Özet (TL;DR) @ 2018-06-26T19:31:00.000Z: Doç. Barış Doster’e göre AKP ile MHP, muhafazakar söylemlerine karşın Türk siyasal hayatının ‘emperyalizmle, onun bölge tasavvurları ve kapitalizme en bağlı partileri’. Batı’daki ‘Avrasya’ya yönelim’…
(C) AA / Kayhan Özer
Turkiye'de 24 Haziran'da duzenlenen ve rejim değişikliği içeren cumhurbaşkanlığı ile meclis seçimlerinin ardından Erdoğan iktidarının yapısı ve izleyeceği yol tartışılıyor. Muhalefetin 'tek adam' yonetimi eleştirileri altında AKP'nin MHP ile kurduğu ittifak uyarınca ulke iç ve dış politikasında atacağı adımlar bekleniyor. Ekonomik kriz karşısında atılacak adımların yanı sıra ABD ve Rusya ile ilişkiler, AB'ye yonelik tutum ve Ortadoğu'da Suriye başta olmak uzere izlenecek politikalar ne olacak?
Yeni Erdoğan iktidarının yapısını ve olası gelişmeleri Marmara Üniversitesi'nden Doç. Dr. Barış Doster ile konuştuk.
' ANA MUHALEFET PARTİSİ DE İKTİDAR PARTİSİ DE OY KAYBETTİ'
Doç. Barış Doster'e gore, seçimlerde hem ana muhalefet partisi hem de iktidar partisi oy kaybetti. Oy akışkanlıklarının iki farklı cenah arasında değil de blokların kendi içerisinde olduğuna dikkat çeken Doster, ana muhalefet partisinin yakın zamanda olağanustu kurultay surecini başlatma ihtimalinin yuksek olduğunu ongordu:
(C) REUTERS / Yves Herman
"Hem son iki seçimde biri cumhurbaşkanlığı biri referandum olmak uzere şunu goruyorum: Toplum 52'ye 48 şeklinde bloklaşmış durumda. Bir tarafta AKP ile MHP'den oluşan ve ideoloji ekseni de muhafazakar, milliyetçi olan bir blok var. Öbur tarafta bu kadar turdeş olmamakla beraber, ideolojik olarak boyle ortak bir paydada buluşmamakla beraber içinde CHP'nin, İyi Parti'nin, Saadet Partisi'nin olduğu bir Millet İttifakı var. Bir de onun dışında HDP var. 52 ve 48'in bize oğrettiği bir şey daha var. O da oy geçirgenliklerinin, oy kaymalarının, oy akışkanlıklarının iki farklı cenah arasında değil de blokların kendi içerisinde olduğu, yani Milliyetçi Hareket Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi arasında oy akışkanlığı var. CHP de HDP'ye, bir miktar İYİ Parti'ye oy kaptırmış gorunuyor. Ana muhalefet partisi de oy kaybetti, iktidar partisi de oy kaybetti. Hatta Milliyetçi Hareket Partisi de yaklaşık bir puan 0.9 oranında oy kaybetti. 7 aylık bir parti olan İyi Parti, yuzde 10 ile başladı siyasi hayatına. İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener de siyasi iddiasına, kendine koymuş olduğu siyasi çıtaya pek de yakışmayan, partisinin de altında kalan bir oy oranıyla tamamladı cumhurbaşkanlığı seçimini. Ana muhalefet açısından bir sıkıntı daha var. Hem iktidarın puan kaybettiği bir ortamda puanını artıramamış, tersine kaybetmiş hem de kendi içinden çıkardığı cumhurbaşkanı adayı yuzde 31 oya yaklaşan bir oy bandında partisinin çok uzerinde bir oy almış. Bu da ana muhalefet partisini biraz sıkıntıya sokacak, onumuzdeki gunlerde muhtemeldir ki bir kurultay surecini başlatacak olan bir diğer durum."
' ERDOĞAN HÜKÜMETİ DAHA ÇOK AMERİKANCI BİLE ÇIKABİLİR'
Doster'e gore Erdoğan hukumeti, geçmiş yonetimlerle kıyaslandığında daha çok Amerika yanlısı çıkabilir. Doster, yeni sistemin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dış politika konusunda eskisinden farklı bir tutum sergilemeyeceğine işaret etti:
"Bu aşamadan sonra iktidar blokundan, Recep Tayyip Erdoğan'dan ne Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerde ne Turk dunyası ile ilişkilerde Ne Rusya ile ilişkilerde ne ABD ile ilişkilerde ne İslam alemi ile ilişkilerde şimdiye kadar yaptıklarından çok daha farklı bir tutum beklemek gerçekçi değil. Şimdiye kadar ne olduysa bundan sonra da o olur. Yani perşembenin gelişi çarşambadan belli olur. Belli konu başlıklarında keskin u donuşleri yapmasını beklemek gerçekçi değil. Gerek Adalet ve Kalkınma Partisi gerekse sayısal olarak gereksinim duyduğu muttefiki Milliyetçi Hareket Partisi, içerideki butun muhafazakar soylemlerine rağmen son kertede NATO'ya, Atlantik ittifakına bağlı partilerdir. Bu partiler, Turk siyasal hayatının emperyalizmle, onun bolgeye ilişkin tasarrufları ve tasavvurları ile kapitalizmle en barışık partileridir. O kadar barışıktırlardır ki mevcut iktidar bloku Erdoğan liderliği ve Erdoğan'ın kadroları, başbakan tercihleri, geçmiş yıllarda Turgut Özal ile, Tansu Çiller ile, Mesut Yılmaz ile, Adnan Menderes ile kıyaslandığında daha çok Amerikancı bile çıkabilir. Dolayısıyla mevcut iktidar bloku Adalet ve Kalkınma Partisi ve onun muttefiki Milliyetçi Hareket Partisi tarafından içeride bazen kamuoyuna donuk olarak biraz anti-Batıcı biraz anti- Amerikancı soylemler dillendirilse bile bunlara hiç kanmamak, hiç inanmamak gerekir. Bu iktidar blokundan her iki partiden de oyle bir Avrasyacı, oyle bir NATO'ya mesafe koyan, oyle bir anti-emperyalist yonelime girmesini beklemek hiç gerçekçi değildir."
' TÜRKİYE, BATI'DAN YA DA ABD EKSENİNDEN KOPMADI'
Doster, Turkiye'nin Batı, ABD ve kuresel kapitalizm ile olan kapsamlı ve derin ilişkisinin eskiye dayandığını belirtti. Doster, Turkiye'nin Suriye'de çok ağır bedeller odemiş olmasına rağmen Batı ya da ABD'den kopmadığının altını çizdi:
"Batı bizim zekamız ile alay edercesine, biraz da Tayyip Erdoğan'ı uzerinde sanki bir Demokles'in kılıcı gibi 'Sen Batı'dan kopuyorsun. Eyvah' şeklinde mesajlar vererek onu iktidarının ilk yıllarındaki en açık ve en kesin Batıcı, Amerikancı hatta çekmek istiyor. Yoksa kendi dediklerine kendileri de inanmıyorlar. Neden inanmıyorlar, madde madde açıklayalım. Birincisi, Turkiye'nin Adalet ve Kalkınma Partisi'nden de once Batı, ABD ve kuresel kapitalizm ile ilişkileri çok yoğundur, çok kapsamlıdır ve çok derindir. Sadece diplomatik duzlemde değil, ekonomik duzlemde de Turkiye'nin bir numaralı dış siyasi ortağı Almanya'dır. İkincisi, Turkiye merkez, gelişmiş, ileri, kapitalist, emperyalist ulkeler için uretim yapan yarı çevre konumundaki bir tedarikçi ekonomidir. Üçuncusu, Turkiye'nin en kalabalık diasporası ne Hindistan ne Çin ne de Rusya'dadır. Almanya'dadır. Yurt dışında ana vatandan uzakta gurbette 8 milyon Turk yaşar. Bunun uç buçuk milyonu Almanya'da yaşar. Almanya dahil bunun 5.5 milyonu Avrupa'da yaşar. O bağlamda Turkiye'nin Osmanlı'dan bu yana kulturel, ulusal, entelektuel, diplomatik yonelimi Batı olduğu gibi Batı ile iktisadi ilişkileri de çok iç içedir. Her ne kadar Almanya'nın ardından sırasıyla Çin ve Rusya, Turkiye'nin ikinci ve uçuncu dış ticaret ortakları olarak one çıkıyor olsa bile ticaret açık ara Çin ve Rusya lehinedir. Dahası Turkiye'nin bir de coğrafi olarak da Rusya'ya enerji bağımlılığı soz konusudur. Rusya'nın dışında İran, Irak ve Azerbaycan ile olan ilişkiler de enerji ticareti sebebiyledir, iktisadi temellidir. Çok onemli bir dış politika başlığı olan Suriye meselesinde Turkiye çok ağır bedeller odeyip çok buyuk yanlışlar yaptıktan sonra tamamen Batı'dan, ABD ekseninden kopmasa da bir miktar Rusya ve İran'a doğru yaklaşmış gorunuyor. Ancak ozellikle Rus uçağını duşurdukten sonra yapılan bu u donuşunden sonra yaşananlar Astana sureci, Soçi zirvesi vs. Turkiye'nin Batı'dan koptuğu, Atlantik ezberlerin bozulduğu şeklinde yorumlanamaz."
' RUSYA, TÜRKİYE'DE ABD KARŞITLIĞININ BİRAZ DAHA GÖRÜNÜR HALE GELMESİNDEN MUTLU OLUR'
Doster'e gore Rusya, Turkiye'de ABD karşıtlığının daha gorunur hale gelmesinden ve Turkiye'nin kendisine olan enerji bağımlılığının pekişmesinden doğal olarak kendi açısından memnun olur. Doster, Rusya'daki memnuniyetin gostergesi olarak Erdoğan-Putin goruşmelerinin sayısına işaret etti:
(C) REUTERS / Ümit Bektas
"Turkiye'yi yoneten siyasal kadro uzerinde Rus nufuzunun iktisadi ve diplomatik olarak arttı. Turkiye'nin Suriye meselesi başta olmak uzere Rusya'ya yanaşması. Turkiye ilk nukleer santralini, Ruslar açısından çok ballı bir ihaleyi Ruslara verdi. Butun bunlar alt alta yazıldığında ve Turkiye'de haklı gerekçelerle de olsa, ideolojik olarak çok guçlu bir akım olmasa bile ABD ve NATO karşıtlığının biraz homurtu seviyesinde artması elbette Rusya'nın işine gelir. Rusya, Suriye meselesinde Turkiye'nin yanına yaklaşmasından, Turkiye'de farklı gerekçelerle de olsa farklı cenahlardaki ABD karşıtlığının biraz daha gorunur hale gelmesinden, Turkiye'nin kendisine olan enerji bağımlılığının pekişmesinden olsa olsa son derece mutlu olur. Recep Tayyip Erdoğan ile (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin arasındaki goruşmelerin sayısı da Rusya'nın bu işten ne kadar mutlu olduğunu gosteriyor. Rusya'nın çok mutlu olduğunun ikinci karinesi Rus uçağı duşuruldukten ve (Rusya'nın eski Ankara Buyukelçisi Andrey) Karlov olduruldukten sonra Rusya'nın hiç de bunu bir kine, bir kalıcı duşmanlığa çevirmeyip son derece dinamik bir şekilde sahadaki gelimleri anında muzakere masasına aktararak, Turkiye'yi kendi yanına çekerek ritmik, enerjik, dinamik bir diplomasinin orneğini veren adımları oldu."
' TRUMP DA ERDOĞAN DA OLAYLARA İŞ ADAMI OLARAK BAKIYOR'
Donald Trump ve Recep Tayyip Erdoğan'ın benzer ozelliklerine dikkat çeken Doster'e gore, her iki lider de olaylara işadamı olarak bakıyor ve uzun vadeli ilişkileri sevmiyor. Doster, Turkiye'nin ABD ile kapalı kapılar ardında yaptığı goruşmelerin kamuoyuna yansıtıldığı gibi olmadığını vurguladı:
"(ABD Başkanı) Donald Trump da Recep Tayyip Erdoğan da olaylara işadamı olarak bakıyor. Her iki lider de uzun vadeli ilişkileri sevmiyor. Her iki lider de ittifaklar, paktlar, bloklar arası ilişkileri sevmiyor. Her iki lider de meseleye stratejik bir taktik, uzun vadeli değil anlık, ittifaklar kapsamı değil, birebir ilişkilerle hatta kişisel ahbaplıklar uzerinden çozum bulmaktan yana. Turkiye'ye seçimlerden evvel gerek ABD'nin gerek İngiltere'nin açtığı politik kredi fonda tutulduğunda her iki liderin tamamen pragmatik gerekçelerle Suriye meselesi başta olmak uzere ilişkilerde bundan sonra hır gur çıkarmayacaklarını, çok pragmatik adımlarla birbirlerine yaklaşmayı tercih edeceklerini duşunuyorum. Her ne kadar Turkiye'de bakanların, hukumet uyelerinin FETÖ uzerinden, PKK/PYD teror orgutu uzerinden, Rıza Zarrab davası uzerinden, Cumhurbaşkanı'nın korumalarına ABD'de açılan davalar uzerinden, soz verilen ama teslim edilmeyen otomatik silahlar uzerinden gerilimi artırıcı sozleri olsa bile ben bunların tamamen iç kamuoyuna yonelik olarak iktidar partisinin tabanını tahkim etmeye, pekiştirmeye yonelik olduğunu duşunuyorum. ABD'li politikacılarla yapılan baş başa goruşmelerde hiç de o yuksek perdeden sozlerin, o uzlaşmaz ses tonunun kullanıldığını asla ve asla duşunmuyorum.
' İKTİDARIN AVRASYA YÖNELİMİ SÖZ KONUSU DEĞİL'
Doster, ABD ya da NATO'dan kopmayan iktidarın Avrasya'ya yoneliminin olamayacağını belirtti:
(C) AA / Saher el Hacci
"İktidar bileşenleri açısından, iktidarın dayandığı sınıflar açısından boyle bir Avrasya yonelimi soz konusu değil. Avrasya guçleri de Turkiye'de pragmatik anlamda, enerji odaklı, ekonomi odaklı işbirliğini geliştirse de Turkiye'nin ideolojik, toplumsal, kulturel olarak ekonomi-politik yonelimi olmadığının ayırdındalar. Ne Çin'deki bir devlet adamı ne Rusya'daki bir akademisyen ne Hindistan'daki bir dış politika yorumcusu Turkiye'nin net, başı sonu belli, adı konulmuş bir stratejik Avrasya yoneliminin olmadığını ve kısa vadede olmasının da mumkun olamayacağının farkında."
' SİYASAL İSLAM, TÜRKİYE'YE ÇOK DA BİR ŞEY VAADETMEDİ'
Doster, AK Parti'nin yuzde 7'lik oy duşuşuyle havlu atacağını beklemenin gerçekçi olmadığını ifade etti. Doster, siyasal İslam'ın orta vadede Turkiye'ye fazla bir şey vadetmediğini, 16 yıldır Turkiye'nin temel meselelerinin çozume kavuşmadığını belirtti:
(C) Fotoğraf : CHP
"Milliyetçi, muhafazakar, mukaddesatçı, mutedeyyin, mumin kitlelerin asıl ana partisinin Adalet ve Kalkınma Partisi olduğu bir kez daha goruldu. Saadet Partisi bu kitlelerden umduğu olçude oy alamadı. Bu yeni bir şey değil. 3 Kasım 2002 seçimlerinde siyasal hayatına yuzde 35 oy ile başlamış, bunu 40'lara tırmandırmış 50'ye kadar yukseltmiş, iki gun oncesi itibarıyla da 40 kusur gerilemiş bir parti var. Halen yaygın temsil anlamında Turkiye'nin en buyuk partisi. Henuz Yuksek Seçim Kurulu (YSK) açıklamadı. Ama uç il dışında her yerde milletvekili çıkarabilen ya birinci ya ikinci parti olan bir Adalet ve Kalkınma Partisi var karşılığında. Demografik olarak, sosyolojik olarak, politik olarak hemen hemen her tip yurttaştan birinden oy alan bir cumhurbaşkanı var karşımızda. Varsıldan da yoksuldan da, semtliden de koyluden de, kadından da erkekten de, gençten de yaşlıdan da, yuksek eğitimliden de duşuk eğitimliden de, Kurt kokenli yurttaşımızdan da Turk kokenli yurttaşımızdan da, HDP'ye oy verenden de MHP'ye oy verenden de, Alevi yurttaşımızdan da Sunni yurttaşımızdan da oy alabilen bir politik aktor var karşınızda. Yuzde 50 oyu başka turlu açıklayamayız. İktidar olanaklarından beslenen ozel sektor ve sermaye gruplarıyla fazlasıyla iç içe geçmiş olan devleti onemli olçude kuşatmış, donuşturmuş olan, toplumda çok ciddi mevzilere ulaşmış olan siyasal İslamcı mucadelenin elbette Adalet ve Kalkınma Partisi'ndeki yuzde 7'lik oy duşuşuyle havlu atacağını beklemek gerçekçi değil. Turkiye'nin artık Katar ile Suudi Arabistan ile bile eski muhabbetinin olmadığı meydanda. ABD'nin siyasal İslam'a yaptığı yatırımda bir parça durakladığı, tamamen vazgeçmese de tekfirci, selefi, vehhabi orgutlere desteğin bir miktar kesildiği meydanda. Suriye'de bu orgutlerin en kanlı en barbar orgutlerin arkalarına Amerikan emperyalizminin ve Korfez ulkelerinin desteğini alarak Esad'a, onun destekçisi olan Rusya, İran ve Lubnan Hizbullah'ına karşı kaybettiği meydanda. Siyasal İslam'ın orta vadede Turkiye'ye çok da bir şey vadetmediğini, 16 yıldır Turkiye'nin hiçbir temel meselesini çozemediğini goruyoruz. Ortada 550 milyon dolar betona gomulmuş bir Turkiye fotoğrafı var. Ama bunun dışında ne sağlıkta ne eğitimde ne adalette ne refahın taban yayılmasında ne vergi adaletinde hiç de parlak bir Turkiye fotoğrafı yok."
' ADALET VE KALKINMA PARTİSİ'NİN ÖZEL BİR ORTADOĞU VURGUSU BEKLENDİ'
Doster, MHP'nin seçim doneminde Avrasya ya da Kafkasya'ya yonelik bir açılımı olmamasını eleştirdi. Doster, bir Ortadoğu vurgusunun AK Parti'den de gelmediğini belirtti:
(C) REUTERS / SANA
"Milliyetçi Hareket Partisi koalisyon ortağıdır. Bunun adını korkmadan koyalım. Her ne kadar yandaş olan kalemler 'Artık koalisyonlar devri bitti' dese de adı koyulmamış bir uçuncu milliyetçi cephe hukumeti var karşımızda. Parlamentoda eksiği tamamlamak adına sayısal olarak da siyasal olarak da var. Milliyetçi Hareket Partisi'nden Turk dunyasına, Kafkasya'ya, Avrasya'ya, Turk İslam coğrafyasına yonelik olarak ozel talepleri olsun diye beklenir. Ama boyle bir hava soz konusu değil. Ya da 16 yıllık bir iktidar sonrasında Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Ahmet Davutoğlu'nun ozel çabalarına hayatta hiçbir karşılığı olmayan stratejik derinlik vurgularını, 'Ortadoğu'da bizden habersiz kuş uçmaz, buraları sokak sokak biliyoruz' şeklinde artık gayri ciddiliği ortalığa dokulmuş olan soylemlerini hatırlarsak, beklenir ki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin ozel bir Ortadoğu vurgusu, ozel bir Musluman Kardeşler vurgusu olsun. Ama bunların da artık hayatta bir karşılığının olmadığı sınandı ve kanıtlandı. O bağlamda son 3-4 yılda hangi dış politikayı izliyor isem hangi oynak dengeler Washington ve Moskova arasında pragmatik dengeler one çıkıyor ise, iç siyasette kullanılan retorik nasıl dış siyasette kullanılmıyor ise dış siyasette kullanıldığında da dışarıda iş yapsın diye değil tamamen iç kamuoyunu tahkim etmek amacıyla kullanılıyor ise bundan sonra bunların aynen devam edeceğini duşunuyorum."
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.