Özet (TL;DR) @ 2018-05-16T18:38:00.000Z: Eski Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, "Emperyalizmle işbirliği yaparak Suriye devletini çökertmeye çalışmak, doğrudan İsrail stratejilerine hizmet etti "dedi. 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı…



ABD'nin buyukelçiliğini Tel Aviv'den Kudus'e taşımasının ardından İsrail guvenlik guçlerinin Gazzelilerin tepkisini onlarca kişinin olup binlercesinin yaralanmasıyla sonuçlanan bir katliamla bastırma girişimi, İsrail ve Turkiye arasında sert soz duellolarına sebep oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Twitter uzerinden kendisi için "Erdoğan oldurmeyi çok iyi bilir" diyen İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'ya yine aynı mecradan yanıt verdi. Erdoğan "Ellerinde Filistinlilerin kanı var, Netanyahu, suçlarını Turkiye'ye saldırarak saklayamaz" yanıtını verdi.

Gazze'de yaşananların diplomatik yansımaları da oldu. İsrail'in Ankara Buyukelçisi Eitan Naeh'in, Turk Dışişleri Bakanlığı'na çağrılarak 'bir sure ulkesine donmesinin uygun olacağının' iletilmesinin ardından İsrail Dışişleri Bakanlığı da Turkiye'nin Kudus Konsolosu'nun İsrail'i terk etmesini talep etti. Turkiye de, İsrail Ankara Buyukelçisi Naeh'in ardından, bugun de İstanbul Başkonsolosu Yossi Levi Sfari'nin ulkesine donmesi istedi. Naeh ulkesine donerken; daha once Turkiye'nin Ankara'ya çağırdığı Tel Aviv Buyukelçisi Kemal Ökem de Ankara'ya ulaştı. Tarafların birbirini takip eden bu diplomatik hamleleri, İsrailli buyukelçinin 2011'deki gibi Turkiye'den suresiz gonderilmiş olma ve diplomatik ilişkilerin tamamen kopma ihtimallerini gundeme getirdi.

Ancak ote yandan Salı akşamı, bu gergin politik iklime tezat sayılabilecek bir gelişme yaşandı. Turkiye'nin İsrail'le yaptığı anlaşmaların iptalini isteyen onergenin, AK Parti oylarıyla reddedildiği bildirildi. CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker, Twitter hesabından yaptığı açıklamada İsrail ile siyasi ve ekonomik butun anlaşmaların iptal edilmesi için TBMM Genel Kurulu'na sunulan onergenin AK Parti oylarıyla reddedildiğini soyledi.

Son birkaç gun içinde yaşanan butun bu gelişmeleri, 6 yıl once CNN Turk televizyonunda sarf ettiği "Bunu bir kenara yazın, Kudus'u İsrail'in başkenti yapacaklar. İsrail'in Kudus'u başkent yapmasına yonelik gelişmeleri ortaya çıkaran, bu yolu açan ve destekleyen sayın Erdoğan'dır. Aynı Erdoğan, İsrail Kudus'u işgal ettiğinde bağıracaktır, kızacaktır" sozleriyle gundeme gelen Eski Başbakan Yardımcısı Abdullatif Şener, Sputnik'e değerlendirdi.

' YAŞANANLAR, TAMAMEN İSRAİL'İN 1980'LERDEN BU YANA TARTIŞILAN POLİTİKALARINA UYGUN İLERLİYOR'

****Bug un yaşananların, Arap Baharı'nın başlangıcından bu yana "ongorulebilir" olduğunu ve surecin tamamen İsrail politikalarına hizmet ettiğine işaret eden Şener "Bildiğiniz gibi, bu Arap Kara Kışı (Arap Baharı) 2010 yılının sonlarında başlamıştı. Suriye'deyse 2011 yılından itibaren gosteriler başladı. Benim CNN (Turk) televizyonunda yaptığım konuşma, Suriye'de olayların başlamasından bir yıl sonrasına denk geliyor. O konuşmayı, Ağustos 2012 tarihinde yapmıştım. Olayların başlangıcından aşağı yukarı 15 ay sonra işin nereye evrildiği gorulmeye başlamıştı. Her ne kadar o donem de demokrasi nutukları atmaya başlamış; bolgede demokratikleşme ruzgarı estirmekten soz etmiş olsalar da, bunun aslı astarı yoktu. Zira butun yaşananlar bolgede yaşananlar istikrarsızlık meydana getirmeyi amaçlayan emperyalizm kurgusundan ibaretti" diye konuştu.

Şener "Bu Arap Baharı, benim deyimimle 'Arap Kara Kışı' denilen dalga, daha onceki Buyuk Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi'ne (BOP) dayanmaktadır. Bu proje, ilk kez 2004 yılında ABD'nin Sea Island kasabasında gerçekleştirilen G-8 toplantısında dunyaya duyurulmuştur. Bu toplantıda Turkiye de projenin eş başkanı ilan edilmiştir. Ama BOP denen proje 1980'lerde basına yansıyan ve dunyada buyuk tepkiler uyandıran İsrail stratejilerine dayanmaktadır. Bu stratejiler, o donem 'Oded Yinon Planı' olarak gundeme gelmiş ve dunyada tartışılmıştır. İsrail stratejilerinin ozunde, İsrail'e komşu ulkelerin kuçuk parçalara ayrılması, İsrail'in emperyalist politikalar izlemesi ve parçalara ayrılan ulkeler uzerinde dominant haline gelmesi var" şeklinde konuştu.

(C) AFP 2018 / KHALED DESOUKI

' KUDÜS, BAŞINDAN BERİ İSRAİL'İN STRATEJİK HEDEFİYDİ'

İsrail'in 1980'lerden bu yana tartışılan projelerinin zamanla "Buyuk Ortadoğu Projesi'ne çevrilmiş ve Arap Baharı olarak da araziye surulmuş olduğuna" işaret eden Şener "Bu projenin planlaması kapsamında dunyanın dort bir yanında uretilen Kaide bağlantılı seyyar teroristler bolgeye taşınmış, onlara lojistik destek ve finansal destek sağlanmıştır. Bu çeteler, başta Suriye olmak uzere bolgeyi yağmalamaya başlamış, devletin egemenliğini ortadan kaldırmaya ve ulkeleri parçalamaya yonelmişlerdir. Bu parçalanmışlık ikliminin sonunda İsrail'in genişlemesine yol açacak olan ve sonunda İsrail'in genişlemesine yol açacak olan İsrail stratejileriyle bağlantılı olduğunu ben ilk gunden beri soyluyordum" ifadelerini kullandı.

Kudus'un o donemden bu yana İsrail'in "stratejik hedefi" olduğuna işaret eden Şener "İsrail'in ilk stratejik hedefinin Kudus olduğu belliydi. Bir yılı geçmiş olan 'Arap Kışı' doneminin ardından gelişmelerin İsrail'in stratejilerine uygun olarak devam ettiğini goren biri olarak, daha o donemden bugunku gelişmelerin yaşanacağını ilan etmiştim. İsrail, oteden beri Kudus'un kendisinin başkenti olduğunu soyluyor ama ulkelerin buyukelçileri Kudus'e taşınmadığı takdirde, orayı başkent saymak mumkun olmadığı için ABD'nin diğer ulkelere de referans olacak şekilde buyukelçiliğini oraya taşıması, Kudus'u fiili olarak İsrail'in başkentine donuşturecek bir durumdu. Ben bunu o gunden ongormuş ve ilan etmiştim" dedi.

' ERDOĞAN VE DAVUTOĞLU, KUDÜS'TE YAŞANANLARIN BİR NUMARALI SORUMLULARIDIR'

Kudus'un İsrail için nihai hedef olmadığına, İsrail'in hamlelerini gerekli zemini hazırlayarak aşamalı şekilde attığına işaret eden Eski Başbakan Yardımcısı Şener "İsrail'i, dunya dengeleri ve dunyanın kendisinin yapacaklarını hazmetme kapasitesinin taşındığı noktaya uygun adımlar atan bir ulke olarak değerlendirmek lazım. İsrail yapacağı hamleler için once zemin hazırlıyor. Ancak bugun Kudus'un fiilen İsrail'in başkentine donuşmesinin bir numaraları sorumlularından biri Sayın Erdoğan'dır. Başbakanlığı doneminde Sayın (eski dışişleri bakanı ve başbakan Ahmet) Davutoğlu'yla birlikte izlemiş oldukları Suriye politikası, bugun Kudus'u İsrail'in başkentine donuşturen en onemli etkenlerden biridir. Emperyalizmle, yani ABD, Fransa, İngiltere, Suudi Arabistan ve Katar'la işbirliği yaparak Suriye devletini çokertmeye çalışmak, soylendiği gibi rejim değişikliği veya demokrasi arayışı değil; doğrudan doğruya İsrail stratejilerine uygun olarak Suriye'nin parçalanmasına yonelik çabalardır. Bu hedefi uygulayan ulkeler ittifakına, Sayın Erdoğan ve Davutoğlu da politikalarıyla dahil olarak bugun Kudus'un bu noktaya gelmesinin bir numaralı sorumluları olmuştur. Kudus'de yaşananlar, Erdoğan ve Davutoğlu'nun ABD, Katar ve Suud ile Suriye'nin parçalanması stratejilerine dayanıyor" diye konuştu.

' ASTANA SÜRECİ OLUMLU ANCAK ABD'Yİ STRATEJİK ORTAK GÖRMEK BÜYÜK HATA'

Turkiye'nin Astana'ya dahil olmasının olumlu bir gelişme olduğunu ancak ABD ile ortaklık surdurme "hatasının" devam ettiğini vurgulayan Şener "Sayın Erdoğan, başlangıçtaki tamamen yuzde 100 hata olan Suriye politikasından son iki yıldır farklı bir noktaya doğru gelişme gostermiştir. O da Rusya ve İran'la birlikte Astana surecine dahil olmasıdır. Bu olumlu bir gelişmedir. Ancak halen ABD'yle stratejik ortaklığa vurgu yaparak yoluna devam ediyor olması, hatasını surdurduğu anlamına geliyor. Bir taraftan doğru şeyler yapılsa da, başlangıçtaki hataların devam ettiğini onemli ipuçları da var" dedi.

Şener "Biliyorsunuz, ABD'nin PYD ile birlikte sınır guvenlik gucu oluşturacağını açıklamasıyla birlikte ABD aleyhine yuksek perdeden ust sute demeçler verildi. Ama arkasından ABD'nin hiç olmadığı Afrin'e girildi. Afrin Harekatı sırasında da, Trump'ın o donemki dışişleri bakanı Tillerson Turkiye'ye geldi. Tillerson'la başbaşa 3,5 saat goruştuler. Ve o ana kadarki Amerika aleyhtarlığı birden değişti ve Amerika'yı yeniden 'stratejik ortak' olarak ilan etmeye başladılar. Yani Sayın Erdoğan veya Turk hukumeti ABD'yi Ortadoğu'da stratejik ortak olarak goruyorsa, burada bir problem var demektir. Basit bir mantık kuralı vardır. A, B'den buyukse, C de B'den kuçukse A, C'den buyuk demektir. Mantık derslerindeki temel kural bu. Sayın Erdoğan, Ortadoğu'da ABD'yi 'stratejik ortak' olarak goruyorsa; bu demektir ki aslında ABD'nin stratejik ortağı olan İsrail'le de Erdoğan politikaları arasında stratejik ortaklık var demektir" ifadelerini kullandı.

' ERDOĞAN'IN YAPMASI GEREKEN 3 ŞEY VAR'

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı sert bir şekilde eleştiren Şener, Erdoğan'ın bolgedeki durumu değiştirmek adına atması gerektiğini duşunduğunu hamleleri aktardı:

"Bu noktadan sonra Sayın Erdoğan, İsrail'in genişleme politikalarından rahatsızsa ve İsrail'in Kudus'u ABD ile birlikte kurduğu stratejik ortaklığın sonucu olarak başkentine donuşturmesine karşıysa somut bazı hamlelerde bulunmalı. Çunku o artık muhalefet değil, iktidardır. Bu iş demeç vermekle, miting yapmakla olmaz. Ne yapması lazım? Madde 1: Suriye devletinin egemenliğinin sağlanması için Suriye devletini destekleyen ve devletle iş birliği yapacağım politik donuşumu kararlı bir şekilde uygulamalı. Zira bir taraftan Suriye'nin parçalanmasını yol haritası olarak gorup oradaki çetelere hakimiyet alanı açacak politikalar surdurerek bu iş yurumez. Orada birliği ve beraberliğini tesis edebilecek tek guç Suriye devletidir. Turkiye'nin Suriye devletine destek olması şart. Suriye'deki herhangi bir parçalı yapı planı, İsrail'e hizmet eder" dedi. Şener şoyle devam etti:

"İkincisi, (Erdoğan'ın) ozellikle kendisinin İsrail'le yaptığı anlaşmaları iptal etmesi gerekir. (Erdoğan'ın) Mavi Marmara nedeniyle imzaladığı anlaşma, İsrail'in tezlerini kağıda dokmekten ibarettir. İç kamuoyunu yanıltmak ile bir yere varılamaz. Anlaşmayla İsrail uluslararası sularda işlediği cinayetlerden dolayı hem yerel hem uluslararası mahkemelerden kurtulmuştur. Yapılan anlaşma İsrail'in Gazze ablukasını tescillenmiştir. Turkiye'nin bu anlaşmadan vazgeçmesi, bu anlaşmaları tek taraflı olarak feshetmesi lazım. Üçuncusu de, eğer yapabilecekse 'Kudus, Filistin'in başkenti olacak' sozlerine uygun olarak davranmalı. Hadi, Turk buyukelçiliğini Kudus'e taşısın, bakalım. Üç somut adımdan bahsediyorum. Bunların en az ikisini uygulamaya koymadığı takdirde,ben Sayın Erdoğan'ın stratejilerinin ABD'yle ortaklık politikaları olduğunu soylerim ki, bu da Sayın Erdoğan'ın politikalarının ABD ile stratejik ortak olan İsrail politikalarına uygun olduğunu gosteriyor. İsrail'e çok kızması, Netanyahu'ya ağzının payını veriyor gibi soylemler sadece kamuoyunu yanıltmaktan ibarettir. Artık iç kamuoyuna değil dışarıya konuşması lazım."

(C) AFP 2018 / KHALED DESOUKI

' BÖLÜNEN İSLAM DÜNYASI KUDÜS'E TEPKİ ORTAK BİR TEPKİ BİLE VEREMİYOR'

21. Yuzyıl Turkiye Enstitusu Başkanı Cahit Armağan Dilek de Turkiye'nin Ortadoğu politikalarıyla Kudus'te yaşananlar arasında ilişki olduğuna vurgu yaptı.

ABD destekli Ortadoğu projelerinin, bolgedeki birliğe zarar vermek ve İsrail'e hizmet etmeyi amaçladığına işaret eden Dilek "Bolgemizde Arap Baharı'yla başlayan sureçteki tum gelişmeler birbiriyle ilintili. Arap Baharı'nın bolgenin yeniden dizayn surecinin son safhası olan Suriye'deki iç savaşın başlamasıyla birlikte belki de Batılı aktorler, en uygun aktoru yakaladılar. Bu aktor de mezhepsel farklılığı sebebiyle Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad oldu. Esad'a karşı bolge ulkelerini yanlarına alan Batı'nın teror orgutlerini de işin içine dahil etmesi, sureç farklı boyuta taşıdı, kırılganlık iyice arttı. Amerika'nın arkasında olduğunu ve İsrail'in desteklediğini bildiğiniz bir 'İslam Ordusu' varlığı, bunun bir orneği. Katar krizi çıktığında da İslam ulkeleri kamplaştırıldı. Her gelişmede, bolge ulkeleri arasında bir bolunme yaratıldığını goruyoruz. İran'ın bertaraf edilmesi ve bolgedeki etkinliğinin sona erdirilmesi için İran'a karşı ittifak oluşturulma sureci başlatıldı. Bunun da Esad rejimini duşurulmesiyle bağlantılı olduğunu da çok iyi şekilde biliyoruz. Dolayısıyla İran'a karşı ittifak da bir şekilde İslam ulkelerini boldu. Butun bu gelişmeler, İslam ulkelerinin herhangi bir konuda ortak tepki gosterme ihtimalini ortadan kaldırdı. Bunu Kudus orneğinde gorduk. Kudus'te yaşananlar onemli çunku İsrail ve ABD tarafından bakıldığında, buyukelçiliğin Kudus'e taşınması için uygun zamanın geldiğini ortaya koyuyor" dedi.

' TÜRKİYE'NİN SURİYE DEVLETİYLE İŞ BİRLİĞİ YAPMASI HEM KENDİSİNİN HEM DE BÖLGENİN BEKASI İÇİN ŞART'

ABD ve İsrail'in Kudus planlarını aşamalı bir biçimde ve bolge ulkelerini alıştırarak hayata geçirdiklerine değinen Dilek "Aralık 2017'de Trump buyukelçiliği taşıma kararı aldığını açıkladıktan sonra, tepkileri bertaraf etmek için once '4 sene sonra taşıyacağız' sonra '2 sene sonra taşıyacağız' dediler. Ama bolgede İran'a karşı ittifak oluşturulması ve İran'la olan nukleer anlaşmadan çekilmesi ve IŞİD'le mucadelenin sonuna yaklaşılmasıyla birlikte buyukelçiliği 14 Mayıs 2018'de İsrail'in kuruluşunun 70. yıldonumunde taşıma kararı aldılar. Gorduk ki, İslam ulkelerinin bolunmuşluğu çerçevesinde, İslam ulkelerinden rutin açıklamaların dışında bir tepki gelmiyor. En sert tepki veren Turk hukumetinin sozlerinden bile bir sonuç çıkması mumkun gorunmuyor. Seçime giden Turk hukumeti, bu konuyu iç politika malzemesi olarak kullanacaktır. Protestolar ve Filistin'e yardım surecinin Ramazan ayına yayılması da zaten yaklaşan seçime yoneliktir" dedi.

Turkiye'nin Suriye'yle iş birliği yapmasının bolgede yaşananların onune geçeceğini soyleyen Dilek "İslam ulkelerinin ayrışması ve Suriye'nin 5-6 parçaya bolunmesi hedefleri birbiriyle bağlantılıdır. Bu plan da Suriye'nin batısıyla İran arasındaki iletişimi kesmeye yoneliktir. Bu hedeflerin gerçekleştirilmesini onleyecek olan en temel hamle başta Suriye olmak uzere İran ve Irak da dahil olmak uzere bolge ulkeleriyle iş birliği yapılmasıdır. Çunku Suriye'nin kaybedilmesi, bolgedeki diğer ulkelerin de guvenliğini etkilemektedir. Suriye bolunduğu zaman Turkiye ve İslam ulkeleri Kudus'te de kaybedecektir, bolge genelinde de kaybedecektir, kendi bekaları da tehdit altına girecektir. Bu yuzden işin başlangıç noktası, 2011'de başlayan Suriye'yi bolme politikalarını engellemekten geçmektedir" diye konuştu.

H ÜKÜMETİN YAPTIKLARI, İSRAİL KARŞITI SÖYLEMLERİYLE UYMUYOR'

Dilek "Hukumet takıntılı bir şekilde Suriye'ye yonelik soylemlerini surdurmektedir. Yani siz Afrin'i Esad'a vermeyeceğin dediğiniz zaman Suriye'nin bolunmesine katkı sağlıyorsunuz dermektir. Bu da hem ABD hem de İsrail'in politikalarına hizmet eden soylemdir. Burada Turkiye'nin bekasını esas alan bir politika uygulanmalıdır. Siz 'Afrin'i Esad'a vermeyeceğiz' derseniz, ABD de çıkıp 'Fırat'ın doğusunu vermeyeceğim' der; İsrail de Golan Tepeleri'ndeki işgaline devam eder. Bu da Suriye'yi kalıcı olarak boler ve bu da İsrail'in politikasına hizmet eder. Bu yuzden gorunurde İsrail'le çatışır gibi gorunmenin bir hukmu kalmaz. Boyle yapmak, topluma sunduğunuz amaçla uyuşmaz. İsrail'i hedefe koyan, duşman gosteren açıklamalarla uymuyor sayın başbakan yardımcısının yaptığı açıklamalar" diye ekledi.