Özet (TL;DR) @ 2018-08-28T22:21:00.000Z: Fatih Yaşlı’ya göre Türkiye, Suriye’deki emperyal iddiasından vazgeçmedi. Hedef, ABD ile gerilimi kullanarak Rusya’nın İdlib operasyonunu engellemek. Erdoğan’ın ABD ile uzlaşı aradığını belirten…



Fatih Yaşlı'ya gore Turkiye, Suriye'deki emperyal iddiasından vazgeçmedi. Hedef, ABD ile gerilimi kullanarak Rusya'nın İdlib operasyonunu engellemek. Erdoğan'ın ABD ile uzlaşı aradığını belirten Yaşlı, İslamcılarin ABD ile varoluşsal ilişkisine dikkat çekti.

(C) REUTERS / Alexander Zemlianichenko

Dikkatler Suriye ordusunun Rusya Federasyonu ile İran'ın desteğiyle İdlib'teki cihatçılara yonelik operasyonuna çevrilmişken, gelişmelerin odağındaki ulke olarak Turkiye'nin ABD, Rusya ve AB uçgenindeki pozisyonları tartışılıyor. Turk hukumetinin Moskova'daki ust duzey temaslarını muteakiben, Ankara'da ABD Kongre heyeti ağırlandı. AB ile de sonbaharda diplomasinin hareketlenmesi bekleniyor. Bu koşullarda Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu'nun son açıklamasında 'dengeli dış politika' vurgusu dikkat çekti.

Gelişmeleri Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nden Dr. Fatih Yaşlı ile konuştuk.

' İLKESİZLİĞE VARAN PRAGMATİZM'

Fatih Yaşlı, Turk hukumetinin 'denge politikası değil, sıkışmışlığın urunu olan ilkesizliğe varan bir pragmatizm siyaseti' guttuğunu soylerken, iktidarın dış politika hedeflerini beka kaygısıyla belirlediği goruşunu dile getirdi:

"İzlenen politika bir denge politikası mı yoksa sıkışmışlığın bir urunu olarak bir tur şark kurnazlığı ile icra edilmeye çalışılan benim 'Kayserili halı tuccarı mantığı' diye mustehzi bir ifadeyle dalga geçtiğim tutum mu, buna bakmak lazım. Ben denge politikasından ziyade iktidar partisinin çoğu zaman ilkesizliğe varan pragmatizmiyle ilgili bir durum olduğunu duşunuyorum. Özellikle Suriye meselesine baktığımızda bunu defalarca kez gorebiliyoruz. Bir donem Rus uçağı duşurebiliyorsunuz, 'Gerekirse tekrar duşururuz' diyorsunuz. Bir donem Amerika Birleşik Devletleri ile eğit-donat kapsamında cihatçıları eğitiyorsunuz. Sonra bir donem tekrar Rusya ile barışıyorsunuz ve İdlib'te Rusya'nın koordinatorluğu ekseninde bir gozlem noktaları oluşturabiliyorsunuz. İranlı milislerle zaman zaman sahada karşı karşıya geliyorsunuz. Ama tamda Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'a uyguladığı yaptırımlar ve Brunson krizi nedeniyle, en azından burada somutlaşan hadiselerle birlikte İran'a yaklaşabiliyorsunuz. Dolayısıyla ben bunun dengeden ziyade bir tur beka kaygısı, Turkiye için olan bir beka kaygısı değil, kendi iktidarları adına bir beka ve ikbal kaygısından kaynaklandığını duşunuyorum. Bir donem AB ile ipleri koparıp idamı getirmekten soz etmek ama Amerika Birleşik Devletleri ile kriz çıktığında birdenbire Avrupa Birliği'ni hatırlamak, Avrupa Birliği'ni hatırladığınız anda orneğin iki tane Yunan askerini serbest bırakmak, bunun gibi birtakım geçmişten bugune daha çok ilkesizliğe varan pragmatizm diyebileceğimiz bir siyaset var. Ben bunun dengeli, rasyonel bir siyaset olduğunu duşunmuyorum."

' AKP, YENİ OSMANLICI HEVESLERİNDEN VAZGEÇMİYOR'

Yaşlı, iktidarın Avrupa Birliği ve ABD arasında devam eden krizden yararlanan bir strateji izlediğini belirtti. Yaşlı'ya gore hukumet, Suriye uzerindeki emperyal iddialarından vazgeçmedi. Yaşlı, Turkiye'nin esas hedefinin Suriye ordusunun olası bir İdlib operasyonunu engellemek olduğunu belirtti:

"Emperyalist devletler arasındaki mevcut kriz Almanya, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Rusya, AKP iktidarının bu boşluklara, kriz durumuna oynamasını kolaylaştırıyor. Emperyalist hiyerarşi içerisindeki bu kavgalar uzerinden nemalanmaya çalışan bir strateji ile karşı karşıdayız. Bu ciddi olçude ilkesizliğe varan bir pragmatizm. Suriye meselesinde de benzer bir durum soz konusu. AKP bir yandan Astana'da Rusya ile Suriye meselesine dair bir sureç yurutuyor. Astana'dan çıkan kararlara bakıldığında Suriye'nin bağımsızlığının tanındığından, Suriye'nin egemen bir devlet olarak kabul edildiğinden bahsediliyor. Öte yandan, şu an fiili duruma bakıldığında Turkiye, Suriye topraklarının bir bolumunde hem asker bulunduruyor aynı zamanda Şam'a, merkezi hukumete ve onun ordusuna alternatif bir hukumet yaratmaya, bir ordu yaratmaya çalışıyor. Turkiye'nin şu an askerinin olduğu yerlerde Şam'dan azade ayrı bir rejim var, Şam'dan azade ayrı bir ordu var. O açıdan bakıldığında ortada sahiden garabete varacak bir olçude dış politika tutumu olduğunu soyleyebiliriz. AKP bir yandan yeni Osmanlıcı heveslerinden Suriye uzerindeki emperyal iddialarından vazgeçmiyor. Ülkenin belli bir bolumunu kontrol altında tutmaya devam ediyor. Şam rejimine duzenli bir duşmanlık besliyor. Bu husumet hiçbir şekilde değişmiyor. Batılı ulkeler Suriye'ye yonelik kimyasal saldırı mizansenini bahane edip fuze saldırısı yaptıklarında Turkiye'den gelen ilk açıklamalar genelde bu fuze saldırılarının yetersiz olduğu, bunların sonuna kadar goturulmesi mantıksal sınırlarına uzatılması yani Suriye'ye yonelik bir işgal çağrısına kadar gidebiliyor. İdlib'te de benzer bir durum var. Bir yandan İdlib'teki El Kaide diye adlandırılan 'cihatçıların ılımlısından' Nusrasına kadar uzanan genişlikte cihatçıların kontrolunde olan aynı zamanda AKP iktidarının himaye ettiği bir bolge soz konusu. Öte yandan bu bolgede Rusya ile koordineli bir şekilde gozlem noktaları kurulmuş durumda. Bu gozlem noktalarının kuruşundaki birtakım goruntuleri hatırlayalım. Nusra yeni adıyla HTŞ ile birlikte aslında ordu o gozlem noktalarını kurabildi. Orada da cihatçılarla bir koordinasyon soz konusu. Şimdi oradan gelen haberlere gore deniliyor ki Turkiye, ılımlı cihatçılarla radikal cihatçıları ayıracak. Astana'da terorist olarak kabul edilen gruplar imha kapsamına alınacağı için bunların bir şekilde ılımlıların arasına katılması soz konusu olacak. Sahayı iyi bilenler diyor ki 'Hayır. Boyle bir durum soz konusu değil. Ilımlılarla radikallerin ayrılmaları çok kolay soz konusu olmayacak'. Dolayısıyla şu an Turkiye'de iktidarın yapmaya çalıştığı şey ozellikle ABD ile arasındaki gerilimi de bir şekilde kullanarak Rusya'yı Suriye'nin biraz daha operasyonu geciktirmesine ikna etmek. Esas amaç; şu an Turkiye'nin İdlib eksenindeki dış politikasının Suriye'nin olası bir İdlib operasyonunu durdurmak, engellemek olduğunu, bunu yapamıyorsa bile geciktirmek olduğunu bize gosteriyor."

' AKP İKTİDARI, ABD İLE BİR UZLAŞI ZEMİNİ BULMAK İSTİYOR'

Yaşlı'ya gore Erdoğan hukumeti ABD ile bir an once uzlaşı zemini bulmak istiyor zira İslamcılarla ABD arasında varoluşsal bir ilişki var:

(C) AA /

"Emperyalizmle olan ilişkilerde zaten mutlak bir ast-ust ilişkisi, emir komuta ilişkisi olmaz. Üstteki ile alttaki ulke arasında zaman zaman birtakım krizler, çatlaklar, kopuşlar yaşanabilir. Alttaki ulkenin her zaman ustteki ulke karşısında birtakım goreli ozerk pozisyonları olmuştur. Geçmişten bugune Turkiye için de bu boyledir. Johnson Mektubu'na bakabiliriz, Kıbrıs mudahalesine bakabiliriz, haşhaş ekiminin yasaklanması meselesine, İncirlik'in bir donem kapatılma meselesine bakabiliriz. Bunlar olmuştur. Bugun bakıldığı zaman AKP'nin 1980 oncesi Turkiye'de merkez sağ ya da merkez sol siyasetçilerin ABD'ye karşı zaman zaman alabildikleri tavrın çok uzağında tavırlar aldığını anti-emperyalizm soyleminin butunuyle retorikten ibaret olduğunu goruyoruz. ABD'nin yaptırımlarına karşı Turkiye'den tek bir reel yaptırımın gelmemesi bunun dışında İncirlik meselesinin ya da NATO uyeliği meselesinin hiçbir şekilde konuşulmuyor olması, bilakis hem Erdoğan'ın hem de Çavuşoğlu'nun Amerikan medyasına yazmış olduğu makalelerde 'Turkiye, NATO uyesi bir ulkedir. Geçmişte Sovyetlere karşı ne guzel savaşmıştık. Kore'de, Vietnam'da, şurada burada, Afganistan'da size surekli destek vermiştik' geçiyor. Surekli bunu hatırlatıyor olmaları aslında Turkiye İslamcılığını ABD ile ilişkilerini, emperyalizmle olan ilişkilerini çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. İslamcılarla ABD arasında varoluşsal bir ilişki var. AKP'nin asıl derdi ABD ile ilişkileri eski rayına oturtmak, bir an once ABD ile bir uzlaşı zemini bulmak. Ama bu birtakım nesnelliklerle birlikte kolay kolay gerçekleşmiyor."

' İDLİB'DE HANGİ EKSENDE DURULDUĞU SAFLARI GÖSTERİYOR'

Turkiye hala Batı ekseninin bir parçası olarak hareket ettiğine dikkat çeken Yaşlı, Şam'a yeniden saldırı duzenlenmesi halinde de Erdoğan yonetiminin bu saldırıyı alkışlayacağı ongorusunde bulundu:

"İdlib'teki pozisyonda AKP iktidarının kimlerle aynı safta olduğunu bize açık bir şekilde gosteriyor. Bugun İdlib'e operasyon yapılmasını isteyen eksen neresi? Rusya, İran ve Suriye. İdlib'e operasyonu bir şekilde geciktirmeye çalışan, eğer kimyasal kullanılırsa saldırırız diyen, İdlib'te insani durumdan bahseden, goç konusunda uyarı yapan eksen neresi? Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya, Korfez monarşileri ve Turkiye. Turkiye'nin Astana surecinde Rusya ve İran ile masada olması ya da S-400 pazarlıklarını devam ettiriyor olması da şu an Suriye'deki nesnel konumunu değiştirmiş ya da dış politikadaki geleneksel tavrını değiştirmiş anlamına gelmiyor. Turkiye hala batı ekseninin bir parçası olarak hareket ediyor. Suriye meselesine o eksenden bakıyor. Ancak iktidarın kendi ikbal ve beka kaygısı sahada zaman zaman pragmatist adımlar atmasını gerektiriyor. İdlib meselesinde de boyle bir surece tanıklık edeceğiz. Batı, İdlib operasyonunu engellemeye çalışırsa AKP iktidarı bundan buyuk bir sevinç duyacaktır. Hele hele ulkenin kuzeyinde bir hava koridorunun kapatılması meselesi ve yeniden Şam'a yonelik bir saldırı olursa AKP iktidarı bunu alkışlayacaktır. Öte yandan ise el altından Halep'te olduğu gibi Rusya ve İran ile kendi kişisel bekasını devam ettirmek adına pazarlıklarını surdurecektir. Halep'te olduğu gibi bir gece cihatçıları satması hiç de şaşırtıcı olmayacaktır."

' TÜRKİYE, ALMANYA'NIN TRUMP'LA YAŞADIĞI KRİZİN MERKEZİNDE DEĞİL AMA…'

Yaşlı, Almanya'nın Trump'ın Turkiye ile yaşadığı krizde gumruk tarifelerini silah olarak kullanmasından rahatsız olduğuna dikkat çekti. Almanya'nın Rusya ve Çin'e yoneldiği izlenimi verdiğini belirten Yaşlı, bunun Trump'ın korumacılığına karşı geliştirilen ekonomik bir tutum olduğunu belirtti:

"Almanya merkezli Avrupa Birliği'nin Amerika Birleşik Devletleri ile şu konjonkturde yaşadığı krizin gerisinde ya da merkezinde Turkiye yok. Bu krizin gerisinde Trump'ın kureselleşme karşıtı diyebileceğimiz tırnak içerisindeki pozisyonu var. Ulusal ekonomilerin guçlendirilmesi, sınırların gumruk tarifelerinin yeniden yukseltilmesi, global ticaretin bir tur akamete uğraması gibi durum soz konusu. Dolayısıyla bir tarafta kendi ulusal ekonomisini duvarların ardına çekerek korumak isteyen bir Amerika Birleşik Devletleri var. Öte tarafta ise her yıl duzenli olarak cari açık fazlası veren bir Almanya, biraz daha uzakta da bir Çin var. Mesele aslında ulusal sınırlara dayalı bir kapitalizm mi yoksa kuresel kapitalizm mi kavgasına donuşmuş durumda. Bir tarafta serbest ticareti savunanlar var, obur tarafta ise korumacı politikaları savunan bir Trump var. Bu kavga oylesine devam ederken Trump'ın Turkiye ile olan krizde gumruk tarifelerini bir silah olarak kullanması aslında biraz Almanya'yı da rahatsız etmiş gibi gorunuyor. Çunku benzer uygulamaları bir sure sonra Avrupa için de goreceğiz, Latin Amerika için de goreceğiz, Uzakdoğu için de goreceğiz. Almanya şu an giderek sanki Rusya'ya ve Çin'e yaklaşan bir tutum içerinde gorunuyor. Ben bunun siyasi olmaktan ziyade Trump'ın korumacılığına karşı geliştirilen ekonomik bir tutum olduğunu ve konjonkturel olduğunu duşunuyorum. Almanya da eninde sonunda Batı ekseninin bir parçası, oradan radikal bir kopuş gormuyorum. Turkiye'ye bakışları da bununla ilgili. Turkiye'ye ihracat yapmaları lazım. Alman firmaları Turkiye'de ciddi olçude etkililer. Yani Alman emperyalizmi Turkiye uzerinde etkili. Bunun dışında goç meselesi var. Turkiye'nin yaşayacağı buyuk krizler goçmen meselesini tetikleyebilir. Almanya goçmen meselesinden son derece endişe ediyor."

' TÜRKİYE'Yİ KAYBETMEYELİM, AVRUPA'NIN PARÇASI OLMAYA DEVAM ETSİN AMA…'

Yaşlı Avrupalıların Turkiye mali sisteminin yaşayacağı krizden kendilerini de ilgilendirdiği için endişe duyduklarını belirtirken, bunun AB uyeliğine davetiye de içermememesine dikkat çekerek şu değerlendirmeleri yaptı:

"Bunun dışında Turkiye'nin mali sisteminin Avrupa bankalarıyla olan doğrudan bağlantısı da hem Almanya'yı hem Fransa'yı bu konu uzerinde endişelendiriyor diye goruyorum. Avrupa Birliği'nden ziyade Avrupa demek lazım, Avrupa Birliği oyle ya da boyle birtakım ilkeleri olan bir birlik. Dolayısıyla Turkiye'ye dikkat edin, 'Avrupa Birliği'ne gelin' denmiyor. Tam da Macron'un dunku açıklaması buna tekabul ediyor. 'Turkiye diye bir gerçek var. Ama bu Turkiye bizim 1920'lerde bildiğimiz, yuzunu batıya donmuş, laik, aydınlanmacı Turkiye değil, burası Erdoğan'ın otoriter İslami rejimi artık. Tamam, ilişkileri surdurelim fakat başka bir statu tarif edelim' diyorlar. Bunu zaten Almanya'da, Fransa'da yıllardır soyluyor. Hem Almanya hem Fransa, 'Evet Turkiye'yi kaybetmeyelim. Turkiye Avrupa'nın bir parçası olmaya devam etsin. Ama bu nufusu ile bu ekonomisi ile bu az gelişmişliğiyle sınırlarıyla Avrupa Birliği'nin doğrudan uyesi olamaz' diyor. Kimi zaman imtiyazlı ortaklık teklif ediliyor, kimi zaman başka bir pazarlık sureci devreye giriyor. Ben Macron'un da 'Turkiye'yi Avrupa kapısına bağlayalım. Ama bunu adı uyelik ve muzakere sureci olmasın' şeklinde bir bakış açısına sahip olduğunu duşunuyorum."

' ALMANYA, YUNANİSTAN'A YAPTIĞI GİBİ TÜRKİYE'YE DE BİR KURTARMA PROGRAMI HAZIRLAYABİLİR'

Yaşlı'ya gore, Avrupa ile olan ilişkilere dunya kapitalist sistemi ekseninde bakmak gerekiyor. Yaşlı, Almanya'nın Yunanistan'a yaptığı gibi Turkiye'ye de bir kurtarma programı hazırlayabileceğini, bu şekilde Turkiye'yi kontrolu altına alacağını belirtti:

"Rusya ile Turkiye arasındaki yakınlaşma ozellikle liberal okuma şoyle bakıyor meseleye: Bir tarafta Putin var, bir tarafta Erdoğan var. Bunlar ikisi de otoriter liderler, tek adamlık rejimleri. Fakat liberal bakış meselenin sınıfsal ozunu bir şekilde kaçırıyor. Buna hiçbir zaman bakmıyor. Hangi sermaye grupları var? Turkiye'nin duzeni emperyalist sistem içerisinde nerede, bunları gormezden geliyor. Tam da bu nedenle Avrupa Birliği ile olan ilişkileri AB kriterleri uzerinden değil de neo-liberalizm ilkeleri uzerinden kurmaya çalıştıklarını soyleyebiliyoruz. Avrupa Birliği ile bu yakınlaşmanın neticesi muhtemelen Almanya'nın tıpkı Yunanistan'da olduğu gibi Turkiye'nin krizine karşı bir kurtarma programıyla Turkiye'yi bir şekilde tamamen kontrolu altına alması gibi bir durum soz konusu olabilir, bir finans kapital egemenliği uzerinden. Fakat ote yandan Almanya Avrupası IMF'ye de dair birtakım rezervler koymuş durumda. Orada da birtakım çizgiler çekilmeye çalışılıyor. Her şeye rağmen Turkiye'nin kapitalist sisteminin artık içinden çıkılamaz bir krize girdiğinde eninde sonunda gidip hem Avrupa Birliği ile Almanya ile hem de Amerika Birleşik Devletleri ile uzlaşmaya mecbur kalacağını, emperyalist sistemden bir kopuşun iktidar açısından eğer intihar etmeye karar vermemişlerse, çok ciddi bir kopuşu goze almıyorlarsa orayla oturup tekrar konuşacaklarını ve sistemin bir parçası haline geleceklerini duşunuyorum. Avrupa ile olan ilişkilere dunya kapitalist sistemi ekseninde bakmak gerekiyor."