Özet (TL;DR) @ 2018-09-02 08:17:50.868345: Dünyanın en popüler tarihçisi Hürriyet Pazar'a konuştu.
Roportaj için İsrail'e gideceğimi soylediğim Filistinli yakın arkadaşım Yazan bana "BDS boykotunu duymadın mı?" diye sordu. İsrail'e Guney Afrika'daki apartheid rejimi muamelesi yapmayı ongoren; spor, kultur, bilim alanlarında da boykot etmeye çağıran bir kampanyaydı…Ama hangi İsrail'i? Sokakta Filistinlilerle kol kola Netanyahu hukumetini protesto eden İsraillileri de mi mesela? Tel Aviv'de tanıştığım Turkiye asıllı sevgili Orel "Gazze'deki duvar beni çok suçlu hissettiriyor. Ama bir yandan da duvar dikildiğinden beri olumler azaldı, daha az korkuyorum. Üzuluyorum ama ne yapayım?" diyor. Artık sadece Ortadoğu değil, tum dunya bu tur içinden çıkılmaz sorularla karşı karşıya… Ve bu sorulara vereceği yanıtı en çok merak ettiğim insan burada.
Yuval Noah Harari 21'inci yuzyılın en çok konuşulan tarihçisi oldu.
'Sapiens' kitabı Turkiye'de 500 bin, dunyada 8 milyon sattı. Obama, Bill Gates, Mark Zuckerberg "bu kitabı okuyun" dedi.'Sapiens' insanın geçmişini, ikinci kitabı 'Homo Deus' ise olası geleceğini anlatıyordu. Ve uçuncu kitabı dunyada ve Turkiye'de dun piyasaya çıktı. '21. Yuzyıl İçin 21 Ders' en politik ve bir gazeteci için en verimli kitabı olmuş. Harari'yle cayır cayır Tel Aviv guneşinin altında buluştuk. Gezegenin ahvalini konuştuk.
Neler oluyor d unyada? Bir felaket doneminden mi geçiyoruz? - Bu sohbeti yaptığımız 2018'in Ağustos ayı itibariyle, hala insanlığın bugune kadar gorduğu en iyi donemi yaşamaktayız. Gittiğimiz yon, gorduğumuz eğilimler kotu, bu kesin. Ama koşullar tarihte hiç olmadığı kadar iyi. Açlık, hastalık, şiddet hiç bu kadar az olmadı. Sadece gelişmiş ulkelerde değil, tum dunyada... Şukran duymamız gereken çok şey var.
Ama tersine, insanlar son derece tedirgin...
- İnsanların çoğunun tarihe hatta gunumuze yanlış bir bakışı var. İnsanlığın ve uluslararası duzenin son donemlerde getirdiği muazzam başarılara sevinmek yerine bunu onemsemiyor ve şikayet ediyorlar. "Cennetteyiz, hiç sorunumuz yok" demiyorum. Çok sorunumuz var ama eskiye nazaran çok iyi durumdayız. Ve bunu sağlayan duzenin temellerine ateş etmekle meşguluz!
Neydi bunu sa ğlayan?
- Şiddetin bu kadar duşmesi ilahi bir mucize değil. İnsanların bilgece kararları ve uluslararası kurumların işbirliğiyle gerçekleşti. Şimdiki gibi yalnızlaşmacı, milliyetçi bir yone saparsak, yeniden silahlanma yarışına başlarsak, goz açıp kapayıncaya kadar dibe vurabiliriz. İnsanlar bu tehlikeyi fark etmiyor.
Toplumlarda bir ortadan ikiye yar ılma var. İsrail'de, Turkiye'de, ABD'de...
- Kesinlikle.
Neden her yerde ayn ı anda oluyor bu?
- Tum dunyadaki ortak yarılma ileriye gidenlerle geride kalanlar arasında. Dunyada muazzam bir dalga, devrim yaşanıyor. Bu devrim nufusun bazı bolumlerine çok yarıyor, diğerlerineyse hiç fayda sağlamıyor. Hayatları zorlaşmasa bile etraflarındakilerin durumunun hızla iyileştiğini, kendilerinin treni kaçırdığını goruyorlar. Guçsuz, gereksiz hissediyorlar kendilerini.
Bu yeni bir olgu mu?
- Eskiden nispeten kuçuk bir elit, geniş kitleleri somururdu. Ama buyuk kitleler olmadan ekonomi yurumezdi, çok onemlilerdi. Sendikalaştılar, grevler, sosyalist devrimler yaptılar. 20'nci yuzyılda toplumsal mucadele somuruyle ilgiliydi. 21'inci yuzyıldaki gereksizlikle ilgili. Elit artık onları somurmeye gerek duymuyor. Mesela İsrail ekonomisinin ana motoru, işgucunun sadece yuzde 10'una karşılık geliyor. Gereksizlikle, işe yaramazlıkla mucadele etmek çok daha zor. "Ben onemsizim, aşağılanıyorum" hissi, psikolojik bir sorun.
Siz buna 'Trump anı' diyorsunuz.
- Evet, (Donald) Trump ya da (Recep Tayyip) Erdoğan tarzı liderler bu insanlara gidiyor ve "Dunyadaki en onemli insan sensin. Gereksiz değilsin, geleceği ıskalamayacaksın" diyor. Milliyetçi populizmin cazibesinin çoğu, arkada kalmış, kuçuk gorulmuş kişilere gitmek ve "Hayır, gelecek sana ait" demektir. Bu iddianın ekonomik bir mantığı olmasa da psikolojik anlamda çok çekicidir. Ama bazı kriz anlarında milliyetçi vizyon dunyadaki ekonomik gerçeklikle ters duşebilir. Şimdi Turkiye'de olduğu gibi...
O zaman ne oluyor?
- Gerçekçi bir program yapmak yerine "Yabancılar yuzunden, şu ya da bu grup yuzunden" deme eğilimi ortaya çıkar. Yoksa Çin'le, Turkiye'yle ticaret savaşı başlatmanın Pennsylvania'daki, Ohio'daki hiçbir Trump destekçisine faydası yoktur.
İ srail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun bir davetine katılmışsınız. Etrafındakilerin onu surekli pohpohlaması ama ciddi onerilerde bulunmaması dikkatinizi çekmiş.
- Buna sultanlık diyoruz. İnsanlar bir sultana tavsiyede bulunmaktan korkar, ona sadece duymak istediklerini soyler. Gerçeği soylemek tehlikeli olabilir.
Peki bu liderler i şin aslını bilmiyor mu? Gerçekçi oneriler veren birileri yerine neden bu insanları isterler? Nasıl bir mekanizma bu?
- Tarihin kendisi kadar eski bir slogandır: Guç yozlaştırır; mutlak guç, mutlak anlamda yozlaştırır. Bu, kişisel ahlakın yozlaşması değildir. Bir ulkeyi yonetmek aşırı derecede zor bir durumdur. Özellikle Yeni Zelanda değil de İsrail, Turkiye gibi karmaşık bir ulkeyse.
Psikolojik anlamda m ı?
- Evet. O kadar çok baskı, sorun, enformasyon var ki... Onca çelişkili mesajı sindirebilmek çok karmaşık bir iş. Boylesi bir kaos durumunda dunyayla ilgili bir teori geliştirirsiniz: Dunya boyledir, bizim şunu şunu yapmamız gerekir, diye... İnsan doğası, bunu herkes yapar. Biliminsanları buna 'doğrulama yanlılığı' (confirmation bias) diyor. Yani bir veri dunyayla ilgili temel teorimizi destekliyorsa, onu hemen fark ederiz.
Desteklemiyorsa?
- Yalan haber, istatistiki olarak anlamsız
filan deriz. İktidar sahibi birinin bu mekanizmayı besleyecek çok aracı
vardır.
Ne gibi? - İsrail'den ornek verelim. Birinin Netanyahu'ya
"Politikalarınız iyi değil. İsrail'in imajını zedeliyorsunuz" dediğini
duşunelim. Buna 'propaganda' diyecek, buna alet olan bir kişiyle artık
çalışmak istemeyecektir. Diğer danışmanlar boyle açık konuşan birinin başına
ne geldiğini gorur. "Ben kovulmak istemiyorum, bu tur şeyler soylemeyeyim"
der. Bu durumda lider durmadan kendi dunya goruşunu olumlayan geri donuşler
almaya başlar. Kendi goruşunuze inancınız artar.
Bir k ısırdongu... Tehlikeli bir eğilim değil mi?
- Sıradan insanlar için tehdit buyuk değil. Onların gazeteleri etkileme gucu yoktur mesela. Çelişkileri gorecek, yaşayacaklardır. Ama başbakansanız, en azından İsrail'de -ki Turkiye'de de oyle olduğunu sanıyorum- gazetelerde yazılanlar uzerinde tesiriniz vardır.
Kendi olu şturdukları algıya kendileri de inanıyorlar zamanla...
- Tamamen yozlaşmış, tek derdi zenginleşmek olan liderler de var. Ama çoğu zaman olan bu değil. Netanyahu yaptıklarının İsrail için en iyisi olduğuna derinden inanıyor bence. "Ben İsrail'e hizmet ediyorum. Gazetecilerin de beni desteklemesi gerekir" diyor. Erdoğan'ın Turkiye için en iyisini yaptığına inandığını, Putin'in kendisini tamamen Rusya'yla ozdeşleştirdiğini duşunuyorum. Putin kalkıp "Ben kendi amaçlarım için Rusya'yı kullanıyorum" diye duşunmuyor.
" Ben Rusya'yım" diyor.
- "Ben Rusya'yım" diyor. Kendisine yonelik her saldırıyı da Rusya'ya saldırı olarak goruyor. Bu doğru olmasa bile psikolojik olarak buna derin biçimde inanıyor.
Dinler, milliyet çiliğin bir aleti oldu. Bu talihsiz bir şey! ...inanç
Teknoloji, enformasyon devrimine ra ğmen dinin gucu azalmıyor, tersine
artıyor gibi. Din geri mi dondu? - Din etik, politika ve kimlik
sorunlarıyla ilgilenir. Tarih boyunca bu uç alanda da otoriteydi. Teknik
konularda da... Biri hastalandığında rahibe, şamana, guruya başvurulurdu.
Susuzluk yaşandığında kiliseye, camiye, tapınağa sığınılır, yağmur rituelleri
gerçekleştirilirdi. Din, antikçağ ve ortaçağdaki bu teknik gucu tamamen
yitirdi. Örneğin Hazreti İsa vaktinin yarısında doktorluk yapardı.
Nas ıl?
- Korlerin gormesini, topalların yurumesini sağlamak gibi... Bugun din gorevlileri bile hastalandıkları zaman doktora, hastaneye gidiyor. Kuraklık baş gosterdiğinde Suudiler Allah'a yakarmıyor, tuzlu su arıtma tesisi kuruyor, muhendisleri çağırıyorlar.
Ama din siyaseti belirliyor h ala...
- Eskiden siyasi gucun çoğu dini otoritenin elindeydi. Mesela şimdi Yahudi İsrail devletine, Sunni Turkiye'ye, Şii İran'a, ABD'ye bir bakalım... Aynı ekonomistlerin geliştirdiği aynı ekonomik modelleri benimsiyorlar. Merkez Bankası'yla ilgili bir mesele olduğunda kimse din adamlarına bir şey sormuyor. Tartışma ekonomi biliminin çerçevesinde yuruyor. Politika artık dinin elinde değil.
Peki ne kald ı dinin elinde?
- Kimlik konusu... Biz kimiz? Ve onlar kim? Din bu konuda hala çok onemli ve uzun sure oyle kalacak.
Bu insanl ık için iyi mi kotu mu?
- Biraz talihsiz bir durum. Bugun ihtiyaç duyduğumuz ilk şey uluslararası işbirliği. Din, -ilkesel olarak ele alındığında- insanları birleştirebilir aslında. Özellikle İslam, Hıristiyanlık, Budizm gibi evrensel dinler. Ama maalesef din pratikte hemen hemen her yerde ulus devletin aracı haline geldi. Polonya ve Macaristan'da Katoliklik, Rusya'da Ortodoksluk, Hindistan'da Hinduluk milliyetçiliğin bir aleti oldu. Bu talihsiz bir şey.
Kitapta bir 'muğlak-inanma' durumundan bahsediyorsunuz. Bunun dinlerin direncini artırdığını soyluyorsunuz.
- İnsan zihni muazzam karmaşık bir sistem. Aynı anda hem inanmayı hem inanmamayı başarabilir. Çelişkili birçok şeye aynı anda inanabilir. İnsanları ve dini surekli adapte edilebilir kılan budur. Eğer ya hiç inanmayacak ya da yuzde 100 inanacak olsaydık, gerçeklikle çatışmalar yaşanır ve yıkılma yaşanabilirdi. Ama durum daha karmaşık.
Bunu a çar mısınız?
- İnsanlar dini tarih boyunca asla değişmeyen, ebedi bir gerçeklik olarak gordu. Bu cazibesinin bir parçasıdır...
Neden?
- Dunya surekli çalkantı içinde ve her şey değişiyor. Değişim stres yaratır ve korkutucudur. İnsanlar her şeyi açıklayan, değişmeyen, sabit bir hikaye ister. Bunun yanında din surekli değişim içindedir.
Nas ıl?
- IŞİD tipik bir ornek. Onların İslam anlayışı tamamen yeni bir şey ama "Dinin bozulmamış zamanına donuyoruz" diyorlar. Tum dini devrimler boyledir. Yeni bir şey yaptıklarını asla itiraf etmezler. Hep bozulmamış, saf bir doneme donuluyordur. Mesela son zamanlarda birdenbire İsrail'de kadınlarla ilgili ciddi sorunlar başladı.
Ne gibi?
- Sinagoglarda kadınlarla erkekleri asla yan yana goremezsiniz. Ultra tutucu mahallelerde kadın resmi bile asamazsınız. Yakın bir semtte bir inşaat projesi vardı. Sokağa ilanlar asıldı. Mutlu aile tabloları ama sadece yaşlı ve genç erkekler. İlanlarda kadın kullanamadılar.
Yahudilikte b oyle bir şey mi var?
- "Eskiden vardı" diyorlar. Kadınların her yere girmesini, erkeklerle yan yana durmasını dinden uzaklaşma olarak niteliyorlar. İki bin yıllık sinagoglar bulundu ve arkeolojik kazılar yapıldı. Erkek-kadın ayrımını doğrulayan hiçbir bulguya rastlanmadı. Hatta bazı sinagogların duvarlarında kadın mozaikleri bulundu. Sık gorulen bir şeydir: Dinler hiç durmadan radikalleşir. Ve hep eskiye donulduğu soylenir.
Homo sapiens yabanc ı duşmanıdır ama eğitilebilir ...İNSAN DOĞASI
Kitapta homo sapiens 'i zenofobik (yabancı duşmanı) bir canlı olarak
tanımlıyorsunuz. Dun sokakta Filistinlilerle yan yana gosteri yapan
İsrailliler vardı. Geçenlerde bir Afgan multeciyi kurtarmak için uçakta
kendini helak eden İsveçli genç kızı konuştuk... Bu insanlar zenofobik
tanımına pek uymuyor. Homo sapiens'ler arasındaki bu ayrışmayı nasıl
açıklayabiliriz? - Homo sapiens zenofobiktir ama ayrıca eğitilmeye de çok
musaittir. Doğru bir eğitim onlara doğru değerleri, davranışları oğretebilir.
Kendileri için doğal olmayan değerleri bile... Milliyetçilik buna bir ornek
mesela.
Nas ıl?
- Milliyetçilik hiç doğal değildir. İnsanlar sosyal anlamda kabilecidir, bu doğru. Ama milliyetçiliğin bu içguduye hitap ettiğini one surmek tamamen saçmalık.
Neden?
- Şempanzeler gibi kuçuk topluluklarda yaşadığımız zamanlardan gelen bir şey. Bu tur bir topluluğa sadakat doğaldır. Bugun hala ailelerde, kuçuk askeri birliklerde gorulebilir. Ama uluslar kuçuk, yakın topluluklar değildir. Birbirini tanımayan milyonlarca yabancıdan oluşur. Turkiye'de 80 milyon kişi var sanırım.
Evet.
- 80 milyon kişiyi kim tanır? Diğer Turklerin yuzde 99.99'unu hiç tanımayacaklar. Onların yaşadığı şehirleri hiç gormeyecekler. İnsanların tanımadıkları yabancılara, hiç gormedikleri yerlere sadakat hissetmeleri doğalarına son derece aykırıdır.
Neden b oyle hissediyorlar peki?
- Doğdukları gunden itibaren dev bir eğitim makinesiyle karşılaşıyorlar. Kendilerini 'ulus' diye soyut bir kavramla ozdeşleştiriyorlar. Kotu bir şey demiyorum, birçok iyi yanı var. Empatiyi artırıyor mesela. Ama "İnsanların kendini insanlığın tumuyle bir hissetmesi doğasına aykırıdır" denildiğinde olmuyor. Doğal olmayan İsveçlilerin Afganları umursaması değil, bir İsveçlinin diğer İsveçlileri umursaması...
Stalin 'in propagandası Putin'inkinden bin beterdi ...POST-HAKİKAT
Eskiden ger çekleri saptırmak daha sofistike, dolaylı bir sureçti sanki.
Artık insanları aldatmak o kadar emek istemiyor mu?
- Ben çok farklı bir post-hakikat ya da yalan haber çağında olduğumuza
katılmıyorum. Eskiden çok daha kotuydu, unutuldu. Stalin'in propaganda
makinesi Putin'inkinden çok daha radikal ve acımasızdı. Sovyetler Birliği'nin
onde gelen gazetesi Pravda -ki gerçek anlamına geliyor- gerçeğin dışında her
şeyi yazardı. Stalin milyonlarca kişinin olumunu herkesten saklayabiliyordu.
Ortaçağda insanların inandığı şeyleri duşunuyorum da... Biri gelip "Yan
kasabadaki supurge uzerinde uçan bir kadın gordum" dese o kadın iki saat
içinde cadı diye alev alev yakılabilirdi. Dedikodu, yalan yeni şeyler değil.
Sosyalizm asl ında başarısız olmadı. Birçok ideali benimsendi... ...İDEOLOJİ
D unyadaki kadın hareketine çok değinmemişsiniz kitapta. - Bugunku
metoo hareketi çok daha geniş bir mucadelenin parçası. Geçen yuzyılın
feminist devrimi insanlık tarihinin en başarılı toplumsal devrimlerinden biridir. Kadınların siyasi, ekonomik, hukuki statusu hep erkeğinkinden duşuk oldu. Feminist devrim bunu gorulmemiş şekilde değiştirdi. Sonsuz ve doğal sayılan şeyler derin biçimde değişti. Ve tum bunlar çok az şiddetle oldu. Rus, Fransız, Çin, İran devrimlerine bakın, buyuk şiddetle karşılaşırsınız. Ama feministlerin kimseyi oldurmesi ya da feda etmesi gerekmedi. Bu olumlu değişim için mutlaka şiddet gerekmediğine yonelik iyi bir ornektir.
1950-70 aras ındaki doneme 'Che Guevara anı' diyorsunuz. Komunizm, kapitalizm gibi ideolojileri 'insan yapımı dinler' olarak niteliyorsunuz. Bu narratiflerden kendinize yakın hissettiğiniz biri yok mu?
- Ortak hikayeler, kurgular olmadan insanlar için bir duzen kuramazsınız. Ama her hikaye aynı değerde değildir. Bunun olçusu, onlediği ya da sebep olduğu acılardır.
Nas ıl?
- Mesela futbol. Dunya kupasının duzenlenmesi için izleyicilerin birilerinin uydurduğu futbol kurallarına inanması gerekir. Bunda sorun yoktur. Ama bir holigan, takımı maçı kaybetti diye karşı takımın seyircisini olduruyorsa, kaybetmiş demektir. O zaman bu kotu bir hikayedir. Bunun icat edilmiş bir hikaye olduğunu, kimseyi oldurmeye gerek olmadığını hatırlamak gerekir. Faşizm, liberalizm, komunizm gibi buyuk hikayeler için de bu geçerli.
Siz hangisini daha de ğerli buluyorsunuz?
- Tarihi iyice gozden geçirdiğinizde -hiç tereddutsuz soyleyebilirim ki- insanlık için en iyisi liberal hikaye olmuştur. Eksikleri vardır, korkunç şeylere sebep olmuştur, bu doğru. Örneğin "Demokrasi gotureceğiz" diyerek Irak'ın işgal edilmesi gibi aptalca şeylere... Ama buyuk resme baktığınızda son iki-uç yuzyılda insanlığa en çok fayda getiren hikayenin liberalizm olduğu gorulur.
Liberalizm kapitalizmi i çeriyor mu?
- Kapitalizmle ittifak içinde. Liberalizm için en yuksek değer ozgurluktur. İnsanların kendi kararlarını almasını, kalplerinden geçeni yapmasını savunur. Kapitalizm de urunlerin, hizmetlerin, paranın serbest dolaşımını ister. Bu, liberalizmle kapitalizmi doğal muttefik yapar. Aslında çok farklı olsalar da...
Nedir farklar ı?
- Kapitalizmin perspektifi çok dardır. İnsanları, değerleri umursamaz, sadece kara bakar. Liberalizmin pek çok farklı değeri vardır.
İ nsanlık için daha eşitlikçi, daha insani bir sistem mumkun değil mi? Sosyalist, komunist narratiflere baktığınızda, sizce bunlar hiçbir zaman gerçekçi değil miydi?
- Komunizmin ve sosyalizmin insanlığa etkisi devasaydı. 19'uncu yuzyıl sonu liberal kapitalist toplumlarla bugunkuler arasında dağlar kadar fark var. O zamanlar Britanya'da, ABD'de sosyal yardım diye bir şey neredeyse yoktu. Emeklilik maaşı, sosyal guvenlik, eğitim yatırımları hep yeni şeyler. Kapitalizm en vahşi halindeydi.
Nas ıl değişti bu?
- Öncelikle entelektuel boyutuyla... Sosyalizm insanları komunist diktatorluk kurmaya ikna etmedi belki ama sosyal dayanışma sistemleri inşa etmeye, daha adil, eşit toplumlar kurmaya yonlendirdi. Bu çok onemlidir.
Ba şka?
- Diğer faktor korkuydu. 1917 Rus Devrimi sonrası komunistlerin İtalya'yı, Almanya'yı, Fransa'yı ele geçireceğini sandılar. Bunu engellemek için anahtar, işçi sınıfını kazanmaktı. Sosyal yardımlar, bedava eğitim bu sayede mumkun oldu. Aslında sosyalizm başarısız olmadı. Sovyetler Birliği, Kuba, Çin'deki radikal sosyalist hareketler başarısız oldu. Ama pek çok sosyalist ideal ve uygulama liberal demokratik kapitalist toplumlarca benimsendi. ABD bile bugun bu sayede çok farklı bir yer.
Pop ulist donemde 3. Dunya Savaşı çıkmaz; kimsede olecek goz yok ...GELECEK
Kitapta, 'İsveç goç tehdidi' konusu gundeme geliyor. "Bu ulkeler onca zorlukla, fedakarlıkla kurulan demokrasilerini nasıl korumalı?" diye bir soru var. Her şeye rağmen liberal, humanist değerlerden taviz vermemeli mi? Yoksa kapıları kapamalı mı farklı kulturlere? Siz nasıl bakıyorsunuz? - İki tarafın da geçerli argumanları var. Bu iyiyle kotunun savaşı değil. Bir taraf faşist, diğer taraf naif değil. Demokratik şekilde istedikleri kararı vermekte ozgurler. Ama bugunun kuresel dunyasında kendini insanlığın geri kalanından tecrit etmek, sorumluluklardan kaçmak mumkun gorunmuyor.
Baz ı yorumcular Avrupa'nın Turkiye'ye karşı soğuk tutumunun ulkeyi demokratikleşme yolundan çıkardığı, bunun uzun vadede Avrupa'nın da zararına olduğu goruşunde. Sizce?
- Avrupa Birliği çozuluyor. Yeni bir bakışa gore kendi değerlerinden ve dunya goruşunden uzak ulkeleri alma konusunda aceleci davrandı. Turkiye'den çok once Macaristan'ı, Polonya'yı kabul etti. Önceleri entegrasyon başarılıydı. Ama sonra bu ulkeler AB'nin varlığını tehdit eden otoriter rejimlere donuştu. Ekonomik zorluklar, goç, Rusya'nın yukselişi farklılıkları ortaya çıkardı. Doğu ve Batı Avrupa ulkelerinin sanıldığı kadar da iyi geçinmedikleri goruldu.
mİnsanların aptallığının tarihin en onemli guçlerinden biri olduğunu yazıyorsunuz. Bu populizm doneminde bir nukleer savaş ya da 3. Dunya Sava şı gorur muyuz?
- 3. Dunya Savaşı'nın tahribatı oylesine buyuk olur ki hiçbir kazananı olmaz. Soğuk Savaş zamanında en azından iki çatışan ideoloji vardı. İnsanlar belki yuksek idealleri için kitlesel intihara gidebilirdi. Ama populist donem oyle değil.
Nedir fark ı?
- Onca gurultuye rağmen insanlarda olecek ya da oldurecek goz yok. Brexit mesela... Eski asırlarda bu konu savaş meydanında çozulurdu. Yuzbinlerce olu ve yaralıyla! Bu kez sadece bir kişi, ruh hastası bir fanatiğe kurban gitti. Bir asır once Avrupalılar birbirini, milyonlarla olduruyordu. Şimdi olmek isteyen yok. İsrail de oyle. Eskiden bir olum kultu vardı, ulus için olmek erdemdi. Şimdi bu işler IŞİD'e ve intihar bombacılarına ozgu sadece. Bu iyiye işaret. Savaş riski hiç yok değil ama olursa bir hesap hatasından olur, ideolojik çatışmadan değil.
Bir t ur olarak bizim homo sapiens'in son perdesi olduğumuzu soyluyorsunuz. Sizce dunyada nasıl bir iş çıkardık? Hayal kırıklığı mıyız başarı oykusu mu? İnsanlığın psikiyatrı olsanız bize nasıl bir tanı koyardınız?
- Kendimiz için iyi ama gezegenin geri kalanı için çok kotu iş çıkardık.
Artık çok guçluyuz ama ekolojik sistem çokmekte. Diğer hayvanların, bitkilerin
nesli tukenmekte. Dunyanın hukumdarı olarak kimseyi umursamayan bir diktator
gibiyiz. Varoluşumuzun derin kokenleriyle, çektiğimiz acıyla ilgili 50 bin yıl
oncesinden çok daha bilge değiliz. Taş
Devri'nden çok daha guçluyuz
ama çok daha mutlu değiliz. İnsanlık bir orta yaş bunalımında.
Nas ıl?
- Başarılı bir adamı duşunun. Hali vakti yerinde ama aslında ne yapmış?
Yaptıklarının anlamı neymiş? İnsanlığın bu iktidar savaşı konusunda
sakinleşmesi lazım. Zaten yeterince iktidar sahibiyiz. Bununla ne yapacağımızı
bilmiyoruz. Oysa tatminsizliğimizin derin kokenlerini anlamaya daha çok zaman
ayırmalı, buna çaba gostermeliyiz. Daha fazla guç bizi sadece daha da sorumsuz
yapacaktır.

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.