Özet (TL;DR) @ 2018-06-30 20:52:55.014252: Doğan Hızlan ile Hürriyet’te çalışmaya başladığım günden bugüne, yani altı yıldır hemen her gün görüşüyoruz. Ben onun beşinci kattaki odasına gidiyorum, yaklaşık 10-15 dakika edebiyattan siyasete…
Do ğan Bey, yazarlar sizi yakınları olarak mı goruyordu? - Evet. Çunku ben var etmenin zorluğunu seçtim, yok etmenin kolaylığını hiç tercih etmedim.
Bu, size "Kotuyu yazmıyorsun" diyenlere de bir cevap mı?
- Kotuyu başkası yazsın. Ben insanlara
kitap okutmak, bir yazarı
tanıtmak istiyorum. Edebiyat zevki vermek istiyorum. 'Gorevimiz Tehlike'de
hoşuma giden bir diyalog vardır: "Bu kaset iki dakikada kendini yok
edecektir." Kotu eser zamana dayanmıyor ve zaten yok oluyor. Ben yok oluş için
neden çaba harcayayım ki?
Ele ştirmenlik biraz da gerekçeleriyle iyiye iyi, kotuye kotu demek değil
mi? - Tabii ki bu da var. Hatta şu da var: Bir eleştirmen ilk okuduğunda
beğendiği bir eseri, yıllar sonra okuduğunda beğenmeyebiliyor. Ama hep şunu
duşunmuşumdur: Sevmediğim, benim edebiyat anlayışıma uygun gelmeyen bir şey,
kendi turunde çok iyiyse "Bana uygun değil ama çok iyidir" diye belirtirim.
**Bulu ştuğumuzda kestaneli pastam hazırdı
"Necip Fazıl kimseyi kabul etmezdi. Telefon ettim, 'Geleyim' dedim, 'Hızlan,
şeref duyarım' dedi. Çok eskiden bir gun buluştuğumuzda kestaneli pasta
yemiştik. Gittiğimde, 'Mehmet, Hızlan'ın pastasını getir' dedi. Odaya
çekildik, konuştuk. Şiir de siyaset de..."
Edebiyatçılar resim
ve sinemayla da u ğraşırdı
Adalet A ğaoğlu ile konuşuyorsunuz. Oğuz Atay, Tomris Uyar, Sevgi Soysal,
Edip Cansever, Metin Altıok'tan bahsediyor ve diyor ki, "Bizler sahici
okurlardık. Birimizin herhangi bir kitabı çıksa hepimiz hemen okurduk." Bu
kuşak dayanışması şimdi var mı?** - Geçmişte edebiyat dunyası dediğimiz
sadece edebiyatla sınırlı değildi. Edebiyatçılar resim ve sinemayla da
uğraşıyorlardı mesela. Ahmet Hamdi Tanpınar, Nuri İyem'le ilgili bir yazı
kaleme alabilirdi. O bağlantı şimdi yok. Kuşak dayanışmasının da çok olduğunu
soyleyemeyeceğim. Son guçlu kuşak '1950 kuşağı'ydı bence. Hepsi aynı
duşuncede, aynı edebi anlayışta değildi. Hayata, yaşamaya aynı bakmıyorlardı.
Ancak edebiyata duydukları saygı ve sevgi ortak noktalarıydı. Solistlerden
oluşan bir kuşaktı.
Siz t um bu solistlerle ayrı ayrı da dostluklar kurdunuz. Peki bir arada durabiliyorlardı ama ayrıldıklarında birbirlerini çekemedikleri oluyor muydu, dedikodu var mıydı?
- Dedikodu demeyelim de, sert eleştiriler vardı. Ama hakaretamiz değildi, zarifti. Edebiyat bağlamı içinde konuşulurdu. Şimdi gazetelerde birbirleri hakkında yazdıklarına bakın, bir de Refik Halid Karay'ın eleştirilerini, keskin soylemlerini gorun. Artık edebiyat uzerinden konuşulmuyor, kişiselleştiriliyor. İncelik, zarafet sınırlarının aşılmasına tahammul edemiyorum.
Tomris Uyar zor ama muthiş bir kadındı.
Ki şisel olarak sevmediğiniz ama edebiyatını çok sevdiğiniz kişiler oldu
mu? - Vardır. Birlikte bulunmaktan hoşlanmam, lezzet almam ama iyi bir
edebiyatçıdır. Ben onları yazarım. 1950 kuşağının bir ozelliği; hem iyi yazar
hem sohbetçiydiler. Bu da bir egzersizdi. Şimdi o kadar buluşma yok kuşaklar
arasında.
Ahmet Ümit diyor ki, "Kemal Tahir ve Peyami Safa gibi daha onceden polisiye romanlar yazanlar bundan bir utanç duyuyor gibi sahte isimler kullanmışlar." Polisiye yazmak hor mu gorulurdu?
- Polisiye pek tutulan bir tur değildi. Zaten genelde çeviri olurdu. Peyami Safa, Server Bedi olarak yazardı. Bir arkadaşımız şimdi o kitapları çıkaracak ve ben onsozunu yazacağım. Utanç duyma olarak almıyorum, sert bulurum bunu. Para kazanmak için yazıyorlardı. Ama bunlar iyi eserlerdi.
Divan şiirimizde erotizm vardır
Para kazanmak i çin sahte isimlerle erotik kitaplar yazan unlu yazarları da biliyoruz aslında, değil mi? - Tabii ki.
Erotizm demi şken, kitabınıza donmek istiyorum. Ataol Behramoğlu yaptığınız sohbette şoyle diyor: "Bizim şiirimizde haddinden fazla ayrılışlar, yitirişler, ozleyişler var. Çok az sevişmiş Turk şairi..." Katılır mısınız?
- Divan şiirimizde erotizm vardır mesela. O Divan şiirindeki erotizmi Turk şiirine az geçirebildiler. Ama simgesel bir erotizm var. mBir de odul meselesi var. Mesela kitabınızdan oğrendim, Murathan Mungan, Sait Faik odullerini sonunda kazanmış ama oncesinde yedi kez katılıp kazanamamış. Hiç almamış olsaydı da Murathan Mungan'dan bir şey eksilmezdi bence. Ama kıstas nedir ki? - Ona bakarsanız Nobel'i alan her yazar iyi yazar mıdır?
De ğil midir?
- Öyle bir şey yok. Başka şartları da vardır. Siyasal, toplumsal şartlar vardır, o yılın şartları vardır. Orhan Pamuk Nobel alınca tanınmadı, meşhur olduğu için Nobel'i aldı. İsveç'te en iyi yayınevinde kitapları çıkmıştı. Bazı yazarları Nobel'i aldıktan sonra tanıyoruz.
Orhan Pamuk, Nobel alınca tanınmadı, meşhur olduğu için Nobel aldı.
Hep tart ışıldı aslında. Yaşar Kemal ve Orhan Pamuk her zaman kıyaslandı.
Bu doğru bir şey mi? - Ben kıyaslamayı doğru bulmam. Her yazarı kendi
koşulları içinde, kendi yaşamı, edebi anlayışı, estetiği içinde
değerlendiririm. Kolaycı mukayeselerden nefret ederim. Aynı şekilde Necip
Fazıl ve Nazım meselesi de oyledir. Necip Fazıl da Nazım Hikmet de sadece
edebiyatları değil, ideolojileriyle de var olan yazarlar. Çoğunluk
ideolojilerinin golgesinde değerlendirir, ben bundan arındırırım onları.
En sevdi ğim uç şair; Cemal Sureya, Turgut Uyar ve Edip Cansever... Aynı kadını sevdiler, Tomris Uyar'ı. Hangi kadın onun yerinde olmak istemezdi ki?
- Hiç bilemiyorum (guluyor).
Ben biliyorum. Hepimiz olmak isterdik herhalde... Ve siz Tomris Uyar 'ın çok yakın arkadaşıydınız. Bize onu anlatır mısınız?
- Dostlarımın, arkadaşlarımın çok kişisel tanıkları olduğum için hayatım boyunca hiç onlarla ilgili konuşmadım. Evlerime gelen, evlerine gittiğim, aşklarına tanık olduğum insanların hayatıyla ilgili yorum yapmadım. Her tanıklığı sır sandığında sakladım. Ama nasıl bir kadındı derseniz; zor ama muthiş bir kadındı.
Son olarak... Bize T urk okurunu değerlendirir misiniz?
- Dalgalı ama seçici bir okur. Onların iyi bir okur olması için eleştirmenlerin, denemecilerin, oğretmenlerin de yardımcı olması gerekir. Geçmişte olduğu gibi Behçet Necatigil, Vedat Gunyol, Rauf Mutluay, Salim Rıza Kırkpınar gibi oğretmenlere ihtiyaç var.

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.