Özet (TL;DR) @ 2018-04-25 11:23:16.799710: İstanbul sevgisini, eski İstanbul’a duyulan özlemi ve şehrin dönüşüm hikayesini anlatan “İstanbul Deyince” oyunu şubat ayında tiyatroseverlerle buluştu. Projenin fikir babası olan perküsyon sanatçısı…



◊ "İstanbul Deyince" sizin fikriniz sanırım. Anlatır mısınız "İstanbul Deyince" eski İstanbul'a ozlem var mı?

- Evet, benim fikrim. Bundan yaklaşık 15 yıl once oluşturdum kafamın içinde. Ben burma sazcıyım. Asıl mesleğim o. Ama bir sinema geçmişim de var. Ertem Eğilmez'in asistanlığını yaptım 10 sene kadar. Bu projeye gelince...

Ben iki-uç kuşaktır İstanbulluyum. Bu yuzden İstanbul ile ilgili bir şeyler yapsam dedim. Çunku burayla organik bir bağım var. Devamında İstanbul ile ilgili yazılmış şiirleri toplamaya başladım. O şiirlerden bir dramaturji yaptım. Biz uç kişiyiz sahnede. Onur Şenay ve Eda Özel'le birlikteyiz. Onur ile Eda oyuncu. Ben onların şiirlerinin içine eden herif olarak sahnede yer alıyorum! Ama benim de okuduğum iki uç şiir var.

◊ İstanbul'a methiye gibi mi?

- Hayır. "Sana dun bir tepeden baktım Aziz İstanbul" diyen şiir de var, "Rezil İstanbul" diyen de... İstanbul insanlara çok farklı şeyler hissettirmiş. Biz bunlardan bir kolaj yaptık. Oradan oraya, buradan buraya geçtik. Ama bunu bir yere oturtmamız gerektiğini duşunduk ve sonunda o temel İstanbul'daki inşaat teroru oldu.

İstanbul kotu bir
bağımlılık

Foto ğraf: Selçuk ŞAMİLOĞLU

◊ İnşaat teroru mu?

- Evet, şu anda yaşadığımız bir inşaat teroru var İstanbul'da. Ben Kadıkoy yakasında oturuyorum. Her taraf paramparça, her yer toz ve çamur içinde, asfaltlar mahvolmuş durumda. Bu epey daha surecek gibi.

◊ Zaten sahne dekorunuz da bu durumu yans ıtıyor...

- Fonda bir İstanbul goruntusu var. O resmi biraz photoshop ile bozduk. Galata Kulesi'nin tepesini devirdik, oraya bir tane kepçe soktuk, dumanlar, inşaat... Dekor da bir inşaat iskelesi şeklinde. Ben bir inşaat işçisi kılığındayım. Diğer arkadaşlar eski İstanbullular. Yaptığımız iş, şiirli vurmalı gosteri. Afişte geçen adı da o.

İ NSANLAR 1600 YILDIR BU ŞEHRİN İÇİNE EDİYOR

◊ İstanbul haksızlığa mı uğruyor?

- Tabii ki uğruyor. Bizim 340-350'li yıllarda yazılmış bir şiir var. Diyor ki şair "Keşke tıkız yapağılı koyunları otlatmayı oğretmiş olsaydı da babam bana, çekip gitseydim bu kentten. Bırakıp gitmek istiyordum bu guzel yapıları, bu guzel kenti. Çunku galebe çaldı bal arılarına işe yaramaz eşek arıları"... Kent iyi, kent guzel. Fakat içinde yaşayanlar, buranın içine etmeye bundan 1600 yıl once başlamışlar. Kentin bir suçu yok.

◊ İstanbul için çok mu geç?

- Saçma sapan doldu, kentlilikten çıktı. Yaşanmaz bir hale geldi. Politik bir soylem değil bunlar. Gunumuzden soz etmiyorum. İşte soyluyorum. Adam 340 yılında demiş ki "İllallah buradaki yaşayan insanlardan. Maalesef bu guzel kenti bırakıp çekip gitmek istiyorum ben"... İstanbul'un nufusu o zaman ne kadardı bilmiyorum ama şu anda 20 milyona gidiyoruz. Bu çok mantıksız.

◊ Bir noktada kilitlenecek galiba şehir...

- Allah kahretsin, kilitlenemiyor da bir turlu (guluyor). Kilitlense belki zorunluluktan bir çozum çıkar. Bir de oyle bir kent ki burası, oyle bir enerjisi var ki, oyle çekip gitmek de kolay değil.

◊ Ba ğımlılık yapıyor sanırım İstanbul...

- Kotu bir bağımlılık. Vazgeçemiyorsun. İşimizi burada kurmuşuz, yaşamımızı burada kurmuşuz, nereye gideceğiz?

METROBÜSE BİNEMİYORUM ÇÜNKÜ O DİLİ BİLMİYORUM

◊ Yabanc ılar da ovmuş İstanbul'u?

- Mesela burada yaşayan bir Amerikalı var, Robert Kolej'de de hocalık yapmış. Diyor ki "Yuksek tavanlı, çınçın oten tramvaylı ve fildişi ağızlıklı İstanbul yok artık. Gitti"...

◊ Peki çozum ne sizce?

- Çozum onermek hiç haddim değil. Bilmiyorum. Sadece İstanbul için değil. Genel olarak Turkiye için şunu soyleyebilirim; ne zaman ki biz Turkler vatandaş olduğumuzun bilincine varacağız, o zaman birçok şey duzelecek. Yaşadığımız olumsuzluklar gokten zembille inmedi. Bunu biz kendimiz oluşturduk, biz bu hale getirdik.

◊ H ızlı tuketen bir toplum muyuz?

- Evet de niye biliyor musunuz? Üretmiyoruz. Üretmenin ve ortaya bir şey çıkarmanın anlamını bilmiyoruz. Onun için rahatça tuketebiliyoruz.

◊ İstanbul'da en çok nelerin ozlemini duyuyorsunuz?

- O kadar çok şey var ki. Beyoğlu'na çıkmayı ozluyorum mesela. Eskiden Beyoğlu'na çıkmak gibi bir şey vardı. Yuruyen merdivene sağda durunuz diye yazılır mı? Bu hangi ulkede var? Saçmalık. Uyarılara bakar mısınız ulkedeki? "Otobuste ayakkabılarınızı çıkarmayınız", "Yeşil ışıkta kornaya basmayınız" yazıyor.

◊ Metrob use bindiniz mi hiç?

- Valla ben binemiyorum. Çunku o dili bilmediğimi fark ettim. Geçen sene bir denedim. En onde duruyorum. Kapının yerini bile ayarlamış bekliyorum. Kapı onumde açıldı ve ben binemedim.

◊ Neden?

- Tekme, dirsek, yumruk, kufur! Hemen kaçtım gittim. Otobuse binmeyi ozluyorum. Sokakta yurumeyi ozluyorum. Cebimde çop biriktirmeden, ayağımın ustune tukurulmeden, kırmızı ışıkta durdum diye arkadaki aracın kufur etmemesini ozluyorum.

İstanbul kotu bir
bağımlılık

ACI ÇEKECEKSEM NİYE ÂŞIK OLAYIM

◊ Sizin i çin aşkın anlamı ne?

- Haydaa. Aşkın anlamı çok zor. Nasıl anlatayım ben şimdi?

◊ Bir m uzisyen aşkı anlatamazsa...

- Ben muzisyen değilim bir kere davulcuyum (guluyor). Bilmiyorum. Ne aşkından bahsediyorsun? Kadın-erkek aşkı mı? Aşk dediğin şey o kadar fazla ki.

◊ Kad ın-erkek aşkı...

- Yaşayacaksın abi aşkı. Bir de olumlu bir şey olması lazım. Acı çekeceksem niye aşık olayım? İnsanın duygularını ayağa kaldırıcı bir şey olması lazım. Yerlerde surunduren aşk olmasın. Bunun adına aşk demeyelim. Arabeskçi dostlar zaten bunu son derece guzel tarif edip yazıyorlar.

SEZEN VE KENAN 'I TANIMALARI NORMAL DE BEN ŞAŞIRIYORUM

Mutlu oldu ğunuz tek yer sahne anladığım kadarıyla.

- Evet. Ben 40 yıl İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'nda çaldım. Belki bilmeyenler vardır diye soyluyorum. Daha bu sene emekli oldum. Onun için sahne iyidir.

Tan ınmanız tuhafınıza gidiyormuş sizin. Neden?

- Öyle bir şey beklemiyorum da ondan. Biri sokakta bana "Merhaba" dediği zaman, "Nereden tanıyor bu beni" diye duşunuyorum. Şaşırıyorum... Sezen'e (Aksu), Kenan'a (Doğulu) derler benim çalıştığım, onu anladım.

Bazen onlardan bile fazla konu şuluyorsunuz ama siz. Sahnedeki haliniz, mimikleriniz, doğallığınız...

- Ben bir şey yaşadım ki gerçekten çok hoşuma gitmişti. Sezen ile çalışmaya yaklaşık 8-10 sene ara vermiştik. Sonra aradı beni, tekrar çalışmaya başladık. Açıkhava Tiyatrosu'nda konserimiz var. Bir parça çalındı bitti. Sezen tam bir şey soyleyecek, biri oradan "Hoş geldin Topçuoğlu" diye bağırdı. Bu benim için en şahane alkıştı. Sahnede olmak hoşuma gidiyor ve galiba bunu seyircile de hissettiriyorum.

Ye şilçam'la bağınız neden koptu?

- Yeşilçam'da şoyle bir şey var: Yeşilçam'a ait olmak lazım. Başka bir şey kaldırmıyor orası. Ben biraz onu yapayım, ikide hukuk fakultesinde çalışayım, uçte garsonluk yapayım, olmuyor. Oraya tum yaşamı vermek lazım. E ben de yaşamak zorundayım. Sinemadan 1 kazanıyorsam muzikten 10 kazanıyordum. Tercih yapmam lazımdı yani. Ama orada bulunmanın bana çok fazla katkısı olduğunu duşunuyorum. Özellikle Ertem Eğilmez'den çok şey oğrendim. Sinemaya dair değil ama, genel olarak yaşama dair, duruşa dair...

Siz de davul çalmaktan yana kullandınız tercihinizi?

- Yok. O donem de davul zaten vardı. Nasıl yaşıyordum onu da hatırlamıyorum. Çunku gunduz film çekip gece de çalıyordum. Devamsızlık yuzunden de edebiyat fakultesinden kovuldum zaten. Alman Filolojisi'nde okuyordum. İstanbul Üniversitesi-Alman Dili ve Edebiyatı... İlk seneyi uç kere okuyunca "Artık git" dediler.

İstanbul kotu bir
bağımlılık

Orhan Topçuoğlu, gosteride Eda Özel ve Onur Şenay'la birlikte rol alıyor.

SON 24 SAATTE YA ŞANANLAR