Özet (TL;DR) @ 2018-05-21 09:26:51.542390: “Sanat için ölürüm” lafını öylesine söylemiyor. Neredeyse her performansında, sadece sanatın değil, insan bedeninin de sınırlarını zorluyor. Bir sandalyede toplam 736 saat boyunca, yaklaşık 750 bin…
New York 'tan Madrid'e selamlar… Son 5-6 aydır oradasınız sanırım. Nasıl geçiyor gunleriniz?
Gerçekten mi soruyorsun bunu yoksa nezaketen mi?
Ger çekten şu anki ruh halinizi merak ediyorum…
İngilizlerden oğrendim bunu da. Kibar millet. Sokakta, kafede kiminle karşılaşsan 'Bugun nasıl hissediyorsun?' diye soruyor, son derece nazik bir tonda. Londra'daki ilk gunlerim... O zaman gencim. Her halim hatırım sorulduğunda ciddiye alıp uzun uzun yanıtlıyordum o sabah nasıl bir ruh hali içinde uyandığımı. Sonra neler hissetmeye başladığımı, ağrılarımı, sızılarımı… Bir gun, bir arkadaşım 'Yahu nezaketen sordum, hayat hikayeni anlatmaya başladın' dedi ve çekti gitti yanımdan. O gun, ayakustu geyik sohbetlerin insanı olmadığımı anladım. Artık 'Nasılsın' diye soranlara 'Sadede gel' diyorum.
Peki sadede gelelim. Ge çen sene çıkan, Turkçe edisyonu da bu ay basılacak
'Duvara Karşı Yurumek' (Walk Through Walls) adlı biyografi kitabınıza…
Önce sana bu biyografiyi neden yazdığımı anlatayım… Zaman içinde kendini
yargılamadan, gayet objektif bir şekilde geçmişe bakabilmenin kıymetini ve
erdemini keşfettim. Bu da hayatımın donum noktalarından oldu. Gençlik, insan
hayatının en deli divane donemi. Aklın başında değil. Oradan oraya
savuruyorsun kendini. 70'ime vardığımda, zamanında gençliğin verdiği o ateşi
ve duygusallığı bir kenara bırakıp hayatıma bilgelikle bakmak istedim. Başına
gelenleri ve tum yaşadıklarını, uzerine gram duşunce eklemeden, olduğu haliyle
gormek, bakmak ve her yaşınla tek tek barışmak…
Sanatçı, her daim provokatif: 2016'da Vanity Fair için Annie Leibovitz objektifine bu pozu verdi.
400 k usur sayfalık bu gunah çıkarma seansının asıl nedeni sizce ne? Kendini aklama derdi mi yoksa dertlerle barışma hali mi?
İnsan, en çok kendinden çeker. Kendine çektirir. Katilini bile affeder de kendisini affetmez. Bir yaştan sonra, zihnindeki o kırbacı bırakmayı bilmeli insan. 'Olan oldu, olması gerektiği gibi oldu' diyebilmeli. Hayatımda doktuğum her gozyaşını, teri, kanı ve başarısızlık damarlarını en gerçek haliyle anlatmak istedim ki okuyucuya çok gerçekten 'Ben her şeye rağmen bugunku ben olabildiysem, siz hayli hayli olursunuz' diyebileyim.
Peru 'da katıldığınız ayuvesca seremonilerinin, Brezilya'daki ruhani liderlerin izinde çektiğiniz belgesellerin, son donem işlerinize yansıması çok. Neler keşfettiniz?
Kendi enerjisinden korkan bir insan topluluğuna donuştu toplum. Etrafındakilere bir bak. Dikkatlice incele. Ortak noktalarının hayatı ne kadar da dikkatli yaşamak olduğunu goreceksin. Muthiş bir dikkat bu. İnsanların odu kopuyor yaşamaktan, duşmekten, incinmekten, kalp kırıklığından, başkalarının gozunde alay konusu olmaktan. Hayat dediğin, oyle pur dikkat, incineceğim korkusuyla, şahane olmalıyım baskısıyla yaşanmaz. Zindanlarda çurutursun kendini. Korkmayacaksın içinde duşen bir fikirden. Atlayıp gideceksin korkusuzca. "Neysem oyum arkadaş" diyebileceksin once ayna, sonra toplum karşısında. Kolay değil. Zaman ve emek istiyor.
" Neysem oyum" diyebiliyor musunuz artık?
Her zaman. O konuda hiç zorluk çekmedim. Umurumda bile olmadı. Duygularıma gore yaşadım. Hep duygularım karar verdi. Ancak kendi kalbiyle iletişimini açık tutabilen insan, gerçek enerjisini keşfeder ve kullanabilir. Aslolan hep kalbinden geçendir. Ancak onu hissedebildiğinde saf enerji senindir.
" Üç Marina var bu kitapta…" diyorsunuz: Spritual, savaşçı ve boktan Marina. Hangisi, kabullenmekte ve gostermekte en zorlandığınız olanı?
Kitapta uç yazdığıma bakma…. Bin insan var bir insan içinde. Hepimizin içinde. Fakat, suratında kat kat maskeyle dolaşıyor herkes. Her maske, kendinde utandığı ve barışamadığı bir yonunun eseri. Maskelerinden kurtulup daha hafif yaşamak istiyorsan içindeki tum kimliklerle tek tek barışacaksın. Ancak o zaman gerçekten kendini tanıyabilirsin. Kendinle barışmadan, başkalarıyla nasıl barışık bir ilişki kurabilirsin ki zaten?
Nas ıl yuzleşebilir, barışabilir insan?
Hiçbir şey yapmadan oylece durmak, modern insanın en buyuk kabusu. Sanki
işkence. Anca durabilmeyi oğrendiğinde gerçek senle tanışabilirsin, kafanın
içindeki uğultuyu değil kalbinin derinliklerindeki sesi dinleyeme başlarsın.
Hiçbir şey yapmamak, gerçekten bir şey yapmanın başlangıcıdır. Millet şu an
kendini paralıyor, hayat amacını, yolunu ve ait olduğu yeri bulmak için ne
yapacağını şaşırmış durumda. Oysa sebep ve sonuç belli:İstemediğimiz bir işte,
meslekte olmanın, bizi mutsuz eden bir ilişkide sıkışık kalmanın, kısaca
hayatta bizi huzursuz eden her şeyin asıl sebebi bir oturup hiçbir şey
yapmadan durmayı becerememek.
Terapiler, tap ınmalar, seremoniler de mi boşuna?
Hata uzerine hata… Evliliğini duzeltmek için uzerine çocuk yapıyorsun mesela. Belki faydası dokunur diye. Yahu mutsuzluktan kırılıyorsun, için çurumuş. Çocuk mu içini onaracak? Kendi hapishanemizi kendimiz yaratıyoruz. Etrafımıza demirden parmaklar oruyoruz. Sonra da nasıl da istemediğimiz işin, yaşam tarzının ve evliliğin içinde sıkıştığımızdan yakınıyoruz. Ne yaptıysam ozgur hissetmek adına yaptım. Özgur hissetmek ve rahat, istediğim gibi nefes almak benim için her şeyden onemli oldu. Aşktan, sanattan bile… Özgurluğumun peşinden gittim.
Ş u an, kendinizi tamamen ozgur hissediyor musunuz?
Kendimi geçmişe nazaran daha iyi hissediyorum diyebilirim. Bu noktaya varmam
bile 70 yılımı aldı! 'Yetmiş' derken tuylerim hala diken diken oluyor.
(guluyor)
" Neysem oyum" taktiği işe yaramıyor mu yaşlanma korkusunda?
Bir kere rakam olarak çok iri duruyor: 70! Başlarda çok dramatikti. Kendimi
korkunç hissettim.
Sonra?
Benden 21 yaş kuçuk sevgili yaptım. Kendimi hiçbir yaşımda şu an
hissettiğim kadar seksi ve kadınsı hissetmemiştim! Şahane bir şeymiş yaşamak.
Her şey aşktan yani?
Her şeyin başı da sonu da, koku de meyvesi de aşk. Hayatın her gununu aşk
için, aşkla, aşka rağmen, aşkı için yaşamalı insan.
70 'lerden bugune sergilediğiniz işlerinize bakıyorum. İzleyecilerin tepkisi hep aynı: 'Deli işi', 'ne kadar da cesur'… Nereden geliyor sizce bu cesaret? Korkulardan tamamen aranılmış bir hayat sizce mumkun mu?Korkularını yok edemezsin. Sevmek, gulmek, şaşırmak kadar doğal bir eylemdir korkmak. İnsanın doğasında var bir kere.
Korku her zaman orada olacak. Önemli olan, senin onu nasıl taşıdığın ve kucakladığın. Deli Lama'nın şahane bir sozu vardır: "Eğer bir problem varsa bunu çozmenin iki farklı yolu vardır. Problem varsa ve bunu çozduysen, sorun yok demektir. Problem var fakat çozemediysen yine sorun yok demektir." Israr etmenin, zorlamanın manası yok. İnsan bu. Bazen zamana, kadere, evrene, her şeye kafa tutar. Diretmenin ve direnmenin faydası yok. Zararı kendine. Oluruna bırakmayı oğreneceksin. Zamandan daha iyi mi bileceksin neyin doğru zamanı olduğunu?
Aynı nehirde iki kere yıkanmaz. Her şey muthiş bir değişim içinde surekli değişir. Hayatta sıradan gibi gozuken bir gunu bile tamamlamanın mucizevi bir tarafı var.
" Her şeyin başı şukur"e mi varıyoruz buradan?
Her zaman. "Tanrı aşkına saçmalığı kes ve şu gunu tamamlayabildiğine duacı ol"
' Yaşam kahramanım' dediğiniz Maria Callas'ın hayatından ilhamla çıkan 'Abromovic'ın Yedi Ölumu' adlı operayla olumu bir performans sanat konusu olarak çalıştınız. Ölume dair bakışınızı değiştirdi mı bu proje?
Ölmeden, olum hakkında bir fikrimizin olması pek mumkun değil. Onu da olunce duşunur, o zaman konuşuruz. Gerisi hep varsayım. Zaten, farkında olmadan duştuğumuz en buyuk yanılgılardan biri de bu. Hayatı, 'varsayımlardan ibaret' tutmak.
Kafamızda yarattığımız varsayımlar kadar hayat.
Hayatı, hep bir sonrakini 'isteyerek' yaşıyoruz.
Hayatı, gerçekten hissetmeden ve duşunmeden, sadece bir sonraki adımda ne elde edeceğimizi isteyerek ve hesaplayarak geçiriyoruz. Araba, meslek, unvan, ev, ikinci araba, sonra bir ev daha… Sonu gelmeyen bir isteme hali bu. Bir sonrakini istemeye programlı insan, bu yuzden olumden bu kadar çok korkuyor.
Abramovic ve kendisi gibi performans sanatçısı olan aşkı Ulay, 1975'te tanıştı. Birlikte sıradışı işlerin yanı sıra tutkulu bir ilişkiye de imza atıp 1999'da Ulay'ın ihaneti yuzunden ayrıldılar. Bu ayrılık 21 yıl, Abramovic'in 2010'daki New York MoMa performansına kadar surdu. Abramovic 'The Artist is Present' performansında tanımadığı insanlarla belli sure karşılıklı oturup goz teması kuruyor ve tepkisiz kalıyordu. Ta ki eski sevgilisi habersizce gelip karşısına oturana kadar... O an sanatçının gozunden yaşlar akmaya başladı.
Korkuyor musunuz olumden?
Korkmuyorum çunku bir adım sonramı değil şu anı hissederek ve duşunerek yaşıyorum. Manifestosunu bile yazdım: En buyuk hayalim, bilincim tamamen açık, nefret ve ofke duygularından tamamen arınmış bir şekilde olmek. Bu cumleyi şekillendirmek için yıllarca olum uzerinde okudum ve çalıştım. Çok az insan olmenin aslında ne demek olduğunu biliyor.
Ç OĞU RAHATSIZLIĞIN KÖKÜNDE AFFEDEMEME SENDROMU VAR
Kitab ınızı hem dostlarınıza hem duşmanlarınıza itaf ediyorsunuz… Duşmanlarımızdan, kendimize ve hayata dair neler oğrenebiliriz?
O kadar çok şey var ki oğrenecek… Affetmenin gerçek erdemini ancak bir duşmanın sayesinde oğrenebilirsin. Dostunu affetmek kolaydır çunku. Çoğu hastalığın, rahatsızlığın kokunde affedememek vardır. Affetmeyi bilmeyen insan, içinde bir kanser hucresi gibi, bir nefret kutlesi taşır. Bu kutlenin ne zaman, nereye, ne kadar sıçrayacağını asla kestiremezsin.
Zihindeki o ses, s urekli ne kadar haklı olduğunu kulağına fısıldayıp dururken nasıl kurtulacağız o nefret kutlesinden?
Bırakmayı oğrenmekten başka çaren yok. Bırakabilmek için once durabilmen lazım. Durmayı oğreneceksin. Durmaya alışacaksın.
SANAT İÇİN ÖLMEYE ÇOKTAN HAZIRDIM
D unya bugun çok farklı bir iklim altında. 80'lerde yaptığınız performansları bugun olsa, aynı kurguda, yine yapar mıydınız?
70'lerde de durum çok farklı sayılmazdı. İnsan vucudunu bir performans enstrumanı olarak kullanmanın farklı yollarını arıyordum.
' Rhytm 0' başlıklı performansınız misal. Galeride, bir sandalyede oturuyorsunuz. Ve yanınızda, uzerinde şarap, parfum, bıçak, kuş tuyu, jilet, gul, mermi, tabanca, testere, kibrit, kamçı gibi objeler olan bir masa. Üzerindeki notta da bu nesneleri kullanarak izleyicinin size istediğini yapabileceğini yazıyor… Ve, adeta topluma size oldurmesi için bir fırsat yaratıyorsunuz…
Öldurmeye kalkanlar da korumaya çalışanların da çıktığını gormek, insanlığın karanlık psikolojisine dair çarpıcı bir deneydi tabii.
35 y ıl onceki Marina'ya donup o performans oncesi ne soylemek isterdiniz?
"Aferin, kızım. Sen bildiğini okumaya devam et" derdim.Çok gençtim ve olmeye hazırdım. "Kesin bu performans hayatımın sonu olacak" diyordum. Sanat, sahip olduğum ve inandığım her şeydi. Ve sanat için, sanatın kollarında olmeye çoktan hazırdım.
Ayn ı cumleyi 'aşk' için de kurar mısınız?
Ah, aşk… Aşkımdan delirdim, çıldırdım, parçalara ayrıldım. O kadar yıl aşk
yuzunden surundukten sonra şimdiki şansıma inanamıyorum. Geçen hafta
ilişkimizin birinci yılını kutladık. İlk gunku gibi heyecanla…
A şka inanmaktan vazgeçmiyorsunuz, oyle mi?
Nasıl vazgeçebilirsin ki… Her şeyin sebebidir aşk. O olmazsa hayatın anlamı kalmaz. Doğa bu kadar eşsiz ve buyuleyici gozukmez. Çiçekler kokmaz. Ağaçlar coşmaz. Yeryuzunun kaynağı, doğanın anadilidir aşk.
Zaman i çinde değişen ne oldu? Aşk mı yoksa aşkı yaşama haliniz mi?
Kendime duyduğum aşkı kazandım once. Kitapta da yazdım. Çocukken kendimi çirkin ordek yavrusu gibi hissederdim. Nefret ederdim fiziğimden. Kocaman burnum, biçimsiz bir vucudum vardı.
Kitaptaki gen çlik fotoğrafınıza bakıyorum, çirkin ordekle bir benzerlik goremiyorum… Belki de değişen fiziğiniz değil, duşunce yapınız…
Sen onu bir de gençliğime soyle… Yıllar boyunca bakamadım bile o fotoğrafa.
Kitab ınızı, bir sanatçı biyografisinden çok aşka aşık bir kadının hayatı tadında okudum. İki buyuk aşkınıza, Ulay ve Pablo, dair her şey çok gerçek, çok yuksek ve çok 'sanat'. Hele Ulay ile birlikte sergilediğiniz sınırları zorlayan performanslar… 'Breahting In/Breathing Out'da oksijensiz kalana dek birbirinizin nefeslerini içiniz çekmeniz, 17 dakika sonra baygınlık geçirmeniz… Aşk için yine aynısını yapar mısınız? Aşk, pişmanlık tutar mı?
Hayatımın her adımı, bir sonrası için ders niteliğindeydi. Pablo'nun beni terk ettiği gun, dunya başıma yıkıldı ve ben altında ezildim sandım. Meğer, omzumda taşıdığım dunya kadar yukun farkına varmış ve yavaş yavaş kurtulmaya başlamışım. Sonradan fark ettim. Meğer, Pablo'nun beni terk ettiği gun başıma gelen en iyi gunmuş. O gunu yaşamamış olsaydım aşka kadar bu kadar şey oğrenmeyecektim. Hayatında başına gelen her şeyin, karşına çıkan her insanın mutlak bir sebebi vardır. Hayat o kadar da çozulmesi sır bir kapalı kutu değil. Önune o kadar çok işaret çıkıyor ki…. Önemli onları gormesini ve okumasını bilmek.
Kariyerinin en buyuk şovunu sergilemek için 2020 yılını bekliyor. Londra'daki Royal Academy'nin ana bolumunde sergilenecek bu şov kapsamında, vucuduna 1 milyon voltluk elektrik verileceğini açıkladı.
Kaderci misiniz?
Şurada bir Slav, bir Turk bir araya gelmişiz, kaderden batıl inançlardan
konuşmayacağız da ne yapacağız… Bizim bolgeden, topraklardan gelen bir batıl
inanç meselesi var ki bence hepimizin genetiğine işlenmiş durumda. Evimdeki
nazar boncuklarının sayısını unuttum. Merdiven altından geçen bir siyah kedi
goreyim, iki gun kendimi eve kilitlerim.
Haz ır 'bizim' oralara donduk, biraz da ailenizdeki Turk damarından
bahsedelim…
Buyukannem, Turk asıllı. Çocukluğumu ve gençliğim, Turk yemekleri ve Turk kahvesi şekillendirdi. İddia ediyorum: Buyukannem, dunyadaki en iyi Turk kahvesini pişirirdi. Her sabah birbirimizin kahve falına bakar, hayattan ve hayallerden konuşurduk o mutfak masasında. O Turk kahveleri sayesinde hayata dari fikirlerim gelişti.
60 'INDAN SONRAKİ ŞÖHRETİ KİM NE YAPSIN
Sanat d unyasındaki imajınız, gerçek kişiliğinizi ne kadar yansıtıyor sizce?
Farklı yonleri var tabii. Gunluk hayatımda aşırı neşeli, gulmeyi ve guldurmeyi seven, olur olmadık durum ve yerlerde edepsiz fıkralar anlatmaya bayılan biriyim. New York'a donduğum gibi bir Turk kahvesi için buluşmamız lazım. Ve sana bir gorev: Buluaşana kadar bana oğreteceğin birkaç edepsiz Turk fıkrası çalış. Babaannem, kufurbaz fıkraları sağolsun, beni neredeyse bir Turk çocuğu gibi yetiştirdi.
Kahkahalar ınız da gozyaşlarınız kadar gorkemli olmalı….
Hem de nasıl… Gulmek, zihni temizlenir. Daha berrak gormeni sağlar. Guldukçe
hucrelerin yenilenir. Dışarıdan matrak bir kadın imajı veriyor muyum sence?
Kitapta çocukluğunuza dair travmatik durumları, anne dayaklarını, evdeki
şiddeti, ince bir ironiyle aktarmanız bu yonunuze dair kuçuk bir ipucu belki
de…
Başına gelen her şeyi o kadar da ciddiye almayacaksın. Kendinle dalga geçmesini bilirsen hayatın yukunu epey hafifletirsin. Oysa insanlar kendini çok ciddiye alıyor. Hele Instagram sonrası işler iyice çığırından çıktı. Herkes şohret sarhoşluğunda.
Hi ç boyle bir donemden geçtiğinizi hissetiniz mi? Şohretin tatlı miskinliğine kapıldığınız…
25'imde şohret olsaydım belki durum değişirdi. Aman canım, 50'sinden, 60'ından sonra gelen şanı şohreti kim ne yapsın… Değişecek halim mi kalmış? 60'sından sonra unlu olmak angaryadan başka bir şey değil. Woody Allen'ın dediği gibi: "Doğru. Bugun bir yıldızım. Yarınsa koca bir kara delik".
Amerikan değilim. Sırp değilim. Hollandalı değilim. Ben kimseyim. Goçmenim. Benim memleketim dunya. Ülkelere, bolgeleri ayrılmamış, tek başına kocaman bir memleket olan dunya.

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.