Özet (TL;DR) @ 2018-09-21T15:50:09.000Z: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Adnan Oktar ve grubuna yönelik soruşturma kapsamında tutuklanan ve etkin pişmanlıktan faydalandıktan sonra tahliye edilen Ayça Pars, 30 yıl kaldığı grupta…



Adnan Oktar grubunda 30 yıl yer alan Ayça Pars, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yurutulen soruşturma kapsamında tutuklandı. Etkin pişmanlıktan faydalanarak çeşitli beyanlarda bulunduktan sonra geçen hafta tahliye edilen Pars, orgute nasıl girdiğini, neler yaşadığını ve cezaevinde geçirdiği zamanı AA muhabirine anlattı.

Pars, 17 yaşında kolejde okuyan arkadaşlarıyla yazlıkta kalırken dini bilgiler anlatan ve o zaman 'Adnancılar' olarak isimlendirilen bazı insanlarla tanıştığını belirterek, bir sure sonra Ortakoy'deki eve goturulerek Adnan Oktar'la tanıştırıldıklarını soyledi.

Çevrelerindeki kendilerine benzeyen insanların da dinle ilgilendiklerini gorunce onlara guvendiklerini ifade eden Pars, şoyle devam etti: "Yaşadığımız çevreden dolayı dinden biraz uzaktık. Ben dinimi oğrenmek, yaşamak istiyordum ama çevremde hiç kimse yoktu. Bir baktım burada boyle bir çevre var ben de inancımı bunlarla yaşamak istedim, hem çevremden kopmamış olup hem de dinimi yaşamak istiyordum."

Dini konuları o zamanlarda çok merak ettiğini dile getiren Pars, "Yavaş yavaş, aşama aşama bu sistemin içine dahil oldum. Boğaziçi Üniversitesi matematik bolumunu kazanmıştım. Oradayken de o insanlar okula geliyordu. Sonra kuçuk kuçuk gruplara ayırdılar, biz de o gruplara dahil edilerek surekli toplantılar yapılıyordu. O toplantılarda dini konular konuşuluyordu, ayetler ezberleniyordu" diye konuştu.

(C) AA / İsa Terli

' HERKESİ TEK TEK SEÇEREK GRUPLARA AYIRDI'

Pars, bu şekilde Adnan Oktar grubuna dahil olduğunu belirterek, "Okuldan mezun olduktan sonra mesleğimi yapmadım. Onların içindeyken ilk başta kitap çalışması için kutuphanelere girerek çeviri ve derlemeler yapıyorduk. Bu gruptakilerin, bir sure sonra çok kişiyle tanıştıkları gerekçesiyle evden dışarı çıkmaları, ailelerle goruşmeleri yasaklandı. Herkesi bu şekilde dış dunyadan kopartacak orgut hiyerarşisinde yer alacak şekilde gorevlendiriyorlardı" ifadelerini kullandı.

"Örgut, 1990'ların ortalarından itibaren hiyerarşik bir yapıya burundu. O zaman birinci gruba 'tebliğ grubu' denildi. Bunlar, guzel kızlar ve ailesi etkin kişilerden oluşuyordu" diyen Pars, Oktar'ın hiyerarşik yapı içinde herkesle goruşmediğini, 'birinci grup' içinden seçtiği imamlar uzerinden diğer gruplara etki etmeye çalıştığını soyledi.

Pars, Oktar'ın herkesi tek tek seçerek gruplara ayırdığını, sonra da sadece 30-40 kişilik birinci grubun içindekilerle goruşmeye başladığını dile getirerek, orgut içinde bir donem toplu ayrılmaların yaşandığını, Oktar'ın ayrılan kişileri 'munafık' olarak tanımladığını aktardı.

Oktar'ın bu kişilerle irtibat kurulmasını yasakladığını anlatan Pars, "Bunlara karşı sosyal medyada itibarsızlaştırma, hakaret etme, alay etme, hukuki olarak onları zor duruma duşurecek suç isnatları yapıldı. Hukukun açıkları kullanılıyor. Örgutten ayrıldıkları zaman gidebilecek bir kapıları olmasın diye ozellikle erkek uyelerinin ailelerini iflasa surukleyecek yontemler izlendi" dedi.

(C) Fotoğraf : DHA

Pars, hiyerarşik yapı içinde 'munafıklar', 'imamlar' gibi gruplar yaratıldığını belirterek, Oktar'ın da kendisini en buyuk imam yani 'Ulu'l emir' pozisyonuna getirdiğine işaret etti.

Örgutun bir uyesine suç işlettiğini veya suça karışmış birisiyle goruşturup bu kişiyi kendisine bağladığını ifade ederek Pars, bu tarz yaptırımlarla insanların başlarına geleceklerden korktukları için orgutten ayrılamadıklarını belirtti.

' 30 YIL SONRA GELEN BİR ÖZGÜRLÜK'

Pars, kendisinin de daha once ayrılmak istediğini ancak başına geleceklerden korktuğunu vurgulayarak, "Ben de şimdi açıklıyorum ama devletimizin kararlılığına inandığım için rahatlıkla konuşuyorum. Şu anda da bana sosyal medyadan saldırıyorlar ama vicdanen ben bunu yapıyorum" dedi.

"Cezaevine girdikten sonra ozgur oldum" diyen Pars, "30 yıl sonra gelen bir ozgurluk. fiziksel olarak da kafa olarak da vicdanen de ozgur oldum, çunku vicdanımız baskı altındaydı, soylenen şekilde duşunme, Kur'an-ı Kerim'i soylenen şekilde yorumlamak zorundaydık. Şu anda vicdanen ve iradi olarak ozgur olduğumu soyleyebilirim" goruşunu dile getirdi.

(C) Fotoğraf : Twitter

' KADINLARIN TEK BAŞINA ÇIKMALARI YASAKTI'

Kısıklı'daki bir orgut evinde kaldığını, uzun sure Kandilli'deki evde de bulunduğunu soyleyen Pars, "Biz kadınlar bir AVM'ye ya da hastaneye tek başına çıkamazdık, yanımızda surekli bir şahidin olması gerekiyordu. Ailenizle annenizle goruşurken bile yanınızda o şahitle gitmemiz gerekiyordu" diye konuştu.

Pars, birçok ailenin kızlarını kurtarmak için girişimde bulunduğunu ancak Oktar'ın onları orgut içinde tutmak için sahte evlilik gibi çeşitli yontemler kullandığını belirterek, birçok kızın orgut içinde hiç goruşmediği erkeklerle sahte olarak kağıt uzerinde evlendirilerek orgute bağlı hale getirildiğini savundu.

' OKTAR KADINLARA ŞİDDET UYGULUYORDU'

Kurallara uymayan kadınlara yonelik çeşitli yaptırımların uygulandığına vurgu yapan Pars, "Oktar çok şiddet uyguluyordu. Dayaklar, kuçumseme, hakaret, yerde surundurme, kopek taklidi yaptırma gibi cezalar veriyordu. Erkeklere gucu yetmediği için bunu kadın uyelere yapıyordu. Bazı kadınları, saçlarını dibinden keserek kuçuk duşuruyordu. Elleriyle saçını yoluyordu, yediği yemeği kafasından aşağı dokuyordu. Bunun gibi çok feci şiddet uyguluyordu" ifadelerini kullandı.

' GÖREVİM, ONUN HATALARINI KAMUFLE ETMEKTİ'

Pars, gruba ait A9 kanalında rejiden sorumlu olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

"Oktar'ın canlı yayınlarını çekiyordum. Orada her şey Adnan Oktar'ın kontrolundeydi, hangi dakikada kimin gireceğini, canı istediğinde ara verip başlatıyordu. Biz onun dediklerinin sorunsuz olarak akışını sağlıyorduk. Çekim açılarını kendisi belirliyordu. Tabletlere bakar, oradan da butun bilgileri okurdu ama kendisi hiçbir konuda bilgi sahibi değildir. Kuçuk yaşlardaki kadın uyeleri televizyonlarda gostermek istemezdi. Gorevim, onun hatalarını kamufle etmekti"

(C) AA / İsa Terli

' DİNDAR KESİMİ 'MÜŞRİK' OLARAK TANIMLIYORDU'

Oktar'ın dindar olan kesimi 'muşrik' olarak tanımladığını belirten Pars, "Kendisini en doğru yolda bulunan kişi olarak savunuyordu. İçeridekilere de bunu telkin etmeye çalışıyordu" dedi.

Ayça Pars, Oktar'ın mehdilik iddialarına da değinerek, "Mehdi 'mehdiyim' demez, kendisi açıkça bunu soylemiyordu. Mehdilikle ilgili olarak Şii hadisler taranırdı. Farsça tercumanlar tutuluyordu ve gelen hadislerin kendisine uyanlarını alıp diğerlerini yok hukmunde sayıyordu. Kendisine uyanları da, hadis birkaç sıfatı soylerken o birini alıyordu, uymayanları çıkarıyordu. Hadisleri tahrif ediyordu. Surekli tarih vererek mehdi beklentisini ayakta tutmaya çalıştı" diye konuştu.

' TALİMATLARI CEZAEVİNE DE GELİYORDU'

Oktar'ın şu anda da bunu surdurduğunu vurgulayan Pars, "Şimdi de 'Çok yakında hepimiz çıkacağız, Adnan Oktar da başa gelecek, hepimiz bir ulkenin yonetimine getirileceğiz' diyerek hayali bir dunya içinde yaşıyorlar. Zannediyorlar ki Adnan Oktar'ı içeriden çıkartıp mehdi olarak başa getirecekler" dedi.

Pars, cezaevinde koğuşlarda iki kişi kaldığına işaret ederek, "Avukatlar aracılığıyla bize haber geliyordu. Kişilerin ailelerinden medet ummaması için herkese para gonderiliyordu. Koğuşlara televizyon alınıyordu. Herkese ihtiyaçları soruluyordu. Oktar'dan motivasyonu aktif tutacak haber getiriliyordu surekli. Avukatlar aracılığıyla 'Şunu yiyin, şunu yemeyin'e kadar mudahalesi oluyordu" ifadelerini kullandı.

' OKTAR'IN İSTEDİĞİ BELLİ BİR KADIN MODELİ VAR'

Oktar'ın tercih ettiği bir kadın modeli olduğunu anlatan Pars, "O bayanlara çeşitli kozmetik uygulamalar yaptırıyordu. Bazılarının yuzlerine estetik mudahale yapıldı. Adnan Oktar'ın istediği belli bir model var, o modele gelene kadar botoks gibi takviyelerle bu hale getiriliyordu. Diğerlerini yanında tutmuyordu" dedi.

(C) AA /

Ayça Pars, Oktar'a 'herkesin aşık olduğu kişi' imajının verilmeye çalışıldığını dile getirerek, "Bir liste çıkarılıyordu, Adnan Oktar'la fotoğrafı olmayan kadınların mutlaka fotoğraf çektirip sosyal medyada paylaşmaları gerekiyordu. Herkesin mutlaka Adnan Oktar'ı ne kadar sevdiğiyle ilgili bir paylaşım yapması zorunluydu. Bu paylaşımı yapmayanlara ceza veriliyordu. Ayrılanlar aleyhine paylaşım yapılması isteniyordu" diye konuştu.

Dışarıdan gorunenle içerideki durumun çok farklı olduğunu belirten Pars, kendisi gibi duşunen birçok kişinin bulunduğunu, bunların da orgutle ilgili bildiklerini korkmadan soylemelerini istedi.

' KADINLARA İMAM NİKAHI KIYIYORDU'

Pars, Oktar'dan ayrılanların genellikle en yakınındakilerden oluştuğuna dikkati çekerek, şoyle devam etti:

"Yapılan sapkınlıkları, Adnan Oktar'ın sapkın felsefesini goruyorlar ve 'ben burada duramam' diyorlar. Dolayısıyla ne kadar yakınlaşırsanız o kadar da gitmek istersiniz ama buna cesaret gostermek zor olsa da bunu yapmak gerekiyor. Çemberin en uzak halkası hiçbir şey bilmediği için bağlıdır, en yakın halkası ise çok şey bildiği için gitmek ister ama çok şeyle bağlıdır ona cesaret edemezler"

Adnan Oktar'ın kendisine bağlı kadınlara imam nikahı kıydığını, imam nikahı kıymadıklarını da "cariye" olarak aldığını aktaran Pars, iki şahit tutup 'aldım seni' deyip 1 lira mehir parası veriyordu. Oradaki bayanların hepsinin bu şekilde Adnan Oktar'la bir bağlılığı vardır" şeklinde konuştu.