Özet (TL;DR) @ 2018-09-23 08:17:07.982325: Türkiye’de köklü aile geleneği düşünülünce de, iş dünyası deyince de, kültür sanattan bahsedince de akla ilk gelen isimlerden biri o. Eczacıbaşı Holding ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın Yönetim…



T urkiye'de burjuvazi dendiğinde akla ilk onların adı gelir.

Bug un çoğu kişi artık ilaç uretmediklerini bile bilmiyordur ama herkes onları tanır, takip eder.

Ç unku izleri kent hayatımıza altın harflerle yazılmıştır. İstanbul Modern ve İKSV imzalı bienal, İstanbul Film Festivali, bugunlerde gezebileceğiniz Tasarım Bienali… Hepsinin arkasında onlar vardır. Eczacıbaşı Holding Yonetim Kurulu Başkanı Bulent Eczacıbaşı, kariyerinin 45'inci yılına yeni bir kitapla girdi: 'İşim Gucum Budur Benim'.

İ ş hayatı, sosyal sorumluluk ve kultur-sanat alanlarındaki deneyimlerini aktardığı kitap piyasaya çıktı.

Gazeteciler aras ında ketumluğuyla bilinen Bulent Eczacıbaşı'yla Levent Kanyon'daki ofisinde buluştuk.

_Gen çliğinden babasıyla ilişkisine, İstanbul'un durumundan ekonomiye birçok konuya uzandık.

Bulent Eczacıbaşı'ndan iş hayatı
onerileri

_ T* u rkiye'de burjuvazi deyince ilk akla gelen, Eczacıbaşı ailesidir. Medici'lere, Kennedy'lere benzeten, 'aristokrat' benzetmesi yapan bile çıkar. Siz kendinize nasıl bakıyorsunuz?**

- Hi ç uzerinde konuştuğumuz bir konu değil. Burjuvazi nedir, Turkiye'de var mıdır, yok mudur; oldukça karmaşık bir tartışma.

Var m ıdır?

- Ben ekonomik açıdan yaklaşmayı tercih ederim. Boyle yaptığımda karşımda girişimciyi goruyorum. Giderek devletten bağımsız olan bir girişimci kitlesi var.

Zaman zaman T urkiye'de burjuvazinin devletin sozunden çıkmadığını, korkak olduğunu soyleyenler olur. Ne diyorsunuz bu eleştirilere?

- Artık ulkemizde de kuresel ekonomide oyuncu olmaya yonelen bir girişimci kitlesi var. Bunların demokrasiye sahip çıkmadığı kanısı nereden kaynaklanıyor, onu çozemiyorum. Darbeler oldu, demokrasiye mudahaleler yaşandı. Silahlı guce hangi kurumlar guçlu şekilde karşı çıktı, çıkabildi de girişimciler karşı çıkmamakla suçlanıyor, buna biraz daha yakından bakmak lazım. Girişimcilerin onde gelen temsilcisi TÜSİAD'a bakarsak, her zaman demokrasiden yana tavır almış, birçok kurumdan fazla. Tersine hiçbir zaman rastlamadım.

Son d onemde ulkede pek çok şey değişti. Fakat ekonomide esas guç hala TÜSİAD'da, İstanbul sermayesinde diye bir bakış var. Doğru mu bu?

- Çok emin değilim. Girişimcilik bence TÜSİAD'ın kalıplarını aştı. İşinsanı dernekleri ve iş aleminin çatı kuruluşları çok farklı bir noktadalar. Guçlu orgutlerce temsil ediliyor, seslerini duyuruyorlar. Belli bir uretim gucunu temsil ediyorlar artık. TÜSİAD belki ornek bir kurum olarak konumunu muhafaza ediyor. Ama 1990'lı yılların başında, benim başkanlık yaptığım zamanlardaki sanayi tablosu çok farklıydı. Bu değişti.

Siz giri şimcilik uzerinden anlattınız ama burjuvazi ayrıca bir kulturu, hayat tarzını da içeriyor sanırım. Bu tur bir burjuvazi Turkiye'de oluştu mu? Siz kendinize boyle bir misyon biçtiniz mi?

- Kultur-sanata ve sosyal sorumluluğa ilgi gelişti. Sanayimizin kurucu kuşağı kendi deyişleriyle 'memleket meseleleriyle' yaşayan, ulkenin her sorununu kendi sorunları olarak goren, şirketleri kadar kurdukları vakıflarla da uğraşan insanlardı. Zaman içinde sosyal sorumluluk diye bir kavramla tanıştık, sosyal sorumluluk kurumlaştı. Şimdi kuruluşlar arasında bu alanda bir yarışa girişildiğini goruyoruz. Kultur-sanat bunun sadece bir yonu. Bu alana ilginin artması da son derece sevindirici bir gelişme. Çunku bu alanda hem ozel kesimin hem de kamunun desteğine ihtiyaç var. Dunyanın her yerinde olduğu gibi... Bu destek ulkemizde giderek artan oranda veriliyor. Tabii biz her zaman yetersiz bulacağız, o da başka...

Bulent Eczacıbaşı'ndan iş hayatı
onerileri

D unyada eşi bulunmayan bir kentte yaşıyoruz

İ KSV'nin vakıf senedinde 'İstanbul'un dunyanın kultur başkentlerinden biri durumuna gelmesi' gibi bir hedef belirtiliyor. Son zamanlarda sokağa çıktınız mı? Beyoğlu'nun, Taksim'in hali içinizi acıtıyor mu?

- Potansiyeli çok daha buyuk goruyoruz, içimizi acıtmasının nedeni de bu... Neler yapılır, İstanbul dunyada nerelere getirilebilir diye baktığımız zaman, evet, içimiz acıyor. Çunku gerçekten dunyada eşi bulunmayan bir kentte yaşıyoruz. İstanbul'u dunyanın en çekici kultur merkezlerinden biri haline getirmek, bir Avrupalının hafta sonu ne yapacağını duşunurken "Bakalım İstanbul'da neler oluyor" diye bakma alışkanlığı edinmesi, olmayacak bir şey değil.

Oldu oyle bir donem. Newsweek'in 'Cool İstanbul' kapağı zamanları. 2000'li yılların ortalarında "Avrupa'nın en havalı şehri" diyorlardı.

- Doğru. İstanbul'a karşı duyulan heyecanın azalmasında kuşkusuz bolgemizdeki olayların etkisi var. Ne de olsa Avrupalı bizi bir Ortadoğu sepetinin içinde gorebiliyor, "Amaan şimdi de sırası mı" diyebiliyor. Ama biz İstanbul için gerekli olan her şeyi yapıyor muyuz? Yeteri kadar muzemiz var mı? Sergi açabiliyor muyuz? Konser veriliyor mu? Kultur mekanları, kulturun altyapısı yeterli mi? Pek çok eksiğimiz olduğunu gormemiz lazım.

Be ğenmeden Ortadoğu diyoruz ama -siz de kitapta bahsetmişsiniz- Suudi Arabistan'da muze patlaması yaşanıyor. Abu Dabi'ye Louvre açıldı! Bizi çoktan geçtiler galiba...

- Çok gorkemli mekanlar inşa ediliyor ve çekim merkezine donuşturuluyor. Herkes de bunları konuşuyor ve bunları gormek için bu kentlere gidiyor. Biz de kendi çapımızda elimizden geleni yapıyoruz. Yeni muzeler yapılıyor, Ataturk Kultur Merkezi yenileniyor. İnşallah çok guzel bir kultur merkezi ortaya çıkacak.

Son y ıllarda bir durgunluk olduğu malum fakat dun yururken yabancı misafirlerime epey hava attım. Contemporary İstanbul'a, Tasarım Bienali'ne akın eden yuzlerce kişi, sokakta keman çalan insanlar; eski gunlerinde gibiydi İstanbul. Şehir bir şekilde kulturel yaşamı diriltiyor. Boyle bir gucu var
galiba...

- Var tabii, onun için içiniz acımıyor mu dediğiniz zaman, evet acıyor, çunku çok farklı bir noktaya getirebiliriz İstanbul'u.

T urkiye'nin hikayesi aşındı

Kitapta g uzel bir anı var. Avrupalı bir arkadaşınız size yıllarca "Boşuna uğraşmayın, İslam'la demokrasi bir arada olmaz" diyormuş.

- Evet, 1990'lı yıllarda yapılan bir toplantıda yabancı bir dostumuz bizi biraz kıran bir fıkra anlatmıştı. Londra'da bir deney yapıyorlarmış, aslanla kuzu bir arada yaşatılmaya çalışılıyormuş. Gazeteciler sormuş, nasıl gidiyor diye. Deneyi yurutenler "Fena gitmiyor ama ara sıra kuzuyu yenilememiz gerekiyor" demişler. Dostumuz açıkça "Siz İslam'la demokrasiyi bir arada yuruttuğunuzu iddia ediyorsunuz ama sık sık darbelerle demokrasiyi kurban ediyorsunuz" demek istiyordu.

Sonra ozur dilemiş sizden.

- Ondan sonra parlak yıllarımızda "Ben seni çok kırmıştım herkesin içinde. Turkiye artık hepimizin sevgilisi... Yatırım deyince Turkiye, gezmek deyince Turkiye" dedi.

Son zamanlarda hi ç aradı mı sizi bu arkadaşınız?

(Guluyor)

" Turkiye hikayesini kaybetti" diyorsunuz kitapta. Bunu biraz açar mısınız?

- Pazarlamacılar bir urunun, onu benzerlerinden ayıran bir hikayesi olsun ister. Bir zamanlar Turkiye'nin hikayesi 'Hur dunyanın Doğu'daki bekçisi, NATO'nun Doğu'daki kalesi olmak'tı. Özal'lı yıllarda 'Kureselleşmenin parçası, dinamik, liberal Turkiye'... Üçuncu hikaye AK Parti'nin iktidara gelmesiyle ortaya çıktı. Demokratik reformlar yapan, bir Musluman toplumda demokrasinin gelişebileceğini, AB'ye katılım surecinin başlatılabileceğini kanıtlayan, bir yandan da hızlı buyumeye devam eden Turkiye, butun dunyaya son derece ilginç bir hikaye sundu. Şimdi hikayesiz kaldık derken bunun kesintiye uğradığını anlatmaya çalışıyorum. 2007-2008 krizinden sonra AB'nin Turkiye'ye karşı soğuyan tutumu, bolgemizdeki savaşlar, bir ara kabaran teror dalgası, iktidar partisinin kapatılması için açılan dava, korkunç bir darbe teşebbusu, Ergenekon, Balyoz davaları gibi gelişmeler, Turkiye'nin hikayesini aşındırdı. Artık dunyaya yeni bir hikaye anlatmamız gerekiyor.

Nas ıl olacak bu?

- Bu hikaye gerçekçi olmak ve Turkiye'nin guçlu yonleri uzerine kurulmak zorunda. Geçmişle ovunen değil, ileriye bakan bir hikayeye ihtiyacımız var. Dunyaya "Bize guvenin" diyebilmek için sağlam bir hukuk sistemi, "Geleceğimize guvenin" diyebilmek için ise sağlam bir eğitim sistemi lazım.

B oyle bir hikayeyi kendimize de anlatmamız lazım galiba...

- Kesinlikle. Her şeyden once kendi insanımızın heyecanı için lazım.

Yeni Şafak gazetesi bile geçenlerde "Bu gençler neden ulkeyi terk ediyor" diye soran bir yazı yayımladı. Bir beyin goçu mu yaşanıyor?

- Çok sayıda insanın geleceğini dışarıda aradığını goruyorum, evet. Onları geri çekmemiz lazım. Üç-dort hedefe indirgenmiş, net, yeni bir hikayeyle ortaya çıkmamız lazım.

Ü lkede iki kutuplaşmış kesim var. Muhtemelen akıllarındaki hikayeler farklı olacaktır.

- Geçmişte bu ulke ortak hedefi paylaşarak çok onemli başarılar elde etti. Herkes daha iyi yaşam koşulları, çocukları için parlak bir gelecek istiyor. Özlemleri ortak. Bu ortak yonleri one çıkaran hedefler ulkeyi birleştirebilir. Başka çaremiz yok.

Bulent Eczacıbaşı'ndan iş hayatı
onerileri

_ Ç ok sayıda insanın geleceğini dışarıda aradığını goruyorum. Onları geri çekmemiz lazım. Üç-dort hedefe indirgenmiş, net, yeni bir hikayeyle ortaya çıkmamız lazım._

Hem sanayi hem de bankac ılık kesimi bu ekonomik durumla baş edecek guçte

Ekonominin durumu sizi kayg ılandırıyor mu?

- Makro gostergelerde bir kotuleşme oldu, bu sene yuksek enflasyon yaşayacağız. Zaten enflasyonu yeteri kadar indiremediğimizi duşunurken şimdi yukseliyor. Doviz kurunda bir sıçrama oldu, onun etkilerini yaşayacağız. Dengeler yerine oturuncaya kadar bir rahatsızlık hissedeceğiz ama ben hem sanayi hem de bankacılık kesiminin bu durumla baş edecek guçte olduğunu duşunuyorum. Çok daha kotu koşullarla baş ettik geçmişte, tecrubemiz var. Avrupa'nın iyi bir konjonkturde olması çok yardımcı bize. Boyle boyle bu donemi atlatacağız.

Kapitalizm sa ğlıklı çalışmıyor, tedavisi gerekiyor

◊ Gelir da ğılımındaki adaletsizliğe dikkat çekiyorsunuz kitapta. Thomas Piketty'ye atıfta bulunuyorsunuz. Birkaç yıl once Ali Koç da "Eşitsizliğin ortadan kalkması için kapitalizmin ortadan kalkması gerekir" demişti. Bugun dunyada daha guçlu bir sol olsaydı, sağ populizme, fanatizme kayışın onu tutulabilir miydi?

- Solun geleneksel reçetelerinin işe yaramadığını dunya gordu. Başka sentezlere ihtiyaç var. Kapitalizmi nasıl herkesin yararına çalıştırırız? Zenginlik yaratmakta daha başarılı olmuş bir sistem yok. Ama bu sistem sağlıklı çalışmıyor. Hastalığın tedavisi gerekiyor.

◊ Nedir bu hastal ık?

- Paranın politik guç, politik gucun para yaratması... Para belirli ellerde toplandıkça bu odaklar daha fazla guce sahip oluyor. Politik gucu kendilerini zenginleştirmek için kullanıyorlar. Boylece toplumu buyuk krize surukleyen bir dongu ortaya çıkıyor. Bu dunya tarihinde ilk defa gorulen bir gelişme değil ama şimdi yeniden boyle bir tehlikenin ortaya çıkmakta olduğunu goruyoruz. Geçmişte gerek ABD'de gerekse Avrupa'da kapitalizmin aşırılıklarını başarıyla torpuleyen hareketler gorulmuştu.

◊ Nas ıl?

- Amerika'da 'Yeni Duzen', Avrupa'da sosyal demokrasi bozulan dengeleri duzelten hareketlerdi. Şimdi kureselleşme devrini yaşıyoruz. Kureselleşme bir yandan zengin ulkelerle gelişmekte olan ulkeleri birbirine yaklaştırırken, bir yandan da toplumlardaki gelir dengesizliklerini artıran etkiler getiriyor.

Bulent Eczacıbaşı'ndan iş hayatı
onerileri

Bize paran ın değeri oğretildi

◊ Milyarder olmak nas ıl bir şey? Bir restoranda monuye bakar mısınız? "Bu yemek çok pahalı, bunu yemeyeyim" dediğiniz olur mu?

- Olmaz olur mu, tabii ki. Paranın değerini bilmenin servetle ilgisi olduğunu zannetmiyorum. İmkanları çok kısıtlı insanlar paranın değerini bilmeyebiliyor; çok zengin insanlar her kuruşu sayabiliyor. Farklı şeyler... Ama bize paranın değerinin oğretildiğini soyleyebilirim.

◊ Bir g ununuz nasıl geçer?

- 06.30-07.00 gibi kalkarım, spor yapmaya gayret ederim. At binmeyi çok severim. Kuçukluğumden beri binerim ama seyrekleşti artık. Biraz yavaşlatmak lazım, çok riskli bir spor. Spor yaparsam 10.30 gibi, yapamazsam 08.00-08.30 gibi ofise gelirim. Gunde uç-dort toplantı, goruşme yaparım.

◊ Gizli zevkleriniz var m ı? Sizden beklenmeyecek bir şeyler... Atıyorum, paça çorbası içer misiniz? Fatih'te buryan kebapçınız var mı?

- Sanat konusu var.

◊ Y ukseldik yine birden. Alamadık sizi dunyamıza!

- Hayır canım, oyle bakmayın sanata! (Guluyor) İKSV ve İstanbul Modern bize iş yaşamı dışında bir dunya sunuyor, o dunyayı yakından takip etme zorunluluğunu da getiriyor. Sergileri gezmek gibi... Fotoğraf gezilerini de artırdım son zamanlarda.

◊ Şehirde en sevdiğiniz, arada gidip gezdiğiniz yer neresi?

- Kendi kendime çıkıp gezdiğim pek bir yer yok doğrusunu isterseniz. Ailece gezeriz, vakit ancak ona yetiyor. Mesela gun esnasında çıkayım da hava alayım gibi bir alışkanlığım yok.

◊ Çok onermiyoruz zaten son zamanlarda...

- (Guluyor) Onu uygulamıyoruz diyorsunuz!

◊ Kitab ın sonsozunde şu dizeler var: "Gokyuzunun rengi soldu, maviye boyanacak. Deniz yırtıldı, dikilecek..." Neden boyle bitirdiniz?

- Anlatmıştım ya kitabın başındaki 'Dalgacı Mahmut' şiirini... Solcu arkadaşlarımın işe yaramayan işadamlarına benzettikleri Dalgacı Mahmut... Kitabın sonunda Dalgacı Mahmut'un başka bir açıdan işinsanına ilham vermesi gerektiğini belirtmeye çalıştım. Yırtılan denizleri dikmekte, rengi solan gokyuzunu yeniden maviye boyamakta işinsanına buyuk iş duşuyor. Ozon deliğinin onarılması çok guzel bir başarı oykusudur. Bu deliğe neden olan freon gazlarının uretimi kısıtlandı. Başka gazlar, kimyasal maddeler geliştirildi. Ve ozon deliği tamir edildi. Bu, buyuk şirketlerin işbirliğiyle olmuştur, devletlerin filan değil. Yırtılan gokyuzu tamir edildi aslında. Bugun benzer bir işbirliğine ihtiyacımız var.

Bulent Eczacıbaşı'ndan iş hayatı
onerileri

Babam Ecevit 'i aşırı beğeniyor diye çok eleştirilmişti

◊ 1968 olaylar ına yetiştiniz mi?

- Üniversiteye başladığım yıl.

◊ Yani entelekt uel bir çevredesiniz. Bir tarafta Che Guevara'lar, Deniz Gezmiş'ler, bir tarafta aileniz... Sol ruzgardan siz de etkilendiniz mi? Yoksa "Bunlar gelirse bizim de canımıza okur" diye çekindiniz mi?

- Çok arkadaşım o ruzgarın etkisi altındaydı. "İşadamı eşittir Dalgacı Mahmut" dendiğini hatırlarım. Kitaba başlığını veren şiirde, "Hiçbir şey yapmaz bunlar, gokyuzunu boyar, denizi diker" gibi espriler yapılırdı. Ama bir yanda da Nejat Bey gibi bir model vardı. Benim gozumde hiç de kotu bir şey yapmıyordu. Yatırım yapmayı, vakıflar kurmayı duşunuyordu. Sevgi, saygı goruyordu. Niye kotu bir şey olsun ki babamın oluşturduğu model diye duşunurdum. Bu çelişkileri yaşadım.

◊ Turgut Özal sizinle ilgili yıllar sonra demiş ya, "Bunlar da babaları gibi solcu oldu" diye.

- Evet, başkasıyla konuşurken benim hakkımda boyle soylediğini duydum. Babamın sosyal demokrasiye ilgisi vardı. Konuştuklarımıza benzer kaygılar...

◊ Denge aray ışı...

- Evet, o denge olmazsa hep beraber felakete gideceğiz duşuncesi... Sosyal demokrasinin ozellikle Avrupa'da yarattığı olumlu dengelerden etkileniyordu. Ecevit'i aşırı beğeniyor diye çok eleştirilmişti. Hep bu arayışın sonuçlarıydı onlar.

Alman Lisesi 'ni 100 yıllık rekoru kırarak bitirdim, hala geçen olmadı

◊ Aile ortam ınız nasıldı? Asilzade gibi mi yetiştiniz yoksa burnunuz surtuldu mu biraz?

- Gençlerin birinci gorevi oğrenimlerini en yuksek başarıyla tamamlamak, biraz da işlere yaklaşmaktı. Babam beni yaz aylarında haftada iki gun fabrikada çalıştırırdı. Onun dışında zorlamazdı.

◊ Alman Lisesi baban ızın fikri miydi?

- Annem Alman Liseli... Babam da Alman-Amerikan karışımı bir eğitim almıştı.

◊ Heidelberg 'e gitmiş. O zaman dunyanın bir numaralı universitesine...

- Sonra da Chicago ve Berlin'e. Babam "İngilizce eğitim veren bir okula gidersen başka dil oğrenemezsin" derdi. Bu duşuncelerle beni Alman Lisesi'ne yolladılar. Babamın her şeyde çıtayı yukseğe koyma alışkanlığı vardı. Beklentisini belli ederek motive etmek yolunu seçerdi. Akşam yemeğinde annem "Nejat, Bulent bugun karnesini almış, sınıfın birincisi olmuş" der...

◊ Birinci mi!

- Tabii, Alman Lisesi'ni rekor kırarak bitirdim. Çalışmayı severim ben! Okulun 100'uncu yılında mezun oldum, derecemin 100 yılın rekoru olduğunu soylemişlerdi.

◊ H ala sizde mi rekor?

- Daha sonra rekoru kıran olduysa da ben kabul etmiyorum çunku bizden sonra sistem değişti! O zaman hem Turk hem Alman diploması almak zorundaydık. Şimdi o mecburiyet kalktı. Dolayısıyla kimse bana "Senin rekorunu kırdık" filan diye gelmesin! (Guluyor) Neyse işte, annem bunları soyler, babam "Aferin oğluma. Zaten başka turlusu beklenmez!" der, başını kaldırmadan yemeğini yerdi. Şimdi gel de birinci olma!

◊ Cambridge 'e gondermemiş sizi...

- Almanya'da da İngiltere'de de her istediğim okula girebilecek durumdaydım. İki universitede gozum vardı: Cambridge ve Londra'daki Imperial College. Cambridge'in unu tabii buyuleyiciydi. Imperial College da kimyada efsanevi bir yerdi. Babam "Üniversite eğitimi bir diploma alıp gelmek değildir. İnsanın kendini her yonden geliştirmesidir. Konserlere, tiyatroya, sergilere, operaya, muzelere gitmen lazım. Cambridge'ten Londra'ya gide gele yapamazsın" dedi ve seçimi benim için yaptı.

◊ Şık bir mudahale olmuş! Bunu o yaşta sizin soylemeniz gerekmez miydi?

- (Kahkahalar) Benim aklıma hiç boyle şeyler gelmiyor o zaman. Cambridge'te o nehirler, manzaralar o kadar cazip geliyordu ki...

◊ Korktu mu acaba sizin ad ınıza? Bu kadar çalışmasın, biraz hayatını yaşasın diye...

- (Guluyor) Sonuçta iyi bir seçim oldu.

Bulent Eczacıbaşı'ndan iş hayatı
onerileri

İ şinsanı olmasaydım  bilimle u ğraşırdım

İ şinsanı olmasaydınız ne yapmak isterdiniz?

- Akademisyen olmak isterdim. Fizik, matematik tutkum vardı. Babam bundan endişe eder, "Bu tutkular insanı belli bir yola sokar. Onu geri çekmek çok zordur" derdi. Ama zorlamanın da mutsuzluğa ve başarısızlığa sebep olacağını duşunurdu.

Ne yapt ı peki?

- "Git, kimya mı fizik mi, ne istiyorsan oku. Ben de muziğe çok meraklıyım. Ama ne yaptım? İş hayatına girdim. İstanbul Festivali'nin kurucusu oldum. Herhalde muziğe, sanata katkım herhangi bir muzisyenden çok daha fazladır. İş yaşamı insana boyle olanaklar verir, fark yaratırsın" gibi bir yol izledi. Başarılı da oldu. Bu duyguyu yarattı bende.

Bulent Eczacıbaşı'ndan iş hayatı
onerileri

B ulent Eczacıbaşı'ndan iş hayatı onerileri

◊ Do ğru karar almanın tek koşulu var: Açık bir tartışma ortamı. Hataların hepsine donup bakarım, hepsinde istisnasız bir şey var: Yeterince tartışılmamıştır. Herkesin fikri alınmamıştır. Konu basit zannedilmiştir.

◊ A çık tartışma ortamına bazen biz gerek gormuyoruz veya acele ederek hata ediyoruz. Bazen insanlar içlerinden geçenleri açıklıkla soyleyemiyor veya soylemiyorlar. Patronun ne duşunduğune bakıyor, onu hissetmeye çalışıyorlar.

◊ Birini i şe alırken o kadar çok şeye bakıyoruz ki, İnsan Kaynakları'nı "Altı aydır adama haber vermemişsiniz" diye aradığım çok oluyor.

◊ Kurum k ulturu yazılı olmayan kurallardır. Yonetmeliklerde *bulamazs ınız. "Bu iş boyle yapılır, boyle yapılmaz", "Eczacıbaşı'nda *
bu yap ılmaz kardeşim" gibi. Bunlar bir yandan katılaştırır ama
bir yandan kimli ğinizi korumanızı sağlar.

◊ Vehbi Ko ç'la, Sakıp Sabancı'yla TÜSİAD çatısı altında ve aile dostları *olarak çok yakın çalıştım. Başarılarının altında benzer faktorler var. *Birincisi i ş takibi, fikri takip... İşi sonuna kadar goturme azmi.

◊ Zeki insandan bol bir şey yok dunyada. Zeka bir çan eğrisi grafiğiyle dağılıyor, biliyorsunuz. Çizginin bu tarafında milyonlarca insan var. Çalışkanlık diyorsanız, herkes çalışıyor. Ayıran şey azimdir insanları. Hedefe varıncaya kadar bir daha!

◊ Önceki kuşağın memlekete bakışı, iyimserliği çok etkili oldu *u zerimizde. "Ya biz neler gorduk, bırakın Allah aşkına" tutumu... * T urkiye'nin her sorununu kendi sorunları olarak gorurlerdi. *E ğitim için, ormanlar için bir şey yapmak lazım; "Vakıf kuralım, *
bunu ben ustleneyim, onu sen ustlen"... Surekli boyle yaşadılar.

SON 24 SAATTE YA ŞANANLAR

Son 24 saatte ne oldu? (23.09.2018)

daha fazla video için