Özet (TL;DR) @ 2018-08-19 08:20:23.453104: Obsesiflik derecesinde astronomiye düşkün bir çocuktu o. 15 yaşında astronomi dersleri vermeye başladı. Harvard, Columbia ve Texas Üniversitelerinde okudu. Akademik kariyeri boyunca bilimi insanlara…
Her g une, yeni bir teknolojik devrimin ışığında, geleceğe dair pek futuristik kehanetlerle uyanıyoruz. Aralarından sizi en çok heyecanlandıran hangisi? - Açık ara yapay zeka diyebilirim. Çalışmalarda bugun gelinen noktaya bakıp da gelecek konusunda heyecanlanmamak elde değil.
İ nsanlığın soyunu kurutacaklarını, dunyayı ele geçireceklerini duşunenlerden değilsiniz yani?
- Bence gayet arkadaş canlısı olacaklar. Bizi evcil hayvanlarına donuşturme gibi bir fikirleri olduğunu zannetmiyorum. Çıkıp da dunyayı ele geçirmeyecekler. Bu, benim kişisel fikrim tabii. Bu konuyla ilgili yaptığım araştırmalar bana şunu soyluyor: Yapay zeka, sadece belli başlı bazı gorevleri yerine getirmek için sahneye çıkacak.
Ne gibi g orevler?
- Bugun makinelere devrettiğimiz gorevler... İnsanlığın gelişmesi için teknolojiden daha iyi faydalanmak adına makinelerin yerini yapay zeka alacak. Üretim hızlanacak, işler kolaylaşacak, zamandan ve kaynaktan tasarruf sağlanacak. Biz değil, makineler duşunsun.
Diyelim bazı işkollarında yapay zekayla insan arasında kıyaslama yapıldı ve o işin yapay zeka tarafından gerçekleştiğinde uretimin hızlandığı, zamandan ve kaynaktan tasarruf edildiği saptandı. O zaman ne olacak?
- Bu o kadar da mumkun değil. Yapay zekaya dair aklımızda şoyle bir kare var: Sabah kalkayım, evimdeki robot bana dunyanın en kusursuz kahvesini hazırlasın. Sonra beni arabasıyla işe gotursun. İşte benim adıma en doğru kararları versin... Evet, teknoloji belki boyle bir hayat sağlayacak fakat bunların gerçekten de yaşanması için ekonomik talep şart. Bu talebin ortaya çıkması şu an teknik olarak mumkun değil. Ekonomi, bu yone doğru işlemiyor. Tamam, çok tatlı bir fantezi. Fakat insanlığın buna ihtiyacı olacak mı? Sanmıyorum. Oldu da şımarıklığından ihtiyaç duydu diyelim, peki bunu karşılayacak ekonomik kaynağı sağlayabilir mi? Hiç sanmıyorum.
Son birka ç sene içinde 'duygusal zeka'ya sahip; duşunen, uzulen, sevinen robotlara dair, devrim niteliğinde çipler geliştirildi...
- İnsan anatomisi, bu kadar hafife alınmamalı. Vucutlarımız, bizim sandığımızdan daha kompleks, katmanlı ve derinlikli. Genetik kod diye bir şey var, insan kokeninin yuzyıllar otesine dayalı olmasını sağlıyor. Genetik kodların 'yapay' karşılığını icat etmek teknolojiyle mumkun değil. Bunun için, yapay zekanın en az insanlık kadar eskimiş olması lazım. Sen hiç gozlerinle sevişmedin mi?
İnsanlık kadar eski bir soru: Bu gezegende yalnız mıyız?
- Ne tuhaf değil mi hala gizemini koruyabilmesi...
Sizce?
- Hep soylerim: Bizim, şu ana kadar yapabildiğimiz, okyanustan bir bardak kadar su alıp suda yaşayan tum canlı organizmalar hakkında ahkam kesmeye çalışmak gibi.
NASA, epey hareketli bir d onemden geçiyor. Koloniler halinde Dunya'dan uzakta bir yaşam, sizce sandığımızdan daha mı yakın?
- NASA, once biraz insan olsun!
O ne demek?
- Astronotlarla kurduğu ilişkiden bahsediyorum. Biraz rahat bırakmalılar çocukları. NASA, surekli kulağının dibinde. Yalnız kalma, kendini yalnız hissetme şansın yok. Sosyal, sohbet ve arkadaş canlısı biri değilsen bittin! Diyorum ama dinletemiyorum. Duşunsene: Uzayda aylar, yıllar boyunca, tek bir insan bile gormeden yaşamayı goze almışsın. Bu senin yalnızlığıyla barışık ve içedonuk bir karakter olduğunu gosterir. Tam, 'İnsan sesinden uzaklaştım, biraz kafa dinleyeyim' diyorsun, hop, NASA başlıyor: Gunaydın, uyanma zamanı! Nasıl uyudun? Ruyanda ne gordun? Bu sabah işedin mi? Ne kadar işedin?
E, NASA da ilerleyebilmek ad ına surekli yeni veri peşinde, ne yapsın?
- Azıcık rahat bıraksın! Netflix şifresini paylaşsın mesela. Uzaya karşı iki dizi izlesin, bir kitap okusun insan. Dunya dışında yaşamak ne demek, onu deneyimlesin. Sistem artık birden çok astronot yollamaya izin veriyor. Bir noktadan sonra aşkından olene, sevgilisi yollansın. Çiftler birlikte yaşamayı deneyimlesin. Sabah satranç oynasınlar, akşam da sevişsinler!
O nas ıl olacak?
- Bakışarak! Sen hiç gozlerinle sevişmedin mi yoksa?
G undelik hayatta kendinize sık sık
' O da insan, ben de insanım' cumlesini hatırlatın
Biraz 'Cosmos: Bir Uzay Seruveni'ni konuşalım. 80'lerde, ABD'li gokbilimci Carl Sagan'ın sunuculuğunda, televizyonda çığır açmıştı. Şimdi, sizin anlatımınızla bambaşka bir anlam ve kitle kazandı...- Uluslara, demografilere bakmadan ısrarla ve duzenli bir şekilde aynı mesajı vermeye çalışıyorum: Evet, insan, anatomisi itibariyle yeryuzundeki en kompleks ve anlaşılmaz yapılardan biri. Varoluşumuz itibariyle çozulmesi zor yaratıklarız. Halihazırda kompleks olana son derece basit sorularla yaklaşmak lazım. Kendi kendinize sorduğunuz sorularınızı basitleştirin. Hayatınızı basitleştirin. Hepimiz insanız. Hamurumuz aynı; et ve kemik.
Evrenin s ırrı, hayatının anlamı... Bunlar aslında basit şeyler ama hayatını karmaşıklaştıran insanın kendisi mi yani?
- Bence, kendimize biraz fazla yukleniyoruz. İnsan, ozunde insan olduğunu hatırlatmalı kendine her seferinde. Gundelik hayatta kendinize sık sık 'O da insan, ben de insanım' cumlesini hatırlatmanız, daha 'butun' hissetmenizi sağlar.
Bir de inan ıp inanmamak meselesi var. Bilimsel verilere bakıp, "Ben buna inanmıyorum" diye itiraz eden liderler, duşunurler çok.
- Bugun iki kere ikinin dort ettiğini dunya uzerindeki hiçbir matematikçi tartışmıyor. Bilim uzerinden guç, para ve politika donmemeli. Soz konusu bilim olduğunda hepimiz aynı gemideyiz. Birinin başarısı; dine, ırka, dile bakmadan tum insanlığın başarısı sayılmalı. Herkesi her konuda ikna edecek enerjim yok. Fakat ellerindeki bir bilgiyi nasıl okumaları gerektiği konusunda insanları eğitmek için sonsuz bir enerjim var. Tamam, 'big data' ('buyuk veri') çağındayız. İnternet sayesinde sonsuz bir bilgi ağına erişme şansımız var. Kuşkusuz, insanlığın gelişmesine dair son derece onemli bir adım bu. Şunu asla unutmamalıyız: Bilgi, ancak nasıl okunması gerektiği bilindiğinde ve nihayetinde doğru okunduğunda kıymetlidir. Aksi durumda, tehlike bile arz edebilir.
Kanada 'daki Montreal Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada, dunya genelinde son 50 yılda toplu zeka seviyesinin 1 IQ puanı duştuğu belirlendi. Norveç'ten çıkan benzer bir sonuç da 1975 yılı ve oncesinde doğan bir onceki nesle gore 7 puan gerilediğini gosteriyor. Ne demek bu?
- İnsan aklı hala aynı, bildiğimiz fonda. Önemli olan bunu nasıl eğittiğimiz. İnsanoğlu artık dunyaya gelirken bundan 60-70 yıl onceki dunyadan, çok daha farklı bir duzenin içine duşuyor. Eleştirel duşunme, veri okuma, bir bilgi hakkında analitik konuşma gibi konular ilkokul çağından itibaren zorunlu olarak dunya uzerindeki tum okullarda okutulmalı. Yeni matematik ya da genel hayat bilgisi dersleri gibi duşunebilirsin bunları. Eğitime, çekirdekten başlamalı.
Vars ın bir fizik profesoru gibi ciddi gozukmeyeyim!
Twitter 'de 12 milyon takipçiniz var. Sosyal medyayı, anaakım medyayı son
derece aktif kullanarak normalde pek çok bilgiyi herkesin anlayacağı bir dille
gunluk hayatın bir parçası haline donuşturdunuz. Meseleyi hem bilimsel hem
eğlenceli kılmanın bir formulu var mı?
- Hepimiz aynı toplumun bir parçası olarak aynı havayı teneffus ediyoruz.
Gunumuzde toplumsal davranışları, kolektif yaratılmış bir populer kultur
balonu şekillendiriyor. Herkesin kendinden bir şeyler kattığı devasa bir balon
bu. Bu yuzden hepimiz Katy Perry'nin, Beyonce'nin kim olduğunu, Trump'ın
başkanlık koltuğunda oturduğunu, Dunya
Kupası'nı
Fransa'nın kazandığını biliyoruz. Populer kultur; modern toplumun tutkalıdır,
panzehridir, gorunmez ilacıdır. O yuzden onun diline, platformlarına ve
bileşenlerine son derece onem veriyorum. Populer kultur; sadece muzikten,
televizyondan, romandan ibaret değildir. Olmamalıdır da... Tıp, matematik,
fizik, biyoloji de gayet bunun bir parçası olabilir. Bilimsel olan her şeyi,
insanlara bir populer kultur unsuru olarak sunuyorum. Gunluk hayatta,
halihazırda hakim oldukları bir bilgiye, bilimsel bir katman ekliyorum sadece.
Çatır çatır, ağız tadıyla yiyorlar tum soylediklerimi.
Bu kadar pop uler olmak adına dili basitleştirmek, 'şovun bir parçası olmak', biliminsanları arasında ciddiye alınmama kaygısını da getiriyor mu?
- Dunyanın yaşayan en başarılı fizikçisi olduğumu iddia edemem. En fazla fizikçiler arasında insanlarla iletişimi daha kuvvetli biri diyebilirim kendim için. Bilimsel bulguları, insanların gunluk hayatında sevdiği ya da ilgiyle takip ettiği bir konu uzerinden paylaşıyorum. Varsın bir fizik profesoru gibi ciddi gozukmeyeyim.
Sistem bizi kabilelere ay ırıyor
Sizce bilim d unyasının bugun onundeki en buyuk engel ne? - Çağlardan beri bir 'kabile'ler arası çatışmadır gidiyor. İnsanı birbirinden uzaklaştıran, ayıran, ustune duşman kılan bu kabilelerin varlığı. Yaşadığın yere, oy verdiğin partiye, ten rengine, pasaportuna, diline, ırkına, yemek tercihine gore farkında olmadan onlarca farklı kabilenin uyesi olarak yaşıyorsun hayatını. Sistem bizi boluyor, milyonlarca kabileye ayırıyor. İnsan, ne zaman kendisini ait olduğu kabile(ler) uzerinden değil, sadece varlığıyla tanımlarsa o zaman kendi turuyle yarış halinde olmayı bırakıp turunun geleceği adına yapıcı işler, fikirler çıkarmayı bilir.
Peki, nasıl olacak bu? Yeryuzunde yaklaşık 7.4 milyar insan var. Hepsini karşımıza alıp "Durun siz kardeşsiniz. Boşuna yarışmayın birbirinizle. Birlik olun, beraber yukselin" diyebilmemiz teknik olarak mumkun değil.
- Optimist misin?
Her zaman...
- O zaman hayatta dokunabildiğin, erişebildiğin herkese şunu yaymalısın: 'Big bang'den beri var olan bir ekosistemin bir parçasısın. Evet, bir yandan Dunya'nın sonunu getirecek felaketler yaşanıyor. Diğer yandan da birtakım gelişmeler yaşanıyor ve sistem bir şekilde dengede kalabiliyor. Bu evrendeki her cisim ve her canlı birbirine ince bir iple bağlı. Evrene de gobekten bağlıyız ve bu, gobekbağı zannettiğimizden ve hissettiğimizden çok daha kuvvetli. Bu bağlantı, hayranlık verici. Evrenin varlığını surdurmesi için sana ihtiyacı olduğunun gostergesi.
Karamsarl ık, endişe ve kaygı da insana dair ve evrenin bir parçası. Bir astrofizikçi olarak sizi bu ve benzeri hisler sardığında ne yapıyorsunuz?
- Dunya uzerinde, 7.4 milyarlık nufusta, bir karınca kadar olduğunu duşunmek yerine gokyuzune bakıp kendine, "Ben evren kadarım" demeyi dene. Bak, o zaman içindeki taşlar nasıl da oynuyor yerinden. Koca ekosistemde kuçucuk bir molekuler parçası kadar gozukebiliriz. Oysa varlığımız bir evren kadar geniş. Karınca da sensin, evren de. Unutma evlat, sen içinde koca bir evreni taşıyan minicik bir karıncasın. Bu cumleyi benimsediğinde hem kendini o kadar ciddiye almamayı, her şeyi kafada buyutmemeyi oğreniyorsun hem de içindeki sonsuz gucu, potansiyeli keşfediyorsun.
Kuçuk mutlulukların sihrine inananlardan mısınız?
- Kesinlikle.
Ne onerirsiniz mesela?
- Dışarıda sadece, evinde kendi kendine pişirmenin teknik olarak mumkun olmayacağı yemekleri ye. Çıktığındaysa, butçenin birazcık uzerinde kalan restoranlara git. Yani: Dışarıda daha az ama daha kaliteli yemek ye.
Hayat ı anlamak için onerdiği dort kitap
D unyanın nasıl çalıştığını daha iyi anlayabilmem için bana, size gore 'kutsal' dort kitap onermenizi rica etsem...- Isaac Newton'ın 'Dunya'nın Sistemi' sana evrenin aslında ne kadar da bilinebilir olduğunu anlatır. Üzerine Charles Darwin'in 'Turlerin Kokeni'ni oku. O da sana biz insanlar dahil, evren uzerindeki tum canlıların arasındaki organik bağı açıklasın tane tane. Sonra Thomas Paine'in 'Akıl Çağı'nı oku ki rasyonel duşuncenin gucunu keşfedebil. Hepsinin uzerine 'Guliver'in Gezileri'ni oku, o da hiciv ve mizah olmadan nefes almanın mumkun olmayacağını hatırlatsın.
Can ım, paylaşılamayacak ne var şu evrende?
R oportaja başlamadan once Turk kahvesiyle ilgili sormak istediğiniz bir şey olduğunu soylemiştiniz...- Seni bulmuşken sormam lazım: Turk kahvesi içtikten sonra kalan katı kısmı kaşık kaşık yedirdiler bana. Kafa mı buldular benimle?
T urk kahvesinin telvesi genelde yenmez. Sağlığa faydalı olduğunu soyleyenler var ama... Size kalmış! Çok mu acı geldi tadı?
- Tadı fena değil, tamam. Sadece kahveni keyifle yudumlayıp bitirdikten sonra kaşık kaşık zifiri bir katmanı yemek alışık olduğum bir durum değil. Ayda yılda bir, hadi tamam da, sırf sağlığa faydası buyuk diye her gun yenmez. İnsanın içini karartır, hayatını sondurur o telve dediğin şey!
Nerede i çtiğinize gore de değişir tabii...
- İstanbul'da içtim. Tam yerinde yani. Turistik bir gezi için gelmiştim. Altı sene geçmiş bak uzerinden... Turklerle Yunanlar arasındaki "O benim", "Hayır benim" çekişmelerine dair en ufak bir fikrim bile yoktu. Tam dunyadan bihaber dolaşan Amerikalı turist gibiydim!
Neler geldi ba şınıza?
- Konusu açıldı, anlatayım, tamam... İlk gunku rehberimiz Turk'tu. Yemek kulturunden, muziklerden, eğlence anlayışından bahsediyor, hepsinin tarihini ve Turk geleneklerini anlatıyor. İkinci gun, başka bir tur, farklı bir rehber, bu seferki Yunan asıllı.... Bir ara konu baklavadan, tavernalardan, mezelerden açıldı. Hikayeler birebir aynı, sahipleri farklı! Komik bir durumdu. Pasif agresif bir gerginlik sezdim.
Kosmos kurallar ınıza aykırı tabii boyle durumlar...
- (Guluyor) Canım, paylaşılamayacak ne var şu evrende? Baklavanın uzerine, 'Turk-Yunan dostluğunun urunu' etiketi yapıştır mesela, etkisi çoğalsın, herkes kazansın!
Her şeyi değiştiren yapım: 'Cosmos'
Bir gokbilimci olarak Venus ve Mars'la ilgili her şeyi değiştirecek bulgular keşfeden, NASA'da ust duzey yoneticilik yaptığı donemde Guneş sistemini araştıran, insansız uzay araçlarının gorevlerini planlayan ve hatta Ay'a uçuşlarından once Apollo astronotlarını bizzat bilgilendiren gokbilimci Carl Sagan'ın insanlığa en buyuk katkılarından biri 'Cosmos' oldu. 28 Eylul 1980'de ilk bolumu yayımlanan bilim programı 'Cosmos', 60 ulkede 500 milyondan fazla kişi tarafından izlendi. 2014'te National Geographic kanalı tarafından yeniden çekilmeye başlayan 'Cosmos' serisinde, 62 yaşında kok hucreleriyle ilgili bir hastalıktan dolayı yaşama veda eden Carl Sagan'ın yerini astrofizikçi Neil deGrasse Tyson aldı.
S oz konusu aşksa herkes eşittir,
fizik çisi de şairi de donakalır
Hayattaki her şeyi bilim uzerinden açıklıyorsunuz. Aşkın, korkutuk aşık
olmanın bilimsel bir açıklamasını, hatta varsa formulunu alabilir miyim
sizden?
- Oğlum, sen beni peygamber
filan mı zannettin? "Her şeyin cevabı bende" gibi bir imaj mı çiziyorum? Soz
konusu aşksa, herkes eşittir. Aşk karşısında fizikçi de şair de ayazda
karşısına kurt çıkmış kuzu gibi oylece donakalır!

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.