Özet (TL;DR) @ 2018-07-20 17:44:05.172338: Kerem Akça, Molly Parker ile özel bir söyleşi yaptı.
Netflix 'in buyuk butçeli dizisi 'Lost in Space'in ikinci sezonu için hazırlıklarla başlanmışken, oyuncularıyla Dubai'de bir araya geldiğimiz soyleşiyi paylaşmanın tam sırası. Anneyi canlandıran Molly Parker ile ozel soyleşide, oyuncunun kulte donuşen iddialı rollerinden ticari dizilere uzanan kariyeriyle ilgili keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. 5-7 Nisan arasında duzenlenen 4. Ortadoğu Film ve Comic Con'a 'Lost in Space', ilk bolumunun on gosterimi ve detaylıca hazırlanan bolmesiyle damga vurdu.
**** 1972 doğumlu Molly Parker, Vancouver'da yaşayan mutevazı bir oyuncu. 1995'te lezbiyen bir subayı canlandırdığı 'Highlander' dizisiyle sektore ilk girişini yapsa da 1996'da "Kissed"deki 'nekrofil' tiplemesiyle sanat sinemasında ses getirdi. Toronto ve Cannes film festivallerinde de gosterilen filmdeki roluyle Genie Ödulu'ne ulaştı
Sonrasında ise Istvan Szabo'dan Michael Winterbottom'a uzanan saygı değer yonetmenlerle çalıştı. Her zaman iddialı ve cesur roller aradığını saklamayan Parker, bağımsız filmlerinde karakterlerinin 'guçlu' ve 'feminist' olmasına da ozen gosterdi. Alan Ball'un 'Six Feet Under'ında da oynayan oyuncu, son beş senede Netflix projelerine kaydı. Bu yıl Sundance ve Berlin'de ses getirdikten sonra en son 37. İstanbul Film Festivali'nde gosterilen "Madeline Madeline'i Oynuyor" ("Madeline's Madeline", 2018) için ise 'zarif bir film, Josephine ise ozel bir yetenek' diyor.
' NETFLIX, ÖNEMLİ BİR BOŞLUĞU DOLDURDU'
Yap ımcı Irwin Allen, Amerikan sinemasının 60'lı, 70'li yıllarında ciddi bir figurdu. Bilimkurgu dizilerinden felaket filmlerine uzanan kariyerinde 1965 tarihli 'Lost in Space' de onemliydi. Bu dizi 1998'de bir de sinema filmine donuştu. Netflix'in sanal dizi projesi ise oradaki Dr. Smith karakteri erkekten kadına donuşturulup Parker Posey'nin katkısıyla bir 'feminist' dokunuşu mujdeliyor. Kariyeriniz boyunca guçlu kadın karakterlerin arayışında olduğunuzu duşununce bu projeden teklif alınca bu değişim sizi heyecanlandırdı mı?
Elbette. Çok komik. Ama son yıllarda her şey çok değişti. Maureen bu kadar karmaşık ve zeki bir karakter olmasa oynamazdım. Mukemmel olamaması çok sinsi ve ilgi çekici idi. Her zaman temsil ettiğim kadınlarla gurur duymak istedim. 50 yıl sonra yeni yazarlar, kadınlar ve kızların erkekler kadar becerikli olduğunu ama bunun tartışılmadığını one suruyorlar. Dizinin senaryosuna sızan bu tespit, bu durumu açığa çıkarıyor. Projeyi bu sebeple çok sevdim.
**İ lk diziyi ve 90'lardaki filmi izlediniz mi?
Seriye buyurken denk gelmedim. Yaşım sebebiyle yakalayamadım. Ben gençken çoktan oynamıştı 'Lost in Space'. Ama ilk sezonu 17 yaşımdaki çocuğumla birlikte izledim. Çocuklar çok 'sofistike'. Bu sebeple de izleme deneyimini onla yaşamak çok faydalı bir deneyimdi. Allen'ın işi buyuk bir macera ya da gosteri olarak anılabilir. Gorsel efekt anlamında da bir beklenti yaratıyor. Ayakları yere basan aile o donemde fazlasıyla gerçekçi duruyor.
1998 'de Stephen Hopkins'in çektiği filmi duşununce Netflix projesinin onun fazlasıyla uzerine koyduğu soylenebilir. Oradaki 'ozune saygıda kusur etmeme' inadı sebebiyle ortaya çıkan 'demodelik' buraya yansımamış. Bu uyarlama her açıdan 'modern' duruyor ve Netflix'in katkısıyla akıcı bir seyir surecine malzeme oluyor.
Gormedim, ama bu goruşe sevindim.
Netflix 'in TV ve sinema da boyle bir noktaya gelmesini, Scorsese ve Fincher gibi yonetmenleri transfer etmesini, orijinal projeler yaratmasına nasıl bakıyorsunuz?
Bu platform için beş sene çok farklı şeyler yaptım. Bunlardan da çok memnunum. Diğer şirketlerden çok farklı bir noktalar. Yonetmenlerine ve TV şovlarının yaratıcılarına da destek veriyorlar. Bir not bırakıp geri çekilerek ozgur duşunceye alan açıyorlar. Netflix'in yaratıcılığa verdiği onem, projelerin başarılı olmasına sebebiyet veriyor. Biten işler bu sayede bir kişinin vizyonunu ortaya koyabiliyor. Çok fazla yurutucu de çok fazla fikirle yuruyor. Netflix, onemli bir boşluğu doldurdu. Tum dunyada ozellikli bir kitle için uretim yapıyor. Yaş grubunu da sınırlamayıp geniş tutunca aslında yukselmek kaçınılmaz.
' ZOR VE İDDİALI ROLLER İÇİN UĞRAŞTIM'
25 senedir kariyerinizi heyecanla takip eden biri olarak sizinle kar şılaşmak heyecan verici…
**** Öyle soyleme yaşımız ortaya çıkacak.
" Kissed" (1997) ve "The Center of the World" (2001) gibi iddialı filmlerden sonra sizden Hollywood'da daha çok filmde başrol bekliyordum. Elbette arada onemli bağımsız filmler de yaptınız. Onları da es geçmemek lazım. Ama bu periyod nasıl gelişti, teklif aldınız mı, yoksa zor roller olduğu için Hollywood sansurune mi takıldınız?
O kadar da değil. Öncesinde çok farkına varılan filmler yapmak 'şans' ile olmuştu. Ben de bir studyo filminde birinin arkadaşını oynamak istemedim. Zor ve iddialı roller için uğraştım hep. Benim ilgimi çeken de buydu. Hollywood'a gitmedim, Kanada'da yaşıyordum. 20'lerimin sonuna kadar orada kaldım. Çok farklı bir kariyer oluşturdum. Kimsenin gormediği 30 film yaptım.
Ama ben izledim!
Siz gormuş olabilirsiniz.
" Lanetli Ada" ("The Wicker Man") gibi mi?
Sozunu bile etme!
Neil Labute 'a rağmen çok kotu bir filmdi ama siz yine farkınızı hissettirmiştiniz.
Tarihe geçecek kadar kotuydu. Beterin beteri var diye duşundurttu.
' Six Feet Under' da unutulmamalı… Istvan Szabo, Michael Winterbottom, Wayne Wang ve çok bilinmese de Rodrigo Garcia gibi onemli yonetmenlerle çalıştınız…
Rodrigo'yu ben de çok severim katılıyorum.
Hangisiyle çalışmak daha onemli ve geleceğe kalan bir deneyimdi?
**** Butun bu olanakları yakalamak fazlasıyla onemliydi. Boyle filmler yapınca zaten bir iddianız oluyor. Çok ilginçti çunku o donem değişti. Kimse boyle projelere girmiyor artık. 2007'de kriz patlayınca kimse yaratım yapanlar azaldı. Ben de birkaç senedir çalışmıyordum, hiçbir yapım yoktu. HBO ve diğer TV kanalları gelince toplu bir değişim oldu. Benim arkadaşlarım da TV'ye bir şeyler yapmaya başladı. Kadınlar için 'iyi roller' boyle projelerde var. Beş senede beş farklı Netflix projesinde oynadım. 'House of Cards', 'Wormwood' ve "2029" en one çıkanlar. Hepsi çok değişik projeler. Netflix spesifik şeyleri projelendirip fazla olsa da gozukmeyen seyircisini açığa çıkarıyor. Boylesi çalışmaları arayan kitleyi etkisi altına aldı. Projelerin de evrensel olması gerekmiyor. Ama yeterince insana ulaşması onemli. Bana da esasen bu durum karizmatik geliyor.
En son sizi Şubat'ta Berlin Film Festivali'nde Avrupa promiyerini yapan "Madeline Madeline'i Oynuyor"da izledim. Çok guzeldi, bağımsız filmlerde halen eski formunuzu koruduğunuzu gormek sevindirici.
Zarif bir film. O yonetmen çok ozel bir yetenek. Josephine'in dunyası unutulmaz.
KEREM AKCA / [email protected]

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.