vahşi eylem butun dunyada beklenebileceği gibi buyuk bir infiale yol açmış bulunuyor. Bu mızrak hangi çuvala sığacak diye sormuştuk, ilk anda apar topar telaşla uzerine ortulen yamalı çuvallar hiçbir şeyi ortemediği gibi her şeyi daha ayan beyan ortaya koymaktan başka bir işe yaramadığı gibi ismi ve başına gelenler dunyada buyuk bir değişim talebinin sembolu haline gelecek gibi gorunuyor.

Kaşıkçı, konsolosluğa girerken nişanlısı Hatice Hanım'a uzun sure çıkmazsa bana ve Turan Kışlakçı'ya haber vermesini tembihlemişti. Ne yazık ki şu ana kadar ortaya çıkan verilere gore bize haber iletildiğinde iş işten geçmiş bile. Onu koruma, onun için sağken bir şeyler yapma imkanımız hiç olmamış. Doğrusu bu bize yuklediği emanetin ağırlığını daha da artırıyor. Fikirleri ve duruşunu buyuk bir takdirle ve onaylayarak takip etmekte olduğum Kaşıkçı'nın kaçırılmasına veya (halen bir iyimserliği korumaya çalışıyorsak da) vahşi bir biçimde oldurulmesine mani olamadık. Onun birçok açıdan bizi içine soktuğu mahcubiyet tarif edilmez boyutlarda. Ancak onun bıraktığı emanet sadece kendi hayatı değil, kendisinin de hayatından daha fazla onemsediği mucadelesi:

' BU KONUDA DAHA FAZLA KONUŞMAMIZ GEREKİYOR'

İslam dunyasında insan haklarının guçlendirilmesi, demokrasinin gelişmesi, ifade ozgurluğunun ve butun ozgurluklerin temin edilmesi, insanlık onuruna hak ettiği onemin verilmesi, yolsuzluğun bitirilmesi ve devlet yonetiminde şeffaflığın sağlanması…

Butun bu değerleri merkeze alarak yaptığı konuşmaların birilerine rahatsızlık vermesi aslında kaçınılmaz bir şey. Biz, esasen bu rahatsızlığı her zaman verdik, vermeye de devam edeceğiz. Kendisi bu konularda Turkiye'nin kat ettiği mesafeyi buyuk bir takdirle ve sevinçle izliyor ama bu konularda da Turkiye'deki eksiklikleri gerektiğinde eleştirmekten geri durmuyordu. Ama eleştirileri hiç rahatsızlık vermiyordu. Çunku samimiydi, art niyetli değil yapıcıydı, hasmane değil dostaneydi. Aslında kendi ulkesinin yoneticilerine yonelik eleştirileri de oyleydi ama onlar rahatsız oluyorlardı. Samimiyet eksikliği, art niyetlilik ve hasımlık bu kez Kaşıkçı'nın kendisinde değil eleştirdiklerindeydi.

Kaşıkçı'nın en çok rahatsızlık yaratan eleştirileri, belli ki, kendi ulkesinde son zamanlarda aydınlara, alimlere ve gazetecilere yonelik keyfi tutuklamalara yonelik olanlarıydı. Kendisi de ulkesinde kalsa tutuklanacağını bildiği için ozgurluğunun bedelini bu haksız ve keyfi biçimde tutuklananların durumunu anlatarak bir nebze odemeye çalıştığını soyluyordu.

Aslında başına gelenler vesilesiyle, kendisinden bir emanet de olarak, bu konuda daha fazla konuşmamız gerekiyor. Çunku o bu konuda susmanın caiz olmadığını duşunuyordu.

S. Arabistan'ın bugunku yonetiminin kendi muhaliflerini susturma tarzı ciddi bir kuresel sorun haline gelmiş durumda. Konu artık bir ulkenin iç sorunu olmaktan çıkmıştır. İslam dunyasına malolmuş buyuk İslam alimlerinin teker teker hiçbir sebep gosterilmeksizin tutuklanmaları ve ağır hapishane şartlarında tutulmaları, butun İslam dunyasının vicdanını sızlatıyor. Bir suru hastalıkla boğuşmakta olan onde gelen alimlerden Selman el Avde, Sefer bin Abdurrahman el-Havali ve bunlar gibi butun İslam dunyasında saygı goren ilim sahiplerinin hiçbir gerekçe gosterilmeden hapiste tutulması S. Arabistan'ın iç meselesi değil, butun İslam dunyasının meselesidir.

Yapılan reformları eleştirdikleri için alimlerin tutuklanmasını veya susturulmasını eleştiren yine çok buyuk İslam alimlerinden Prof. Abdulaziz el Fevzan'ın tutuklanması ve akıbeti meçhul biçimde hapse koyulması Kaşıkçı'nın da ulkesinin yonetiminde en çok eleştirdiği konuydu. Bu eleştirilerinin bedelini bu şekilde odemek durumunda bırakılması S. Arabistan'da işlerin bu noktada hiç de iyi gitmediğine şok edici bir dikkat çekmiş oluyor.

' MUHABERAT OPERASYONU BAŞARISI OLARAK LANSE ETME HAZIRLIĞI'

Bu arada S. Arabistan medyasında Kaşıkçı'nın en iyi ihtimalle kaçırılması, daha kotu ihtimalle oldurulmesini olayın başında, bir muhaberat operasyonu başarısı olarak lanse etme yonunde bir hazırlık olduğu anlaşılıyor. Orada da yanlışlarla doğruların birbirine karıştığı laçka bir durum vardı tabi. Interpol ile işbirliği içinde bir suçlunun paketlendiği haberi girildi Kaşıkçı'nın kaybolduğu saatlerde.

Bir defa Kaşıkçı'nın İnterpol'de aranma kaydı yoktu, ikincisi, bu olayda istihbarat veya operasyonel başarı sayılabilecek hiçbir yan yoktu. Konsolosluk gorevlilerine guvenerek kendi ulkesinin toprağına giren korumasız bir insana o anda her şey yapılabilir ama yapılan hiçbir şeye istihbarat başarısı demek mumkun değil.

Kaşıkçı bir yerlerde saklanırken bulunup, sessiz sedasız paketlenip bir yere nakledilmemiş. Tam tersine her tarafından dokulen, her şeyi yuzlerine gozlerine bulaştıran bir ekibin saçma sapan acemice bir işiyle karşı karşıyayız.

Butun bunların neticesinde sorulursa ki 'Cemal Kaşıkçı'nın gunahı neydi' diye, soyleyelim: Gunahı guvenmekti.

Başta kendi ulkesinin insanlarının kendisine bu işi yapamayacaklarına guvendi. Gelişmesine çok buyuk emek sarf ettiği Suudi Arabistan ve Turkiye ilişkilerinin duzeyine guvendi. Bu ilişkileri bozmayı Suudi Arabistan tarafının goze alamayacağına guvendi. Her yerde boyle bir şey olsa bile Turkiye'de boyle bir şeyin yapılamayacağı inancına guvendi.

Daha onemlisi kendi ulkesinin topraklarına korumasız bir misafir olarak girdiğinde kendisine bir zarar verilmeyeceğine guvendi. Çunku kendi ulkesinin geleneklerine guvendi. Kendi ulkesinin insanlarının o kadar da yozlaşmamış, kendi orflerine, geleneklerine bu kadar da uzaklaşarak tefessuh etmemiş olabileceklerine guvendi. Guvenmek bir gunah mıdır? Elbette bu, cezası bu dunyada boyle odenmiş olsa da İlahi Mahkemede başka turlu dağıtılan bir cezadır."