Özet (TL;DR) @ 2018-04-15 20:30:17.085828: Gökhan Hotamışlıgil, Türkiye’nin bilimdeki en parlak yıldızlarından. Genetik, metabolizma ve kompleks hastalıklar uzmanı.
Gokhan Hotamışlıgil, Turkiye'nin bilimdeki en parlak yıldızlarından.
Genetik, metabolizma ve kompleks hastal ıklar uzmanı.
Harvard Üniversitesi profesoru, bu okuldaki Sabri
Ü lker Metabolik Araştırma Merkezi'nin direktoru.
25 y ıldır metabolizmayla bağışıklık sistemi arasındaki ilişkiyi ve metabolik hastalıkların derin sırlarını araştırıyor.
Son birka ç yıldır adı
Nobel için geçiyor.
Onu L uksemburg'daki bir konferansta tanıdım.
Beslenme ve genetik uzerine
bir konu şma bekliyordum.
Ama insanlar onun hik ayesini dinlemek istiyordu.
G ordum ki bilim dunyasında
bir rock y ıldızı gibi.
Rize Pazar 'dan Harvard'a uzanan bu oykude kendimi 1960'lı, 70'li yılların Turkiye'sinde buldum.
Annesinin Rize Pazar 'da çekilmiş kısa kollu, çiçekli elbiseli siyah beyaz fotoğrafını gosterdiğinde, salondaki birçok kişinin gozlerinin yaşardığını gordum.
_Ertesi sabah kahvalt ıda buluştuk. _
_D unyanın en huzurlu şehirlerinden Luksemburg'da oğretmenliği, bilimi ve memleketimizi konuştuk.
Hotamışlıgil, Luksemburg'da bir parkta gorduğu bu ağacı 'Avatar' filmindeki
kutsal ağaca benzetti.
* Neden bilim insan ı oldunuz?
_
- Di ğer alanlarda pek yetenek gosteremediğim için. Esas tutkum tıp doktoru olmaktı.
* Neden?
- Babam Anadolu'da hekimdi. Muayenehanesi çocuk parkından daha eğlenceliydi. En guzeli de yasak olmasıydı! Kan, idrar testi, derme çatma rontgen cihazı, eski anatomi kitapları... Açılmış, kesilmiş vucutlar, kaslar, sinirler, beyinler... Film gibiydi. Buyuk bir verem salgını vardı, babam kendini buna adamıştı. Ben de balgam yayması yapıp, boyayıp pozitif bakteri var mı yok mu, soyleyebilirdim.
- G ozunuzde bir kahramandı demek ki...
- İnsanlar ellerini oper, parası olmayan tavuk, yumurta, tereyağı getirirdi. Dağlarda, kim olduğu belli olmayan insanlarla kan teması içindeydi. Bu zor koşullarda kendine bakamadı, hastalandı. Hacettepe Tıp Fakultesi yeni kurulmuştu, bir umitle tedaviye gitti. Oradan mektup yazmıştı, şimdi bile gozlerim yaşarır. Annem bu mektubu okuduğunda doktor olmak, babamı tedavi etmek istemiştim.
- Ne diyordu?
- "Burası muazzam bir yer. Ama gecesi 125 lira. Doktor olmasam tedavi olmama imkan yok. Allah gariplere yardımcı olsun" diyordu.
- Bamba şka bir nesildi değil mi?
- Koca imparatorluk yıkılmış, hiçbir şeyi olmayan bir ulke kurulmuş. Onlar ilk nesildi, bir gorev anlayışları vardı. Okumaktan, aydınlanmaktan başka şey konuşulmazdı evde. Savaşın acıları, Ataturk'un vizyonu, bilim, eğitim... Annemiz bize Turk ve dunya edebiyatını, sanatını oğretirdi. Sıradan, orta sınıf bir aileydik ama bir idealizm vardı. Bu nesil artık yok.
- Konu şmanızda oğretmenlerinizi anlattınız. Onlara bağlısınız...
- Bingol'de mecburi hizmet yaparken kendimi birden Harvard'da buldum. Bu uçurumu Ankara Anadolu Lisesi'ne geldiğimde de yaşamıştım. O zaman hayatın akışını değiştiren çatallar olduğunu anladım.
- Ne gibi?
- İlkokul hocam Tevfik Sezer gibi... Anneme, babama "Bu çocuğu buradan yollayın" derdi. Anadolu lisesi sınavına kendi goturdu beni. 2004'te TÜBİTAK Bilim Ödulu'nu kazandığımda torene davet ettim. Eşi hastaydı, gelemedi. TÜBİTAK kitapçığında ona olan borcumu yazdım. Yıllar sonra kızı anlattı, o kitabı elinden hiç bırakmazmış, lime lime etmiş. Bunların bir oğretmen için ne kadar onemli olduğunu anlamıyor insan. Benim ona yaptığım ne ki? İki mesaj, telefon, uç satır hatırlama...
- Bir de lise hocan ız varmış. Harvard'a gittiğinizi duyunca baygınlık geçiriyormuş...
- Melahat Hoca! Ankara Anadolu Lisesi'ne normalin dışında çocuklar seçilirdi. Haşarı, hiperaktif... "Sen beynini hiç kullanmadığın için bir gun universiteye girebilirsen çok başarılı olacaksın" derdi! Yıllar sonra Sıhhiye'de karşılaştık.
- Ne dedi?
- "Hocam, ben Harvard'a kabul edildim" deyince dizleri çozuldu, yere çomelip hungur hungur ağladı. Biz Melahat Hanım'ı 'oğrenci duşmanı' diye gorurduk. Oysa en buyuk dostuymuş, kalbinde yer etmiş. Onu çocuklarıma hep anlatıyorum.
Hotam ışlıgil'in bugune gelmesinde babasının muayenehanesinin (altta) buyuk
payı var: "Çocuk parkından daha eğlenceliydi."
Askeri darbelerden beri de ğişmeyen alışkanlık
- Bug unku eğitim sistemini nasıl goruyorsunuz?
- Eski coşkuyu bazen goremiyorum. Buyuk çoğunluk için 40 yıl onceki duzey var mı, emin değilim.
- Bir resim g osterdiniz dun. Başortulu bir grup genç kız yollamış...
- Kahramanmaraş'ın kuçuk bir kasabasından, gozlerinde ışıklar olan ortaokul oğrencileri gonderdi. Biyoloji derslerinde hocaları "Boyle biri var, siz de yapabilirsiniz" diye anlatmış. Onlar da "Hocam seni seviyoruz" yazmışlar. Çok hoşuma gitti, gozlerim yaşardı. Demek ki hala idealist hocalar, heyecanlı gençler var; ne guzel, keşke daha çok olsa...
- Bilimle u ğraşmak, laboratuvar yonetmek nasıl bir şey?
- Pek hayatım olmadı. Haftada 100 saate yakın çalıştım. Gece gunduz, eve gittikten sonra, az uyuyarak... Şimdi biraz dengeliyorum. Yanımda çalışanların da gece gunduz çalışmasını istemiyorum artık.
- Neden?
- Sadece makale okuyarak, deney yaparak, formul hatmederek olmaz. Duşunmek, kurgulamak, değişik alanları birleştirmek lazım. Bunun için perspektifin, felsefi anlayışın gelişmesi, ahlaki çerçevenin oturması; onun için de bir hayat gerekiyor. Film izlemek, sanatla ilgilenmek, insanlarla tanışmak gerekiyor. Bunları da annemden oğrendim.
- Sab ır isteyen bir meslek... Heyecanı korumak zor mu?
- Hep sonuç, başarı isteniyor. Bu, bilimi dejenere eden bir şey. Bilimde yapılanların 10'da 9'u çalışmaz. Gerçek bilim insanının yanlış yapmaktan zevk almayı bilmesi gerek.
- Bug un Turkiye'de bilim nasıl?
- Kaynak olarak inanılmaz artış var. Ama evrensel bilimi ileriye goturecek katkıları henuz yapamıyor.
- Neden?
- Uzun bilim-araştırma geleneğimiz yok. Bunun yerleşmesi ve uretken olması zaman alıyor. Üniversite yapılanmasında reforma ihtiyaç var. Ama universiteleri kontrol altında tutma alışkanlığı askeri darbelerden beri peşimizi bırakmıyor.
- ' Yerli ve milli universite' fikrine nasıl bakıyorsunuz?
- 'Keşke yerli ve milli çerçeve içinden buyuk devinimler olabilse' diye bir ozlem olarak algılamayı tercih ediyorum.
' Yerli ve milli fizik' olmaz, bilim evrenseldir
- Ne gibi?
- Arkeoloji gibi. Dunyanın en eski yerleşkelerinin uzerinde oturuyoruz. ODTÜ'nun içinde kazı alanları var. Yeryuzunde boyle bir okul bilmiyorum! Yabancı bilim insanları oluyor Turkiye'de bir hafta geçirsek diye. Tarih alanında benzersiz kaynaklarımız var. Bunlar uzerine yerli ve milli programlar kurulabilir, çok da hoş olur. Ama bir de 'evrensel bilim' var. 'Yerli ve milli fizik' olmaz. Fizik, biyoloji evrenseldir. Çerçeve evrensel olmalı. Yerli ve milli birimler buna renk katabilir.
- Ü niversitelere nasıl bir reform onerirsiniz?
- Bir ust kurum tum sistemi idare etmemeli. Ben Harvard'da bir bolum yonetiyorum, bir duzine oğretim uyesinin ihtiyacını karşılamakta zorlanıyorum. Biraz rahatlasak guven ve huzur ortamı olur, olmalı. İnsanlar da fikirler de kutuplaştı. Sadece bizde değil, tum dunyada. Bilimsel tartışmalar bile siyah ve beyaz oldu. Tartışma politize olunca, polarize olması (kutuplaşması) kaçınılmaz. '3 P illeti' diyorum: Politize, polarize, paralize!
Beyin g ucu mu yoksa beyin goçu mu?
T urk akademisyenlerin geçen sene burs başvurularında rekor kırdığı
haberlerini okuduk. Bir beyin goçu mu yaşanıyor? Ve bu kotu bir şey mi? *
- Hem iyi, hem k otu... 30 yıldır Amerika'dayım ama ben Turk'um. Amerikalı
olamıyorum! Hala bağlantım var. Yakında çok ust duzeyde eğitilmiş, çok guçlu
bir bilimsel diasporamız olacak. Peki bunlarla sağlıklı bir kopru kurabilecek
miyiz? Kurabilirsek 'beyin gucu' deriz. Kuramazsak 'beyin goçu' diye kalır. 20
yıl içinde gurur duyacağımız yuzlerce bilim insanı çıkacak.**
Nobel 'i henuz hak ettiğimi duşunmuyorum
- Nobel i çin adınız neden geçiyor?
- Konu şmayı hiç sevmediğim bir konu. Bağışıklık sistemiyle metabolizma arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılması ve bulduğumuz mekanizmaların metabolik hastalıklarda onemli hale gelmesiyle ilgili muhim araştırmalarımız var. Oyunun kurallarını değiştirecek kapasiteye sahip ama daha o noktada değil. Bu yuzden henuz hak ettiğimi duşunmuyorum.
- Harvard 'da bu çalışmalara mı odaklanıyorsunuz?
- Evet. 25-30 sene once açıkladık, hala çalışıyoruz. Buyudu ve bir saha haline geldi. Ama uygulamaya henuz yaygın olarak donuşmedi. Gerçekleşecek, sonra kavga edecekler, politika yapacaklar... Ama beni ilgilendiren bu değil. İnsanlığa bir katkım olsun, o bana yeter.
- Peki en b uyuk ruyanız ne?
- İnsanları 150 yıl yaşatmak değil ama 100 yıl tamamen sağlıklı yaşatmak. Tum bilimsel omrumu buna vakfedeceğim.
- Ne g uzel... Olacak mı?
**- Temelde yatan bulu şları yaptık. Sistemin derinindeki birkaç onemli mekanizmayı ortaya çıkardık. Şimdi bunların yerleşme sebeplerine ve sistemi nasıl kontrol edebileceğimize yoğunlaşacağız.
** Hotam ışlıgil, Sabri Ülker Vakfı destekli Avrupa Beslenme Liderliği Platformu toplantısında konuştu.
_ Akademisyenler g uven dolu, huzurlu ve ozgur bir ortam ister; kuş gibidirler, biraz sıkarsanız elinizde olurler_

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.