Özet (TL;DR) @ 2018-04-22 16:20:07.982259: Şeytan Boğazı’ndan santim santim Erciyes zirvesine... Burası Türkiye’nin en yüksek beşinci dağı. Ama tırmanış için belki de en zoru... Aslında zirveye ‘Nesrin Topkapı’ rotasından gidecektik, son anda…



Ekmekler donmasın diye, uyku tulumunun içine atmıştım; onları da kesmeye
dişim
yetmedi

Kaç kez kayak yapmak için Erciyes Kayak Merkezi'ne gitmiş, zirveye baktıkça "O kadar da zor değildir" diye içimden geçirmiştim. Turkiye'nin en guzel dağlarından biri burası... Muhteşem bir manzarası var. Sordum soruşturdum. Dağın zirvesine yuzlerce kez çıkmış deneyimli antrenor ve rehber Ali Karakulak'la konuştum. Yazışmalarımıza aylar oncesinden başladık. Malzeme kontrolleri, dağın durumu, meteorolojik koşullar, iple çıkılıp çıkılmayacağı gibi onlarca detayı daha Kayseri'ye gitmeden planladık.

Ekmekler donmasın diye, uyku tulumunun içine atmıştım; onları da kesmeye
dişim
yetmedi

Ekip Kayseri 'de buluştu

Beklediğimiz tarih geldi. Yurdun değişik yerlerinden beş kişi Kayseri'de buluştuk. Erciyes Kayak Merkezi'ne çıktık. Sadece bir gunluk vaktimiz olduğundan belirli bir mesafeye kadar teleferik kullandık. Teleferiğin bittiği noktadan ise 'Çoban İni' adı verilen ana kamp alanına kadar yurumeye başladık. Her birimizde 20 kilodan fazla yuk vardı. 3 bin metre rakımda, zaten oksijenin az olduğu ortamda daha fazla yalpalamaya dayanamadık ve ana kampa varamadan bulduğumuz bir duzluğe kampı kurduk. Normalde gece 03.00 gibi kalkmayı planlıyorduk. Ama grup lideri Gokalp (Saklı) "Gece 01.00'de kalksak daha iyi olur, guneş çıkınca karlar erimeye başlayacak" dedi. Zirveye çıkmak tamam da buna pek hazır değildim...

Ekmekler donmasın diye, uyku tulumunun içine atmıştım; onları da kesmeye
dişim
yetmedi

Neşet Ertaş'la ısındık

Uyku zamanı geldi. Ama soğukta uyumak ne mumkun! Çareyi Neşet Ertaş'ta buldum. Yanımda getirdiğim hoparlorden biraz da ironi olsun diye 'Yanıyorum, yanıyorum' turkusunu açtım. Zaten beş metrekarede uç kişi yatıyorduk. Nefesimize bir de oynamamız eklenince biraz ısındık... Birkaç saat uyuyup kalktık. Enerji olsun diye yanımda getirdiğim bal bile eksi bilmem kaç derecede donmuştu. Sıktım sıktım gelmedi. Ekmekler donmasın diye, uyku tulumunun içine atmıştım; onları da kesmeye dişim yetmedi.

"Neyse ki sıcak bir çay içerim!" diyordum. Ama benzinli kamp ocağım yuksek irtifada kelek yapınca o da olmadı. Birkaç parça peynir yiyip, yanıma da biraz biskuvi alarak yola koyuldum.

İlk saatler soğuk olmasına rağmen gayet eğlenceliydi. Hele bir gundoğumu vardı ki enfes fotoğraf kareleri yakalıyordum. Nereden bileyim: Meğer yorulmaya başladığım nokta, 'rotaya girilen' yani asıl tırmanışın başladığı noktaymış. Burası aynı zamanda teknik ekipmanların da giyildiği yer. Kaskları ve ayağımıza uzun uzun çivileri bulunan kramponları taktık. Çantalara bağlı kazmaları da elimize aldık.

Ekmekler donmasın diye, uyku tulumunun içine atmıştım; onları da kesmeye
dişim
yetmedi

Erciyes'e (soldan sağa) Gokalp Saklı, ben, Burak Sarı, Savaş Gunduz ve Polat Dede ile tırmandık.
Nesrin Topkap ı yerine Şeytan BoğazıErciyes Dağı'na çıkmak için birden fazla rota var. Biz 'Nesrin Topkapı' rotası'ndan çıkacaktık. Bu ismin hikayesi ilginç: Bir ekip yılbaşında Erciyes'e tırmanmaya karar veriyor. O sıralarda da TRT'de Nesrin Topkapı'nın dans şovları çok populer. Tırmanışçılardan biri "Şimdi TRT'de Nesrin Topkapı'yı izlemek varken ne işimiz var burada" diyor ve o gun bugundur o rotanın adı boyle kalıyor...

"İsmini bir zamanların unlu dansozunden aldığına gore gule oynaya çıkarız" diyordum. Ama Gokalp zamandan kazanalım diye son anda rotayı 'Şeytan Boğazı' olarak değiştirdi.

Ekmekler donmasın diye, uyku tulumunun içine atmıştım; onları da kesmeye
dişim
yetmedi

Mola vermezseniz g ozleriniz kararıyor

Şeytan Boğazı'ndan geçerken eğim yuzde 70-75'lere çıktı. Ellerim, yuzum neredeyse zemine paraleldi. Çok eğimde ne yapacağımı Gokalp'ten oğreniyordum. 'Kazıklama' imiş yaptığımız taktiğin adı.

İlk başlarda metreleri 10'ar 10'ar soyluyordu Gokalp. Sonra her birkaç metrede bir "Kaç oldu?" diye sormaya başladım. Neredeyse her beş metrede bir mola veriyordum. Bir ara gozlerimin karardığını hissettim. Fazla mola verirseniz, bir daha kalkıp devam edemezsiniz. Mola vermezseniz gozleriniz kararıyor. Bir acayip haller...

Ekmekler donmasın diye, uyku tulumunun içine atmıştım; onları da kesmeye
dişim
yetmedi

Gokalp antrenmanlı olduğundan hızla çıkıp sonra beni bekliyordu. Bir ara "Toplam altı-yedi saatte bitiriyorlar. Biz 10 saati geçeceğiz" diye sitemde bulundu. Ama gaza gelecek ne halim ne de mecalim vardı. Yavaş yavaş çıktım Erciyes'in zirvesine... Metre metre değil, santim santim... Altı buçuk saat sonra zirveye vardığımda artık 3917 sayısı benim için farklı bir anlam taşıyordu. Zirvede bir direğe asılmış birçok bayrak bekliyordum. Hiçbir şey yoktu. Galiba çok fazla Everest filmi seyretmişim. Ama manzara muhteşemdi. Normalde çok fazla tipi oluyor diye zirvede uzun sure kalınmazmış. İwqlk zirvemdi, tadını çıkarmak istedim. Gokalp'ı çıldırtana kadar fotoğraf çektim. İniş kolay olur sanıyordum, meğer o daha da zormuş. Tum o yolun buyuk kısmını geri geri indik. "İki saatte biter" dedik; dort buçuk saat surdu. Toplamda 11 saatte tum tırmanışı tamamladık.

Bir dağcı için belki normal sayılacak bir faaliyet ancak bir gazeteci, dağcılık bilmeyen bir doğa sever için zor bir deneyimdi. Yazının girişinde "O kadar da zor değildir" dediğimi yazmıştım ya... Dağcıların Erciyes için "Yaklaştıkça uzaklaşır" sozunun ne demek olduğunu bizzat tırmanıp inerek anladım.