Özet (TL;DR) @ 2018-07-22 18:14:01.608322: Popülerliğine, Instagram yıldızlığına aldanmayın; kendini inatla İstanbul’un içinde ama şehirden ayrı bir ada gibi muhafaza eden Kuzguncuk, insana hep ‘gecikmişlik’ hissi veriyor. Bitmiş bir…
Can Yucel soylemiş işte tum sozleri bitiren sozu: " Ben Kuzguncuk'ta / yeşil bir dal buldum / ona tutundum..." Tutunmuş sahiden, dilediği gibi yaşamış bu guzelim semtte. İstanbul'un herkesin bildiği tek sırrına çoğumuzdan evvel vakıf olmuş. Hem metropolun hayhuyundan ışık yılları kadar uzak hem de curcunanın burnunun dibinde olan semt neresidir? İlk cevap hep Kuzguncuk.
Bir ipucu: Bu tip sorulara eski-yeni cevaplar bulmak isterseniz, hep şairlerin guzergahını takip edin. Şairler inzivaya çekilmek ister ama çoğu aslında munzevi karakterli değildir; sosyalleşmeye, sevişmeye, dedikodu yapmaya, kavga etmeye, hatta duelloya ihtiyaç duyarlar. Bu yuzden ancak bir sıkımlık, kendilerine yetecek kadar inziva ararlar. Havas ıyla suyuyla, Boğaz'ı ve ruhuyla Kuzguncuk, duşlere çıkan en kestirme yoldur.
İşte Can Yucel... İşte akrabalarını gorme bahanesiyle sık sık semte yolunu duşuren Nazım Hikmet... İşte Oktay Rifat, Haydar Ergulen, Cengiz Bektaş... Şiirin 'Şampiyonlar Ligi' Kuzguncuk'ta oynanmış.
M uteahhit durur mu!
Doğanın yasası; bir yere şairler, sanatçılar girdi mi er ya da geç muteahhitler de girer. Ortada belli ki bir guzellik vardır; o guzellik belli ki ucuza gidiyordur; belli ki su akarken kupu doldurmak lazımdır.
Kuzguncuk da bir ucundan bu sureci yaşıyor. Hem de yıllardır. Bizler semti gazetelerde, televizyonlarda ovdukçe fırlayan kiraları, emlak fırsatçılarını semtin eskilerine sorun. Şimdi bir de 'kentsel donuşum' tartışması var. Doğaldır; 'yetkililer' sureci asla bir başına bırakmak istemez. Bir yerinden dahil olurlar ki esas patron kim bilinsin.
Serkan Ocak'ın yukarıdaki haberinde de okuyacaksınız; "Sizin bildiğiniz ahşap dokulu, gelin fotolu Kuzguncuk değil bahsi geçen; daha yukarıda, eski pusku bir Kuzguncuk" mealinde bir açıklama yapılıyor. Boğaz kıyısındaki semte zaten mudahale edilemezmiş. Oras ı oyle de, elimizden parça parça kayıp giden koca İstanbul'u ne yapacağız? Peki yukarıdakileri, aşağıdakilerden neye gore ayıracağız?
Kuzguncuklular haberlerden urkmuş ama bu konulara semtteki me şhur bostan meselesinden idmanlı sayılırlar. Orayı korumak için çok uğraş verdiler. Yine uğraşırlar. Uğraşırlar da... İstanbul çok hızlı değişiyor, burası da belli ki değişecek. Çoktan bitmiş bir tartışma bu belki de. Geciktik.
Kuzguncuk 'a bir de bu gozle bakın. Populerliğine, Instagram yıldızlığına aldanmayın; kendini İstanbul'un içinde ama şehirden ayrı bir ada gibi muhafaza eden Kuzguncuk, insana hep bir 'gecikmişlik' hissi veriyor. Hep "Buralara daha evvel gelmeliydik" duygusu oturuyor içinize... Herkes gelmeden, tum mahalle fotoğraf çektirecek kapı eşiği arayan gelin-damat adaylarıyla dolmadan evvel...
Hen uz vakit var
Beri yandan, "Bir şeyler olmadan once gelmişiz" gibi de hissediyorsunuz. "Henuz vakit var" diyorsunuz. Halen aya ğınızı toprağa basıyorsunuz çunku; guneşli bir hafta sonunda mutlu bir kertenkele misali, bostandaki fidelerin arasında fitir fitir dolanabiliyorsunuz. Dukkanın onune iskemle atan bir esnaf gibi gelip geçenle bir olabiliyorsunuz. O iskemleyi kap ıp gidebildiğiniz yazlık sinema da var semtin ortasında, ne guzel.
İşte Kuzguncuk halen bu rahatlığın, bu ferahfezalığın, bu pufur pufurluğun adı. Can Yucel'in tutunduğu yeşil dal halen orada. Yerinde kals ın o dal, hep tutunalım istiyoruz, çok mu? **
** Kuzguncuk, d uşlere çıkan en kestirme yoldur. İşte Can Yucel, Nazım Hikmet, Oktay Rifat, Haydar Ergulen, Cengiz Bektaş... Şiirin 'Şampiyonlar Ligi' burada oynanmış.

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.