Özet (TL;DR) @ 2018-08-05 16:18:04.425592: İbrahim Tatlıses demişti ya “Urfa’da Oxford vardı da biz mi gitmedik” diye...Bırakın Oxford’u, uygarlık tarihinin başladığı yermiş meğer! UNESCO Dünya Mirası listesine alınan Göbeklitepe’de, kazıların…



_

Dev brandanın altında bir tarih yatıyor Bir zamanlar
Anadoluda

6 B İN YILLIK SÜRECİN RESMİ
Neolitik Devrim, Buzul Çağı'nın sonlarında başlayıp birkaç bin yıl suruyor. Avcı-toplayıcılar eskisi gibi hareket etmemeye, sedanter yaşamaya başlıyor. Tohum topluyorlar. İlk tarlalarda hafif tarım yapılıyor. Daha sonraysa sut sağma, resimdeki gibi kopeklerin, hayvanların evcilleştirilmesi... Tum bunlar 6 bin yıla yayılıyor. Gobeklitepe bu surecin ortasında bir yerde. Sonunda bu alanı terk ediyorlar.
_

Acayip bir yer buras ı...

Giri şte "Peygamberler şehrine hoş geldiniz" yazıyor.

Hazreti İbrahim'in burada doğduğuna inanılıyor.

Nuh 'un gemisi deyince "Buyuk Tufan'dan sonra şu Cudi'ye sığındı" diyorlar.

Cennet Bah çesi'nin bir zamanlar Şanlıurfa civarında olduğuna inanan bile var.

İ nsanı da acayipmiş.

Biray ı ilk kez burada mayalamış, uzumden şarabı ilk kez burada yapmışlar.

Kad ınlar ateş gibi mavi kobalt tozunu gozlerine ilk kez burada surmuş.

Harran 'ın astronomları

Arabadan dışarı bakıyorum.

Sağ tarafımda yemyeşil, uçsuz bucaksız Harran Ovası...

Mezopotamya'nın kesişim noktası, ticaretin ve medeniyetin beşiği.

Şimdi hububat yetiştirilen bu yerde Sabiiler bir zamanlar astronomi kulesi bile kurmuş. Taptıkları Guneş'i, Ay'ı, yıldızları izlemişler.

¡  ¡  ¡

Bu masalsı geçmişin otesinde Urfa'nın benim için anlamı, babamın doğduğu ve sekiz yaşına kadar yaşadığı yer olması.

Şehre ilk kez 2010'da gelmiştim. Balıklıgol'un kenarında gozlerim dolmuştu.

Babamın dunyaya gozlerini boyle sihirli bir yerde açmasına çok sevinmiştim.

Bilmiyordum çunku. Beklediğimden çok daha guzeldi.

Yıllar sonra dunyanın gundemi oldu Şanlıurfa.

Gobeklitepe'deki keşifler insanlık tarihiyle ilgili bildiklerimizi değiştirecek onemdeydi.

Gidip yerinde incelemeye karar verdim.

Dev brandanın altında bir tarih yatıyor Bir zamanlar
Anadoluda

Dr. Lee Clare -   Çınar OSKAY

Bir garip arkeolog

Kazı alanına çıkan tesislerde Dr. Lee Clare'le buluşacağız.

Burayı keşfeden Prof. Klaus Schmidt gibi Alman Arkeoloji Enstitusu'nden ama o İngiliz.

Yeşil, sade bir tişort ve tertemiz guluşuyle geliyor.

Kazının son durumuyla ilgili uzunca bir giriş yapıyor ama bir şey eksik sanki bu konuşmada.

Hah buldum, kendisini oven tek bir soz yok!

Öyle alışmışım ki bu tur durumlarda ego saldırısına maruz kalmaya, eksikliğini hissettim doğrusu.

Tabii bizdeki ozguvenin kimsede olmaması normal.

Çunku dunya deviyiz.

Dunya tarihini değiştirebilecek çanak, çomlek, kazı gibi ayak işlerimizde İngilizleri, Almanları kullanıyoruz.

¡  ¡  ¡

Dr. Clare tuhaf biri.

Kendini, kurumunu anlatacağına aşağıdaki Örencik Koyu sakinlerini ovuyor: "90'lı yıllardan beri kazılarda, ziyaretçi merkezinde, dolmuşlarda onlar çalışıyor. Kazı işini çok iyi biliyorlar. Bir taşı kazarken kurt figuru çıkacağını benden once anlıyorlar mesela. Onlara hayatımı bile emanet ederim."

Ziyaretçi merkezindeki video sunumları, çizimleri inceliyor, sonra yukarı, kazı alanına çıkıyoruz.

Dev brandanın altında bir tarih yatıyor Bir zamanlar
Anadoluda

FOTO ĞRAF:  Vincent J. Musi   National Geographic Creative

Sevimli bek çiler

Girişte iki kopek beliriyor.

Kurt ve Silex (Almanca çakıl taşı demekmiş).

Yıllar once tepeye kazı ekibiyle bir çıkmış, pir çıkmışlar.

Ortak tarihimizi koruyor gibiler.

İnsanlar avlana avlana bir noktada, bu bolgede vahşi hayvan kıtlığı yaratmış.

Gobeklitepe'yle ilgili bir kitap yazan Karl W. Luckert ('Gobekli Tepe', Alfa Yayıncılık, çeviren: Leyla Tonguç Basmacı), kopeklerin bu kıtlığı 3-5 bin yıl onceden hissettiğini, hayatta kalabilmek için insanlarla dost olduklarını yazıyor.

Yılanların zehrini sağıp mızrakların ucuna suren, bıçaklarla leşleri bir kurttan bile iyi kesen, hayvanların en entrikacısı insana yanaşmışlar.

Onlar da bizi vahşi hayvanlara karşı uyarmış, avlarda rehberlik hizmeti vermiş.

Yani tamamen yozlaşmış, karşılıklı çıkar ilişkisi!

Kedi oyle değil, daha kişilikli. Çunku kertenkele yer, kelebek oldurur. Bir tur seri katil.

Gobeklitepe'de tek bir kedi yok. Çıkarı yok çunku.

Bir de sevimli, iki hareketle Urfa'daki butun kebapçıları tavlamış, yan gelip yalanıyorlardır şu an.

Anlayacağınız, doğanın dengesi bu hayvanları da bozmuş, kafadan kontak yapmış.

¡  ¡  ¡

Kurt ve Silex'in rehberliğinde tepenin alt ucuna geliyoruz.

Kireçtaşından insan gobeğini andıran bir tepe bu.

Mars'ın yuzeyine benziyor sanki.

Chicago Üniversitesi'nden Peter Benedict, 1963'te dikilitaşları "Bizans'tan kalma kuçuk mezarlıklar" diye geçirmiş kayda.

Aklı havsalası almamış bu anıtların avcı-toplayıcılara ait olabileceğini.

Gazetecilik tabiriyle haberi atlamış, hem de uzun atlamış.

1994'te ayağı takılan Şavak ve İbrahim Yıldız kaderini değiştirmiş buranın.

Batı basını "Tarihi değiştiren Kurt çoban" diye anlatmış.

Bizi gezdiren akrabaları Eyup Yıldız, "Çoban değil, tarlanın sahipleriydi" diye duzeltiyor.

1994'te Heidelberg Üniversitesi'nden Klaus Schmidt incelemeye gelmiş sonunda.

Elif Batuman'ın New Yorker'daki nefis yazısından oğrendim: Schmidt gençliğinde kafayı paleolitik mağara sanatına takmış.

Hayatını Bavyera'da, Fransa'daki kadar eski mağara resimleri bulmaya adamış. Ama hiç bulamamış.

Mağaraları incelediği için arkeolojinin yanı sıra jeoloji de okumuş.

O sayede, Gobeklitepe'yi gorur gormez, insan yapısı bir tepe olduğunu hemen anlamış.

T şeklindeki dikilitaşların ucuna biraz baktığında ise dunyası değişmiş.

Hayatının en onemli anını şoyle anlatıyor: "Gordukten birkaç dakika sonra iki seçeneğim olduğunu anladım. Ya derhal buradan uzaklaşacak, kimseye bir şey soylemeyecektim ya da hayatımın geri kalanını burada geçirecektim."

Neyse ki ikinciyi seçmiş ve Urfa'ya taşınmış.

Çunku bu tepe, Gaziantep-Mardin karayolu için taşocağı ilan edilmek uzereymiş!

Dev brandanın altında bir tarih yatıyor Bir zamanlar
Anadoluda

Ufukta Harran Ovas ı'nın arkasında Suriye... IŞİD'in biraz otede, Palmira'da yaptığının benzerini burada da g orduk. İki buyuk dikilitaşta hasar var. Dr. Clare, "Bilerek yapılmış. Belli ki yeni gelenler bunları tehdit olarak gormuş" diyor. Ne çok ilerlemişiz Ta ş Devri'nden beri!  (Fotoğraf: Murat ŞAKA)

İ ktidar sembolu falluslar

Kazı alanı, dev bir brandanın altında guneşten ve yağıştan korunuyor.

Etrafındaki platformda yuruyerek yapılara bakıyoruz.

İç içe geçmiş daireler... 5-7 metrelik dev dikilitaşlar... Tilki, kuş, kafası kesilmiş insan ve penis resimleri...

"Nedir bunlar?" diye soruyorum.

"Erekte insan penisi çok gorduğumuz bir figur. Penis temsili olan falluslar her yerde. Çok guçlu erkek sembolizmi var" diyor Dr. Clare.

Anlam ı ne bunun?

- Üremeyle ilgili değil bence çunku toprak ana, ana tanrıça yok. Falluslara 'penis yedeği' diyorlar. Erkek gucunun, iktidarın sembolu.

Nas ıl bir yerdi acaba burası iyi gunlerinde?

- Binalar eskiden renkliydi. Boya pigmentleri bulundu. Hatta binaları hayvan kurkleriyle giydirmiş olabilirler. Dikilitaşları koruyan bir çatı, içeriyi aydınlatan meşaleler vardı belki.

Ne yap ıyorlardı burada?

- Ritueller için trans halinde, uyuşturucu etkisinde olmaları mumkun. Ama sosyal boyutu da vardı. Toplantılar yapılıyordu.

¡  ¡  ¡

Gobeklitepe avcı-toplayıcıların inşa ettiği bu olçekteki tek yer.

Buradaki rahipleri, şamanları, işçileri, ziyaretçileri beslemek gerekiyordu.

Hatta Schmidt, tarımın bu sebeple başladığına ikna olmuştu.

Bu, tarımın dini ortaya çıkardığını soyleyen anlayışı altust ediyordu.

Gobeklitepe'nin esas devrimi buydu.

Kimse tarım bulunmadan once yaşayan avcı-toplayıcıların boyle bir yeri yaratabileceğini duşunemezdi.

Öyle boyle bir sıçrama değildi bu.
Stonehenge'den 7 bin, Mısır piramitlerinden 7 bin 500 yıl eskiydi burası!

Dr. Clare, Gobeklitepe için 'tapınak' ve 'din' terimlerini kullanmıyor: "Ben 'anıt bina'yı tercih ediyorum. Bir buluşma, toplantı yeri. Avcı- toplayıcılıktan çiftçiliğe geçişin zorluklarını konuşuyorlardı. Nufus buyuyor, bazı insanlarda varlık birikiyor, hiyerarşiler başlıyor..."

Dev brandanın altında bir tarih yatıyor Bir zamanlar
Anadoluda

Kaz ı koordinatoru __Dr. Lee Clare, G obeklitepe için 'tapınak' ve 'din' terimlerini kullanmıyor: "Ben 'anıt bina'yı tercih ediyorum. Bir buluşma, toplantı yeri."

O zaman ın Instagram'ı

Avcı-toplayıcıların bizden fiziksel, zihinsel farkı yoktu. Konuşup tartışabiliyorlardı. Ama kritik bir eşiğe gelindi.

'Dunbar sayısı' diye bir olgu var. Oxford profesoru Robin Dunbar bulmuş. İnsan beyninin korteksi bir anda en çok 150 kişiyle uğraşabiliyor. Topluluk bu sayıyı aşıyorsa başaramıyor.

Gobeklitepe'de rakam 150'yi geçiyor ve bu kitleyi organize edebilecek mekanizmalar gerekiyor.

Bu gizemli yapılar o zamanın Instagram'ı, Facebook'u gibi... Yuzlerce kişiyi bir arada tutan bir sistem... Taşlardaki hayvan imajları birtakım oykuler.

"Nesillerce anlatılan kuruluş mitleri olabilir" diyor Dr. Clare.

National Geographic, Haziran 2011'de 'Dinin Doğuşu' kapağıyla anlatmıştı burayı.

Dr. Clare ise "Din için rahiplerin yaşaması, tapınağın bir ekonomisinin olması gerekir. Bunu Bronz Çağı'na kadar gormuyoruz. Ama muhtemelen burayı terk etmeselerdi dine donuşecekti" diyor.

"Neden gittiler peki?" diye soruyorum.

"Hayvanların peşinden kuzeye gitmek zorunda kaldılar. Buradan ayrılanlar totemlerini gizlemek istemiş olabilir. Burayı gommuş olabilirler" diyor.

Gobeklitepeliler burayı terk ediyor ve tarıma, çiftçiliğe başlıyor.

Buna 'Neolitik Devrim' diyoruz. MÖ 10 bin yıllarında, burada, Fırat'la Dicle'nin arasındaki 'Bereketli Hilal'de ortaya çıkmış.

Klaus Schmidt'e gore bu devrim, Gobeklitepe'ye gelenlerin gıda ihtiyacı sonucu doğmuş. Yani burası bir bakıma uygarlığın merkezi.

Dev brandanın altında bir tarih yatıyor Bir zamanlar
Anadoluda

National Geographic 'in 2011'deki 'Dinin Doğuşu' kapağı.

Farklı teoriler var ve acı olan şu: Gerçekleri tam manasıyla hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

O yuzden ben de tartışmaya kişisel katkı yapma hakkına sahibim!

Etrafı iyice inceledim. İnsan konu arkeoloji olunca, tum bulgulara yuce, kutsal unsurlarmış gibi yaklaşıyor. Eski TRT 2 programlarındaki gibi bir uslupla yorumlamaya çalışıyor.

Oysa çizimlere dayalı olarak yaptığım analiz şu: Atalarımız burada ufak ufak tıngırdatmaya başlamış.

Kazlar, uçan tilkiler, kafası kesilmiş insanlar ve en acısı her yer penis!

Gerçi ben de ortaokulda surekli penis çizer, o kağıtları arkadaşlarımın kafasına atardım ama insan atalarından biraz ciddiyet bekliyor.

Tek umudum, Dr. Clare'in dediği gibi bunları uyuşturucu tesiri altında yapmış olmaları.

Eğer bu anlatıyı bir akil kişiler heyeti tasarladıysa işimiz kolay
değil.

Cennet Bah çesi dunyada mıydı?

Kazı alanının en ust noktasına, tepeye varıyoruz. Tek başına bir karadut ağacı var.

360 derece manzarasıyla Karacadağ'a, Cudi'ye, Nemrut'a, yemyeşil Harran'a, Suriye'ye bakan bir kartal yuvası. Guneş, koyu yeşil zeytin ağaçlarına vuruyor. Hiç nem yok, 40 derece sıcağa rağmen bir damla terlemiyor insan.

Kitabı Mukaddes'e gore Cennet Bahçesi, Hayat Ağacı'nın kokunden çıkan bir kaynağın beslediği tek bir nehirden sulanıyordu. Bu nehrin uçuncu ve dorduncu kolu Dicle ile Fırat'tı (Yaratılış 2:10-14).

Cennet burası olabilir mi? Âdem ile Havva'nın yasak meyvesini yediği, sonra utançlarını ortmek için yaprağını kullandığı, buradaki ağaçlardan biri olabilir mi?

Bu nefis manzarada Dr. Clare'le guneşi batırıyoruz. Takılıyorum:

Bir kadeh bir şeyler olsa fena mı olurdu!

- Maalesef aşağıdaki tesiste içki satılmıyor ama neolitik donemde vardı.

Nas ıl yani?

- Bazı taşlarda yabani arpaya, fermentasyon izine rastlandı. Burada bir tur bira yapıyorlarmış.

Öyle ozlemle anlatıyor ki soruyorum:

Tanr ı "Bir soru hakkın var, cevaplayacağım" dese burayla ilgili neyi sorardınız?

- MÖ 9100'de burada bir saatimi geçirmek isterdim. Kimse fark etmeden notlar alır, fotoğraf çekerdim. Arkeolojinin cevaplayamadığı o kadar çok soru var ki...

Ne mesela?

- Çatılar nasıldı? İçeri kim giriyordu? Binaların etrafında ne oluyordu? Burada kaç kişi yaşıyordu? İşleri, gorevleri neydi? Hepsini bir saatte oğrenebilirdim.

Ç ok ilginç, ben olsam hayata bakışlarını filan sorardım.

"A, konuşabiliyor muyuz" diye şaşırıyor.

O kadar doğuştan bilim insanı ki! Tanrı ona bu hakkı vermiş, o hala gidip not alıyor, rahatsız etmek istemiyor geçmişi!

Arkeolojinin altın zamanlarında, kazma-kurek dalarlar, birçok şeye de zarar verirlermiş. Artık karınca hızıyla ilerliyorlar, buna 'mikroarkeoloji' diyorlar.

"Burada keşfedilmeyi bekleyen çok şey var mı daha?" diye soruyorum. "Çok var" diyor, "ama hepsini kazamayacağız. Gelecek nesillerin çok daha hassas teknolojileri olacak. Onlara bırakmak en iyisi."

Dev brandanın altında bir tarih yatıyor Bir zamanlar
Anadoluda

Nereden geldik, nereye gidiyoruz?

Tarihoncesi devirleri insanın hur, mutlu gunleri olarak goren bir bakış var. Gobeklitepe'de boyle bir şey olduğunu sanmıyorum. Tersine, insanları kontrol etme mekanizmalarının başlangıcı gibi sanki.

Bence umut geçmişte değil, onumuzde hala... Yıllarca sabırla toprağı kazan, iyi kalpli bir arkeoloğun gozundeki ışıkta.

Aklımızla, vicdanımızla doğanın, tarihin dayattığı acımasızlığı aşabileceğimize inanan insanlarda...

Evrim denilen dongu bu iyi insanların sayısını da azaltıyor olabilir mi?

Boyle giderse bizim uzerimiz de bir gun toprakla, kulle ortulur mu?

Gobeklitepe'nin gizemli sessizliği içimi urpertiyor.

Sonunda Urfa'da kurekle yediğim 'balcan kebabı'yla kendime geliyor, bu manasız duşuncelerden kurtuluyorum.

Dev brandanın altında bir tarih yatıyor Bir zamanlar
Anadoluda

İ nsanlık tarihi

◊ Big Bang yani Buyuk Patlama, 13.5 milyar yıl once oldu. ◊ 3.8 milyar yıl once dunyada hayat başladı.◊ İnsan turleri 2.5 milyon yıl once ortaya çıktı.◊ Ateş 300 bin yıl once bulundu.◊ 70 bin yıl once zihinsel devrim oldu. ◊ Homo sapiens, 70 bin yıl once Ortadoğu'ya geldi.

◊ 10-12 bin yıl once Tarım Devrimi oldu.