Özet (TL;DR) @ 2018-08-17T22:25:28.000Z: Aydın Sezer’e göre, ABD ile seçim süreci pazarlıklarında İran’a yeni yaptırım listesindeki doğalgazın alınmamış olması dikkat çekici. Erdoğan ile Putin’in seçimden beri geniş kapsamlı görüşmeyi…



Aydın Sezer'e gore, ABD ile seçim sureci pazarlıklarında İran'a yeni yaptırım listesindeki doğalgazın alınmamış olması dikkat çekici. Erdoğan ile Putin'in seçimden beri geniş kapsamlı goruşmeyi otelediğini anımsatan Sezer, ABD'nin tum silahlarını çekmediğini belirtirken, AB'ninde de kayıtsız şartsız Turkiye'nin yanında olmadığını vurguladı.

ABD ile Turkiye arasındaki 'rahip Andrew Brunson' başlıklı gerilim devam ediyor. Ankara'nın ABD'ye yonelik ağır gumruk birliği adımı tartışma yaratırken, Trump yonetimi de Brunson serbest bırakılana dek Turkiye'ye yaptırım uygulama politikasında yeni adımlar atılacağının sinyalini verdi

Gelişmeleri ve gidişatı siyaset bilimci ve yazar Aydın Sezer ile konuştuk.

' KASIM YAPTIRIMLARININ İÇERİSİNDE DOĞALGAZ YOK'

Aydın Sezer, ABD ile Turkiye arasında bilek gureşi devam ederken, 4 Kasım tarihinde İran'a uygulanacak yaptırımların içerisinde sadece petrol ve petrol turevlerinin yer aldığı, doğalgazın bulunmadığına dikkat çekti. Turkiye'nin 1990'lardan kalan bir anlaşma sayesinde doğalgaz ithalatı yapabileceğini belirten Sezer, para transferleri konusundaki yasaklama nedeniyle İran gelirlerinin Turk Lirası cinsinden Turkiye'de yabancı bir bankada tutulmasına dair mutabakat olduğu bilgisine eriştiğini belirtti:

DHA

"Seçimlerin yapılmadan onceki sureçte Turk-Amerikan ilişkilerinde bir yumuşama bir yakınlaşma vardı. Bir buyukelçi ataması, F-35'lerin teslim toreni ve Turk subayların eğitim konusu, Halkbank kararının ertelenmesi, Munbiç ve Fırat'ın batısıyla ilgili karar, TSK'nın devriye gezmesi olayı. Kasım ayında İran'a karşı uygulanacak yeni ABD yaptırımların içinde bu kez doğalgazın yer almadığı konusu. 8 Mayıs'ta alınan bir kararla ABD, kasım yaptırımlarını açıklamıştı. O listede doğalgaz yok. Doğalgazın bedelinin yine TL cinsinden Turkiye'de faaliyet gosteren bir yabancı bankada tutulması gibi bir mutabakat olduğu yonunde bilgim var. Petrol ve petrol turevleri açık bir şekilde bu ambargo kararı içerisinde. Dolayısıyla Turkiye, İran'dan petrol ithalatını durdurmak zorunda kalacak. Sistem artık eskisi gibi çalışmayacak. Çunku aynı kasım kararlarının içerisinde çok genel bir yasaklama ve yaptırım geliyor. İşte bu nedenle Turkiye'nin 1990'lardan kalan bir anlaşmayla doğalgaz ithalatına goz yumulması ama buna mukabil para transferleri konusundaki yasaklama nedeniyle İran gelirlerinin TL cinsinden Turkiye'de bir yabancı bankada tutulması gibi bir mutabakattan bahsediyorum. Bu da aslında çok mantıklı. Çunku seçimlere giden sureçteki çok farklı goruşmeler ve temaslar ve sonuçlar bize bunun boyle olabileceğini doğruluyor. Sektorden profesyonellerle goruştuğumde onlar da kasım ayındaki İran yaptırımları listesinde doğalgazın olmadığı petrol urunleri tanımının doğalgazı kapsamadığı yonunde goruş belirttiler.

' İKİ ÜLKE ARASINDA YAPISAL SIKINTILARIN İŞARETİ'

Turkiye ile ABD arasında son donemdeki pazarlıklara da dikkat çeken Sezer, gelişmelerin iki ulke arasındaki 'yapısal sıkıntıların' işareti olduğuna dikkat çekti:

"Bugun Turkiye ile ABD arasında yaşanan rahip kriziyle ilgili sureç her ne kadar bir surpriz olarak karşımıza çıkıyor olsa da bunun arka planında salt rahibin serbest bırakılması konusu bilindiği andan itibaren çok daha derin ve detaylı bir goruş ayrılığı olduğu anlamına geliyor. Neredeyse yapısal bir sıkıntı olduğu anlamına geliyor. Burada ABD'nin uyguladığı yaptırımları incelerken bugune kadar iki bakanımız ile ilgili aldığı kararın siyaseten bir anlamı olduğunu, sembolik bir anlam ama ciddi bir anlamı olduğunu belirttik fakat bunun pratik bir anlamı olmadığı konusunda da hemen herkes hemfikirdi. Trump'ın hemen arkadan daha onceki Turkiye'nin de içinde bulunduğu ulke grubuna yonelik olarak uyguladığı telafi edici gumruk ya da gumruk vergilerinin artırılmasında Turkiye sutununu iki katına çıkartıyor olması aslında mevcut bir yaptırımın yeni bir şekli olarak geldi karşımıza. Bu da bir surpriz değildi."

' RAHİP KRİZİNDEN ÖNCE DE YAPTIRIM LİSTESİNDEYDİK'

Aydın Sezer, Turkiye'nin rahip Brunson krizinden once de yaptırım listesinde olduğunu anımsattı. Ancak Sezer'e gore, 'ABD Turkiye'ye resmi anlamla yaptırımlarla ilgili tum silahlarını çekmiş değil'. Turk ekonomisine hasar verilmeye çalışıldığının da bir gerçek olduğunu vurgulayan Sezer'e gore, Turkiye'nin ABD'ye misilleme olarak aldığı yaptırım kararlarının çok onemli sonuçları olmayacak:

"Rahip krizinden once de yaptırım listesindeydik. Turkiye-ABD ilişkilerinde Amerika'dan kaynaklanan ya da Amerika'nın Turkiye'ye yonlendirdiği resmi anlamda yaptırımlarla ilgili tum silahlarını çektiği kanaatini taşımıyorum. Ancak bununla birlikte ekonomide yaşanan bir çalkalanma ve bir kur krizi de var. Bunu dolaylı bir etki olarak algılıyor piyasalar. Bu işin sonu nereye varacağı bilinmediği için bu konuda çok ciddi de bir ekonomimize bir hasar verilmeye çalışıldığı da ayrı bir gerçek. Bunları birbirinden ayırt etmek gerekiyor. Biz de Amerika'nın doğrudan her iki yaptırım kararına aynı şekilde cevap verdik. İki ABD'li bakanı yaptırım listesine alınmasından sonra Resmi Gazete'de ABD menşeli bazı urunlerin ithalatında ek mali yukumlulukler uygulanması kararını yayınladık. Bu da Turkiye açısından yeni bir karar değildi. Bu da aslında 25 Haziran'da yayınlanan Turkiye'nin yaptırım kararının birebir aynısı fakat buradaki ek mali yukumluluk oranları tam iki katına çıkartıldı. Tıpkı Trump'ın yaptığı gibi oldu. Dolayısıyla bunlar Turkiye-ABD ticari ilişkilerinde genel hacim dikkate alındığında çok onemli sonuçları olacak kararlar değil. Sembolik de değil. Bence bu kararlar daha çok devlete gelir elde etmenin otesinde bu urunleri ithal eden ve kullanan insanların uzerine getirilen ek ilave parasal yukumlulukler olarak sonuçlanacak."

' ERDOĞAN İLE PUTİN ARASINDA SEÇİMLERDEN SONRA GENİŞ KAPSAMLI BİR GÖRÜŞME YAPILMADI'

Aydın Sezer'e gore, Turkiye-ABD krizinin derinleşmesinin en onemli nedenlerinden biri Turkiye-Rusya yakınlaşması. Sezer, Turkiye'deki seçimlerden sonra Turkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında geniş kapsamlı bir goruşmenin yapılmamış ve surekli otelenmiş olmasına dikkat çekti:

(C) REUTERS / Ümit Bektas

"Turkiye ile burada Rusya yakınlaşmasının ozellikle S-400 sureci ile başlayan askeri işbirliği yakınlaşmasının ağırlıklı bir başlık olduğunu duşunuyorum. Bir de Turkiye'nin Astana sureciyle birlikte Suriye'de İran'da Rusya ile birlikte attığı adımların ve ABD'nin 'çıkarlarına halel getirecek birtakım adımların' bu iki ulke arasındaki krizi derinleştirdiğini duşunuyorum. Burada ikili ilişkilere yansımaları da var. Turkiye açısından bakıldığı zaman resmi bir iddiamız var, pratikte de doğru. ABD'nin Suriye'de teror orgutu ile işbirliği yapması, silah ve eğitim desteği sağlıyor olması. Dolayısıyla Turkiye-Rusya ilişkileri ve Turkiye'nin Suriye'deki konumu ve rolu ile ilgili derin bir sıkıntı olduğunu duşunuyorum. Bunun hemen onundeki bir başka sıkıntının Halkbank ve eski İran yaptırımları olduğunu, bu on plana geldikçe rahip kriziyle birlikte sembolleştiğini duşunuyorum. Ama burada benim açıklayamadığım nokta şu; Turkiye-Amerikan ilişkililerinde rahip krizine kadar her şey yolunda giderken, acaba seçim surecinde daha once saydığım başlıklarda Turk-Amerikan ilişkileriyle ilgili ABD'nin bazı beklentilerini karşılayamadığımız sonucu mu ortaya çıkıyor? Çunku bu taleplerin bir bolumunde bizim direkt Rusya ile temas ve Rusya'yı açıkçası karşımıza alıp almama konusunda seçim yapmamıza yonelik belki birtakım konular var. Bunu benim açımdan doğrulayan şeylerden bir tanesi; seçimlerden sonra Erdoğan ile Putin arasında Rusya'da ya da Turkiye'de olması gereken bir doğrudan geniş kapsamlı goruşmenin yapılmamış olması ve bunun surekli oteleniyor olması. Elbette BRICS Zirvesi'nde taraflar bir araya geldiler ama bu toplantı uçuncu bir ulkede başka bir vesileyle yapılan bir nezaket toplantısı suresi ve şeklinin otesine geçmez. Öte taraftan iki ulke silahlı kuvvetlerinin temasları, İdlib konusu ne oluyor? Afrin'den çıkacak mıyız? ABD ile Fırat'ın batısı ve Munbiç konusunda vardığımız 'mutabakat'ın detaylarının ne olduğunun Rusya'ya anlatılıp anlatılmadığı konusu kaldı ki bir de ikili ilişkilerde açık ifade etmek gerekirse ozellikle buyuk çaplı enerji projelerinde Rusya'nın rahatsızlığını artık diplomatik yolların da otesine geçerek ifade ediyor ve belirtiyor olması. Son Erdoğan-Putin telefon goruşmesinde Kremlin web sayfası iki ulke arasındaki enerji projeleri ozellikle goruşuldu şekilde bir cumleyle tamamladı toplantıyı. Spekulasyon yapıyoruz çunku her an gelişmeler bizi farklı yone goturuyor."

' TÜRKİYE'NİN CİDDİ BİR EKONOMİK PROBLEMİ VAR'

Sezer, Turkiye'nin ciddi ekonomik problemleri olduğunu anımsattı. Sezer'e gore Turkiye, ABD ve Rusya arasında giderek sıkıştığı bir diplomatik kriz noktasında taraflardan ABD'ye tavır almayı tercih etti:

"Rahibin serbest bırakılmasına yonelik itirazın reddedildiğini duyduğumuz anda dolarda bir fırlama meydana geldi. Hemen birkaç dakika sonra 'Üst mahkeme tekrar bakacak' dendi. Netice itibarıyla biraz daha geniş çerçeveden bakıldığı zaman sanki Turkiye'nin ozellikle ABD ve Rusya arasında giderek daralan yolda ya da giderek sıkıştığı bir diplomatik kriz noktasında taraflardan hangisine karşı tavır aldığı takdirde bunu kamuoyuna daha iyi anlatabileceği duşuncesiyle ABD'yi seçtiğini duşunuyorum. Zira bugun turizm sezonunun en yuksek doneminde ikili ticari ilişkileri, sokaktaki insanı, Laleli'deki esnafı ilgilendirdiği bir donemde Turkiye'nin Rusya ile ilişkilerini gerginleşmesini tabii ki Rusya hiçbir zaman istemez ozellikle Suriye'deki sureç tamamlanmadan ama Turkiye'nin de bunu istemeyeceğini duşunduğum için Turkiye-Rusya ilişkilerinde krizlerin şu an ertelendiğini ve Amerika ile yaşanan bu sıcak gelişmeler çerçevesinde de Putin'in de Rusya'nın da bu işin nereye gideceğini açıkça merak etmeye başladığını duşunuyorum. ABD'nin rahip kriziyle birlikte Turkiye'ye yonelik olumsuz tavrı sembolik. ABD yaptırımlarla Turkiye'yi hedef alan ama ekonomisine ciddi miktarda zarar verecek olçude dolaylı yoldan yaptığı 'saldırıların' daha uzun vadede Turkiye'ye yonelik duşuncesi ya da stratejisinin bir parçası veya sanki birtakım şeylerin hazırlığının altlığını yapıyor gibi geliyor bana. Neden tam da seçim bittikten sonra, Turkiye yeni bir rejim donemine geçip değişim yaşadığı bir sureçte bu rahip krizi bu kadar da buyutulecek bir konu muydu, soru işaretleri var. Evinde hapiste bulunması da cezaevi koşullarına gore çok onemli bir adımdı. İddia edilen suçların ciddiyetiyle orantılı olarak baktığınız zaman boyle bir kararın verilememesi gerekiyordu. Turk ekonomisinin içinde bulunduğu darboğaz, dış borçtan tutun da ihracatın reel olarak aslında artmıyor olmasından tutun da yeni borç bulunması ile ilgili sıkıntılardan tutun da imalat sanayinin neredeyse bittiği noktaya gidişle ilgili olarak Turkiye'nin bir de boyle ciddi bir iç ekonomik sorunu olduğunu da kabul etmek gerekiyor. Turkiye'nin ciddi bir ekonomik problemi var. Uzun yıllardan beri tek parti iktidarıyla yonetiliyor olmamıza rağmen ekonomide gerekli donuşumu sağlayamadık. O çok ovunduğumuz savunma sanayi ile ilgili atılan adımları kesinlikle alkışlıyorum. Ama bu salt silah uretimine yonelik bir sanayi olarak modelleniyor, bu çok yanlış. Bunu yuksek teknolojiye yonelik bir donuşum projesi hamlesi olarak kurgulamak gerekiyordu. 2005'lerde yine AKP doneminde bunun boyle kurgulandığını iyi biliyorum. O projelerin çoğunda aktif olarak gorev aldım. Turkiye'nin dış politika sorunu var. Turkiye'nin Suriye'deki yaklaşmakta olan sona doğru olan karşılaştığı açmazlar var."

' AB KAYITSIZ ŞARTSIZ TÜRKİYE'NİN YANINDA DEĞİL'

Sezer'e gore, ABD ile yaşanan kriz Turk siyasilere yeni bir vizyon açacak. Avrupa Birliği'nin yaptığı açıklamalarla kayıtsız şartsız Turkiye'nin yanındaymış gibi çizdiği tablonun gerçekçi olmadığını belirten Sezer, Avrupa Birliği sermayeli birçok şirketin uretim ussu olarak Çin'i tercih ettiğine dikkat çekti:

"Bugunku kuresele ortamda ozellikle reel ekonomi bağlamında da finansal kapitalizm bağlamında da Turkiye'nin Avrupa ile ilişkileri oylesine karşılıklı bağımlılık ilişkisi içerisinde ki. Ben bu cumleyi kullanırken gumruk birliği bağlamında değerlendirmiyorum. Gumruk Birliği'nde zaten hukuki olarak bir sorun yok. Turkiye toprakları Avrupa Birliği'nin sahası sayılıyor. Ben doğrudan yatırımlardan Turkiye'deki Avrupa yatırımlarından Turk pazarının Avrupa için ne anlama geldiğinden veya tersinden bahsediyorum. Boyle bir ortamda hemen herkes hemfikir ki Turkiye'de yaşanacak derin bir iktisadi krizin mutlaka Avrupa'ya yansıması olacak. Kaldı ki Trump'ın ve ABD'nin başlattığı ticaret savaşları çerçevesinde ABD pazarının zorlaştığı ya da dunya ticaretinin daraldığı bir ortamda Turkiye gibi bir pazarın da bu sepete girmesi Avrupa Birliği'nin hiçbir şekilde istemeyeceği bir gelişme olacak. Bu noktadan itibaren Turkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerde Trump donemi Amerika'sına gore daha farklı bir anlayış olduğunu duşunuyorum. Örneğin Fransız gazetecinin serbest bırakılması, Turk kokenli Alman vatandaşı Deniz Yucel'in serbest bırakılması konusu, Yunan askerlerinin serbest bırakılması konusu, dolayısıyla Avrupa Birliği'nin ABD'nin İran'a yonelik yaklaşımıyla Turkiye'nin yaklaşımının paralellik gosteriyor olması doğal olarak Turkiye'yi Avrupa'ya yaklaştırıyor. Bu açıkça goruluyor. Bu nedenle birdenbire Avrupa Birliği, Turkiye'yi sevmeye ya da Trump'a karşı el vermeye çalışmıyor. Merkel de Alman ekonomi bakanı da tum yetkililer Turkiye ile ilgili yaptıkları açıklamalar da şunu her zaman aynı paragrafta ifade ediyorlar: Merkez Bankası'nın bağımsızlığına vurgudan, insan haklarına vurguya kadar bir sureç var. Sanki kayıtsız şartsız bizi destekliyorlarmış gibi bir sonuç uretiyorlar. Boyle bir şey yok. Ama Turkiye'nin iktisadi anlamda taraf olması gereken ya da bulunması gereken paktın neresi olduğu konusunda Trump ile yaşadığımız bu kriz siyasilerimize yeni bir vizyon açacak. Bir Çin ya da Rusya pazarıyla butunleşen Turkiye'nin rakamsal olarak ihracatı artabilir. Ama Turkiye'nin asıl uretim kapasitesine sahip olduğu goreceli olarak ustun olduğu sektor olarak bizim Çin'in karşısında durmamız teknik olarak mumkun değil. Rusya'daki iktisadi ilişkilerin hangi boyutta olduğunu biliyoruz. Bu ikisinin tek başına AB'nin alternatifi olamayacağını matematiksel olarak da ispatlamak mumkun. AB ile ilgili eleştiri geliştirenler 'AB ekonomisi çokmekte, nufus yaşlanmakta' diyor. Kısmen doğru. Ama bu AB ekonomisinin çoktuğu anlamına değil, bu kapitalizmin genel gorunumu ile alakalı bir sureç bugunku kureselleşme ruzgarları altında. AB sermayeli birçok şirket de yine gidip uretim ussu olarak Çin'i tercih ediyor. Bu Avrupa'nın geri kalmakta olduğunu açıklayan bir boyut değil. İkincisi her şeye rağmen Avrupa pazarı bir piyasa ekonomisine sahip altyapı sunuyor Turk urunleri için. Bu rekabet açısından, teknoloji geliştirilmesi açısından bir yandan da çeşitli sektorlerin terbiyesi anlamında çok onemli katkıları olan bir sureç. Turkiye'nin içerisinde bulunduğu iktisadi ortamdan çıkış yollarından bir tanesinin de fırsatının nerelerde olduğuna dair kendi sanayimizi ve kendi ekonomimize bakarak bir yone çizmemiz gerektiğini duşunuyorum."