Özet (TL;DR) @ 2018-07-16 08:59:12.020378: Başlık, Marmara İletişim öğrencilerinden birine ait. Fakültenin tahliye edilecek Nişantaşı Kampüsü’ndeki bir duvara büyük harflerle yazmış. Marmara İletişim binası yıkılıp yerine rezidans yapılacak.…



Yıkılmak istemeyen okullar
olalım

Yıllardır konuşuluyor; "Arazisi satılacak, taşınacak" deniyordu. Sonunda başa geldi: Marmara Üniversitesi İletişim Fakultesi'nin Nişantaşı Kampusu, DAP Yapı'ya satıldı. Okul, 20 Temmuz'da boşaltılacak, yerine rezidans ve AVM yapılacak. Fakultenin yeni yerleşkesiyse Bahçelievler olacak.Bu gelişmeyi oğrenciler ve hocalarıyla konuşmak için soluğu okulda aldık.İletişim Fakultesi, dışarıdan bakıldığında herhangi bir apartmandan farksız. Ama bahçesi çınar ağaçlarıyla dolu, bambaşka bir dunya.

Ama şu gunlerde okula gelenleri, çınarlardan once bir duvar ve ustundeki yazı karşılıyor. Duvarda buyuk harflerle 'YIKILMAK İSTEMEYEN OKULLAR OLALIM' ve 'ÜNSAL OSKAY WAS HERE' (İngilizce 'Ünsal Oskay buradaydı') yazıyor. 'Bir de soru var duvarda: "Eyy TOKİ! Sen kimsin yaa?"

Gelin bunların ne anlama geldiğini, koklu bir fakultenin kulturunde tam olarak ne anlam ifade ettiğini inceleyelim.

Kaiser 'in yıkanmak istemeyen çocukları

'Yıkılmak İstemeyen Okullar Olalım' sloganı, 'yıkanmak istemeyen çocuklar'ın hikayesine bir gonderme. Bu hikayeyi, fakultenin efsane dekanı Ünsal Oskay, yıllarca oğrencilerine anlatmış: "Alman Kaiser'i geziye çıkmadan once herkesi yıkanmış paklanmış gorsun diye nazırları, gozculeri, teşrifatçıları Almanya'nın dort yanına haber saldığında, Kaiser'in buyruklarına gore duzenlenmiş uydurma bir hayatı yaşamaktansa kendi oyunlarını surdurmek isteyen çocuklar direnir, yıkanmak istemezlermiş."Ünsal Oskay, oğrencilerine "Bu havada neden ders dinliyorsunuz? Çıkın, baharda sevgili bulun, gezin" diyen bir bilge. Hoca-oğrenci hiyerarşisini kıran, fakultenin onunde uçurtma uçuran bir hoca... Öğrencilerin, memurların, asistanların, hademelerin; herkesin arasındaydı. Turbanın yasak olduğu donemde, hiçbir hocaya turbanlı oğrenciler hakkında tutanak tutturmayan da yine oydu. Dekanken de odasında oturmazdı, hocayken de... Sandalyesini kapıya atar, gelen geçen oğrenciyle muhabbet ederdi.

Bu okulda Ünsal Hoca'nın asistanlığını yapanlardan biri Goksel Aymaz. Ona gore Oskay'ın bilgisi, vicdanı, aklı ve insanlara bakışı herkesi etkiliyordu. Okulun o donemki diğer asistanlarından Uraz Aydın ise "Okulun geleneğinin oluşmasını, bir 'ekol' sayılmasını sağlayan Ünsal Hocadır" diyor: "O, iletişim bilimlerinin eleştirel bir sosyal bilim alanı olarak şekillenmesini sağladı. Öğrencilerini de bu şekilde, eleştirel bir zihniyetle yetiştirdi."

Yıkılmak istemeyen okullar
olalım

Ö ğrencilerin

bir ruh birli ği vardıTemeli 1948'de atılan bu okul, 1992'den beri Ihlamur Kasrı'nın bitişiğindeki arsanın içinde eğitim veriyordu. 99 depreminde binası ciddi hasar aldığında, arazinin Koç Grubu'na satılması gundemdeydi. Dekan Ünsal Oskay, dekan yardımcısı Nurçay Turkoğlu ve diğer hocalar, okulun boşaltılmasına net bir tepki koymuştu. O donem senede iki-uç kez şenlik duzenleniyordu, kulupler faaldi, her gun kantinde kitap ve dergi standı açılıyordu. Öğrencilerin bir ruh birliği vardı. Oturma eylemi de yaptılar, gece 02.00'ye kadar kantini de 'işgal' ettiler. Bu oturma eylemi sırasında Ünsal Oskay yanlarına gidip direnişe destek veren bir konuşma yaptı. Deprem nedeniyle hasar goren bina yıkıldı. Yeniden inşa edilirken dersler, çadır ve prefabrike binalarda yapıldı. İnsanlar direnmiş, okullarını muhafaza etmişti. "Gerekirse bu koşullarda da ders yaparız" diyorlardı. 2000'lere gelindiğinde, oğrenciler hala kampuste siyaset ve edebiyat tartışıyor, fanzin çıkarıyor, kitaplar paylaşıyordu. 2005'te gazetecilik bolumunu kazanan Emre Tansu Keten, oğrencilere ilk iş 'Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor' (Marshall Berman) kitabının okutulduğunu gordu. Bu geleneği başlatan, Ünsal Oskay'dan başkası değildi. Frankfurt Okulu'nun mufredatta olmasının nedeni de yine oydu. Oskay, 2002'de emekli olmasına rağmen bıraktığı izler her yerdeydi.

2012'de dekanlıkta Yusuf Devran donemi başladı. Yine Keten'den dinleyelim: "Okula doçentken geldi. Bir hafta içinde profesor oldu. Bir hafta sonra da dekan... Hocaları kamplara bolmeye çalıştı. Gece okulun kapılarını çilingirlerle açtı, belge topladı. Hatta o donem hocalar 'Odalarımız dinleniyor mu' diye endişeleniyordu. Ekşi Sozluk'te hakkında bir şey yazan oğrenciye altı ay ceza verdi. Twitter'da hocalarımızın ozel hayatıyla ilgili paylaşımlar yaptı. İnsanlara kadro vermedi ama gorevde kaldığı iki-uç sene içinde okulun kadrosunu yuzde 30 oranında değiştirdi. Bu durum tabii ki eğitimi de etkiledi. Biz okula giderdik. Ama Yusuf Devran doneminde oğrenciler kırtasiyeden aldıkları notlarla sınavlara girdi. Buna direnen, iyi bir eğitim vermeye çalışan hocalarımız vardı, onlara haksızlık etmek istemiyorum. Ama okul sınavdan sınava uğranan bir yer haline geldi."

G uçlu bir damar kalmış demektir
Keten'e gore Oskay'ın eleştirellik, tahakkum altına girmeme, ne rektore ne Koç Holding'e tabi olma gibi bir universite kavramı vardı. Keten, o kavramın bugun tamamen değiştiği goruşunde: "Fakultede akademik birikimi olmayan, yandaş medyada çalışan insanlar, eğitim gorevlisi olarak işe başladı. Gezi'ye katılan asistanlara okuldan atılmaları için ceza verdiler. YÖK'un bu cezaları onaylamasını engelledik, okulda kaldılar. Anadolu Ajansı muduru bize ders veriyordu. 'Suriye'yle ilgili çok da doğru haberler yapmıyorsunuz' dedik, 'Devleti için yalan haber yapmayan o. çocuğudur' yanıtını aldık. Bizi sınıfta bıraktı. Hep direndik. İhraç edilene kadar... İşte o zaman akademik tahayyulun bittiğini anladım. Yanımızda gorunmek suç gibiydi. Ama okulun buyuk bolumu yanımızda oldu. Ne kadar saldırsalar da Marmara İletişim'de guçlu bir damar kalmış demek ki..."Marmara İletişim'in Nişantaşı'ndaki son gunleri... Goksel Aymaz, yakın zamanda kesilecek çınar ağaçlarına bakarak şoyle diyor: "Taşınmaya uzulmemizin nedeni, Nişantaşı Kampusu denilen meskun mahalden değil, Ünsal Hoca'nın okulundan taşınmaktır. Oskay gittikten sonra bu ruhun uzerine adeta beton dokuldu. Siyasal iktidarın donuşumuyle birlikte hoca kadrosu ve oğrencilerin kampusle ilişkisi bambaşka oldu. O yuzden bir taraftan da 'İyi ki taşınıyoruz' diye duşunuyorum. O hatıranın burada her gun çiğnenmesi uzucu bir şeydi. Öte yandan, okul duvarlarında, bugun hala onun adı yazıyor. Hoca'nın yuzunu gormemiş oğrenciler, Nişantaşı Kampusu'ne onun adıyla, onun sozleriyle veda ediyor. Demek ki her şeye rağmen çiğnenip yok edilememiş bir şeyler varmış burada."

Uraz Aydın'ın anılarından hala çok taze bir anekdot... Ünsal Oskay, '99 yılında okulun tahliye edilmemesi için direnirken, mekanların hafızasının oneminden soz eder. Ve mealen şoyle der: "Soyleyecek sozu olan hocalar ve oğrenme arzusu olan oğrenciler olduğu surece her yer bir çeşit sınıf olabilir." İşte bu sozunu de aklımıza kazımanın tam vaktidir.

Direni şsiz bir veda

'ÜNSAL OSKAY WAS HERE' yazısı, "Bu okuldan bir Ünsal Oskay da geçti"nin otesinde bir şey ifade ediyor. "Ünsal Oskay buradaydı, evet. Ama artık yok" diyor. Artık onun gibilerin akademide var olabileceği koşullar da yok. Nitelikli, eleştirel, sozunu esirgemeyen hocaların artık universitelerde barınamadığı; bir imzadan dolayı hayatlarındaki her şeyin ellerinden alınabildiği koşullar hakim. Fakat Ünsal Oskay gibilerin dekanlık yapabildiği zamanlarda, hocalar ve oğrenciler sermayenin bir kamu kuruluşuna el koymasına karşı birlikte direnebiliyordu. Bu yuzden o yazı, "Oskaylar artık yok. Biz de tepikimizi ancak duvarlarda dile getirebiliyoruz" diyor. 'Ünsal Oskay was here', nostaljik ama direnişsiz bir vedayı ifade ediyor. (Uraz Aydın)

Okulun oğrenci ve mezunları anlatıyor

Ö ğrenci başına bir polis2007-2012 yılları arasında Gazetecilik bolumunde okurken Ünsal Oskay'ın izlerini silmek için olağanustu bir çaba sarf ediliyordu. Dekan Yusuf Devran, bazı oğrenci ve oğretim gorevlilerini sindirme çabası içindeydi. Bolum birincileri yuksek lisans programlarına kabul edilmezken kendisiyle aynı siyasi goruşu paylaşan oğrenciler kabul ediliyordu. Okulumuzun bahçesinin bir kısmı Çevik Kuvvet polislerine ayrılmıştı, neredeyse oğrenci başına bir polis duşuyordu. (Fotomuhabiri Murat Şaka)

Anılar toprağa gomulecek

Ünsal Hocamızı hiç gormeden onun oğrencisi olduğumuzu hissetmemizin buyuk sebeplerinden biri, onunla aynı mekana ayak basabilmiş olmak. Yıkılan şey sadece okulumuz değil; Alim Şerif Onaran, Ünsal Oskay ve Kemal Sunal'la paylaştığımız anılarımız, belleğimiz. Kabullenmek istemiyoruz ama direniş ruhumuzu da kaybetmiş durumdayız. Seneler once Ünsal Hoca'nın direnişleriyle satılmayan arazi, maalesef, bugunlerde uzerine yapılan binalarla binlerce oğrencinin anılarını toprağa gomecek. (Radyo, Sinema ve Televizyon bolumu oğrencisi Buşra Çam)

Ya şa, sev, dene, hayal et

Dersten çıktığınız zaman aklınızda bir aşk hikayesi de, tarihin çok onemli bir karakterinin cumlesi de, sosyolojinin çok kadim bir felsefesi de kalabilirdi. Ben Ünsal Hoca'mın bende bıraktığı en derin izlere baktığım zaman hep şunu hissettim: "Yaşayın, sevin, deneyin, hayal edin." Kendimi, 'Ölu Ozanlar Derneği' filmindeki oğrencilerden daha şanslı hissediyorum. (Turkiye Basketbol Federasyonu Medya ve İletişim Direktoru Barış Kuyucu)