Özet (TL;DR) @ 2018-04-24T17:06:00.000Z: Sputnik'in El Nusra Cephesi ile bağlantılı olan ve Batı tarafından desteklenen Beyaz Miğferler'in provokasyonu olduğunu ortaya çıkardığı kimyasal provokasyonun perde arkasına ilişkin haberler, Türk…
Sputnik, El Kaide'nin Suriye kolu Nusra Cephesi ile bağlantılı olduğunun bilinmesine rağmen Batı tarafından desteklenen Beyaz Miğferler'in provokasyonu olduğu ortaya çıkan Duma'daki 'kimyasal saldırıya' ilişkin onemli belge ve kanıtlar sunarken; uluslararası medya ve Turk medyası bu ifşaatlar karşısında sessizliğini koruyor. Hurriyet, CNN Turk ve NTV gibi 'ana akım' olarak bilinen mecralar bu haberlere iddia olarak bile yer vermezken, Suriye'de yaşananların perde arkasına ilişkin detaylar yalnızca Aydınlık ve Birgun gazeteleri, Oda TV ve birkaç bağımsız haber portalında yer aldı.
Son olarak Pazartesi gunu, Beyaz Miğferler'in Suriye'nin Duma kentinde hukumet guçleri tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen 'kimyasal saldırı' videosunda yer alan 10 yaşındaki Mustafa, Sputnik'e yaptığı açıklamada, Ceyş- ul İslam militanlarının videoda rol almaları karşılığında hurma, kurabiye ve patates çuvalları verdiklerini soyledi. Ancak 10 yaşındaki gorgu tanığının beyanı, Duma'da yaşananların Beyaz Miğferler provokasyonu olduğunun onlarca kanıtından yalnızca birisi. Keza, provokasyonun bir başka tanığı olan ve Rossiya24 televizyonuna konuşan Hasan isimli bir diğer çocuk ise "Bodrum katındaydık. Annem, yiyecek hiçbir şeyimizin olmadığını, ancak yarın yiyebileceğimizi soyledi. Birden sokakta birilerinin bağırdığını duyduk, 'hastaneye gidin' diye bağırıyorlardı. Koşarak hastaneye gittik ve ben oraya girer girmez beni aldılar ve uzerime su dokmeye başladılar. Sonra bizi, diğer insanlarla birlikte yatağa yatırdılar" diye anlatmıştı.
Üstelik olay ile ilgili şaibe, saldırının gerçekleştirildiği iddia edilen 8 Nisan tarihinden de oncesine dayanıyor. Zira Rusya, son donemde defalarca kez, Astana'yı takip eden Soçi surecini zedelemeye yonelik kimyasal provokasyon ihtimalinden bahsediyordu. Butun bunlara rağmen, Sputnik'in tanıklara dayandırarak aktardığı bu haberlerin Turk medyasında neredeyse hiç yer bulmaması çeşitli soruları gundeme getiriyor. Bunlardan ilki, Turk medyası neden Duma'ya ilişkin bu kilit bilgilere yer vermiyor? Bu bilgilere yer verilmemesi, sansurun mu yoksa otosansurun mu sonucu? Ve tabii Suriye'ye yonelik doğru bilgilendirme yapmak, Turkiye, Rusya ve İran garantorluğunde başarıyla suren Astana surecine de olumlu katkıda bulunmaz mı? Konunun tum boyutlarını, uzun yıllar Suriye'de de gorev yapmış ve ana akım medyada da çalışmış kıdemli gazeteciler enine boyuna Sputnik'le paylaştı.
' TÜRK MEDYASI HÜKÜMET AÇIKLAMALARININ DIŞINDA HABER YAPMIYOR'
Bu isimlerden ilki, 2007'de Suriye'de yasamaya başlayan, 2012'den 2016'ya kadar TRT Turk'un Suriye temsilciliğini yaparak Suriye'deki sureci yerinde takip eden ve halihazırda Tele 1 TV'de sabah gundem -- yorum -- medya analiz programı yapan gazeteci Musa Özuğurlu. Özuğurlu'ya gore, Suriye'nin gerçeklerini yansıtacak haberlerin yapılmamasında birkaç temel sebep bulunuyor. Özuğurlu şoyle anlatıyor:
"Bu sebeplerden ilki, hedef alınan ulkeye --bu ornekte Suriye- ilişkin, yayın yapılan ulkenin istekleri dışında haber yapılmıyor oluşu. Özellikle ana akım medya olarak adlandırılan medya ve marjinal olsa da hukumetle yakın ilişkiler içerisinde olan medya hiç bir şekilde, hukumetin soylediklerinin ve açıkladıklarının dışında haber yapmıyor. Bunda da patronlarının hukumetle olan ilişkileri veya aldıkları teşvikler rol oynuyor. Ya da milliyetçi duygularla kendi devletlerinin lehine haber yapmak istemiyorlar, yani otosansur devreye giriyor. Bu noktada, butun dunya için geçerli olan ama Turkiye açısından daha da fazla yaygın olan bir durum devreye giriyor. Ben bizzat bir Turkiye Dışişleri Bakanlığı yetkilisinin --adını da biliyorum ama soylemeyeceğim- medya kuruluşlarını tek tek arayarak ya da bu kuruluşlarla goruşup kendi istedikleri dışında bir haber geçmemelerini soylemişti. Bu bizzat bildiğim bir durum. Ayrıca hatırlayalım, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'la soyleşi için Suriye'ye davet edilen resmi davetliler arasında Turkiye'nin 'en onemli' olarak adlandırılan koşe yazarları vardı. Bu koşe yazarlarından birisi koşesinde, kendi gazetesinin muhabirinin Suriye'ye gitmek istediğinde aldığı karşılığı şoyle aktarıyordu: 'Eğer oraya gidersen kendi sorumluluğunda gidersin ama ben senin orada yazdığın habere yer vermem.' Uzun yıllar Turkiye'nin en buyuk gazetelerinden birinde genel yayın yonetmenliği yapmış bir diğer gazeteci ise 'Ben de gidecektim ama ulkenin menfaatlerinin daha ustun olduğunu duşunerek gitmekten vazgeçtim' diye yazmıştı. Sonuç olarak oraya yalnızca bir Turk gazeteci gitti. Halbuki bu gazetecilerde, o donem dunyanın en çok konuştuğu ulkenin 'ha gitti ha gidecek' denen lideriyle goruşme refleksi olmalıydı. Ve bu gazeteciler, hiç kimseyi dinlemeyip gidip roportajını yapmalıydı."
' SURİYE'DE HİÇ YAŞANMAYAN OLAYLAR YAŞANMIŞ GİBİ GÖSTERİLDİ'
Suriye konusunda uluslararası medyanın tavrının da Turk medyasından farklı olmadığına işaret eden Özuğurlu "Suriye'de başımıza çok ilginç bir olay geldi. Buyukelçilik binasında otururken televizyonda bir haber gorduk. Şam'daki Abbasi Meydanı'nda çok buyuk çaplı bir gosteri olduğunu ve polislerin gostericilerin kafasını coplarla kırdığı gosteriliyordu. Hemen koşup 15 dakika uzaklıktaki meydana gittik, bir baktık meydanda neredeyse hiç kimse yok. Orada onemli bir uluslararası ajansın muhabirini gorduk ve neler yaşandığını sorduk. 'Ajansta yer alan bilgilerin tersine onemli bir şey olmadı. Zira çalıştığım ajans Şam'da olmama rağmen benden konuyla ilgili herhangi bir bilgi geçmemi talep etmiyor' dedi. Ajansta çıkan haberin biri Nicosia'da diğeri de Beyrut'ta bulunan iki muhabir tarafından yazılıyordu. Herkes de Suriye'yle ilgili bu haberleri alıyor" ifadelerini kullandı.
Suriye'ye yonelik dezenformasyonun yanı sıra bile isteye yalan haber yapan gazetecilerin onemli sayıda olduğuna işaret eden Özuğurlu "Bizzat boyle gazetecileri de biliyorum hatta kendileriyle olmamış olayları olmuş gibi gostermeleri sebebiyle ciddi tartışmalarımız da olmuştur. Ne yazık ki bu Turkiye'de mezhebi, dinsel saiklerle bu gibi girişimler çok kez yapıldı. Turk basını, Suriye konusunda son derece kotu bir sınav verdi" dedi.
' HEM DÜNYAYA YALAN SÖYLEDİLER, HEM SURİYE HALKINI YÖNETİME KARŞI KIŞKIRTTILAR'
Medyanın Suriye'den once Irak, Vietnam ve Venezuella'da da manipulasyon aracı olarak kullanıldığının altını çizen Özuğurlu "Bir ulkenin liderini gunah keçisi ilan etmek için yalan haberler yapılıyor ve yayılıyor. İnsanlar, o ulkede gerçekten ne olduğuna dair hiç bir gerçek bilgi elde edemiyor. Suriye'de o donem El Cezire Arapça tarafından pek çok noktadan yayın yapılıyordu ve Suriye'de çok buyuk gosteriler varmış gibi gosteriliyordu. Ancak orada olan bizler biliyorduk ki orada buyuk gosteriler filan olmuyordu. Bunun amacı, Mısır'da yapılanı Suriye'de yapmaktı. Taktikleri bir ulkede çok buyuk protestolar oluyormuş gibi gostermekti. Eğer polis bu gosterilere mudahale ederse, 'diktatorun polislerinin şiddeti' vurgusu yapılıyor; etmezse de gostericilerin 'durdurulamadığı' mesajı veriliyordu. Her iki her halukarda da hedef ulke veya yonetim yıpratılıyor. Bu kadar ince hesapların yapıldığı bir 'gazetecilik' soz konusu. Ben Suriye'de bulunduğum donemde, Dera'da gozaltına alınan çocukların tırnaklarının çekildiği, hatta onlara tecavuz edildiğini yazdılar. Butun dunya da doğrulamadan bu haberlere yer verdi. Tabii dolayısıyla bunlar Turk basınında da yer aldı, ustelik sahadan hiç bir bilgi almadan. Halbuki hiç biri doğru değildi ve Dera'da en başta hiç bir silah kullanılmadı. Orada ilk gunlerde çocuklara işkence ve şiddet uygulandığı yalanları, hem dunyaya yalan soylemekti hem de Suriye halkını yonetime karşı kışkırtmaktı" diye konuştu.
' BEYAZ BARETLİLER YARDIM MELEĞİ DEĞİL İSTİHBARAT VE PROVOKASYON GÖREVLİLERİ'
Özuğurlu ayrıca Han Şeyhun'da ordunun kontrolunde olan bolgeye kimyasal atıldığını ve dunya basınında yer alanların tamamen yalandan ibaret olduğunu soyledi:
"Ölenlerin hepsi yonetim yanlısıydı. Buna rağmen dunya kıyameti kopardı ve 'bunun sorumlusu Esad' diye bağırdı. Keza benzer bir durum 2013'te Guta'da ilk kez duzenlenen kimyasal saldırı için de geçerliydi. Son olarak Guta'da gerçekleştirildiği iddia edilen kimyasal saldırıyla ilgili de herhangi bir kanıt bulunamadı. Ancak ortada hiç bir kanıt yokken çoktan esad yonetimi 'suçlu' ilan edildi. Basın, gazeteciliği bırakmış, hukumetlerin halkla ilişkiler departmanı gibi çalışıyor."
Beyaz Baretlilerin 'yardım kuruluşu' adı altında farklı misyonlarla Suriye'de bulunduğuna değinen Özuğurlu "Bu 'Beyaz Baretliler' isimli orgut yardım melekleri gibi gorunse de, farklı misyonlarla bolgeye gonderilmiş insanlardan oluşuyor. Aralarında toplumsal olaylarla ilgili uzmanlar var ve bunlar hem provokasyon gerçekleştiriyor hem de istihbarat elemanı gibi çalışıyor. Basın bu kişileri, bağımsız STK uyeleri gibi gostererek guçlendiriyor" dedi.
' SURİYE'DE DEVLETE KARŞI SAVAŞANLARIN EŞLERİ VE ÇOCUKLARI BİLE DEVLET KORUMASINDA'
Suriye'de yonetimin yıpratılması için surecin başından bu yana doğrulatılmamış bilgilerin dunyaya servis edildiğine değinen gazeteci "Zaten bir iddia, savaşılan ulkenin liderinin aleyhine ise kimse doğruluğunu teyit etme gereği duymuyor. Ancak Yemen'de çocukları olduren Suudi Arabistan ne yaparsa yapsın hakkında olumsuz bir haber çıkmıyor. Halbuki Suriye'de devlete karşı savaşanların eşleri çocukları bile devlet korumasında. Ki bu bilgi bizzat çocuklar tarafından itiraf ediliyor. Çocuk çıkıp 'babam Halep'te savaşıyor' diyor. Bunlar gorunmuyor. Veya Suriye Kızılayı'nın hiç bir zaman Uluslararası Kızılhaç Örgutu'yle hiç bir zaman ilişkilerinin bozulmadığı ve daima birlikte çalışıp her yere yardımı beraber goturduğu gorulmuyor. Devlet hala her Eylul çocuklara kitap goturuyor. Ve bu orgutler, devletin çocuklara goturduğu kitapları taşıyan kamyonları bombaladılar. Bunlar gorulmuyor. Son olarak İslam Ordusu'nun gerçekleştirdiği işkence ve tecavuzler… Bunların hiç biri gorulmuyor. Suriye yonetimi aleyhine olan her şeyi gormekte tereddudu olmayan basın, Suriye'nin lehine olan hiç bir şeyi gormuyor. Çunku devletler, Esad'ın kotu olduğuna karar vermiş. Medya da ona uygun olarak gudumlu" dedi.
' SPUTNİK'İN YAPTIĞI HABERLER GÖZ ARDI EDİLİYOR, POWELL VEYA HALEY GÖZ GÖRE GÖRE DÜNYAYI KANDIRIYOR'
Sputnik'in Duma'daki kimyasal provokasyonun arka planını aktaran haberler yaptığına değinen Özuğurlu "Siz Sputnik olarak istediğiniz kadar Duma'da provokasyon yapıldığına vurgu yapın, buna yer verilmeyecektir. Çunku Esad'ın veya Rusya'nın kotu gosterilmesine karar verilmiş. Veya Turkiye'deki bir solcunun mezhepçi veya Baasçı gosterilmesine karar verilmiş. Boyle değişmeyen bir takım refleksler var" dedi.
Irak'ta yaşananların yıllar sonra ortaya çıktığı gibi Suriye'de de benzer şekilde gerçeklerin bir gun ortaya çıkabileceğinin hatırlatılması uzerine Özuğurlu "Esad'ın 3 ayda duşuruleceğini ve butun mudahalelerinin tarihe gomuleceğini soylediler. Fakat Suriye direndi. Daha sonra Rusya başta olmak uzere bazı devletlerin desteğiyle Suriye'nin bu direnişi suruyor. Ama orneğiniz çok haklı bir ornek ve aklıma ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın elinde tuple 'Saddam'ın kimyasal saldırı hazırlığını goruyorsunuz' sozlerini getirdi. Duşunebiliyor musunuz, Powell boyle bir konuşmayı BM'de yaptı. Sonra ne oldu? Bunun yalan olduğu ortaya çıktı. Peki Irak'ta ne yaptılar? Irak'a girer girmez ulkenin butun tarihi eserlerini tahrip ettiler, ulkenin bilim adamlarını oldurduler. Yani Irak'ı her açıdan bitirdiler. Ama bunlardan bahsedilmiyor. Bundan ancak alternatif medya bahsediyor. Ama onların da dunya çapındaki okunma oranları yuzde 10'u geçmiyor. ABD'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Nikki Haley'in goz gore gore dunyayı kandırdığı ortada. Bir insan nasıl kendisinin kandırıldığını anlamaz?" ifadelerini kullandı.
' RUSYA'NIN YÜKSELİŞİ BELKİ DE BU GÖZ GÖRE ÜRETİLEN YALANLARA KARŞI DENGE OLUŞTURACAK'
Fransa Savunma Bakanlığı, Suriye'nin kimyasal silah programı yuruttuğune dair iddiaların yer aldığı bir istihbarat raporu yayımladığının ve raporun basında ve sosyal medyada yer alan materyallerin kullanılarak hazırlandığının hatırlatılması uzerine Gazeteci Özuğurlu şoyle konuştu:
"Eskiden en azından ulkelerin istihbaratları hiç olmaz çok ciddi şekilde yalan soyluyordu. Şimdi artık ayağa duşmuş durumda. Koskoca Fransa boyle saçma bir açıklama yapabiliyor. Bu istihbarat orgutleri kendi yonetimlerini de bir şeylere zorlamak için boyle açıklamalar, uydurma raporlarla ortaya çıkabiliyorlar. Eskiden hiç olmazsa BM'de devletlerin birbirine bir saygısı vardı. Son yıllarda o da kalmadı. Şimdi istedikleri ulkeye bir bara dalar gibi dalıyorlar. Rusya'nın yukselmesinin belki en buyuk faydası, tum alanın kendisine kaldığını duşunen ABD'nin oluşturduğu tek kutbu dengelemek olacak."
' 7-8 YIL İÇERİSİNDE YAKLAŞIK 15 KEZ KİMYASAL YALANINA BAŞVURDULAR'
Konuyu Sputnik'e değerlendiren bir diğer isim ise ABC gazetesi ve Tele 1 Televizyonu Ortadoğu temsilcisi Ömer Ödemiş oldu. Ödemiş "Suriye'de ki bu kaotik sureç başladığından bu yana bir medya savaşı yurutuluyor ve yalan yanlış haberler sureçlerde belirleyici oluyor. Örneğin ben şu ana kadar Suriye'yle ilgili 700 tane haber yaptıysam, bunun en az yarısı, yalan yanlış haberleri duzeltmeye yonelikti. Kimyasal saldırılara yonelik haberler ise her seferinde hiç bir delile dayandırılmadan yapılan haberler oldu. 7-8 yıllık sureçte yaklaşık 15 kez kimyasal saldırı yalanları içeren haberler yapıldı. Bu sureçte, ne zaman suriye ordusu onemli bir başarıya imza atsa bu tip haberlerin yapıldığını goruyoruz. Asıl amaç, Suriye ordusunun operasyonlarını durdurmaktı" dedi.
Ödemiş "Bu yalanlar Halep'te, İdlib'de ve son olarak Şam'da gundeme geldi. İdlib'de kimyasal yalan uydurulduğunda, biz buna ilişkin çok detaylı haberler yapmış; bu kimyasalların Turkiye uzerinden nasıl sokulduğunu aktarmıştık. Ve Lazkiye kırsalında ellerinde kimyasal maddelerle yayınladıkları videoları ve tavşan uzerine yaptıkları deneylerin videolarıyla Cihatçı grupların elinde ciddi miktarda kimyasal silah uretecek materyal bulunduğunu ortaya koymuştuk. Yine Adana'da yapılan bir operasyonda, Turklerin de içinde bulunduğu bir grubun Suriye'ye kimyasal silah yapımında kullanılacak madde goturmeye çalıştığını ortaya koymuştuk. Son kimyasal yalan da Guta'da gundeme getirildi. Yine Suriye ordusunun operasyonlarını durdurmaya yonelikti. İdlib'e yonelik operasyonlar başladığında da benzer yalanların uydurulacağını ongoruyoruz" diye konuştu.
' TÜRK BASINI YALAN OLDUĞU ORTAYA ÇIKAN KİMYASAL SALDIRILARLA İLGİLİ HİÇ BİR ZAMAN ÖZELEŞTİRİ YAPMADI'
Suriye ordusunun surecin hiç bir noktasında kimyasal silaha başvurmadığını soyleyen Ödemiş "Suriye ordusu, ilkesel olarak kimyasal silah kullanımına karşı olduğunu beyan etmiş; Suriye'deki kimyasal silahlarda ulke dışına çıkarılmıştı. Zaten ulkenin içinde bulunduğu en zor donemlerde bile kimyasal silah kullanmamış olan Suriye yonetiminin ulkenin yuzde 80'ini kontrol ederken ve Cihatçıları tamamen temizlemeye ramak kalmışken boyle bir hamle yapması duşunulemez, akla ve hayale uygun değil. Bunlar bilinçli eylemler" dedi.
Turk basınının yalan olduğu ortaya çıkan kimyasal saldırı iddiaları konusunda hiç bir zaman geri adım atmadığını ifade eden gazeteci "Turk basını ise ozgur bir basın olmadığı için hukumetin sozune bakıyor. Bugune kadar kimyasal saldırı yalanının manşetten verip, daha donra boyle bir saldırının olmadığı ortaya çıktığında ozeleştiri yapan hiç bir basın organı olmadı. Cihatçılardan aldıkları yalan yanlış bilgilerden yola çıkarak kimyasal saldırı varmış gibi haber yayınlıyorlar. Turk basını, Suriye'deki surecin başından beri neredeyse tamamına yakını sınıfta kalmış, savaş ve katliamdan yana tavır koymuştur. Cihatçılar katliam ve saldırına goz yuman şekilde tavır aldılar. Bu yuzden Duma orneğindeki tavırları da şaşırtıcı değil" ifadelerini kullandı.
' TÜRK MEDYASI TAMAMEN KUŞATILMIŞ DURUMDA'
Ödemiş "Doğan Grubu'nun da iktidara yakın guçler tarafından satın alınmasıyla birlikte Turk basını tamamen kuşatılmış durumda. Muhalif olan ve AKP iktidarının politikaları dışında yayın yapan gazete veya mecralara donuk çok ciddi bir baskının olduğunu da biliyorsunuz. En son ben bir 10 gun kadar once 5 gun gozaltı tutuldum. Yurt dışı yasağın ve denetimli serbestlik koşuluyla serbest bırakıldım. Muhalif olan veya haber yapmaya gayret eden gazeteciler susturulmaya çalışılıyor. Bu gazetecilerin susturulması aslında toplumun susturulmasına yonelik bir çaba. Turkiye'deki basın Afrin meselesinde de barıştan yana tavır koyan kuruluş kalmadı. Bir kaç sol yağıda site ve gazete bu savaşın iç politik ihtiyaçları dolayısıyla yurutulduğunu ifade etti. Bu sureçte de haklılığımız ortaya çıktı. Turk medyası, Cumhuriyet tarihinin en iş birlikçi, en biat eden durumunun yaşıyor. Kimyasal saldırı yalanındaki tavır da dolayısıyla buna uygun oldu" diye ekledi.
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.