Özet (TL;DR) @ 2018-08-11 03:02:31.994627: Hikmet Hükümenoğlu, cesur ve hacimli dönem romanı ‘Körburun’dan sonra hikâyeleriyle okurun karşısında. ‘Aşka İnanmayanlar İçin Aşk Öyküleri’, “Aşktan sonra yaşam var mı” diye soruyor. Hükümenoğlu’yla…



Kitab ın adı, oykulerin genel havasını da açıklıyor. Onunla başlayalım: Aşk artık 'inanılmaz' hale mi geldi?
- Bu oykuler, aşk dediğimiz kavramın varlığını sorgulamıyor elbette. Dunya duz değil yuvarlaksa, aşk diye bir şey de var şuphesiz. Sadece gozumuzde o kadar buyuttuğumuz, o kadar değer verdiğimiz bu şey neyin nesi, onu kurcalıyorum. Butun aşklar demeyeyim ama belki yuzde 99'u zamanla soluyor, ışıltısı kayboluyor. En iyi ihtimalle dostluğa, arkadaşlığa evriliyor. Çoğunlukla da kavgalara, kalp hastalıklarına ve boşanmalara...
Genelde tersi d uşunulur ama aşka inanmayanlar, inananlardan fazla mı dersiniz? - Genellemeler hoşuma gitmiyor ama gençleri bir yana koyarsak, evet, bana biraz oyle geliyor artık. Belki yaşla ilgili bir durum bu, hem kendi yaşımla hem de dunyanın yaşıyla. Belki de gunumuzde insanların hayattan beklentileriyle... Her şeyi aşırı hızlı yaşıyoruz ve bu ortamda bir zamanların sonsuz aşkları artık bana pek gerçekçi gelmiyor. Çocukların sınavlarını ve okul aidatlarını konuşuyoruz daha ziyade. Aşka inanıyoruz inanmasına ama 'hoş bir şeydi ve bitti' kıvamında kalıyor.

Filmde uzay gemisi ışık hızına çıkar ya, AŞK ÖYLE BİR
ŞEY

A şkın gosteri

hali var m ıdır?
Şimdi aşklar sosyal medyada 'bildirimler' ve 'post'larla guncelleniyor da... Aşkı oldurur mu yaşatır mı bu sizce? - Başkalarına sergilemek için yaşanan ilişkiler var, sanırım onları gayet guzel yaşatır. Ama o tur ilişkilere aşk denir mi, emin değilim. Aşkın gosteri hali var mıdır? Birbirine aşık iki insanın hayatında seyirciye yer var mıdır? Belki de seyirci onaylamadıkça aşkları kendilerine inandırıcı gelmiyordur. Guzel bir oyku çıkabilir bundan.

Ö ykulerde şeker pembe değil marazi aşkları işlemişsiniz. İkinciler daha mı çok? Ya da ilk kategoridekiler anlatmaya değmiyor mu?

- Âşıkların butun engelleri aşıp birbirine kavuştuğu ve sonsuza kadar mutlu yaşadığı yuzlerce hikaye var. Bir-iki tanesini say desen, aklıma gelmez, sayamam. Otur yaz desen, onu da yapamam. Kurcalayabileceğim bir arıza bulmam lazım. Yoksa yazmak da okumak da benim pek ilgimi çekmiyor.

Bir oykunuzde, kafede bir masada Milan Kundera'nın eseri 'Guluşun ve Unutuşun Kitabı' beliriyor. Orada "Aşk surekli bir sorgudur, aklıma daha iyi bir tanım gelmiyor" diye yazar Kundera. Yeni aşıkların, ilişkilerin ilk gunlerinde bir avukat gibi ilişki sozleşmesi hazırladığını da yazar. Hepimiz bilinçaltında sozleşme mi hazırlıyoruz hakikaten?

- Öyleyse de bunu kendimize itiraf etmiyoruz. Edersek aşkı yaşayamayız ki... O hesaplar, ancak ilişki biterken ortaya saçılıyor. Ya da ortaya saçıldığında aşk bitiyor, farklı bir ilişki başlıyor. Sen benden bunu aldın ama karşılığında şunu vermedin... Ya da şunu yapmak serbest, bunu yapmak yasak... Konunun uzmanı değilim ama bence bu tarz sozleşmeler ancak aşktan evliliğe geçerken işe yarayabilir. Benim kullandığım tanımıyla aşkın beynimizdeki kimyasına aykırı.

Bir kahraman ınız şoyle diyor: "Aşkın o kadar da muhim bir şey olduğuna inanmıyorum. Sarhoşluk gibi... Sofradayken iyi hoş ama ardından gunlerce hasta yatıyorsunuz. Acıdan kıvranıyorsunuz." Peki inançsızlarda biraz tembellik de var mı?

- Ben aşkla sevgiyi bir tutmuyorum sanırım. İkisinin de içinde bir miktar diğeri var ama farklı hisler. Bilimkurgu filmlerinde, uzay gemisi ışık hızına çıkar ve yıldızlar çizgi çizgi olup ekranı kaplar ya, aşk o bence. Kontrolsuz bir durum; o hıza ulaşmışken hadi sinyal verelim ve direksiyonu çok hafif sola kıralım demek imkansız. Aşkı yaşatmak için emek lazım tezine o yuzden pek katılmıyorum. Sevgi ve dostluk için geçerli o. Tembellik sevgiyi oldurur mu; evet, bazı durumlarda çok fena oldurur. Ama aşıkken tembel olmaya fırsat bulamazsın, saatte 200 kilometre hızla yokuş aşağı koşuyorsundur zaten.

Akl ı başında insan gunde 24 saat aşık olur mu!

"Aşk taş gibi duran bir şey değildir, ekmek gibi her gun yeniden yapılması gerekir" demiş Ursula K. Le Guin. "Sevgi emektir" diye de okunabilir herhalde. Bir hikayenizde de var; onyıllarca ekmeğini yeniden yapan bir çift. Bu da 'inanılmaz' gelmiyor mu?- İşte 'sevgi' diye okuyorum ben bunu. Le Guin ne derse doğrudur ama 'aşk' soz konusu olduğunda bana pek inandırıcı gelmiyor. Âşık, aşkından başka bir şey duşunemez, gozune uyku girmez, sevdiğinden bir saniye ayrı kaldığında acı çeker. Aklı başında bir insanın yıllar boyu, gunde 24 saat surekli bu ruh halinde kalmasını aklım almıyor. Belki de ben çok odunum! Bir omru birlikte geçiren şahane çiftler var ama onların ilişkisinde de o delice aşkın yerini çok ozel bir sevgi almıştır diye duşunuyorum. İşte o sevgi, aşktan daha değerli benim gozumde.

Edebiyattan devam edelim. En be ğendiğiniz edebi aşk hangisi?

- İlk okuduğumdan beri 'Anna Karenina'nın en guzel roman olduğunu duşunuyorum. Aşkın, sevginin ve ilişkinin farklı katmanlarını muthiş guzel anlatmış Tolstoy. Durust olmak gerekirse trajik kısımları, mutlu kısımlarından çok daha etkileyici.