Özet (TL;DR) @ 2018-05-29T02:00:00.000Z: Ümit Akçay’a göre İtalya krizi, ‘neo-liberal Avrupa modelinin krizi’. “İtalya, Syriza paradoksu yaşıyor” diyen Akçay, AB’de seçmenin ekonomi politikasında söz hakkı olmadığına dikkat çekti. Akçay,…
Ümit Akçay'a gore İtalya krizi, 'neo-liberal Avrupa modelinin krizi'. "İtalya, Syriza paradoksu yaşıyor" diyen Akçay, AB'de seçmenin ekonomi politikasında soz hakkı olmadığına dikkat çekti. Akçay, Turkiye'de durum biraz yatışsa da 24 Haziran sonrası 'acı reçete' çıkacağını belirtti.
İtalya'da 4 Nisan'da duzenlenen genel seçimlerde sandıktan guçlenerek çıkan sağ populist Beş Yıldız Hareketi (M5S) ile aşırı sağcı Lega (Lig) onculuğunde kurulmak istenen AB kuşkucusu koalisyon, Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella'ya takıldı. Mattarella, koalisyonun avro bolgesi karşıtı ekonomi bakanını veto edip eski IMF yetkilisi Carlo Cottarelli'yi teknokrat hukumet kurmak uzere başbakan atadı. Parlamentoda İtalyan Kardeşliği'yle birlikte oyları yuzde 60'a yaklaşın M5S ile Lig, Mattarella'yı sandığa yansıyan iradeyi gormezden gelerek Berlin, Bruksel ve Paris'in sozunu dinlemek ve 'ulkeye ihanetle' suçlayarak azledilmesinin peşine duştu.
İtalya'da euro-karşıtı hukumet piyasaları alarma geçirmişken, bu kez de siyasi kriz baş gostermiş durumda. İtalyan krizini, Turkiye'de 24 Haziran seçimleri oncesi yaşanan ekonomik kriz eşliğinde Doç. Dr. Ümit Akçay ile konuştuk.
' YÜKSEK KAMU BORCU, KRİZİN NEDENİ DEĞİL SONUCU'
Doç. Dr. Ümit Akçay, İtalya'nın krizinin arkasında AB'nin 2008 krizinin yattığını anımsatırken, 2010 ile 2012 arasında krizin en yoğun yaşandığı doneme atıfta bulunurken, bu sureçte ozel borçların kamu borçları haline getirilmesinin ironik olduğunu dikkat çekti:
"2008'de kriz ABD'de patlak verdikten sonra 2010-2012 arasında biz Avrupa'da krizin en yoğunlaştığı donemi yaşadık. Kriz Avrupa'ya geldiğinde şoyle bir şey yaşandı: Zaten Avrupa Birliği (AB) içerisindeki ulkelerin arasında ekonomik açıdan dengesizlik, emek uretkenliği açısından dengesizlik, kuzey-guney farkı vardı. Ama kriz geldiğinde aynı ABD'deki gibi ilk başta buyuk finansal kurumlar ardından diğer ekonomik kurumlar battığı zaman yine ABD'dekine benzer bir şekilde devletler bu borçları ustlenmiş oldu. Yani ozel borçlar kamu borcu haline gelmiş oldu. O andan sonra biz Avrupa'da kamu borç krizinden bahseder olduk. Aslında ironik olan o. Ancak yine ironik bir şekilde Avrupa Birliği kurumlarınca Troyka ismindeki aralarında Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu IMF'nin denetçilerinden oluşan uçlu konsorsiyum, kemer sıkma programları olarak tabir edilen ekonomi politikası paketi, kriz sonucunda yukselen kamu borcunu duşurmek için bu sefer uygulanmaya başladı. Yuksek kamu borcu, krizin nedeni değil sonucuydu aslında. Özel firmaların kurtarılması sonucu kamu butçeleri şişmeye başladı. Aynı zamanda borcun milli gelire oranı daha fazla yukseldi."
' EKONOMİ POLİTİKALARINDA SEÇMENİN SÖZ HAKKI YOK'
AB'de krize çozum olarak çalışan geniş kesimlerin yaşam standartlarını etkileyen ekonomi politikalarına yonelindiğini anımsatan Akçay, AB'nin gelinen noktada demokrasi ve ozgurlukler projesinden sosyal haklar anlamında bir 'deli gomleğine' donuştuğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu:
"Buna çozum olarak onerilen politikalar kamunun daha fazla daralmasıydı. Kamu harcamalarının daralması nedeniyle, vatandaşların emeklilik, sosyal guvenlik, sağlık hizmetlerine erişimin daha da zorlaşması, ucretlerin dondurulması, geniş kesimlerin yaşam standartlarının gerilemesi, çalışanların sosyal haklarının gerilemesi gibi bir sureç yaşandı. Haliyle insanlar ofkeli. Ancak Avrupalılar daha da şok edici bir durumla karşılaşıyorlar. Goruyorlar ki hukumetlerin izleyeceği ekonomi politikalarında seçmenlerin herhangi bir soz hakkı yok. Bu demokrasi ve ozgurlukler projesi olarak tanımlanan aslında sosyal haklar anlamında bir deli gomleği olan AB'nin bu yuzuyle de karşılaşmış oldular."
' AVRO BÖLGESİ ÜYESİ OLMAYANLAR KRİZDEN DAHA RAHAT ÇIKABİLDİLER'
Avrupa'da herhangi bir ulkenin Avro Birliği uyesi ise para politikası yurutme hakkı olmadığını anımsatan Doç. Dr. Akçay, dışarıda kalan ulkelerin krizden daha rahat çıktıklarını vurguladı:
"Örneğin biz bunu kriz sırasında gorduk. Krizde Avrupa Birliği uyesi olan fakat Avro Birliği uyesi olmayan ulkeler krizden daha rahat bir şekilde çıkabildiler. Çunku devaluasyon yoluyla kendi para politikalarını kontrol edebildikleri için uluslararası rekabetçiliklerini tekrar sağlayıp ekonomik buyumeyi toparlayabildiler. Halbuki Avrupa Birliği uyesi olduğun zaman yurutecek bir para politikası yok, çunku merkez Frankfurt'tan yonetiliyor. Para politikası yok tamam, peki maliye politikasını ne yapabilir? O da zaten çok katı kurallar içerisinde belirlenmiş. Butçe açığı yuzde 3'un uzerinde olmayacak, kamu açığının milli gelire oranı yuzde 60'ın uzerinde olmayacak" dedi.
' EN SOMUT ÖRNEK SYRIZA'
AB uyesi ulkelerin Turkiye'nin 2016'da yaşanan daralma sonrası yaptığı gibi bir politika yapma şansı bulunmadığını da belirten Akçay, "Dolayısıyla deli gomleğinin anlamı bu: Para ve mali politikalarını uygulayamayan uye ulkeler" diye konuştu. Akçay, Yunanistan'daki Syriza orneğinde halkın iradesinin aksine işleyen sureci de anımsatarak şoyle konuştu:
"Burada şununla karşılaşıyoruz. Biz bunun en somut orneğini Syriza'da gorduk. Ocak-Temmuz 2015 arası boyle bir sosyal deney yaşandı gozlerimizin onunde. Syriza, 2010'dan beri uygulanan bu kemer sıkma programlarının uygulayıcısı olan merkez siyasi partilerin çokmesi uzerine ve iki vaatle iktidar oldu. İlk olarak 'Ben borçları yeniden yapılandıracağım' dedi. Ve ikinci olarak da 'Ben kemer sıkma politikalarını uygulamayacağım' dedi. Bu iki vaat ile çoğunluğu sağlayarak hukumet kurma hakkını elde etti. Ancak hukumete geldiği andan itibaren Troyko ile goruşmeye başladılar. Syriza yonetimi Avrupa kurumlarını ikna edemedi. Donduler, kemer sıkmaya devam edelim mi, etmeyelim mi başlıklı referandum yaptılar. İnsanlar yoğun propagandaya rağmen 'hayır' oyunun Avrupa'dan da çıkma anlamına geleceğinin vurgulanmasına rağmen yuzde 62 ile kemer sıkma programına 'hayır' dediler. Ancak Syriza yonetimi buna cesaret edemedi, devam edemedi ve şu anda en sert kemer sıkma politikalarının uygulayıcısı."
' İTALYA SYRIZA PARADOKSU YAŞIYOR'
Avrupa Birliği içerisinde kalarak kemer sıkma politikalarına karşı çıkmanın imkansız olduğunu ifade eden Akçay, bugun de İtalya'nın Yunanistan'daki Syriza'dan hareketle 'Syriza paradoksunu' yaşadığını vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:
"Şu anda İtalya, Syriza paradoksunu yaşıyor. 2011'den sonra da İtalya'da benzer bir şey yaşanmıştı. (Eski İtalya Başbakanı Silvio) Berlusconi hukumeti sonrası Mario Monti teknokrat bir hukumet kurmuştu. Kısa omurlu oldu. Tekrar seçimler oldu, tekrar istikrarsızlık oldu. En son geçtiğimiz 4 Mart'taki seçimlere kadar geldi. İtalya'da 5 Yıldız Hareketi'ni sol bir hareket olarak değerlendirmek oldukça zor. Lig baya ırkçı, sağ ya da populist olarak değerlendiriliyor. Ama koalisyonun kuruluşu sırasında da kriz yaşanmıştı. Çunku iki parti başbakanın hangi taraftan olacağına uzeirne uzlaşamadı. Bunun uzerine duşuk profilli bir başbakan seçtiler. Buna ek olarak ilk goruşmeye başladıklarında onlarda tıpkı Syriza gibi kemer sıkma politikalarına karşı, hatta Syriza'dan ote euro'dan çıkmayı da koalisyon protokolune yazmışlardı. Ama sonuna doğru bunlar çıkarıldı protokolden. Ancak Avrupa Birliği'nin mustakbel maliye bakanının, Avro Birliği'nin İtalya'nın ekonomik toparlanmasında engel olduğu duşuncesine sahip biri olması nedeniyle veto etti."
' SOLA KURUMSAL OLARAK KAPALI AVRUPA'NIN AÇMAZI'
İtalya'nın yaşadığı krizin neo-liberal Avrupa modelinin krizi olduğunu belirten Akçay'a gore Brexit bunun bir aşamasıydı. Akçay, 'sola kurumsal olarak kapalı' olan Merkel ile Macron'un Brexit sonrası Avrupa'yı konsolide etme planları açısından İtalyan orneğinin buyuk bir açmazı sergilediğini vurguladı:
"Aslında İtalya'nın yaşadığı kriz neo-liberal Avrupa modelinin krizi. Bu krizin aşılmasında Brexit bunun bir aşamasıydı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Başbakanı Angela Merkel, Brexit sonrasında Avrupa'yı yeniden konsolide etme planlarını gerçekleştirmek istiyorlardı. Ancak Avrupa'nın uçuncu ekonomisi bu haldeyken bunu yapmaları ne kadar mumkun olacak? İtalyan krizinin nasıl çozuleceği Macron-Merkel ikilisinin Avrupa'yı nasıl şekillendireceği ya da bu projeyle nasıl devam edecekleri ile çok bağlantılı. Ama 2008 krizinden beri gorduğumuz mekanizma işliyor. Neo-liberal politikalar sağ populizmin çaresi değil. Bu neo-liberal elitin açmazı. Çunku bir yandan neo-liberal duzende ısrar etmek zorundalar, butun kurumsal yapı ve sulh çıkarları buna uygun. Ama bu ya Avrupa Birliği'ni dağılmaya goturecek ya da faşizmin yukselmesine neden olacak. Çunku sola kurumsal olarak kapalı bir yapı var Avrupa'da."
' İKİNCİ LONDRA ÇIKARTMASI VE 'ÜLKEMİZİ BİTİRME' MESAJININ ANLAMI'
Akçay, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ve geniş katılımlı bir ekonomi heyetiyle gerçekleşen Londra ziyaretinden sonra Turkiye'de ters giden işlerin şimdi Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek'in ikinci Londra ziyaretiyle değiştirilmeye çalışıldığını anlatırken, verilen mesajlardaki vurguya da dikkat çekti:
"İlk Londra ziyaretinden sonra yaşanan sorunlarda kuresel sermaye ile finans kesimleriyle hukumet arasında bir pazarlık sureci başladı. Biz dolardan bu pazarlığın nasıl ilerlediğini gorduk. En son Merkez Bankası'nın faiz artırımıyla ve arkasından gelen iki uç onlem ile en son bugun de sadeleştirme paketi ile bir yere varıldı. Sayın Erdoğan geçen hafta konuşmasında kritik birkaç şey soylemişti: 'Bugun olduğu gibi yeni yonetim sisteminde de para politikalarında kuresel yonetişim ilkelerine bağlı olmayı surdureceğiz' İlk tarafı Londra'ya bir mesaj. Londra ziyaretinde yaşanan bozguna karşı 'Biz varlık almayı surdureceğiz' demiş oluyor. Devamında 'Ama kuresel yonetişim biçimlerinin de ulkemizi bitirmesine musaade etmeyeceğiz' diyor. Buradaki 'ulkemizi bitirme' vurgusu 'AKP'yi bitirme' olarak değiştirilirse daha anlaşılır olur. Boylece karşımıza şu çıkıyor: 'Beni desteklemeye devam ederseniz ben sizin kurallarınıza uymaya devam edeceğim'. Bu şu anda (Başbakan Yardımcısı) Mehmet Şimşek ve (Turkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı) Murat Çetinkaya'nın yaptığı ve yarın da surecek olan pazarlığın temeli bu."
' İKTİDAR, 16 YILDIR NEO-LİBERAL POPÜLİST BİR MODEL UYGULADI'
Ümit Akçay son olarak 24 Haziran'a kadar Turkiye'deki dalgalanma sakinleşse bile seçim sonrasında Turk halkını acı reçete bekliyor derken, iktidar partisinin 16 yıldır neoliberal populist modeli zaten uyguladığına dikkat çekti ve aynı çizgiyi salık veren muhalefetin bu modelle husrana uğrayacağını da vurguladı:
"Özellikle 24 Haziran'a kadar dalgalanmanın daha sakinleşmesini, bir miktar para girişinin sağlanması karşılığında seçim sonrasında acı reçetenin uygulanacağı, kuresel finans sisteminin istediği programın hayata geçirilebileceği pazarlığı yapılıyor. Bu hukumet 16 yıldır neo-liberal populist bir model uyguladı hem de şimdiye kadar hiçbir hukumetin uygulamadığı kadar sert bir şekilde. Ama bunun yaratacağı olumsuzlukları onleyebilecek telafi mekanizmaları da yarattı. Bu oya da donuştu. Boyle bir modeli uygulayan hukumete, muhalefeti neo-liberal ekonomik politikaları çerçevesinde kurduğunuz zaman siz anlamlı bir mantık olmaktan çıkıyorsunuz. Çunku zaten obur parti hem onu uyguluyor hem de onun ortaya çıkaracağı arızaları da yonetebiliyor. Evet şu anda aksaklıklar var, bir restorasyon belki gerekiyor. Bu seçimler belki bunu gosterecek. İtalya ile de bağlarsak, biz bu olumsuzluklar yaratan ekonomik modeli, sahiplenip, mevcut iktidarları muhalefet olarak bu modelle muhalefet etmeye çalışırsak karşımıza çıkan sonuç husran olacaktır. Maalesef Turkiye'deki muhalefetin yapısal ozellikleri de bu liberal cumhuriyetçiliğin ilerisine geçebilecek bir çerçeveyi sunamıyor."
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.