Özet (TL;DR) @ 2018-05-23T20:10:00.000Z: Türk Lirası'nın dolar karşısındaki değer kaybının arkasındaki olası sebepler ile krizin çözümüne yönelik olası çözüm önerilerini, BM Kalkınma Programı eski Müdürü ve ekonomist Bartu Soral ve eski Fed…



(C) REUTERS /

Turkiye'de 24 Haziran'da gerçekleşecek olan erken genel seçim ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine 1 ay gibi kısa bir sure kala Turk Lirası'nın Amerikan doları karşısındaki rekor hızdaki değer kaybı, ulkenin 2001 yılında içinden geçtiği ekonomik krize benzer bir kriz yaşayacağı yonundeki soylemleri de beraberinde getirdi. Dolar-TL kuru oyle bir hal aldı ki, Çarşamba gunu Amerikan doları, Turk Lirası karşısında 4.92 seviyesini gorerek rekor tazeledi. Hatta gelişmeler uzerine Turkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, faiz artırma kararı alarak (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) geç likidite penceresini yuzde 13.5'den yuzde 16.5'ye yukseltti.

Kur yukselişiyle tezahur eden bu durum uzmanları, hem sorunun nedenleri de hem çozumu noktasında karşı karşıya getirdi. Bir goruş, Turkiye ekonomisinin yanlış politikalar sebebiyle dış mudahalelere açık duruma geldiğini savunurken; bir diğer goruş doların bu tırmanışının tamamen spekulatif bir hareketlenmeden ibaret olduğunu savunuyor. Ekonomiye yonelik çozum konusunda da uzmanlar arasında derin goruş ayrılıkları var. Bir goruş, sanayi ve tarımsal uretim planlamaları gibi orta vadeli çozum onerilerinin hayata geçirilmesi gerektiğini dile getirirken; bir diğer goruşe goreyse oncelikli çozum, Turkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın (TCMB) ivedilikle faiz artırmasından geçiyor. Üçuncu bir perspektife gore ise, 24 Haziran seçimlerinin gerçekleşmesi başlı başına "Turkiye'yi dolar silahıyla tehdit edenlerin oyununu bozmaya" yetecek. Turk Lirası'ndaki değer kaybının arkasındaki olası sebepler ile krizin çozumune yonelik onerileri Birleşmiş Milletler (BM) Kalkınma Programı eski Muduru ve Ekonomist Bartu Soral ve Fed Eski Araştırma Grubu Direktoru Erkin Şahinoz ve Turkiye gazetesi yazarı Necmettin Batırel, Sputnik'e değerlendirdi.

' 15 TEMMUZ'UN EKONOMİK DARBESİ GERÇEKLEŞTİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR'

****Bat ırel'e gore, kurdaki bu rekor hızdaki artışın, yanlış politikalarla "zerre kadar" alakası yok ve bu durum tamamen spekulatif hareketlere bağlı. Batırel "Dikkat edecek olursanız, kredi kuruluşları ellerindeki tum kredi silahlarını Turkiye'ye çevirdiler. Ancak 2 kredi derecelendirme kuruluşunun Turkiye'ye verdiği not bile birbirini tutmuyor. Standard & Poor's, Turkiye'ye yatırım yapılabilir seviyenin 3 kademe altında not verirken, Moody's bu seviyenin 2 kademe altı, Fitch ise 1 kademe altında not verdi. Bu kuruluşların surekli siyasi içerikli raporlar yayınlandığına da dikkat çekmek lazım. 24 Haziran'dan sonra Turkiye'deki mevcut Cumhurbaşkanlığı sisteminde, Merkez Bankası'nın bağımsızlığı giderek azalacağını soyluyorlar. Diğer taraftan, Deutsche Bank, Commerzbank, Jpmorgan, Morgan Stanley, Goldman Sachs gibi dev bankalar, hep Turk Lirası'nın onumuzdeki donemde surekli değer kaybedeceğine işaret eden raporlar yayınlanıyor. Özetle, 15 Temmuz'un ekonomik darbesi gerçekleştirilmek isteniyor. Diğer gelişen ulkelerin para birimlerine bakıyorum. Onların değer kayıpları oldukça sınırlıyken, Turk lirasında aşırı bir değer kaybı var. Sadece bir gun içerisinde Turk lirası yuzde 5 değer kaybı yaşıyor. Bu olacak bir şey değil" ifadelerini kullandı.

Amacın Turkiye ekonomisinin buyumesini baltalamak olduğunu savunan Batırel "Sanayi uretimi artıyor, reel sektorun kısa vadede doviz odeme yukumluluğu yok. Diğer taraftan daha dun Dunya Bankası, Turkiye'nin proje bazlı 600 milyon dolarlık kredi talebini onayladı. Yine dun Rus Sberbank'ın hakim ortak olduğu DenizBank'ı, Emirates gibi Korfez ulkelerinin dunya çapında en unlu bankalarından birisi satın aldı. Yani eğer anormal bir tablo olmuş olsaydı boyle bir gelişme olur muydu? Yapılanlar tamamen spekulatif hareketler. Turkiye'yi tuzağa duşurmek ve yatırımcıları urkutmek istiyorlar. Yapılmak istenen bir başka şey daha var. O da Merkez Bankası'nı surekli faiz artırmaya zorlamak. Merkez Bankası'nın faiz oranını yuzde 20'lere kadar yukseltip Turkiye ekonomisinin buyumesini engellemeye çalışıyorlar" dedi.

' SEÇİMLERİN ARDINDAN RAHATLAMA DÖNEMİ BAŞLAYACAK'

****H ukumetin ekonomi alanında gerekli onlemleri aldığını soyleyen Batırel "Hukumet, bir taraftan akaryakıttaki zamlara karşı ÖTV indirimini gerçekleştirdi. Diğer taraftan, doviz geliri olmayan KOBİ'lerin dovizle borçlanması yasaklandı. Reel sektor zaten sigorta mekanizmasıyla kendini korumaya aldı. Bu tabloya gore en buyuk sıkıntı ara mal ithalatında olacak. Ama Turk Lirası, dolar bazında ucuzladığı için, ihracatçı firmalar ithal ettikleri ara malların maliyetini, ihraç ettikleri malların uzerine zam yaparak kapatacaklar. Turk lirasının yurt dışındaki cazibesi arttığı için biraz zammın da makul karşılanacağını ongoruyorum" ifadelerini kullandı.

Batırel "Bu saatten sonra (dolar) 5 olmuş, 5.5 olmuş veya 6 olmuş; çok da onemi yok. İnsanlar, oynanan oyunu ve bu oyunu oynayanları çok net goruyor" dedi ve şoyle devam etti:

"Yabancı yatırımcıların 65-70 milyar dolarlık menkul kıymetleri var. Hatta yabancı yatırımcı şimdi yuksek fiyattan bozdurup hisse senedi alıyor. Hem dolar zirveye çıkmış, hem hisse senetleri ve tahviller ucuzlamış. Boyle bir fırsatı niye kaçırsınlar? Gorunen (olumsuz) manzara ise bir bulut. Turk halkı, seçim oncesi oynanan oyunun farkında. Turk ekonomisini krize sokmak için seçimleri akamete uğratmak istiyorlar. Yabancı yatırımcılar seçimden çıkacak sonucu gorduler. Denizbank'ın satışı bile başlı başına bunu gosteriyor. Eğer bir kriz yaşanacak olsa, yabancı yatırımcı neden bir bankaya bu kadar çok para yatırsın."

Turkiye'ye karşı 'dolar silahının' kullanıldığını soyleyen Batırel "Turkiye Cumhurbaşkanlığı-hukumet sistemine geçecek. Muhalefet TBMM'de çoğunluğu sağlayamayacak. Yabancı yatırımcı da bunu gorunce, artık butun silahlarını gomecek ve 5 yıl boyunca bu yonetimle çalışmak zorunda kalacak. O zaman bu yaptıkları yorumları bir kenara bırakmak zorunda kalacaklar. Dolar ve akaryakıt fiyatları duşecek, Turkiye'ye yeni yatırımlar yapılacak. Belirsizlik ortadan kalktıktan sonra refah donemi başlayacak. Zira ellerinde FETÖ, teror ve benzeri hiç bir silah kalmadı. Bir tek bu dolar silahı kalmıştı ki onunla da Turkiye'yi yıkmaları zor" diye ekledi.

(C) AA /

' SADECE DIŞ GÜÇ ETKİSİ TABLOYU AÇIKLAMAZ; EKONOMİDEKİ TEMEL GÖSTERGELERİN ÇOĞUNDA BOZULMA VAR'

****Eski Fed Ara ştırma Grubu Direktoru Erkin Şahinoz'e goreyse tablo, Batırel'in çizdiğinden oldukça farklı. Zira Şahinoz, Turk ekonomisinin geldiği bu noktanın, hem dış mudahaleler hem de yanlış politikaların sonucu olduğunu savunuyor. Turkiye ekonomisindeki temel gostergelerin bir çoğunda bozulma olduğunu soyleyen Şahinoz şoyle yorum yapıyor:

"Bu bahsettiğim bozulmaların birkaç tanesini sıralayayım. Bir kere, bankacılık sistemimizdeki kredi/mevduat oranı, TL kredilerde yuzde 140'ın uzerinde. Topladığı mevduattan daha fazla kredi açan bir bankacılık sistemimiz var. Ancak onemli bir nokta var. O da bahsettiğim bu farkı bankaların sendikasyon kredisi gibi başka kaynaklardan kapatması. Ve bu farkın kapatılması için Turkiye'de sendikasyon kredisi gibi kredileri yurt dışından, ozellikle de Avrupa bankalarından temin edilen kredilere başvuruluyor. Almanya'yla ilişkilerimizdeki gerginlikler de onumuzdeki donemde bir kaynak sıkıntısına yol açabilir. Son olarak devreye sokulan 35 milyar liralık Kredi Garanti Fonu'ndan (KGF) çok daha guçlu ve buyuk bir fonu devreye sokmak içinse bankacılık sistemimizde yeterli buyuklukte kaynak yok."

Enflasyon dinamiklerinde bozulmalar olduğunu ve enflasyon oranlarının çift haneli seyrettiğini savunan Şahinoz "Enflasyon tarafında dinamiklerin bozulması sebebiyle ortaya çıkan çift haneli enflasyon da onemli bir değişken. Kurdaki her yuzde 10'luk yukselişin, ek 1 puan getirdiğini biliyoruz. Tarımın uç temel girdisi var. Tohum, gubre ve benzin. Bu uç temel girdi buyuk olçude ithal ediliyor. Dolayısıyla kur yukarı gittikçe, ithal ettiğimiz tohum, gubre ve mazot gibi girdilerin maliyetleri artıyor. Sonuç olarak bu da nihai urunlere yansıyor, yani enflasyon olarak geri donuyor. Yetmiyor, Turkiye yaptığı 100 birim ihracat yaparken, bunun onemli bir kısmını da ithal ediyor. İthal ettiği malları kullanarak ihracat yapıyor. İhracat yaptığımıza gore de, ithal etmek zorundayız. İthal ettiğimiz urunleri dolarla ve euroyla almak zorundayız. Kur yukarı gittikçe de sanayicinin girdi maliyeti artıyor. Bu da nihai urun fiyatlarına yansıyor. Yani kur da bir yandan enflasyonu etkiliyor" dedi.

(C) Sputnik /

' DOLAR-TL KURU HAYATİ ÖNEMDE; TÜRK İNSANI İÇİN GÜVEN BAROMETRESİ'

****T urk insanı için en onemli ekonomik gostergenin "dolar-TL kuru" olduğuna işaret Erkinoz "Turk insanı için en onemli ekonomik gosterge dolar-TL kuru. Turkiye'de vatandaşımız için dolar-TL kuru adeta guven barometresi. Bakıyor, kur yukarı gittikçe bir şeylerin kotu gittiği çıkarımını yapıyor. Ve buna bağlı olarak tuketim ve yatırımını yavaşlatıyor. Bunun yukarı gitmesi, her şeyden bağımsız olarak ekonomiyi negatif etkiliyor. Bu kur yukselişi ekonomiyi sadece enflasyon uzerinden değil aynı zamanda yarattığı olumsuz beklentiler uzerinden de etkiliyor. Ama en onemlisi reel sektorun taşıdığı net doviz borcu. Net doviz borcuyla neyi kastettiğimiz açıklayayım. Firmalarımız doviz cinsi uzerinden borcu ve alacakları var. Karşımıza 220 milyar dolarlık bir dev net borç çıkıyor. Kur her yukarı gittiğinde bu borcun TL karşılığı dramatik şekilde yukseliyor. Şubat ayında 3.73'lerde olan dolar-TL kuru, bugun 4.80'lerde. O aradaki farkın 200 milyar TL uzerinde kur farkı zararı yaratıyor. Bu zararlar arttıkça, firmalar karları duştukçe işten çıkarmalara bile başvurabilir. Yani bu yaşanan kur şoku, onumuzdeki donemde Turkiye ekonomisinde bırakın duraklamayı, daralmaya sebep olabilecektir. Bunun da ilk emarelerini gorduk" dedi.

Şahinoz "Vatandaşın bankacılık sisteminde yaklaşık 90-100 milyar dolar yaklaşık dovizi var. Bunları satmıyorlar. Satsalar belki kurda duşuş gerçekleşebilir ancak bu onların kendi tercihi. Ancak onemli bir bilgi var. Vatandaş kurun çok yuksek olduğu bu donemde bile doviz satmıyor oluşu, dovizin daha da artacağına yonelik inanışa işaret ediyor. 4,90'dan doviz alacağını soyleyen bile var. Bu da o kişiler dovizin 5'in de ustune çıkacağına inandığını gosteriyor. Yani Turkiye'de faiz artışı kadar huzur artışı da son derece onemli. Bu huzuru sağlayabilirsek, kurda da duşuş yaşanabilir. Sosyolojik gerilimi azaltmak, finans dışı çozumler de şart" diye ekledi.

' MERKEZ BANKASI KURU DURDURMAK İÇİN DÖVİZ ARTIRMALI'

****Kur şokunun durdurulması için TCMB'nin faiz artırma yoluna gitmesinin kaçınılmaz olduğunu savunan Şahinoz "Eğer Merkez Bankası bu kuru durduramazsa, belli bir duzeyde istikrara kavuşturamazsa, ki bu bana gore 4.30 ve altı, Turkiye ekonomisi bu kur şokundan dolayı daralma surecine gidecektir. Merkez Bankası'nın bunu yapabilmesi için, mevcut faiz oranını yuzde 17'lere çekmesi lazım. Bankalar, piyasaya yuzde 17 civarında faizle para satabilecekken, bunu duşuk faizle neden TCMB'ye satsın? Haliyle, o doviz-swap mekanizması da çalışmıyor. Elbette bu ulkede faizin yukselmesini hiç kimse istemez. Bu ne bankaların işine gelir ne de vatandaşın ne firmaların ne de devletin işine geliyor. Borcu olan kesim faiz artışı istemez. Ama şartlar bunu gerektiriyor. Hatta faizin şu an yuzde 17'ye çekilmesi bile yeterli bir çozum olmayacaktır. Çunku Merkez Bankası geç kaldı. Ve daha fazla geç kaldıkça da; tedbirlerin daha buyuk olması gerekliliği doğuyor. Şu an tanıklık ettiğimiz durum, geç tedbirin guç tedbir oluşu" ifadelerini kullandı.

' S&P RAPORUNDA S-400 ALIMINI DEĞİNİLEN TÜRKİYE AÇIK AÇIK TEHDİT EDİLİYOR'

****Ş ahinoz "Doviz kurunun bu denli artmasında derecelendirme kuruluşlarının da onemli rolu olduğuna işaret etti:

"Son haftalarda iki kredi derecelendirme kuruluşu notumuzu indirdi. Bunlardan biri Moody's; diğeri de S&P. Özellikle S&P'ye değinmek onemli çunku S&P'nin raporunda onemli bir kısım var. Bu kısım maalesef çok konuşulmadı ancak S&P, raporunda Turkiye'yi açık açık tehdit ediyor; Amerika'nın bir yada kamu bankaları da dahil birkaç bankamıza ceza verebileceğinden dem vuruyor, bankacılık dışındaki firmalarımıza ceza verme potansiyelinden bahsediyor. Raporda Turkiye'nin S-400 alımına kadar karışılmış. Halbuki normal şartlarda, bir derecelendirme kuruluşunun, bir ulkenin yaptığı askeri alımlara karışmıyor olması gerekiyor. Ama S&P olayı aşmış. Turkiye'nin Amerika'yla olan ilişkilerindeki gerginliği Turkiye'deki finansal piyasalar açısından tehlikeli olabileceğini soyluyor. Haliyle, bir derecelendirme kuruluşunun ekonominin buyumesiyle işsizlik vs gibi gostergelerle ilgilenmesi gerekiyorken; Turkiye''nin yaptığı askeri yatırımları ele almak ve oradan yola çıkıp başka çıkarımlar yapmak ve oyle bir ceza gelebileceğini rapora eklemek çok ciddi bir durum. Boyle bir raporun emsalini bulmak pek zor olur. Ancak bu derecelendirme kuruluşları, sonuç olarak Amerika'nın etkisi altında ve Amerika'yla uluslararası politikada yaşadığımız gerginlikler bu derecelendirme kuruluşlarının satırlarına net bir şekilde yansıdığı ortada. Bu haberin ortaya çıkmasından sonra dolarda hareketlilik başladı. Bu hareket, Merkez Bankası'nın bağımsızlığıyla ilgili bir takım endişelerle de birleşince ve ustune Fitch de sonra da bir başka derecelendirme kuruluşunun raporu yayınlandı. Bir yandan bunlar olurken, dolar 4,90'ların ustune kadar çıktı."

' BUGÜNKÜ TABLOYU, 15 YILLIK DIŞ BORÇLANMA VE TEK YATIRIMIN İNŞAAT OLMASINA BORÇLUYUZ'

****Birle şmiş Milletler (BM) Kalkınma Programı eski Muduru ve Ekonomist Bartu Soral ise Turk lirasının değer kaybıyla tezahur eden bu endişe verici tabloyu, Turkiye'nin son 15 yıllık ekonomi politikalarına bağlıyor. "Turkiye ekonomisindeki bozulmanın nedeni dış mudahale mi yanlış politikalar mı?" sorusunu Soral "Bu soruya kısaca, uygulanan yanlış politikalar sonucu Turkiye dış mudahalelere açık duruma geldiğini soyleyerek yanıt verebilirim. Yani oncelikle biz sayısız yanlış ekonomi politikasıyla kendimizi dışarıya bağımlı duruma getirdik. 2015 yılı Şubat ayında 'Tunelin Sonu Kriz' kitabında butun bunların sebeplerini ve çozum yollarını anlatmış ve planlı kalkınmadan başka bir çozum yolu olmadığını belirtmiştim. Planlı kalkınmayı uygulamayan, dışarıdan gelen finansmanı ithalat, tuketim ve sadece inşaat, yol, kopruye yonlendiren, sanayisini geliştirmeyen, teknolojide ilerleme sağlamayan her ulkenin eninde sonunda odemek zorunda kaldığı bedeli oduyoruz. Yani hem 15 yıl dışarıdan borçlan, onu tuketime ve ithalata harca, yatırım olarak da sadece kopru yol inşaat yap, hem de suçu sisteme at. Yok oyle" diye yanıtlıyor.

(C) Sputnik / Oleg Lastochkin

T ÜRKİYE, 2001 BENZERİ BİR KRİZİN EŞİĞİNDE Mİ?

****2001 y ılının Şubat ayında zirvesi yaşanan ekonomik krize benzer bir krizin kapıda olduğu şeklindeki değerlendirmelerin hatırlatılması uzerine Soral "Şimdi diyorlar ki ekonomi 2001 yılındaki kriz gibi bir kriz mi yaşayacak? Maalesef 2001 ile bugunu karşılaştırınca durum çok daha kotu çunku bugun 2001'den farklı olarak çok daha buyuk bir borç yuku var" dedi.

2001 ile bugunu 'O zaman hane halkı 5 milyar TL borçluydu, bugun yaklaşık 490 milyar TL borçlu' diyerek karşılaştıran Soral "Turkiye'de bankacılık sistemi de reel sektor de hane halkı da aşırı borçlu. Bu sefer 2001 krizinden çok daha farklı bir durumla karşı karşıyayız. 2001 krizinde hane halkı 5 milyar TL borçluydu, bugun yaklaşık 490 milyar TL borçlu. O zaman harcanabilir 100 liralık gelirinin 3.5 lirasını borçluydu, şimdi 55 lirasını borçlu. Bu borcun yarısı tuketici kredisi ve kredi kartı borcu. Ve dar gelirliler yani gelirlerini ilk once kaybedecek kesim en borçlu kesim olarak one çıkıyor" diye konuştu.

' DOLAR YÜKÜ KALDIRILAMAZ NOKTADA'

****Reel sekt orun kredi borcu da 2001 krizinden çok farklı olduğunun altını çizen Soral "2002'de 41.5 milyar TL olan ve bankalardan alınan ticari kredi borcu bugun 1 trilyon 600 milyar TL'ye yukseldi. Ayrıca reel sektor için bir doviz riski var. Reel sektor doviz pozisyonu 223 milyar dolara ulaştı. Doların her yukselişinde, reel sektore bilançolarında kambiyo zararı artıyor. Buyuk şirketler dahil olmak uzere pek çok firma için dolar yuku kaldırılamaz noktada. İflaslar çok yakın gorunuyor" ifadelerini kullandı.

Bankaların krediye aşırı yuklendiğini ve kredi geri odemelerinde de ciddi bir yavaşlama olduğunun altını çizen Soral "Bankacılık kesimi için guçlu deniyor ama bu gerçeği pek yansıtmıyor. Bankalar krediye aşırı yuklendi ve tıkanma arttıkça kredi geri odemeleri yavaşlıyor. Bankaların dış borcu 1989 yılında yaklaşık 10 milyar dolardı. 2002'de 20 milyar dolar oldu. Yani AKP oncesi 14 yıllık sureçte bankalar dışarıdan 10 milyar dolar borçlandı. Bugun bankaların dış borcu 195 milyar dolar. Yani bankalar, AKP doneminde yurt dışından yaklaşık 175 milyar dolar borçlanmışlar. Sorunlu kredilerin bankaların odenmiş sermayelerine oranı 2012'de bire birdi. Bugun bankacılıkta sorunlu kredilerin toplam miktarı odenmiş sermayelerinin 2.13 katına ulaştı. Rakamsal olarak 2012 yılında toplam sorunlu kredi 55 milyar TL'ydi 2017 sonunda 181 milyar TL'ye ulaştı. Sorunlu kredilerin bankacılık kesimi oz kaynaklarına oranı 2012 yılında yuzde 30'du 2017 sonunda yuzde 50'ye ulaştı" dedi.

' 2003-2017 ARASINDA 983 MİLYAR DOLARLIK DIŞ TİCARET AÇIĞI OLUŞTU'

Soral "Bu borçlanmanın nereye harcandığını dış ticaret verileri ortaya koyuyor; AKP oncesi 14 yılda, yani 1989-2002 arasında Turkiye toplam 189 milyar dolar dış ticaret açığı verdi. Yıllık ortalaması 13.5 milyar dolar. AKP donemi, 2003-2017 arasında ise 983 milyar dolarlık dış ticaret açığı oluştu. Yıllık ortalaması 70.2 milyar dolar. Aradaki farka bakar mısınız? Demek ki biz son 14 yılda ne yapmışız? Dış borç alarak, dışarının malını satın almışız. Kendimiz, bırakın uretimi arttırmayı, mevcut uretim kapasitemizi de bitirmişiz. Sadece inşaata, yola, kopruye yatırım yapmışız. Teknoloji ve sanayiyi bir kenara koyuyorum, tarım urunlerini bile ithal eder duruma geldik" dedi ve şoyle devam etti:

"Uluslararası ekonomi dunyası 15 yıldır surdurduğumuz, yurt dışından borçlan, yurt dışından satın al, tuket formulunun sonuna gelindiğini goruyor. AKP, 15 yıldır ne yaptıysa aynısını yapacağı için artık kredi bulamaz duruma doğru hızla gidiyoruz. Ancak muhalefet partilerinde de ciddi bir planlama çalışması olmadığını goruyoruz. Zaten ortada kalkınma konuşan, planlama konuşan yok. Hepsi sorunu tespit ediyor ama çozum nedir deyince hamasetten ote bir soz duyamıyoruz."

EKONOM İNİN BU GİDİŞATININ DURDURMANIN YOLU NEDİR?

Peki, ekonominin bu gidişatına 'dur' diyecek çozum onerisi nedir? Soral bu soruyu şoyle yanıtlıyor:

"Şimdi yapılacaklar belli. Ortada yonetmek zorunda olduğumuz bir borç yuku var. Bir uzlaşma ile bu yuku krize donuşturmeden yoneteceğiz. Bankaların da kredi tahsilatında sorun var. Ne bankaları batırabiliriz, ne şirketleri. Hane halkının da borcu için belli uzlaşılara gidilecek. Kamu maliyesini de rahatlatmak için kapsamlı bir vergi reformu suratle gundeme alınacak. İlk tedbirler bunlar. İkinci konu ekonomide ciddi yapısal reformları planlanmalı. Nedir bunlar? Öncelikli olarak gorece ustunluğumuz olan tarımsal uretim tekrar planlanmalı. Çiftçi uretecek. Girdi ve mazot desteği olacak. Satışı, finansal desteği ve teknolojik yardımı devletten gelecek. Yani kamu tarım piyasasını denetleyecek ve duzenleyecek. Çiftçi urettiğinden para kazanacak. Tekrar uretime donecek. Sadece uretimle ilgilenecek. Toprak ve bolgesel verimlilik haritası çıkartılacak. Yani hangi iklimde, hangi bolgede, hangi urun ekilirse verimlilik yuksek, hasat fazla oluyor; bu urunler hangi pazarlara satılacak, oraya nasıl ulaşacak? Yuksek uretimin yanına hangi tarım sanayi fabrikası kurulabilir, urun hangi pazarlara satılır? Çozum, bu soruların doğru şekilde yanıtlanmasından geçiyor."

Turkiye'nin tarımdaki dış ticaret açığının da trajik seviyelere çıktığının altını çizen Soral "Turkiye 780 bin km kare toprağıyla tarımda yılda 7 milyar dolar dış ticaret açığı veriyor. Hollanda bizim onda birimiz toprağı yok ama tarımda yıllık dış ticaret fazlası 40 milyar euroyu geçti. Uluslararası araştırmalar toprak sahipliğinin verimlilik artışında ilk faktor olduğunu ortaya koyuyor. Buna da bir duzenleme getirmemiz gerekiyor" dedi.

' SANAYİ PLANLAMASI ŞART'

Bir diğer onemli konunun da sanayi planlaması olduğunu soyleyen Soral "Ara malını ithal ediyoruz, bunu yurt içine taşımamız lazım. 2002 oncesi urettiğimiz urunler tekrar ulke içinde uretilmeli. Bu aklına gelenin orada burada fabrika açması demek değildir. Bu butuncul bir plan kapsamında yapılır. Bolgelerin gorece ustunluğu hangi sektorlerdedir, atıl kalmış yatırımlar nelerdir, bunlar tespit edilir, ona gore bir butuncul plan çıkarılır, uretim yerinin tespiti, urunun satılacağı pazarlar ve bu pazarlara ulaşım hatları. Öncelikli tercih deniz yolu olmak zorunda. Denizi hem iç hem dış taşımada hemen hiç kullanmıyoruz. Hem tarım hem sanayi merkezleri için ara elemanı yetiştiren meslek okulları, hemen bu merkezlerin yanında açılacak. Öğrenci tarım ve sanayi pratiği ile teoriği bir arada işlerken gençler için hızlı bir iş gucu kapısı da açılmış oluyor. Tarım ve sanayideki ara eleman açığı da kapanıyor. Bu bir cazibe çekim merkezidir. Şehir planlaması ve yığılmanın da onune geçilebilir. Yani butuncul bir sanayi planlaması şart" ifadelerini kullandı.

Uluslararası finansal sermayenin yonetiminin eksikliğine vurgu yapan Soral "Bizi son 15 yılda gelen dovizi tuketime ve inşaata yatırdık. Halbuki, uretime, fabrika kurulumuna, teknolojiye yonlendirmeliydik. Ama bu imkan bitmedi, dış finansman da kurumadı. Olay sizin hangi politikayı seçtiğinizde. Yoksa dış finansman aldığı faiz kazancına bakar" dedi.

' HANGİ POLİTİKALARIN TERCİH EDİLDİĞİ HATIRLANMALI, SUÇU SİSTEME ATIP KAÇMAK YOK'

Tarım ve sanayi politikaları ile uyumlu olarak teknoloji geliştirilmesi gerektiğinin de altını çizen ekonomist "Kim yapacak bunu? Lise eğitimi ile, universite eğitimi ile, araştırma geliştirme kuruluşları ile devlet yapacak. Özel sektoru verimli uretim için teşvik edecek ama denetlemeyi de ihmal etmeyecek. Kalkınma ekonomisi bu. Ekonomi tarihine bakın. İşte Asya ulkeleri, Guney Kore, Japonya, Çin. Uygulama hep aynı. Bakın Guney Kore 1960 yılında kişi başı 158 dolar milli gelire sahipken Turkiye 509 dolardı. Bizim uçte birimizdi. 1980'de biz 1.564 dolar onlar 1.705 dolar kişi başı gelire ulaştı. Kalkınmaları aynı hızda devam etti; 2000 yılında 12 bin dolar ve 2015'de 27 bin dolar kişi başı gelire ulaştılar. Biz ise 2000'de 4.317 dolar, 2015'de 10.985 dolarda kaldık. Hangi modelle gelişti? Biraz once saydığım modelle. Bakınız Asya bize guzel ornek Guney Kore, Japonya, Tayland bu modelle gelişirken, Malezya, Endonezya, Filipinler bizim gibi dış sermaye girişi ile tuketime yoneldi. Sanayileşme ve teknoloji gelişimini ıskaladı. Sonuç? Ekonomik buhran, işsizlik, enflasyon. Yani olayı uluslararası guçlere atarken siz kendi ev odevinizi ne kadar yaptınız? Hangi politikaları seçtiniz bunları da duşunmek gerekiyor. Suçu sisteme atıp kaçmak yok" diye ekledi.