Özet (TL;DR) @ 2018-10-05T13:35:00.000Z: Fatih Yaşlı'ya göre Ankara, İdlib meselesini AB ve ABD ile yakınlaşmak için kullandı. Ancak çok yol alınamadığı için TBMM açılışında 'AB ile yürüyeceğiz' diyen Erdoğan 3 gün sonra ağız değiştirip…



Fatih Yaşlı'ya gore Ankara, İdlib meselesini AB ve ABD ile yakınlaşmak için kullandı. Ancak çok yol alınamadığı için TBMM açılışında 'AB ile yuruyeceğiz' diyen Erdoğan 3 gun sonra ağız değiştirip referandumdan bahsetti. Bunun nedeni ise yerel seçim oncesi ekonomik krizin sorumluluğunun dış guçlere kesilerek 'milliyetçi' retoriğe donulmesi.

BM Genel Kurulu vesilesiyle ABD ve ardından AB'nin patronu Almanya ile yoğun temasların ardından McKinsey anlaşması eşliğinde Batılı finans sistemiyle muzakerelerin sonuçları tartışılıyor. Turkiye ekonomik kriz eşliğinde yerel seçimler surecine girerken, Ankara'nın Batı ile ilişkilerinin yonelimi merak konusu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM açılışında 'AB ile yola devam etmekten' bahsettikten uç gun sonra yeniden Batı'ya yuklenen bir retoriği benimsedi ve Turkiye'nin AB uyeliği için referandumdan bahsetti. ABD ile de 'Brunson' başlıklı kriz için 12 Ekim muhleti bulunuyor.

Son gelişmeleri Abant İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Gorevlisi ve BirGun gazetesi yazarı Dr. Fatih Yaşlı ile konuştuk.

' TÜRKİYE'NİN KAPİTALİST SİSTEMİ BATI'YA VE ABD'YE BAĞIMLI'

Fatih Yaşlı, Turkiye'nin dış politikasını anlamak için sadece jeopolitik bakış açısının yeterli olmadığı, ekonomi politik bakış açısına ihtiyaç bulunduğunu vurguladı. Bu açıdan Turkiye'nin Rusya Federasyonu ve İran ile jeopolitik ve taktik bir takım yakınlaşmalara gidebileceğini ancak Turkiye'deki kapitalist sistemin Batı'ya ve ABD'ye bağımlılığı bulunduğunu belirten Yaşlı, ABD ve ardından AB ile son yakınlaşma çabalarının ve McKinsey ile anlaşmanın da bununla bağlantılı olduğunun altını çizdi:

"Turkiye'nin dış politikasını anlamak için sadece jeopolitik bakış açısı yetmez, ekonomi politik bir bakış açısına ihtiyacımız var. Bu ekonomi politik bakış açısı da bize hep şunu soyletiyordu. Turkiye belki Rusya ile belki İran ile birtakım jeopolitik ve taktik gereği yakınlaşır ama Turkiye'nin kapitalist sistemi Batı'ya, Amerika Birleşik Devletleri'ne bağımlı. Dolayısıyla oraya doğru bir yakınlaşma beklememiz gerekir. Özellikle Brunson krizi ve ABD'nin yaptırımlarının ardından tekrar Turkiye'nin ABD ile denediği yakınlaşmayı henuz başaramayınca Avrupa Birliği'ne yakınlaşmaya başladığını gorduk. Geçen sene referandum oncesi bir referandum da AB için yaparız, idamı geri getiririz. ABD bizim için bitmiştir denirken birden bir Avrupa seyahati, Merkel ile dolayısıyla Avrupa Birliği ile bir yakınlaşma sureci başladı. İngiltere ziyaretleri var oncesinde. Macron ile bir araya gelme var o arada. Butun bunlara baktığımızda aslında mesele ekonominin, Turkiye kapitalizminin bir krize girdiği, bu krizden çıkış için de uluslararası sermayenin, aslında Batı sermayesi bu, Turkiye'ye çekilmesi için neler yapılması gerektiği açıktı. McKinsey ile anlaşmayı da bu bağlama yerleştirebiliriz. IMF ile henuz bir anlaşma yapamadılar belki, buna izin vermiyor rejimin ekonomi politiği. Ama Amerikalı bir şirkete Turkiye'nin ekonomisini bir şekilde verdiler. Tum bunlardan sonra şoyle 'Evet tam da soylediklerimiz doğrulandı. İran ve Rusya ile bolgesel çıkarlar adına yakınlaşma yaşansa da aslında Turkiye'nin kapitalist sistemi eninde sonunda Erdoğan'ı Batı'ya mecbur bıraktı' diyebilirdik."

' AB YENİDEN HEDEF TAHTASINA OTURTULDU'

Ancak AB ile son temaslarla, ozellikle finans çevreleriyle toplantılarda istenilenlerin elde edilmesinde çok yol alınamamış goruntusu bulunduğunu belirten Yaşlı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın TBMM açılışında yaptığı konuşmanın aksine uç gun sonra yenden AB'y hedef tahtasına koyması ve referandumdan soz etmesini de buna bağladı. Yaşlı'ya gore bu geri donuşun nedeni AB'nin yardım etmemesi, krizin engellenemeyeceğinin gorulmuş olması ve yerel seçim yaklaşırken ekonomik krizin sorumluluğunun uzerinden atılması için 'millici' retoriğe geri donulmesi:

"Almanya ziyareti sonrası Erdoğan TBMM'deki açılış konuşmasında 'bundan sonra yola kısmetse Avrupa Birliği ile devam edeceğiz' gibi bir laf soyledi ve Turkiye'nin Batı'ya yakınlaşma sureci devam ediyor dedi. Fakat dun akşam tuhaf bir durum yaşandı. TRT World'daki forumda 3 gun once Meclis'te sanki Erdoğan, AB ile yola devam edeceğiz dememiş gibi birdenbire tekrar 2017 soylemine dondu. 'Alacaksınız alın, bizi oyalamayın yoksa bunu referanduma gotureceğiz' şeklinde bir açıklama yaptı. Burada ne olduğunu anlamaya çalışmamız lazım. Eğer dunku TRT World Forum programında Tayyip Erdoğan onunde prompter olmadığı için doğaçlama konuştuysa bu anlaşılabilir bir şey. Ama hayır doğaçlama değil de bir plan program dahilinde Avrupa Birliği'ni referanduma goturmekten soz ediyorsa orada biraz durup duşunmemiz lazım. Meclis'teki açılış konuşmasından bugune ne geçti, bunu anlamak lazım. Avrupa Birliği ile yapılan finansal pazarlıklarda çok yol alınmamış gibi gorunuyor. Avrupa Birliği'nden Almanya'dan belki de doğrudan bir finansla yardım bir sermaye genişlemesi, Alman ve Avrupa finans çevrelerinden oyle bir şey bekleniyordu sanırım. Ancak Almanya ve Avrupa Birliği'nden istenilen şey elde edilememiş dolayısıyla boyle bir hamlenin gelmesini ben buna bağlıyorum. Yani Avrupa Birliği ile yakınlaşmaya çalıştılar. Yakınlaşmanın somutlaşacağı yerlerden biri finansal yardım meselesiydi. Bu finansal yardım olmayınca ve krizin engellenemeyeceği anlaşılınca yeniden Avrupa Birliği hedef tahtasına oturtulmuş gibi gorunuyor. Buradan ne amaçlıyor olabilirler? Henuz tahmin olmakla birlikte Turkiye'nin bir seçim konjonkturune girdiğine ve buna krizle girdiğini gorebiliyoruz. Krizle girilen seçim konjonkturunde bu krizden en çok AKP'ye oy veren emekçilerin, yoksulların, işçilerin etkileneceğini biliyoruz. Tam da bu krizin faturası onlara bindirilirken krizin sorumluluğunu Erdoğan'ın ve iktidarın bir şekilde uzerinden atması lazım. Tam bu noktada krizi aslında Amerika, Avrupa, Batı çıkarttı gibi bir soylemle, 'milli birlik ve beraberlik' soylemiyle seçime gitmeyi duşunebilirler. Çunku içeride kriz derinleştikçe birtakım sınıfsal çatlaklar ortaya çıkacak. İktidarın meşruiyet mekanizmaları sarsılacak. Yoksulların, emekçilerin homurdanmaları artacak. Bu ofkeyi başka bir yere kanalize etmek lazım. Acaba bu ofkenin kanalize edileceği yer Batı dunyası mı olacak? Avrupa ve Amerika aslında ekonomimizi baltalıyor soylemi daha da derinleştirilerek devam mı edecek? Önumuzdeki sureçte bunlar netleşecek."

' TÜRKİYE, İDLİB MESELESİNİ AVRUPA VE ABD'YE YENİDEN YANAŞMAK İÇİN KULLANDI'

Diğer yandan Turkiye'nin İdlib meselesini Avrupa ve ABD ile yeniden yakınlaşmak için kullandığını belirtirken, Batı'ya yapılan 'mudahale çağrılarına' dikkat çeken Fatih Yaşlı'ya gore ABD ile ilişkilerde 'turnusol kağıdı' rahip Brunson'ın 12 Ekim'deki duruşmada bırakılıp bırakılmayacağı olacak. Ancak Yaşlı taleplerin Batı ile 'uzlaşılamamış olmasının' bu tahliyeyi engelleyecek gibi durduğu goruşunde:

"Normal şartlarda rasyonalite gereği aynı anda ABD'yi ve AB'yi doğrudan karşılarına alan bir siyasal pozisyon Turkiye'nin sermaye duzenini ciddi olçude sarsacaktır. Kuresel sistemde Turkiye'nin bağlı olduğu, ithalatıyla, ihracatıyla, fonlarıyla nereye bağlı olduğu belli. Öte yandan, ABD ile ilişkilerde herhangi bir ilerleme var mı diye baktığımızda karşılıklı bir gerilim yaşandı, ABD birtakım yaptırımlarda bulundu, ondan sonra bir kesinti yaşandı. O kesintinin yaşanmasındaki temel hadiselerden biri İdlib meselesiydi. İdlib meselesini Turkiye, Almanya'ya, Avrupa'ya ve Amerika'ya yeniden yanaşmak için kullanmaya çalıştı. Batı'yı oraya mudahale etmeye çağırdı. Fakat daha sonrasında Soçi Zirvesi gerçekleşince Rusya ve İran ile bir orta yol bulunca Batı'ya tekrar gerek kalmadı. Herkes 12 Ekim'e endekslenmiş durumda. Rahip Brunson'ın duruşmasından ne sonuç çıkacağına bakılıyor. Rahip Brunson'ın bırakılacağına dair piyasalar denilen mekanizma bunu satın almıştı. Dolardaki duşuş buyuk olçude onun yansımasıydı. Dolar tekrar yukselişe geçmiş durumda. Haberlere baktığımızda Brunson'ın iddianamesine yeni bir goruşme kaydı eklenmiş. Cemaatçilerle yaptıkları mesajlaşmalar, telefon goruşmeleri, bunların hepsi eklenmiş. 'Yeni suçlar' isnat edilmiş durumda, 'yeni deliller' bulunmuş durumda. Örneğin bir hafta oncesinde Brunson'ın bırakılacağını, artık vaktin geldiğini soyleyebiliyorduk ama gelinen noktada ben artık çok da emin değilim. Yeni bir pazarlık surecinde yeni birtakım gerilimlerle rahibin bir sure daha Turkiye'de kalma durumu olursa buna şaşırmayacağım."

' ANKARA EMPERYALİST HİYERARŞİDEKİ KRİZDEN FAYDALANARAK YERİNİ DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞIYOR'

Yaşlı'ya gore ekonomi politik, Turkiye'nin Batı ekseninde yer alması gerektiğine işaret ediyor. Ancak emperyalist sistem hiyerarşisinde yaşanan krizlerden faydalanan Erdoğan hukumeti, Turkiye'nin bu hiyerarşideki yerini değiştirmeye çalışıyor ve Bu yuzden farklı bir pozisyon alıyor. Turkiye'nin sistem dışına çıkmasının 'intihar' anlamına geleceğini belirten Yaşlı, Batı sisteminden mutlak bir kopuş olamayacağını da vurguladı:

"Emperyalist sistem bir kriz yaşıyor. Emperyalist sistemin bir hegemonya bunalımı sorunu var. Erdoğan ve AKP bu bunalımdan faydalanarak Turkiye'nin emperyalist hiyerarşi içerisindeki yerini değiştirmeye çalışıyor. Niyet bu. İkincisi, yine ekonomi politik ile jeopolitik arasındaki farka bakmak gerek. Ekonomi politik Turkiye'nin surekli olarak Batı ekseninde yer almasını gerektiriyor. Gerek rejimin içerideki kuruluş mantığı gerekse dışarıda izlediği dış politika onu ister istemez İran ve Rusya ile yakın pozisyona sevk ediyor. Bu ikisi çelişiyor. Aynı anda Amerika'dan F-35 almakla Rusya'dan S-400 almanın bir sınırı var. Biz de zaten bu sınıra doğru dayanıyoruz gibi gorunuyor. Geçtiğimiz gunlerde Batı medyasında yer alan bir haber vardı, '15 gun içerisinde Turkiye yerini, safını belirleyecek' deniliyordu orada. O haberi de hatırlamak lazım. Burada verilen mesaj, Turkiye gerçekten iddia edildiği gibi Batı ekseninden tamamen kopma kararı mı alacak, yoksa tekrar yakınlaşma sureci içerisine mi girecek bunu goreceğiz. Turkiye'nin ekonomi politiğinin Batı'dan herhangi bir şekilde kopmaya izin vermediği duşuncesindeyim. Bunu denedikleri anda aslında intihar etmiş olurlar. Turkiye ekonomisi hiçbir şekilde altlarından kalkamayacağı bir krizin içine suruklenir. Öte yandan, acaba AKP iktidarı boylesi bir krizin zaten gelmekte olduğunu gordu ve bu krizi tamamıyla dış guçlere yıkmak için bir irrasyonel hamle yapar mı, son bir can havliyle intihara kalkışacağını bile bile bir hamle yapar mı, bundan da çok emin olamıyorum. Önumuzdeki gunlerde Batı'dan mutlak bir kopuş olmayacağı yonunde. Ama Batı ile yeni birtakım krizlerin yaşanması, Turkiye seçim atmosferine ekonomik krizle girerken bu krizin sorumluluğunun birtakım dış guçlere fatura edilmesi şaşırtıcı olmayacak."

' ALMANYA'NIN TÜRKİYE'DEKİ DEMOKRASİYLE DAİR BİR DERDİ YOK'

Almanya'nın Turkiye'nin demokrasi anlayışıyla ilgili bir derdi olmadığını belirten Yaşlı'ya gore esas mesele, Turkiye'nin bulunduğu konumun Almanya'nın çıkarlarına uyup uymayacağı:

"Mesele sadece Amerika ile Rusya arasında değil. Avrupa Birliği ile Amerika arasında bir gerginlik var. Gerginliğin kaynağı da Trump'ın izlediği bu korumacı politikalar. Bir tarafta korumacı politikaları savunan bir kapitalist anlayış, obur tarafta ise serbest ticareti savunan kureselleşmeci bir kapitalist anlayış var. Almanya Çin ile birlikte o serbest ticaret kanalını temsil ediyor. Dolayısıyla Amerikan hegemonyasına karşı bir hegemonya oluşturma gibi bir niyet var. Turkiye'ye bakışı biraz buraya yerleştirmek lazım. Bu hegemonya savaşlarından bağımsız ele almak mumkun değil ama daha spesifik nedenler var. Onlar da esas olarak goçmen, multeci sorunu, Almanya- Turkiye'nin bir tampon bolge olarak kalmasını ve multecileri Avrupa'ya bırakmamasını istiyor. Bunun dışında 4-5 milyonluk bir Turk nufusu var. AKP daha once Turkiye Cumhuriyeti'nin yapmadığı şekilde Almanya'daki Turkler uzerinden Almanya siyasetine mudahale etmeye çalışıyor. Alman emperyalizmi Turkiye'yi oyle ya da boyle kendisine bağlı olarak gormeye devam etmek istiyor. Tum bunları topladığımızda Turkiye butunuyle gozden çıkarılabilir, bir 'haydut devlet' konumuna yerleştirilip dunya sisteminin dışına atılabilir bir ulke değil. Bu açıda bakıldığında herhangi bir şekilde Almanya'nın Turkiye'de demokrasiyle dair bir derdi olduğunu sanmıyorum. Avrupa Birliği'nin de oyle bir derdi yok. Esas mesele, emperyalist sistem hiyerarşi içerisinde Turkiye'nin bulunduğu konum, o konumun Almanya'nın çıkarlarına uyup uymayacağı. Gayet pragmatist bir şekilde bakıyorlar diyebiliriz."