Özet (TL;DR) @ 2018-06-22T09:50:00.000Z: Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun bir dönem danışmanlığını da yapmış olan Karar gazetesi yazarı Etyen Mahçupyan, kime oy vereceğini açıkladı: "HDP’nin Meclis’te olması gerektiği açık olsa da baraj…



Turkiye

09:50 22.06.2018(Guncellendi 11:26 22.06.2018) URL'yi kısaltın

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun bir donem danışmanlığını da yapmış olan Karar gazetesi yazarı Etyen Mahçupyan, kime oy vereceğini açıkladı: "HDP'nin Meclis'te olması gerektiği açık olsa da baraj sorunu yaşayacağını sanmıyorum. Parlamento seçiminde oyum Saadet Partisi'ne gidecek. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise Muharrem İnce'ye oy vereceğim…"

Mahçupyan, "Her seçimde oyunun rengini açıklayan biri olarak, içinden geçtiğimiz siyasi durumda nasıl bir tercihte bulunacağımı paylaşmak istiyorum…" diyerek başladığı "Yeni bir nefes için…" başlıklı yazısında şu ifadeleri kullandı:

Konumum geçmişte AK Parti'ye destek vermiş milyonlarca kişininkine benziyor. 90'lı yıllarda Refah Partisi'ne oy verirken kendi cenahım açısından sıra dışı bir pozisyona sahiptim. Ama AK Parti ile birlikte bu tercihi daha ozguvenli bir şekilde yapma fırsatı doğdu ve on altı yıl boyunca (cumhurbaşkanlığı sistemi referandumu hariç) tum seçimlerde oyum aynı yonde oldu.

Bu tercihte uç olçutun etkili olduğunu soyleyebilirim. Bir, diğer alternatifler çok zayıftı. İki, AK Parti zaman içinde tedricen niteliksel bir zafiyet surecine girmiş olsa da, 'fabrika ayarlarına' donuş imkanı açıktı. Ve en onemlisi uç, tarihsel maceramızı goz onune aldığımızda, Turkiye'de işleyen ve hazmedilmiş demokratik temaullerin kalıcı olarak yerleşmesinin ancak muhafazakarların demokratlaşması ile olabileceğini duşunuyor ve iktidar sorumluluğunun sağlayacağı olumlu etkiye şans vermek istiyordum.

' AK PARTİ'NİN AHLAKİ TERCİH KALIPLARINA DÖNME İHTİMALİ KALMADI'

Bugun çok farklı bir tablo ile karşı karşıyayız… AK Parti'nin 2016 başından itibaren sergilediği tutum her uç olçutu de anlamsızlaştırdı. Bir, Erdoğan yonetiminde keyfiliği one çıkaran tek adam idaresi ve onunla birlikte gelen oportunist kultur, alternatiflerin kalitesini onemsiz kıldı. Ülkenin acil ihtiyacı 'normalin' geri gelmesi ya da 'normale' geri donulmesi olarak betimlenebilir hale geldi. İki, 'yeni' AK Parti'nin kuruluş ilkelerine, kadrolarına ve ahlaki tercih kalıplarına donme ihtimali kalmadı. Ve uç, 'yeni' AK Parti iktidar sorumluluğunu muhafazakar siyaseti uzun vadede meşru kılacak ve iktidarda tutacak şekilde kullanmayıp, kısa vadeli bireysel ve kimliksel kaprislere kurban etti.


Muhafazakar camianın sosyolojik değişimini ve bu değişimin siyasete yansımasını Turkiye'nin demokratlaşması açısından (yeterli olmasa da) hayati addeden biri olarak, bugun karşımızda olan 'yeni' AK Parti'nin, ya da 'reisçiliğin' artık dindarlara, genelde muhafazakarlara ve sonuçta ulkeye zarar verdiğini duşunuyorum. Hatta ileride yazılacak tarafsız tarih metinlerinin Erdoğan'ı muhafazakar aleme, muhtemelen farkında bile olamayacağı kadar zarar vermiş biri olarak kaydetmesini çok olası goruyorum.

' GÖRÜNEN O Kİ ERDOĞAN O LİDER DEĞİL…'

Erdoğan, sahiciliği ve cesareti ile vesayetçi sistemi yıkmak açısından etkili bir liderdi… Bu ozellikler AK Parti'nin ortak aklı ile birleştiğinde yeni bir toplumsal daveti mumkun kılmıştı. Ancak şimdi yıkım değil inşa donemindeyiz ve kaybedilmiş ortak akıl artık zorunlu bir onkoşul. Öte yandan inşa için liderlik de lazım… Ama gorunen o ki Erdoğan o lider değil… Şu an için bir başkası olmasa bile muhafazakar cenahın sakinleşmesi ve yeni bir 'nefes' için hazırlanması lazım. Aksi halde Turkiye'nin orta vadede demokrasi eşiğini aşması mumkun gozukmuyor.

Bu değerlendirme ışığında, benim gibi AK Parti'nin kuruluş ilke ve kriterlerini desteklemiş ve hala desteklemeye niyetli seçmenler için 'tercih' muhalefet yelpazesini işaret ediyor. Normalleşme açısından HDP'nin Meclis'te olması gerektiği açık olsa da baraj sorunu yaşayacağını sanmıyorum. Dolayısıyla parlamento seçiminde oyum Saadet Partisi'ne gidecek. Çunku Meclis'te muhafazakar 'sesin' sadece 'yeni' AK Parti tarafından temsil edilmesini tehlikeli buluyor ve dini duyarlılığı yuksek bir partinin sağduyulu duruşunun normalleşmeyi teşvik edeceğini duşunuyorum.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise Muharrem İnce'ye oy vereceğim… Çarpıcı meziyetlere sahip olduğunu varsaydığımdan veya ulkeyi bir anda rasyonel yonetime geçireceğinden emin olduğum için değil… Siyasetin dilini rahatlatan bir rakibin guçlenmesi ve belki de kazanmasının bu akıl dışı zorlama gidişatı, insanların ruhi dengesini bozan atmosferi normalleştirebileceğini umduğum için. Ve de bu sayede dindarların ve genelde muhafazakarların (bilerek ya da bilmeyerek) kendilerine daha fazla zarar vermelerinin engellenmesi, basiretli algı ve değerlendirme kapasitelerini yeniden kazanmalarına yardımcı olunması, kısacası yeni bir 'nefes' için