Özet (TL;DR) @ 2018-08-11 03:01:03.707082: Yıllarını Babıâli’de geçirdi, kitle iletişimi konusuna en çok o kafa yordu, yıllarca ders verdi. 30 kitap yazdı Haluk Şahin... Son iki kitabında yönünü romancılığa çevirdi. Kendisiyle bütünleşen…
İ lk romanınız 'Babıali'de Cinayet'te medyadaki çurumeyi anlatmıştınız. Aslında roman yazan gazetecilerin birçoğu ilk kitaplarında odağına medyayı koyuyor. Sonra bundan sıyrılıyor ve yonunu başka tarafa çevirebiliyor sanırım. Size olan da bu muydu?- Aslında bu romanı yazmaya bundan 15 yıl kadar once, hala gazetecilik yaparken karar vermiş, hatta yazmaya başlamıştım. O gunlerde 1970'li yıllardan dostum, roman eleştirmeni Fethi Naci'yle aramızda bir iddia vardı. O benim roman yazamayacağımı, romanın sabır ve direnç işi olduğunu soyler, koşe yazarlarında boyle yurek olmadığını iddia ederdi. Onu mahcup etmek uzere bir yaz oturup 80 sayfa kadar yazdım ama arkasını getiremedim. Yani, Naci haklı çıktı. Gunun birinde, ilk romanım çıktıktan sonra bir cuma gunu Pasaj'da Seviç'e gidip Naci'nin onune atmanın hayallerini kurardım: 'Bak bakalım yazabiliyor muymuşum?" Ne yazık ki bekleyemedi, çekti gitti. Onun da çok sevdiği Bozcaada'da geçen bu romanı gormesini ne kadar isterdim...
Ç ağımız insanı romana
vakit bulacak m ı?
Romanc ılığı sevdiniz mi?
- Evet, beklediğimden daha fazla sevdim. 'Ada' benim 30'uncu kitabım, yani
yeni kitap heyecanını daha once
pek çok kez yaşadım. Ama onlar genellikle medya ve siyasetle ilgili olgusal
kitaplardı. Roman yayımlamanın tadı bambaşkaymış. Meğer, az otemde roman okuru
diye bir kitle varmış. Meğer benim bir zamanlar Dostoyevski okurken yaptığım
gibi, sabahlara kadar oturup roman okuyanlar oluyormuş. İnsanların bana bakışı
bile değişti, yumuşadı. İlk romanım bazı çevrelerden çok ilgi gordu, bu belki
biraz da Babıali'ye ilişkin tiplemelere duyulan merakla ilgiliydi. Acaba
nefret ettikleri ya da bayıldıkları filanca gazeteciyi de yazmış mıydı? Bu kez
oyle değil. Bu kez, hayal dunyasına açılıyoruz. Aşk var. Dahiler var. Guncel
zamanla mitolojik zaman birçok noktada kesişiyor. Roman çok esnek ve becerikli
bir tur. Ne isterseniz yapabiliyorsunuz. Bence insanların kendilerini ve
başkalarını anlamaları için romandan daha uygun bir ortam olamaz. Ve boyle bir
şeyin olmasına insanlık şiddetle ihtiyaç duyuyor. Ama ben Umberto Eco gibi
'geç ve genç bir romancı' olarak acaba turun geleceği var mı diye
kaygılanıyorum. Netflix'te aksırıncaya tıksırıncaya kadar dizi seyreden
çağımız insanları roman okumaya vakit bulabilecekler mi? Ona ihtiyaç
duyacaklar mı? Yoksa hayatımı adadığım kitle iletişimi gibi geç keşfettiğim
romanın da tarihsel anlamda sonuna mı geldik? Biraz geç mi kaldım?
Bu romanda beni en çok etkileyen, bilim insanı Prof. Deniz Yorgancı'yı
anlatış şeklinizdi. O, gezegeni kurtarabilecek bir formul uzerinde çalışırken
bir yandan da ailesinin vasatlığıyla mucadele ediyor...- Dahi olarak
gorulen bilim insanları daima garipsenmiştir. Çunku onların kafalarında devasa
sorular vardır, sıradan dunya gailelerine uyum gostermekte zorlanırlar.
Romanda adı sık anılan Tales boyle değil miydi? Genç bir kız, yıldızları
incelemek için goğe bakarak yururken kuyuya duştuğu için yaşlı Tales'e
çıkışıp, "Biraz da onune baksaydın" dememiş miydi? Deha, hele bir misyon
duygusuyla birleşmişse, ağır bir yuk olur. Misyon duygusuyla aşk arasındaki
çatışma edebiyatın en temel temalarından biridir. Tabii, toplumsal koşullar ve
çevrenin fırsatçılığı, gormemişliği gibi ek sorunlar da var. Evet, şohret
gibi, dehayı taşımak da zordur! Hele vasatlığın erdem sayıldığı bir ortamda.
Tam da bunu sormak istiyordum. Şan-şohret ve entrikayla dolu, içi boş ama cebi tıka basa olan bir aileyi gosteriyorsunuz bize. Bu fotoğraf aşina olduğumuz ama bir yandan da hak edilmemiş şekilde saygı goren bir topluluğun fotoğrafı. Giderek artan nobranlık sizi ne kadar etkiledi?
- İlk romanım 'Babıali'de Cinayet'ten sonra bir asistanım "Hocam soruyu bildiğiniz yerden seçmişsiniz, hayatınız Babıali'de geçtiği için anlattıklarınızı birinci elden biliyorsunuz" demişti. Bu yuzden ikinci romanımdan endişe ediyordu. Aslında bu kez de soruyu bildiğim yerlerden seçtim: Bozcaada ve 1990'ların İstanbul'u. O yıllarda ben Turkiye'nin en çok seyredilen soruşturmacı gazetecilik programı 'Arena'nın editoruydum ve kadim dostum Uğur Dundar'la birlikte Kamil Bey gibi yeni zenginleri, Aga Bey gibi mafya tiplerini, Feri gibi yaman ve acımasız kadınları izliyordum. O bankacılık dalaverelerinin 'kahramanları'nın peşinden az mı koştuk? Kendi bankasını fiilen soyan, geceleyin bavulla para kaçıran patron bozuntularının haberlerini kim yaptı? Tanrı'nın bir uyarı tuyosu gibi gonderdiği Susurluk kazasını aylarca gundemde kim tuttu? 1990'lar, Turkiye'nin toplumsal çozulmesinin en hızla yaşandığı bir zaman dilimidir. Sozum ona 'yukselen değerler'in goklere çıkarıldığı yıllar. Nobranlık bunun boyutlarından biri... Feri ve çevresindeki tamahkar insanlar, 1990'ların parlayan yıldızlarıydılar.
İ nsanlığın kumaşında
olan şeyler bunlar
Evet, Feri... Bir fettan kad ın portresi çiziyorsunuz. Aslında kadından
yaşça buyuk 'baba Yorgancı' portresi de en az onun kadar ilginç. Âşık ve
yaşlanmakta olan bir baba, genç oğlunu yeni ve guzel karısından kıskanıyor ve
kadının oynadığı oyunda 'akıllı oğlan' mağdur oluyor. Bu yuzyıllık oyunun hala
işe yarıyor olması sizi şaşırtıyor mu?
- Teknoloji ne kadar değişirse değişsin insan fıtri olarak, temel ozellikleri
itibariyle pek değişmiyor. Kin, nefret, kıskançlık, yalan, haset, ihanet hala
insanlığın harcının bir parçası. Efsanedeki Tenes'ten romandaki Deniz'e giden
yol o kadar uzun değil aslında. Romanda Gulderen'in sozunu ettiği gibi, Ege
mitolojisindeki oykuleri de gunumuzde bir magazin gazetesinin haberleri gibi
okumak mumkun. Televizyon haber bultenleri
boyle oykulerle dolu. Ünlu ailelerin hayatına o gozle bakın. Trump ailesine o
gozle bakın. Hani bazen "İnsanlık ne hallere gelmiş!" diye feryat ediyoruz ya,
palavra! Ne yazık ki, insanlığın kumaşında olan şeyler bunlar! Olmasa
Shakespeare ne yazardı? Ya Tolstoy? Phillip Roth?
Bir hayat ge çmişte yaşanmış bir hayata ne kadar benzeyebilirdi?
Kitab ın başında sorduğunuz bir soru var: "Bir hayat, daha once yaşanmış bir başka hayata ne kadar benzeyebilirdi?" Okura çok kopya vermek istemiyorum ama 3 bin yıl once yaşanmış bir hikayeden yola çıkarak mı yazdınız Deniz'in hikayesini?- Tenes efsanesi nice yıllar once ilk okuyuşumda beni etkiledi. Çok guzel bir opera oykusu olabileceğini duşundum. Ya da tiyatro oyunu... Nice yıllar sonra biraz da Fethi Naci'nin meydan okuması sonucu buna benzer oykulerin gunumuzde de yaşandığını fark edip hikayeyi guncelleştirmeye başladım. Peki ama ne kadar değiştirecektim? Bir hayat geçmişte yaşanmış bir hayata ne kadar benzeyebilirdi? Bu soruyu, olasılık kuramları uzmanı bir matematikçiye sormalıydım. Boylece Deniz çıktı karşıma... Babası çok zengindi ve hırslı uvey annesi Deniz'e iftira atıyordu. Nasıl olabiliyordu bu? Roman yazmak boyle bir şey, soruları yanıtlaya yanıtlaya ilerliyorsunuz. Tıpkı orgu orer gibi.
Bu arada sizi tebrik etmek istiyorum. 2018 y ılı Homeros Ödulu'ne layık goruldunuz. Bu odul kimlere veriliyor?
- Tam adı Homeros Bilim Kultur ve Sanat Ödulu. 2002 yılından beri Çanakkale'de Uluslararası Troia Festivali'ni duzenleyen komite tarafından, Troya dahil yore kulturunu evrensel bir anlayışla ve barışçıl bir mesajla işleyen eser ve çalışmalara veriliyor. Benden once bu odulu alanlar arasında Yaşar Kemal, Yıldız Kenter, Cevat Çapan, Rustem Aslan, Erdinç Bakla gibi isimler var. Bu yıl beni bu odule layık gormelerinin onde gelen nedeni 17 yıldır Bozcaada'da duzenlenmesine katkıda bulunduğum Ozanın Gunu ve Homeros Okuması etkinliği. 'Troyalılar Turk muydu?' diye bir kitabım da var.

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.