Özet (TL;DR) @ 2018-09-27T15:24:00.000Z: TBMM Başkanı Binali Yıldırım, ABD'nin Türkiye'yi kazanması için atması gereken 3 adım olduğunu söyledi: "FETÖ, YPG ve Hakan Atilla." Son dönemdeki ekonomik gelişmeler için "Bir sıkıntı yaşadığımız sır…



Özbekistan donuşu gazetecilerin sorularını yanıtlayan TBMM Başkanı Yıldırım, gundeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

NTV'nin aktardığına gore, Yıldırım'a sorulan sorular ve yanıtları şoyle:

En onemli gundem maddelerinden bir tanesi, biliyorsunuz efendim Turk-Amerikan ilişkileri. Birleşmiş Milletler Guvenlik Konseyi Toplantıları için Sayın Cumhurbaşkanı Amerika'daydı. BM Guvenlik Konseyi'ndeki toplantılara katıldı ve bir konuşma yaptı. Hem BM'nin işleyişine dair eleştirileri vardı hem de Turk- Amerikan ilişkileri bağlamında Trump yonetimine dair eleştirileri oldu Sayın Cumhurbaşkanı'nın. 12 Ekim'de biliyorsunuz rahiple ilgili duruşma var, bazı beklentiler var dile getirilen. Elbette yargı bağımsız ama Turk-Amerikan ilişkilerinin gidişatıyla ilgili goruşlerinizi merak ediyoruz doğrusu.

1985'ten bu yana "Birleşmiş Milletler'in Guvenlik Konseyi'nin yapısında değişiklik gerekir" diye herkes soyluyor. 35 yıla yaklaşmış, değişen bir şey yok. Bu ne oluyor? Birleşmiş Milletler'in kuresel sorunlara çozum uretmede ne kadar yetersiz kaldığını ortaya koyuyor, Teşkilatın guvenilirliği, yaptırım gucunun olmadığını ortaya koyuyor. Neden? Çunku Birleşmiş Milletler dediğiniz kuruluş ulkelerin verdiği paralarla ayakta duran bir kuruluş. En buyuk parayı kim veriyor? Daimi uyeler. Daimi uyeler de diyor ki, parayı veren duduğu çalar. Bunun charter'ında (tuzuk) zaten onlara bir hak verilmiş, oyle bir hak verilmiş ki, bunlar 5'inin birden rıza gostermediği hiçbir şeyin uygulanma şansı yok. BM'nin kurulduğu 1945 yılında Dunya farklıydı. İkinci Cihan Harbi bitmiş, butun ulkelerde insanlar artık butun varını yoğunu, kaynaklarını bir kısmı kaybetmiş, bir kısmı savaş galibi olarak buyuk bir avantaj yakalamış, yıllar geçince gelişmiş ulkeler lehine, savaş kazanan ulkeler lehine mesafe çok açılmış.

Dolayısıyla soğuk savaş doneminde işte iki kutuplu dunya bir muddet birbirini dengelemiş, ama 90'lı yılların başında o denge de kaybolmuş vaziyette. Hal boyle olunca, bolgesel sorunlar azalmıyor, artıyor. Dunyada yaklaşık 70 milyon multeci var. Yani 194 ulkenin demek ki 74 milyon nufusu olan kaç ulke var? Yaklaşık 20. Son buyuk ulke de multeciler ulkesi haline gelmiş. Neden çozum uretilemiyor? Bu 5 biraderlerin olaylara kısa vadeli ulke çıkarları ile baktıkları için. Halbuki uzun vadeli ve kuresel barış, refah ve ulkeler arasındaki uçurumu gidermeye yonelik hiçbir programları yok.

' SANKİ İSRAİL MAĞDUR, FİLİSTİNLİLER ONLARIN CANINI OKUYOR'

Şimdi Cumhurbaşkanımız da orada aslında bu buyuk ulkelere bunu soylemiyor, bu işin faturasını odeyen ulkelere diyor ki, ey kardeşim, bakın bu yapı surdurulebilir bir yapı değildir, bu Birleşmiş Milletler sorunlara çare uretemiyor, bunlar 5 ulkenin bir anlamda hedeflerini, eylem planlarını gerçekleştirmek için kullandıkları bir platforma donuşmuş. Bazen doğrudan yapıyorlar, bazen de işte ayıp olmasın, iç kamuoyu, dış kamuoyu değil, iç kamuoyunun tepkisini sonumlemek için Birleşmiş Milletler mekanizmasını kullanıyor, boyle bir durum var.

İşte Filistin sorunu yıllardan beri, 48'ten beri çozulemiyor. Yani olan biten bir tarafa bırakılıyor, sanki Amerikan Başkanı çıkıyor diyor ki, 'herkes İsrail'e duşmanlık ediyor', 'İsrail'in ne gunahı var' demeye getiriyor. Sanki İsrail bolgede baskı altında, mağdur, mazlum, Filistinliler onların canını okuyor ve İsrail'i savunuyor, butun dunyanın onunde savunabiliyor İsrail yonetimini. Yani bunu hangi mazlum, mağdur milletlerin halkına anlatacaksın? Mumkun değil. Dolayısıyla bu ayrımcılık, dışlama gittikçe kuresel barışı, istikrarı sağlayacağına buradan uzaklaşmaya sebep oluyor, işin ozu o. Cumhurbaşkanımız bu konulara muhatap, bunun bedelini odeyen ulkelere ve oranın halklarına orada hitap etti.

' ABD HÂLÂ KILINI KIPIRDATMIYOR'

Turk-Amerikan ilişkilerinde biz ne bekleyelim?

Amerika Birleşik Devletleri'ne de butun dunyanın gozu onunde, "Bu FETÖ işi kardeşim, hala burada niye umursamaz davranıyorsunuz? Bu adam Turkiye'de darbe yapmaya çalıştı, şu kadar insanın olumune sebep oldu" dedik hala kılını kıpırdatmıyor Amerika. Ondan sonra da diyor ki, "ya Turkiye niye bize şaşı bakıyor?" Turkiye bakmıyor, Turk milleti bakıyor. Amerika eğer Turkiye'yi kazanmak istiyorsa, adım atması gereken 3 konu var.

Bir tanesi, Amerika yonetimi hakkında Turk kamuoyunun yuzde 85'i olumsuz duşunuyor. Bu darbenin arkasında, FETÖ'ye bir şey yapılmadığını duşundukçe, bunlar yapmadığına gore arkasında bir şey var, bir parmakları var. Bu algı yaygın mı Turkiye'de? Yaygın. Bir kere bunu duzeltmek için FETÖ ile ilgili en azından demeleri lazım ki, "biz işlem başlattık, soruşturma yapıyoruz, mahkeme edeceğiz veya şartlarını kısıtlıyoruz." Adam krallar gibi, istediği gazeteyi çağırıyor, istediği televizyonu çağırıyor, adamları senatorlerle, Temsilciler Meclisiyle, herkesle haşır neşir, içli dışlı.

' ABD'NİN YPG, PYD, PKK UNSURLARIYLA İLİŞKİYİ KESMESİ LAZIM'

İki: Amerika'nın behemehal YPG, PYD, PKK unsurlarıyla DEAŞ da artık bittiğine gore ilişkiyi kesmesi lazım. Dostunu ve duşmanını artık açık bir şekilde ortaya koyması lazım. DEAŞ'la mucadele ederken biz dedik ki, "ya ne yapıyorsun, teror orgutuyle başka teror orgutu mucadelesi yapılır mı? Bundan vazgeç." O zaman bize dediler ki, "Bu bir mecburiyet, bu bir tercih değil, işimiz bitince bırakacağız." Boyle bir şey var mı? Orada Fırat'ın doğusundan ta Sincar'a kadar adam akıllı işte tahkim oluyorlar, usler kuruyorlar, oradaki teror gruplarını eğitiyorlar vesaire. Bu ikinci buyuk problemimiz.

Üçuncu buyuk problemimiz de, bu FETÖ işini, Halk Bankası işini, Hakan Atilla işini ve diğer sıradakileri… Bunlarla ilgili yeni bir sayfa açmak gerekiyor.

' HAKAN ATİLLA DAVASINI İZLEDİK, HOKKABAZLIK'

Yani şimdi Amerika, Hakan Atilla davasını izledik, hokkabazlık. Kendi ulkesinde olunca hukuk işliyor, Amerika hukuk devleti. Turkiye'de olunca, Amerika, "Turkiye'de hukuk devleti yok, bizim adamlarımız tutsak" filan gibi laflar ediyor. Bunlar kabul edilebilir şeyler değil. Evrensel hukukun kuralları her ulke için geçerlidir. Guçlunun haklı olduğu değil, haklının guçlu olduğu bir dunya istiyorsak, burada her ulke ne kadar guçlu olursa olsun veya her ulke ne kadar zayıf olursa olsun, mesele hukumranlık haklarına, egemenlik haklarına geldiği zaman, karşısındaki ulkenin buyukluğune hiç dikkat etmez. Yani Amerika bizim bayrağımıza, bizim toprağımıza karşı husumet gosterirse, "ya bu adama bulaşmayalım, bunlarla uğraşmayalım" diyen bir Turk evladı gorebilir misiniz? Goremezsiniz, çunku biz bedel odedik buralar için, çok buyuk bedel odedik. Yani Cumhurbaşkanı genel anlamda muzmin hale gelmiş sorunlar için bir kez daha dunyanın dikkatini çekti.

Siz olumlu musunuz efendim? Yani Amerikan yonetimi, Trump yonetimi bu soylediğiniz hassasiyetler noktasında…

En buyuk hassasiyetlerimizden olan, Fırat'ın doğusundaki 700 kilometrelik hududumuz boyunca bir teror yapılanması var, buna karşı tedbir almamız gerekiyor. Amerika eğer bizim NATO ortağımızsa, unutmamalı ki o sınır NATO'nun sınırıdır.  Sadece burada yapacağı iş birliği Turkiye'nin hayrına değil, aynı zamanda NATO'nun da guvenliği için gerekli.

' EKONOMİK SIKINTI YAŞADIĞIMIZ SIR DEĞİL'

Efendim, ekonomideki gelişmelerle ilgili de bir değerlendirme almak isteriz.

(C) AA / Murat Çetinmuhurdar

Bir sıkıntı yaşadığımız sır değil, bir sıkıntı yaşıyoruz. Geçmişte de yaşadık, ustesinden geldik. Bu sefer de ustesinden gelecek potansiyelimiz var, kabiliyetimiz var. Kuresel şartlar onceki krizlere gore biraz daha olumsuz. Ama biz kuresel imkanlar yok diye elimizi-kolumuzu bağlayacak bir ulke değiliz. Çunku bizim hem insan kaynağımız, kuresel anlamda duşunen, ureten insan kaynağımız var, hem ozel sektor gibi çok buyuk bir tecrubemiz var. Turkiye'de uretimi, ekonomiyi ayakta tutan devlet değil artık ozel sektor. Niye? 1'e 9; devlet 1 yatırım yapıyorsa, ozel sektor bugun 10 yatırım yapıyor. Bu krizin de kamu sektoru krizi olmadığını bilmemiz lazım. Bu kriz reel sektorumuzu etkileyen bir krizdir. Yani ozel-reel sektor fark etmez, bu Turkiye'nin meselesidir ve ustesinden de Turkiye'nin gelecek imkanları vardır. Nasıl var? Turkiye'nin varlıklarıyla yukumluluklerini karşılaştırdığımız zaman, varlıkları yukumluluklerinden çok fazla. Ancak bir vade uyuşmazlığı var. Kısa vadeli yukumlulukler fazla, uzun vadeli kaynaklar fazla, bunları dengelemek gerekiyor. Bunu da kamu maliyesiyle, yani Hukumet, daha doğrusu Cumhurbaşkanlığı Hukumet Sistemimiz gerekli tedbirleri alarak bu işi duze çıkartacak, yani bir problem gormuyorum.

' CUMHURBAŞKANIMIZ KAPILARI KAPATMIŞ GÖZÜKMÜYOR'

Milliyetçi Hareket Partisi'nin af teklifi, duşunceniz nedir?

Doğrusu benim Meclis Başkanı olarak yapacağım; Meclis'e gelen bu af teklifini diğer kanun teklifleri gibi ilgili komisyonlara gondermek. Ondan sonrası partilerin kararıdır. İşte muzakere olacak, uzlaşılacak yahut uzlaşılmayacak, bir şekilde iş bir noktaya gelecek. Yani detaylarına girdikçe belki bazı duzeltmelerle yeni bir şekil verilip yol alınabilir. Bunlar tamamen varsayımlar.

Afla ilgili Sayın Cumhurbaşkanımız kapıları bu sefer kapatmış gibi gozukmuyor. Biliyorsunuz geçmişte yapılan aflarda kapsam çok genişlemiş. Çok genişleyince kamu vicdanı rahatsız olmuş, beklenen fayda sağlanamamış. Burada belki bu detaylara çok daha dikkat etmekte yarar var. İşte organize suçlar, şunlar- bunlar, yani onların sınırı nereden çizilecek, onlara bakmak gerekiyor.