Özet (TL;DR) @ 2018-09-01 08:19:15.686911: Sanat yönetmenliğini şef Cem Mansur’un üstlendiği Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası (TUGFO), 12 yaşında. Salı ve çarşamba günü İstanbul’da iki konser verecek, daha sonra yurtdışında sahneye…



Ülkenin tum konservatuvarlarından seçilen 83 genç muzisyen... Yaşları çoğunlukla 16-22 yaş aralığında. Her yaz uç haftalık bir kampa giriyor, eğitmenlerle birlikte çalışıp Turkiye ve yurtdışında bir dizi konser veriyorlar. Turkiye'deki konservatuvar oğrencilerinin yurtdışındaki en onemli orkestralarda çalması için şef Cem Mansur tarafından kurulan Turkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası (TUGFO), bu yıl işte o konserleri 12. kez verecek. Maraton, salı gunku Zorlu PSM'de başlıyor. TUGFO'da farklı farklı kulturlerden gelmiş gençler olduğunu, hepsinin bir amaç etrafında toplandığını anlatan Mansur, orkestrayı Turkiye toplumunun kuçuk bir aynası olarak tarif ediyor: "İçinde her alandan, her sosyoekonomik, kulturel katmandan insanın olabilmesi, bence, bir yerde ahenk içinde var olabilecek bir Turkiye'yi simgeliyor. Orkestradaki gençlerin hikayesi, muziğin Turkiye'de hala en demokratik katılımlı alan olduğunu, olabileceğini gosteriyor." O gençlerden biri Yunus Altıkanat. 18 yaşında. Muziğe abisini kıskanarak başlamış: "Abim 'Barış İçin Muzik Vakfı'nda akordeon çalışıyordu. Evde çalışırken onu çok kıskanıyordum. Okul evimizin yakınındaydı, bir gun evden kaçıp yetkilileri buldum. Onlara çalmak istediğimi soyledim ama 'Çok kuçuksun' dediler. Altı yaşındaydım. 'Çok istiyorum, ben muzisyen olacağım' deyince akordeona başlattılar. Dort yıl çaldım. Vakfın bizi Akbank Oda Orkestrası'nın provasına goturduğu bir gun viyolonseli gordum, çalmak istedim. 2010 yılında Barış İçin Muzik Vakfı'nda viyolonsel çalmaya başladım. İki yıl sonra Mimar Sinan Guzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'na kabul edildim. İki yıldır TUGFO'dayım. Altı yaşımdan beri konserlere çıkıyorum. Enstruman çalmaya başladıktan sonra siyah-beyaz olan hayatım fosforlu hale geldi."

Enstruman çalmaya başladıktan sonra siyah-beyaz olan hayatım fosforlu hale
geldi

Orkestranın bir diğer uyesi Su Doğan, 24 yaşında. Premature doğduğu için kulak zarı gelişmeyen Doğan, ilkokul uçuncu sınıfta keman eğitimine başladığında yuzde 50 duyma kaybı vardı. O donemde dudak okuyordu. Dort ameliyat geçirdi ve nihayet tedavisi tamamlandı. Sekiz yıldır trombon çalıyor. Enstrumanını hayatındaki her şeyden onemli gorduğunu soyluyor. Klasik muziğin konserlerinin dışında, caz orkestraları, film muzikleri orkestraları, hatta unlu isimlerin konserlerinde yer aldı. Hedefinde, yurtdışında çalmak var: "Enstrumana başlarken ilk dersimde oğretmenim bana 'Eğer bunu hiçbir gelir elde etmeden bile çalmaya devam edeceksen şu an derse başlayalım. Yoksa hiç başlamayalım, gerek yok' demişti. Kuçukken kurduğum hayallerin tamamına ulaştım, Turkiye'de yapabileceklerimi tamamladım gibi geliyor. Kendimi yurtdışında istediğim muziği yaparken gormek istiyorum."

Enstruman çalmaya başladıktan sonra siyah-beyaz olan hayatım fosforlu hale
geldi

' Sanat Turkiye'de bir luks

ve s us gibi algılanıyor'1981 yılından beri sayısız orkestra yonetmiş bir isim Cem Mansur. Hal boyleyken gençlerle çalışmanın bir farkı olup olmadığını soruyoruz. Şoyle yanıtlıyor: "Profesyonel hayatta ileriye bakan da var, yaptıklarıyla yetinen de... Çalışan, çalışmayan, seviyesini koruyan, korumayan... Ama gençler oyle değil. Onlarda muthiş bir idealizm ve dinamizm var. Üstelik onları 'boş vermedikleri' bir donemde yakalamış oluyoruz. Profesyonel ortamlardaki kanıksamadan dolayı bazen muziğin onemini bir parça atlayabiliyorsunuz. Ama gençlerle çalışırken her notanın var olma sevincini yaşıyorsunuz."

Mansur'a gore Turkiye'de sanat, toplumun vazgeçilmez bir unsuru değil. Bir luks ve sus gibi, "Paramız kalırsa kenarından koşesinden ilgilenebileceğimiz bir şey" gibi kabul ediliyor. Peki, aileler hakkındaki gozlemi ne? Anlatıyor: "Aileler, çocuklarını pek sanata teşvik etmiyor. Nasıl bir kurumda çalışacağını, nasıl bir hayat standardında yaşayacağını, nasıl para kazanacağını duşunuyorlar, haklı olarak. Bunun otesini gorebilen ailelerin olması sevindirici ama çok da iyimser bir donemden geçtiğimizi soyleyemem.Turkiye'de muzisyenin istihdamı konusunda ozel sektor ve sivil toplumun sorumluluk alması gerekiyor. Her şeyi devletten beklemek zaten sağlıklı değildi. Ama devletin de evrensel anlamda muzik yapanlara kucak açacağı bir donem olmadığı gayet belli. Sanat, hayatı yaşanır kılan şeylerden biri, belki de en başında geliyor. Daha iyi bir dunyanın ozlemini hepimize hatırlattığı gibi, bir işi uğraş vererek yapmanın keyifli sonuçları olabileceğini, toplumla paylaşılabileceği ve insanların onune bir umut ışığı olabileceği fikrini yaşatmak için sanat çok onemli."