Özet (TL;DR) @ 2018-07-01 11:17:50.070600: Seçimlerin yapıldığı 24 Haziran gecesine damga vuran olaylardan biri, adaylardan Muharrem İnce’nin yenilgiyi Fox Haber sunucusu İsmail Küçükkaya’ya WhatsApp’tan yolladığı “Adam kazandı” mesajıyla…
BANU TUNA - GÜLİZ ARSLAN SERKAN OCAK

SEDAT ERG İN HÜRRİYET YAZARI: BEN OLSAM DENGE KURARDIM
Ben kendimi bu durumun içinde bulmuş olsaydım, toplumu bilgilendirme sorumluluğu ile haber kaynağının guvenini sarsmama gereği arasında bir denge kurardım ve şoyle derdim: "Şimdi Muharrem İnce'den bir mesaj aldım. Bu mesajında, kendisi Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçimi kazandığını kabul ediyor. Bunu bana gonderdiği mesajda çok açık bir ifadeyle belirtiyor..." Boylelikle hem toplumu bilgilendirmiş olurdum hem haberi atlatmış olurdum, yani fiyakalı bir gazetecilik işine imza atmış olurdum, hem de bana bu bilgiyi veren kişiyi de zor duruma sokmazdım. İnanıyorum ki, Muharrem İnce, yazışmada Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkındaki o sıfatı aralarında kalacağı duşuncesiyle kullanmıştır.
ALTAN ÖYMEN / GAZETECİ YAZAR, ESKİ POLİTİKACI: İNTERNET MESAJLARINDA USUL TARTIŞMALI
Benim zamanımda malum, internet yoktu. Gazetecilik yaparken telefonla aldığımız demeçleri yazar, karşımızdakine okurduk. Duzeltme imkanı verirdik. Ondan sonra yayımlardık. Politikada bulunduğum sırada da telefonla istenen demeçlerde metnin bana gonderilmesini rica ederdim. Onayladıktan sonra yayımlanmasını isterdim. Şimdi internet uzerinden mesajlaşma usulu hakkında kurallar tartışmalı. Ancak şu belli: Demeci veren kişi demeci kendi yazıp gonderiyor. Nereye gittiğini de biliyor. Arada izin isteme, yayımlayıp yayımlamama konusunda bir yazışma geçmemişse haber kaynağının yayımlanabileceğini
kabul ettiği varsayılabilir.
Ü MİT ALAN / MEDYA ELEŞTİRMENİ, YAZAR: MESAJI AYNEN OKUMAZDIM
Bu cevabın yayımlanması gazeteciliktir. Çunku herkesin Muharrem İnce'nin nerede olduğunu ve seçimle ilgili yorumunu merak ettiği bir anda, hatta kaçırıldı, rehin alındı gibi tuhaf iddiaların ortaya atıldığı sırada bir gazeteci, birinci ağızdan bilgi aldıysa bunu yayımlar. Yayımlaması gerekir. Gazetecilerle siyasetçiler arasında gazeteci-siyasetçi mesafesinin otesinde bir arkadaşlık varsa, bu arkadaşlık hukukunun sorunudur, gazetecilik etiğiyle ilgili olamaz. Gazetecinin de, siyasetçinin de mesafesini buna gore ayarlaması gerekir. Muharrem İnce zaten hata yaptığını kabul ediyor. Burada gazetecinin suçlanmasını mantıklı bulmuyorum. Le Monde'un kurucusu Herbert Beuve-Mary'nin unlu tanımındaki gibi 'Temas ve mesafe mesleği'dir gazetecilik. Fazla temas da fazla mesafe de gazeteciliği olumsuz etkiler. İyi bir denge bulunması gerekir.
Ben olsaydım yayımlardım ama mesajı aynen okumazdım, "Muharrem İnce, Erdoğan'ın kazandığını kabul ediyor" gibi gazetecilik diline çevrilmiş bir ifade kullanırdım. Yazmamam şerhiyle (off the record) anlatıldıysa o zaman gizliliğe saygı gosterir ama Muharrem İnce'nin kaçırıldığıyla, rehin alındığıyla ilgili iddiaların gerçeği yansıtmadığını, kendisiyle iletişim kurulabildiğini ifade etmekten kaçınmazdım. Bu ornekte yayımlanmaması şartıyla şerhi de duşulmemiş bildiğim kadarıyla.
N İHAL BENGİSU KARACA / HABERTÜRK YAZARI: GAZETECİLİK DAVA ARKADAŞLIĞININ KOLAYLAŞTIRICISI DEĞİLDİR
Gazeteciler, siyasetçilerle kurdukları arkadaşlığın uzun vadeli olmasını
istediklerinde, haberi es geçip arkadaşlığa sadakati tercih edebiliyorlar. Bu,
yaygın olmakla beraber çok yanlış bir tercih. Zira siyasetçi ve gazeteci
arasında ozellikle 'dava arkadaşlığı' minvalinde oluşan yakınlığın kaybedeni
her zaman gazetecilik oluyor. Medya oluyor. Gazetecilik dava arkadaşlığının
kolaylaştırıcısı değildir, olmamalıdır. Siyasetçi 'off the record/kayıt dışı'
demediği surece gazeteci haber değeri gorduğu vakayı, soylemi, demeci
yayımlar, yayımlamalıdır. İsmail
Kuçukkaya doğru
yapmıştır. Muharrem İnce de zaten itiraf ettiği şekilde, yanılmıştır. Off the
record şerhi konulsaydı, o zaman işler değişirdi. Ama soz konusu olayda boyle
bir durum yok.
DO ĞAN AKIN / T24'ÜN KURUCUSU, GAZETECİ: O GECENİN EN ÖNEMLİ HABERLERİNDEN BİRİYDİ �
Cumhurbaşkanı adayı bir siyasetçi olarak Muharrem İnce ile İsmail Kuçukkaya arasındaki ilişkiyi, iki tarafın da kamuoyuna açık kimliği nedeniyle, 'gazeteci-siyasetçi' ilişkisi olarak varsaymamız gerekir. Bu noktada Kuçukkaya'nın, milyonlarca insanın değerlendirmesini merak ettiği bir sırada İnce'nin kendisine verdiği cevabı paylaşarak iyi bir gazetecilik yaptığını duşunuyorum. İnce'nin resmi değerlendirmesini ertesi gune bırakması nedeniyle, Kuçukkaya 24 Haziran gecesinin en onemli haberlerinden birine imza attı.
Bununla birlikte, İnce'nin samimiyetine de inanıyor, gazetecilerle ilişkisi konusunda kendisi açısından bir iletişim kazası yaptığını duşunuyorum. Bu nedenle de, Kuçukkaya'nın, tartışmadaki pozisyonunu savunurken "Muharrem İnce'yle rakı-balık masasında değildim" ifadesini kullanmasını uslup açısından aşırı, yaklaşım açısından sorunlu buluyorum. Zira ilişkinin mahiyeti gazeteciliği onceleyecek kadar 'ozel'se, bilginin telefonda ya da rakı
masasında paylaşılması, gazetecinin tavrı açısından hiçbir fark yaratmaz. Ve yaygın ahlakçı tahakkume karşı da bir kayıt olsun; gayri ciddi bir alan ilanı konusunda 'rakı masası' ezberi doğru, adil ve hoş değil.
TURGAY OLCAYTO / T ÜRKİYE GAZETECİLER CEMİYETİ BAŞKANI: ETİK AÇIDAN YANLIŞ DEĞİL AMA YAKIN DOSTLUK VARSA BEN KULLANMAZDIM
Siyasetçinin gazeteciye çok guvenmemesi lazım. Gazeteci 'haber buldum' diye yazar. İsmail bunu yaptı. Eğer "Kimseye soyleme" denildiyse haber pahasına yapılmaz. Arkadaşlık konusu da aynı. "Off the record" dese Muharrem haklı olurdu. İsmail Kuçukkaya'nın yerinde olsaydım, bana o kadar guvendiğine gore kendi inisiyatifimi kullanır, yazdığı mesajı soylemezdim yayında. Ancak yaptığı etik açıdan yanlış değil. İsmail de deneyimli bir gazeteci, nasıl sonuçlar doğuracağını bilebilir.
Yıllar once adliye muhabiriyken, çok unlu bir yonetmenin davasını gordum. Karşısında 'zina' yazıyordu. Etrafa baktım. Kimse farkında değildi. Önemli bir yonetmendi. Çaktırmadan fotoğrafçı çağırdım. Duruşmaya girdik. Yonetmen gelmedi. Haberi yazdım. İmzamı da attım. 'Son Posta'dayım o zaman. Cengiz Tuncer haber muduru. Haberi alıp okudu. "Haber olmamış, beğenmedim" dedi. "Gerekçe soyle" dedim. Çok ısrar edince "Arkadaşım ulan" dedi. Orada akan sular duruyor.
NAD İRE MATER / BİANET.ORG'UN KURUCUSU, GAZETECİ: GAZETECİNİN BAŞKANI OLMAZ
İkilinin arasındaki haberleşme "Başkanım" diye başlıyor. Gazetecinin başkanı, valisi, bakanı, vesairesi olmaz. Gazeteci bir siyasiye "Başkanım" diye hitap edemez. Gazetecilerin soylenenleri kullanabilme ihtimali varsa her durumda 'haber için konuşulduğu' notunu duşmesi, sorularını "Ne diyorsunuz" şeklinde değil, net cumlelerle sorması beklenir. Siyasiler de aslında herkes gibi gazetecilere konuşurken arkadaşlarıyla konuşmadıklarını akıllarında tutsalar iyi olur tabii. Medyanın siyasal iktidar başta olmak uzere çeşitli iktidarlarla içiçeliği, gazetecilerin siyasilerle ilişkilerini de yeniden ve yeniden şekillendiriyor. Dolayısıyla İsmail Kuçukkaya da haklı, genelde işler boyle işliyor çunku, ne yazık ki. Bu doğru haline gelen yanlışları biz gazetecilerin değiştirmesini dileyelim.
HALUK ŞAHİN/ MEDYA ELEŞTİRMENİ: NE YAPACAKTI, ANILARINI YAZARKEN Mİ KULLANACAKTI?
Medya etiğinden soz edilebilmesi için ortada bağımsız bir medyanın bulunması ve medya çalışanlarının bazı temel ilkelerde anlaşabilmesi gerekir. Bunların birincisi şu vaattir: "Gazeteci olarak ilk gorevim gerçekleri kamuoyuna en kısa zamanda, en doğru biçimde aktarmaktır!" Ne yazık ki medyamızın buyuk çoğunluğu şu anda etik otesi bir bolgededir, halkın gerçekleri doğru biçimde oğrenmesi için değil, oğrenmemesi ya da yanlış oğrenmesi için çalışmaktadır. O durumda etik tartışması luks bir kandırmaca olmaktan oteye geçmez.
Ben Kuçukkaya ile Portakal'ın etik-içi bolgede bulunan gazeteciler olduklarına inanıyorum. Bence o gece tum ulkenin beklediği haberi anında izleyicilerine aktarmaları yerindedir ancak kendi guvenceleri adına bir ikinci mesajla doğrulamaları daha doğru olurdu. Siyasetçi-gazeteci ilişkisi her zaman sorunlu olmuştur. Ne yani, Kuçukkaya herkesin oğrenmeye çalıştığı bilgiyi alıp onu ilerde hatıralarını yazarken mi kullanacaktı? Aktararak doğrusunu yapmıştır.
FARUK B İLDİRİCİ / HÜRRİYET OKUR TEMSİLCİSİ: HABERDİR, YAZILMALIDIR
Gazeteci-politikacı ilişkisinde temel sorun, temas mesafe kuralının uygulanmasıdır. Bu kural uygulanır, gazeteci ile politikacı arasındaki mesafe korunursa zaten bu tur tartışmalara neden olacak zemin yaratılmamış olur. Hiç kuşkusuz, politikacı ile arasında mesafe korunmuşsa, politikacının gazeteciye soylediği her soz, her bilgi haberdir. Gazetecinin ayrıca sormasına da gerek yoktur. Politikacı yazılmamasını isteyebilir, kayıt dışı olduğunu ya da kendisi kaynak gosterilmeden kullanılmasını isteyebilir. Politikacı kendiliğinden boyle bir istekte bulunursa gazeteci buna uymak durumundadır. Çunku gazeteci, politikacının yerine duşunmek, onu duzeltmek, uyarmak durumunda değildir. Gazeteci ne taraftar ne de danışmandır. Ama gazeteci ile politikacı arasında ozel bir dostluk gelişmiş, temas mesafe kuralı aşılmışsa durum değişir; o zaman gazetecinin politikacıya o sozu ya da bilgiyi yayımlayıp yayımlayamayacağını sorması gerekir.
Muharrem İnce ile İsmail Kuçukkaya arasında temas mesafe kuralı aşılmış mıdır?
Öyle gorunmuyor. İnce, "Arkadaşça mesaj attım" dese de Kuçukkaya,
"Neredesiniz? Ne diyeceksiniz?" diye sorduğunu vurguluyor. Öyle bir gecede bir
gazetecinin sorması gereken sorular bunlar. Dolayısıyla İnce'nin "Adam
kazandı" yanıtı vermesi -"Yazma" uyarısında
bulunmadığı için- haberdir; yazılabilir, yazılmalıdır.
C ÜNEYT ÖZDEMİR / TELEVİZYONCU, GAZETECİ: HABER KAYNAĞI GÖRDÜĞÜM KİŞİLERE DOSTUM GİBİ DAVRANMAM
Burada tartışacak bir nokta yok. Tartışılması gereken Muharrem İnce ile İsmail
Kuçukkaya arasındaki gazeteci-siyasetçi ilişkisindeki mesafe. Mesela İsmail
mesajında "Başkanım" diye hitap ediyor. İnce de normal şartlarda asla
kameralar karşısında soylemeyeceği bir uslupla "Adam kazandı" yazıyor. Bu
usluptan benim çıkardığım, aralarında gerçekten samimi bir dostluk olduğu.
Bunun bir sakıncası bence yok. İsmail "Bunu bu şekilde canlı yayında
soylememde bir sakınca var mı?" diye sorsa gazetecilik etiğinin otesinde,
aralarındaki dostluk hukuku adına daha şık olabilirmiş. Daha once dostlarımla
sohbetlerimizde haber olabilecek çok daha bomba şeyler duydum ama hiçbirini
yayımlamak aklımdan geçmedi. Dostlarımı haber kaynağı olarak gormeyi ayıp
sayarım, haber kaynağı olarak gorduğum kişilere de dostummuş gibi davranmamayı
tercih ederim. Biraz da bu yuzden bu tartışmada İsmail'e haksızlık yapıldığını
duşunuyorum. Bu diyaloğa baktığınız zaman hattın diğer ucundaki siyasetçinin
gazetecilerle 'kanka'lığının boyutunu da tartışmaya açmamız gerekmiyor mu!
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.