Özet (TL;DR) @ 2018-10-06 08:18:38.927882: Süleyman Bulut’un 2009’da çocuklar için yazdığı ‘Büyük Atatürk’ten Küçük Öyküler’, genişletilmiş haliyle yetişkinler için raflarda. 200’ü aşkın anıyı araştırıp derleyen Bulut, “Kitaptaki öykülerde…



ANNES İNİN MEZARI BAŞINDA

(...) 27 Ocak'ta trenle, Manisa uzerinden İzmir-Karşıyaka İstasyonu'na geldi. Trenden iner inmez annesinin mezarına gitti. Orada şu konuşmayı yaptı: "Zavallı annem, bir zamanlar kurtuluşu butun bir ulus için ulku olmuş İzmir'in kutsal topraklarına bedenini emanet etmiş bulunuyor. Arkadaşlar, olum, yaratılışın en doğal bir yasasıdır. Fakat, oyle olmakla beraber, bazen ne uzuntu verici sonuçları olur. Burada yatan annem, zulmun, zorbalığın butun ulusu uçurumuna goturen bir keyfi idarenin kurbanı olmuştur. Bunu açıklamak için izin verirseniz acılı yaşamının belli birkaç noktasına değineyim...

Abdulhamit devrinde idi. 1320 (1905) tarihinde okuldan kurmay yuzbaşı olarak çıkmıştım. Hayata ilk adımı atıyordum. Fakat bu ilk adım hayata değil, zindana rast geldi. Gerçekten de beni bir gun aldılar ve keyfi yonetimin zindanına koydular. Orada aylarca kaldım. Annem, bunu ancak ben zindandan çıktıktan sonra duydu. Ve hemen beni gormek için koşup İstanbul'a geldi. Ama orada kendisiyle ancak uç-beş gun goruşebildim... Çunku yeniden o kotu yonetimin jurnalcileri, casusları ve cellatları oturduğumuz yeri sarmış, beni yine alıp goturmuşlerdi. Annem ağlayarak arkamdan geliyordu. Beni surgune goturecek olan vapura bindirilirken, o kadar çok istediği halde benimle goruşmesi yasaklandı da, gozyaşları içinde Sirkeci rıhtımında kalakaldı. Surgundeki korkutucu gunlerimi o, gonul kaygıları ve gozyaşları içinde geçirdi.

Ata'yı anılarla
anmak...

B uyuk Ataturk'ten Kuçuk Öykuler Suleyman Bulut Can Yayınları 620 sayfa 40 TL

Başka bir nokta daha: Mutareke yıllarında ben Anadolu'ya geçince de annemi kaygılı ve kuşkulu olarak İstanbul'da bırakmak zorunda kaldım. Yanımda kendisinin bana arkadaş diye verdiği bir adam vardı. Onu Erzurum'dan İstanbul'a gonderdiğim zaman, annem tek başına geldiğini duyunca, benim için padişahın verdiği 'Asılsın' fermanının yerine getirildiğini sanıp inmeli oldu. Ondan sonrası savaş ve uğraş yılları onun gunlerini hep kaygıyla, derde ve uzuntuye boğan nedenlerle geçti. Boylelikle duşmanlar kadar padişah da ona baskı yapmış, kaygı vermiş, acı yuklemiş oldu.

Oturduğu evler, bin turlu nedenle ikide bir basılırdı, aranırdı. Kendisini sıkıştırırlar, bilmediği şeyleri soyletmek isterlerdi. Annem o zamanlar da uç buçuk yıllık butun gece ve gunduzlerini gozyaşları içinde geçirdi. Bu gozyaşları yuzunden neredeyse gozlerini yitirecekti. Ancak şu son bir-iki yıl içinde onu İstanbul'dan kurtarıp yanıma getirebilmiştim. Ona kavuştuğum zaman, o artık yalnız duygularıyla yaşıyordu.

Annemi yitirmekten şuphesiz çok uzgunum. Ama benim bu acımı gideren bir avuntum var. Anayurdu yoksulluğa, yokluğa surukleyen yonetimin, artık bir daha geri gelmeyecek gibi yokluğun mezarına goturulmuş olduğunu gorerek olmuş olmasıdır.

Ata'yı anılarla
anmak...

Atat urk, İzmir Karşıyaka'da annesinin mezarı başında, 1923.

(...) Evet, ulusal egemenlik dunyanın sonuna kadar surup gidecektir. Annemin ve butun atalarımın ruhunu tanık tutarak vicdanımdan kopan andı bir daha soyleyeyim: