Özet (TL;DR) @ 2018-06-04 11:18:26.717710: Dört gösterişi seven kadın ve onların lükse bulanmış, birbirleriyle yarışa çevirdikleri hayatları... ‘Ufak Tefek Cinayetler’ dizisinde anlatılan bu hikâyenin en çok ilgi gören karakteri, Merve.…



"Kotuyu oynamak insanı daha pirupak yapıyor"

'Ufak Tefek Cinayetler'de hem sıkı fıkı olan hem de birbirinin kuyusunu kazmaktan çekinmeyen dort kadının hikayesini izliyoruz. Kadınların dunyası gerçekten boyle mi sizce? - Maalesef boyle. İnsanların bu tarz kotucul ve her şeyi kontrol etme hırslarını komik buluyorum. Oyunculuktan once bir yıl başka bir sektorde staj yapmıştım. Şeflerim kadındı. Hayatın içinde bu insanları gordum.

Bu kad ın dunyası sizi korkutuyor mu?

- Genelde erkek seyirciler, "Kadınları anlayamadığımızı duşunuyorduk ama anlaşılmayacak kadar korkunçmuşsunuz, kafanızda tilkiler dolaşıyor" diyor. Bazı sahnelerden sonra ben de "Gerçekten bir insan bu kadarını yapabilir mi" diye duşunuyorum.

Kotuyu oynamak insanı daha pirupak
yapıyor

Her insan ın

karanl ık odası var
" Kadın kadının kurdudur" diyenlere katılıyorsunuz o zaman?- İnsan insanın kurdudur. İnsanlar çıkar için birbirlerine kotuluk yapabiliyor. Hatta akrabalarına bile! Hayatta bazen insana dair hiçbir şey beni şaşırtmıyor.

D ort guçlu kadın oyuncusunuz (Aslıhan Gurbuz, Bade İşcil, Tulin Özen ve Gokçe Bahadır). Egolarınız sete nasıl yansıyor?

- Sette sadece kadınsal şeyler yaşanıyor; "Karnım ağrıyor" deniyor, annelik mevzuları konuşuluyor, Turk kahvesi içiliyor...

Dizide entrikac ı Merve karakterini canlandırıyorsunuz. Ama insanlar Merve'yi çok sevdi. Sizce neden?

- Ben de anlayamıyorum! Hayatta hep guçlu olanın kazanacağına inanılan bir algı yaratıldığı için gucu sevdiklerini duşunuyorum.

Toplumca g ucu ve iktidarı mı seviyoruz yani...

- Buyuk ihtimalle. Her insanın karanlık odası var. Okul, aile ve sosyal hayatımızda doğru ellere emanet edildiğimizde bununla başa çıkmayı oğreniriz. Kendinde frenlediğin şeyleri ekranda gorduğunde bu hoşuna gidiyor.

Siz budizi sayesinde kendi karanlığınızla yuzleştiniz mi?

- Karanlık kapılarımı kapattım. Kotuyu oynamak insanı daha pirupak yapıyor. "İyi ki o kapılarımı kapamışım yoksa bu kadın gibi olurmuşum" diye duşunuyorsunuz.

Ortak de ğerlerin zayıfladığını hissediyorum

Karanl ık odalardan bahsetmişken, sizce toplumca nasıl bir durumdayız?- Bazen ar damarımız yırtılmış gibi geliyor. Ortak değerlerin zayıfladığını, sevgi bağından uzaklaştığımızı hissediyorum. Tuketime dayalı bir toplum olduk. Sosyal mecralarda, hayatın diğer taraflarına da yayılan bir gostermeci enerji hakim.

Biraz a çar mısınız bunu?

- Her şeyi tuketiyoruz. Bu tukettiğimizin de resmini çekip paylaşıyoruz. Surekli alıyoruz, bir şey uretmiyoruz. Kitapla poz veriyoruz, onu okumuyoruz. Hep kendini ve yaptıklarını gosterme sevdası.... Boyle olunca da her şeyin içi boş oluyor.

İ nsanları bu hale getiren ne?

- Vicdansızlaştık. 'Toplum hassasiyeti' adı altında sahte bir hassasiyet geliştirildi. Ama içi boş! Mesela kadına kendi içinizde saygınız yok ama her yerde "Kadın çok kutsal" diyorsunuz, bunu samimiyetsiz buluyorum.

Fas ıl story'lerinden

beynim yand ı
Neden b oyle olduk?- Sosyal medyayı suçlayan kısımdayım.

Bu y uzden mi Instagram'da takip ettiğiniz butun isimleri bir anda listenizden çıkardınız?

- Orada çok vakit harcıyordum. Mesela senin paylaşımlarını goruyorum, "Hakan'ı zaten biliyorum, iyi durumda" diyerek seni aramayı es geçiyorum. Kimse anı yaşamıyor, konser izlemiyor, videosunu çekip paylaşıyor. Her hafta sonu ekranıma duşen fasıl story'lerinden beynim yanıyordu.

Kotuyu oynamak insanı daha pirupak
yapıyor

Mesle ğim hayatımın
merkezinde de ğil
Bir g un bir karakterle ekran fenomeni olacağınızı duşunuyor muydunuz?- Ben 'top' noktaya inanmıyorum. Bugun varım, iki yıl sonra dizim tutmaz, kimse beni hatırlamaz. Populer kultur suya yazı yazmak gibi bir şey. Seyirci izliyor, kalkıp bir su içmeye mutfağa gittiğinde ben yok oluyorum. Bu boyle bir şey. Benim hayattaki derdim ve var olma sebebim de bunlar değil.

Nedir?

- Populerlikle yaşarken aslında çok daha normal bir hayat surmeye çabalıyorum. Ruhumu, evreni ve toplumu anlayıp onlarla bir butun olmaya, bunu da populer bir oyuncu olarak değil, iyi bir insan olarak yapmaya çalışıyorum.

Oyunculuk i çin yaşayanlardan mısınız?

- Hayır, limon da satarım. Yanlış anlama, bu işi iyi yaptığımı biliyorum ve olumlu reaksiyonlar almak hoşuma da gidiyor ama mesleğim hayatımın merkezinde değil.

Y ıllardır ekranda klişe bir Turk zengini algısı vardı; konaklar, muştemilatlar... Sizin dizide yeni bir 'zengin hayat' anlatımı var. O dunyayı anlatır mısınız?- Benim gozumden oldukça fantastik bir dunya. Dizide site hayatını, 'sitecilik' kavramını goruyoruz. Lukse bulanmış kadınlar, maddi- manevi şeylerin yarışı uzerinden yaşanan hayatlar...

Sizin l uksle aranız nasıldır?

- Uzun zaman once alışveriş yapmayı bıraktım. Ben fazlasına sahip olduğum için bazı kişilerde yok diye duşunuyorum. Her yazı iki şort, bir elbise ve bir çift parmak arası terlikle geçiriyorum. Koca kış dort kombinle sete geldim, kimse "Hep aynı kıyafetle geliyorsun" demedi. Örtunmek için giyinenlerdenim.

O halde bir y ıldır ekranda izlediğimiz kadının çok azı sizsiniz...

- Daha once bana bu kadar uzak bir karakteri oynamamıştım. Enerjisi çok yuksek. Bazen onun davranışlarını ve sozlerini anlayabilmek için saatlerimi veriyorum. Merve'nin savunulacak bir yanı yok. Öyle yazılıyor, ben de oynuyorum. Akrabam olsa duğunde yanına oturmaya çekinirim, o kadar soyleyeyim.

Merve gibi dominant da de ğil misiniz?

- Ne lisede populerdim ne kız grubum oldu... Ne marka çanta duşkunuyum ne etrafımdakileri organize ederim... Butun arkadaşlarımın sinirlerini bozacak kadar, "Fark etmez, ben uyarım" diyen bir kadınım.

Merve sevdi ği erkek için her şeyi yapan bir kadın. Aşk bu kadar sert olabilir mi?

- O aşk mı yoksa hırs mı? Ben duruma Nazım'ca yaklaşıyorum, "Sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart değil". Giden gitmiştir, bitmiştir. Zaten yeterince savaştığımız bir evrendeyiz. Bari, aşkta savaşmayalım, sulh yaşayalım.

Kotuyu oynamak insanı daha pirupak
yapıyor

15 g un boyunca her gun sette onume baskul koydular

En son kilolar ınız uzerinden sizi eleştiren birine, "Tatlım senin başka bir kadının bedenini kafaya takman ne olacak? Acil kendine başka dertler bulman lazım" diye cevap verdiniz. Bununla hayat boyu mucadele ettiniz mi?- O mesajı benim ergenliğimde yaşadıklarımı başkaları yaşamasın diye yazdım.

Ne ya şadınız ergenlikte?

- O donem kilo aldım. Annemler denize gideceğiz dediklerinde bile evde otururdum, peştamali çıkaracağım korkusuyla hamama gidemezdim. Çok acısını çektim. Çocukluğumu heba ettim. Akıl sonradan başa geliyor.

V ucudunuzla barıştınız mı şimdi?

- 35 yaşımdayım, barıştım tabii! O paylaşımdan sonra bu sorunu yaşayanlardan da çok mesaj aldım. 88 kiloyla mide ameliyatına girip bobrek yetmezliği yaşayanlar, blumia'dan kız kardeşini kaybedenler. Bunu aşmamız gerek. Kimse 90-60-90 olmak zorunda değil. Bir insanın bedeniyle derdinin olması aslında hayatta her şeyiyle ilgili derdi olduğunu gosterir.

D unyada da oyunculukta belli gorsel kalıplar var. Bundan çektiniz mi?

- Tabii, bir işe girdim, 15 gunluk prova surecinde her gun onume baskul koydular. Kostumde bir sorun olsa yapımcı menajeri arayıp, "Aslıhan kilo almış" derdi. Ya da "Şu burnunu şoyle mi yapsak", "Solaryuma mı girsen" gibi laflar işittim. "O zaman gidin daha kuçuk size'la (beden olçusu) çalışın, bendeki beden bu" dediğim oldu. Ekrana bak, herkes İskandinav gibi ama sokakta onlar yok.

Nedir bunun oyle gosterilme sebebi?

- Tuketim dunyasına hizmet etmek için kusursuz olunması gerektiğine inandırılıyor. Oysa biz hayatın içindeki insanları oynamıyor muyuz? Benim gibisi de var, zayıf olanı da... İnsan nasıl mutluysa oyle kalmalı. Bu sureç kırılacak!

Tiyatrocu olmaktan vazge çti 

İstanbul doğumluyum. Beş yaşımda babamın işi için İnegol'e gittik. Yıllarca orada yaşadım. İki kardeşiz. İşçi çocuğuyum, annem ev hanımıydı.
Çocukken taklit yeteneğim iyiydi. Hayalim, Devlet Tiyatrosu oyuncusu olmaktı. Ama konservatuvarda, uçuncu sınıfta o sistem bana uymadığı için vazgeçtim. Bir oyunu uç yıl sureyle oynayamayacağımı fark ettim.