Özet (TL;DR) @ 2018-09-16 08:17:38.870291: Dün bir törenle dağıtılan Uluslararası Hrant Dink Ödülü, 10’uncu yılını uluslararası konferansla kutladı. İstanbul’da düzenlenen konferansa, dünyanın dört bir yanından ve Türkiye’den insan hakları…



İ sterseniz bu konferansın başlığı ile sohbete başlayalım: Geçmişe bakmak ve geleceği tasarlamak... İnsan hakları perspektifinden bakarsak bu konuda ne soylersiniz?- Hrant Dink'in Turkiye'nin pek çok probleminin ve bu problemlerin çozumune adanmanın sembolu olduğunu duşunuyorum. Onun bakışı, kulturel çoğunluğa ve ifade ozgurluğune dayanıyordu. Bu konuya adanmışlığını hayatıyla odedi. Suikastinin ardından adalet kısmen sağlanabildi. Tetiği çeken kişi ve bu organizasyonun orta seviyesindeki bazı isimler mahkum oldu ama oldurulme emrini kimler verdi ve bu kişiler ne kadar yukarıda bilmiyoruz. Onun savunduğu fikirler bugun hala insan hakları hareketinin onemli başlıklarını temsil ediyor. Ötekine karşı gittikçe buyuyen bir tahammulsuzluk, dar bakışlı bir milliyetçilik, ifade ozgurluğu kısıtlamaları yukseliyor.

1945 'ten bu yana benimsediğimiz, 70 yıllık evrensel insan hakları değerleri bugun risk altında. Tum dunyada kurallar değişiyor sanki. Buraya nasıl geldik?

- ABD dahil dunyanın pek çok yerinde gorulen bir fenomen ile karşı karşıyayız. Liderler, azınlıkları şeytanlaştırarak guç elde elde etmeye çalışıyor, gucu bir kez elde ettiklerinde de seçilmiş hukumet olarak guçler ayrılığı ilkesine saldırıyorlar. Hangi grubun şeytanlaştırılacağı ulkeden ulkeye değişiyor. Guçler ayrılığı, demokrasinin temelidir. Seçilmiş bir yoneticinin otokrata donuşmesini engeller. Bağımsız yargıçların saldırıya uğradığını, gazetecileren susturulduğunu, sivil toplumun bastırıldığını goruyoruz. Bu bir senaryo gibi, bir otokrat diğerinden oğreniyor. Guçler ayrılığı kalmadığında haklar da risk altındadır. Çunku hukukun ustunluğu ortadan kalkar. Bence pek çok ulkede gorulen ekonomik krizin sebebi de otokratlar.

Herkes sadece kendi ulkelerine kafayı taktığımı sanıyor,
komik...

Tam tersi oldu ğunu duşunuyordum... Ekonomik krizlerin otokratlar için uygun ortam yarattığını...

- Bu liderler guçlerini konsolide ettiklerinde gucu elde tutmak için devlet kaynaklarını kullanmaya başlıyorlar. Kendilerini destekleyenlere kaynak aktarmaları gerekiyor. Onları iktidarda tutacak ekonomik kararlar alıyorlar. Eleştirel ortam da kalmadığı için bu kararlar genellikle hatalı oluyor. Bugun Venezuela'da Maduro'nun başına gelen budur. Venezuela'nın zengin bir ulke olması gerekirdi, geniş petrol rezervleri var. Ama onun yerine hiperenflasyonla boğuşuyorlar. Çunku Maduro devletin kaynaklarını orduyu ve destekçilerini arkasında tutmak için kullandı. Çin'de Şi Cinping, ekonominin surekli buyumesini sağlamak için bankacılık krizine yol açmayı bile goze aldı. Turkiye'de de bazı ekonomik kararlar sorgulanıyor. Turkiye'nin Avrupa'dan gelecek yatırıma ihtiyacı var. Ancak hukukun ustunluğu tanınmazsa, yatırım gelmez.

Yak ın zamanda Turkiye-AB ilişkilerinde kuçuk de olsa bir iyileşme oldu. Özellikle Almanya ile...

- Almanya daha çok, Turkiye'de tutuklu bulunan vatandaşlarının salıverilmesiyle ilgili. Ancak Şansolye Merkel'in bu kadarına razı geleceğini sanmıyorum. Turkiye cezaevlerinde tutuklu bulunan yuzlerce Turkiye vatandaşı muhalif var. Turkiye ile Almanya'nın ortak ilgi alanlarından biri de İdlib. Her iki taraf da orada sivil kanı dokulmesini onlemeye çalışıyor. Bence Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Wall Street Journal'a gonderdiği makale bu bakımdan çok faydalıydı.

İ dlib konusunda Turkiye'nin pozisyonunu nasıl buluyorsunuz?

- Şu anda sivilleri korumaya çalışması bakımından Turkiye'nin pozisyonu olumlu. Ancak iki yıldır Turkiye sınırı kapalı. İdlib'te sivillere saldırı olursa ne olacak? Umuyorum ki, sınırın ote yanında siviller olurken, Erdoğan gozlerini kapamaz ve sınırı açar. Boyle bir durumda Avrupa da finansal bakımdan yardımcı olacaktır.

Birka ç yıl evvel kaleme aldığınız bir makalede, artan nefret ve hoşgorusuzluk ile mucadele için her bireyin uzerine duşeni yapması gerektiğini soylemiştiniz. Nedir uzerimize duşen?

- Populist politikacıların hepsi bir azınlığı şeytanlaştırır. Bu dini veya etnik bir azınlık olabilir. Her bireyin, bu durumu kabullenip kabullenmemek uzere bir seçim hakkı vardır. Bireyler gunluk hayatlarında bu otekileştirmeye "Hayır" diyebilirler. Olup biteni koşenizden hoşnutsuzlukla seyretmek yeterli değil.
O zaman herkes birer insan haklar ı aktivisti gibi mi yaşamalı? - Farklı olanı kabullenmek, ozgur bir tartışma ortamından taraf olmak yeterli. Otokratik hukumetlerin en nefret ettiği şey, insanların birbirleriyle ozgurce diyalog kurmasıdır. O yuzden Çin'de sosyal medya susturulmaya çalışılıyor. Otokratlar hukumetler vatandaşlarından korkmasalar, ozgurce diyalog kurmalarından da korkmazlar. Onlarla mucadele etmenin yolu, ozgur bir diyalog ortamı yaratmaktır.

Baz ı tweetleriniz Turkiye'de hayli tepkiyle karşılanıyor. Sosyal medya uzerinden saldırıya uğradığınız oluyor mu?

- Sosyal medyada her zaman saldırıya uğruyorum. Sosyal medyayı eleştiri için kullanıyorum ve eleştirilerimde adil olduğumu duşunuyorum. Ama herkesi eleştiriyorum; Trump'ı da, Esad'ı da, Putin'i de... Bazen de Erdoğan'ı... En sık karşılaştığım tepkilerden biri "Neden surekli benim ulkeme sataşıyorsun?" oluyor. Herkes sadece kendi ulkelerine kafayı taktığımı sanıyor. Komik...

25 y ıldır İnsan Hakları İzleme Örgutu'nde yoneticisiniz. Bu kadar yıl sonra nasıl hissediyorsunuz? Başarılı, yılgın...

- İnsan hakları için savaşmayı seviyorum. İnsan haklarının işe yaramadığını soyleyenler, bu hareketin hiç varolmamasını dileyen hukumetlerin yanında olanlar. Evet bugun insan hakları bakımından zor zamanlardan geçiyoruz. Ama her zaman inişler ve çıkışlar vardır. Hareketin gorevi, ihlalin bedelini ağırlaştırmaktır. Bu bir savaş; bazen kazanır, bazen kaybedersiniz. Önemli olan mucadeleye devam etmek.