Özet (TL;DR) @ 2018-04-09T07:32:45.000Z: Stres kilo ilişkisinde yeni şifre (Stres kilo almaya sebep olur mu?)
9 Nisan 2018 Pazartesi
Stresten bunalanların çoğu kilolu. Bilim insanları da 'stres kilo ilişkisinin sırrını' çozme gayretinde. Yakın zamana kadar genel kabul şuydu: Stresin arttırdığı kortizol salgısı insulin direnci uzerinden kilo almamızı kolaylaştırıp kilo kaybını zorlaştırır! Stanford Üniversitesi (ABD) tıp merkezinde yapılan yeni bir araştırma bu bilginin eksik olabileceğini gosterdi. O araştırma guvenilir tıp dergilerinden 'Cell Metabolism' dergisinde de yayınlandı. Araştırmada çok daha onemli bir sorunun varlığını teyit eden kanıtlara ulaşıldı. İşte o 'kilo-stres' sarmalındaki GİZLİ ŞİFRE! Buyurun...
S ÜREKLİ STRES YAĞ HÜCRESİ Mİ ÜRETİYOR?
Surekli ve net stres hali kanda kortizol seviyesini arttırıyor. Kortizol ise zannetti ğimiz gibi sadece insulin direncini tetiklemiyor. Bazı hucrelerin yağ hucrelerine donuşmesine, neticede de doğrudan yağlanmaya yol açıyor. Dolayısıyla stres sadece iştahı açtığı, fazla yedirdiği, insulin direncini tetiklediği için değil, oluşturduğu yeni yağ hucreleri nedeniyle de kilo aldırabiliyor.
Araştırmadaki veriler kortizolun boyle bir etki gosterebilmesi için strese maruz kalma suresinin onemli olduğunun da altını çiziyor. Gun içindeki geçici streslerin değil de, kalıcı uzun sureli (mesela gun boyu devam eden) streslerin etkili olduğu anlaşılıyor. Araştırma laboratuvar ortamında fareler uzerinde yapılmış ama beklenti bu bulguların insanlar uzerinde de geçerli olabileceği yonunde.
UNUTMAYIN: UYKUSUZ OLMAZ
Dilimde tuy bitene kadar tekrarlayacak, "Tamam, derdimi anlattım" diyene kadar yazacağım. Uykusuzluk en az obezite kadar muhim bir sağlık sorunu. Kendisi başlı başına bir hastalık olabildiği gibi pek çok hastalığın da ya hazırlayıcısı, ya hızlandırıcısı. Uykusuzluğun kolaylaştırdığı sağlık sorunları arasında depresyon da var, hipertansiyon da. Kalp damar hastalığı da var, bellek bozukluğu da. Kanser de var, tukenmişlik sendromu da. Listeye fibromiyaljiyi, rahatsız ayak sendromunu da eklemeniz mumkun. Önemli ve yeni bilgi ise şu: Uykusuz geçen gecelerin size zarar verebilmesi için aylara, yıllara ihtiyaç yok. Sadece birkaç gece uykusuz kalmanız bile beyninize fiziksel ve yapısal zarar verebiliyor. Bu zarar da yeme davranışlarınızı bozuyor, iltihabi sureçleri tetikliyor, stresinizi arttırıyor, depresyona, unutkanlığa zemin hazırlıyor. Özeti şu: Uykusuzluk muhim bir mesele. Ciddiye almanızda fayda var.
OMEGA-3/OMEGA-6 ORANI DAHA ÖNEMLİ
OMEGA-3 ve omega-6 yağlarının ikisine de ihtiyacımız var. Ne var ki bunların belirli bir denge içinde alınması lazım. İkili arasındaki kazanım oranının da en kotu ihtimalle bire bir (1/1) civarında kalması şart. Oran buyuduğunde, omega-6'nın omega-3'e oranı 4/1'i geçtiğinde bazı sağlık sorunları başlıyor. Omega-3 kazanımımız çok çok azaldı. Omega-6'ların kazanımı ise bitkisel yağların ve margarinlerin kullanımının yaygınlaşması nedeniyle iyice arttı. Neticede "4/1'i geçmesin" dediğimiz 'omega oranı' neredeyse 30/1'e ulaştı. Peki sonuç ne? Daha çok cilt hastalığı, daha sık alerji, daha yoğun kronik iltihabi problemler, romatizmal sorunlar, daha yaygın bellek bozukluğu, daha yuksek kalp damar hastalığı riski. Yani omega dengemiz çok bozuk ve durumumuz pek iç açıcı değil.
ERTU ĞRUL ÖZKÖK KAÇ YAŞINDA?
HERKESİN hassas noktaları var. Yok diyen yalan soyler. Özkok'un hassas noktası açık ve net: Yaşlanma belirtilerini frenlemek! O yaşlılığın izlerini daha geç ve az hissetmek istiyor. Haksız mı? Hayır! Bunu herkes arzu eder. Özkok geçen hafta yayınladığım "Yaşlanma Yolculuğunun 10 Muhim İşareti" yazısındaki sorulara da cevap aramış, bana soruyor: "Hocam onda altı skor yaptım. İyi miyim?" Sonra da eklemiş, "Hocam bizim orta yaş projemiz çoktu mu" diye. Yanıtları hemen verebilirim. Yanıt 1: Ertu ğrul Özkok hala orta yaşlı biridir, nokta! Yanıt 2: Sevgili Ertuğrul Bey bizim yeni orta yaş projesi çokmedi. Biliyorsunuz, ben bu projeyi 20 yıl once 2000'li yıllara girerken açtım. "Neden çokmedi" sorusunun yanıtını ise alttaki kutuda ozetledim...
BANA G ÖRE 70 ORTA YAŞTIR
2000'li yıllara girerken verdiğim bir roportajda "Yetmiş yaş orta yaş" tanımını kullandım. O roportaj Milliyet'te yayınlandı. Çok da ilgi çekti. Hatta azıcık gurultu bile kopardı. Gurultunun nedeni o gunlerde "5+5 projesi" ile Cumhurbaşkanlığı'nda ikinci tura hazırlanan rahmetli Suleyman Demirel'in yaşı idi. Roportajı okuyanlardan bazıları benim 'yeni bir saptama' yaptığımı duşunurken bazıları da rahmetli Demirel'e 'torpil geçtiğime' karar verdi. Yaş kayması muhim bir konu. Ben bugun de 21. yy ile birlikte en az yirmi yıllık bir 'yaş kayması' durumunun varlığından hiç şuphe duymuyorum. Yani bugunun kendine iyi bakan yetmişlikleri ile 50-60 yıl oncesinin ellilikleri arasında ciddi bir bedensel veya ruhsal farklılık yok. Fiziksel ve ruhsal kapasiteleri hemen hemen aynı. Bu nedenle bazıları ne kadar garip karşılarsa karşılasınlar Ertuğrul Özkok'un kendini yetmişli yaşlarda bile ellilik bir orta yaşlı gibi hissetmesi gayet normal. Dunya Sağlık Teşkilatı boyle bir açıklama yapmış olsun ya da olmasın bu durum fark etmiyor.
LEZZET TATTA MI, KOKUDA MI?
LEZZET tutkunuyuz. Aramızda sevgili Mehmet Yaşin gibi o tutkuyu bağımlılık (!) duzeyine vardıranlar bile var. Mehmet Bey her hafta sonu Hurriyet Pazar ekinde anlattığı lezzet yolculukları ile dilimizdeki tat tomurcuklarına egzersiz yaptırıyor. Peki ağzımıza attığımız bir lokmanın lezzetini sadece tadı mı belirliyor? Yoksa başka faktorler de var mı? Var! Lezzetin onemli bir bolumu, hatta yarısından fazlası tattan ziyade, kokudan geliyor. Bilgi yeni değil, aslında oldukça eski ve bana gore de kokulu besinlerin daha lezzetli algılanması asla surpriz bir bulgu değil. Tereyağı salgıladığı uçucu yağların harika kokusu nedeniyle koku fakiri zeytinyağına tercih edilebiliyor. Mis kokulu kavunlar koku fakiri kiviye lezzet farkı atabiliyor.
SADECE FR ÜKTOZU VERMEZ
Florida Üniversitesi'nde tat bilimcisi olarak gorev yapan Linda Bartoshuk ve ekibi de benimle aynı fikirde. Bartoshuk'un ekibi meyvelerdeki lezzet algımızı belirleyen şeyin sadece içindeki fruktozun oranı değil, kokuyla algılanan uçucu kimyasallarla da ilgili olduğunu ispatladı. Bartoshuk'un deneyinde çilekle yaban mersini karşılaştırıldı. Çilekte yaban mersininden daha az şeker (fruktoz) var. Ama buna rağmen çilek yaban mersininden daha tatlı (lezzetli) algılanıyor. Bartoshuk ve ekibi bunu çileğin kokusuna yani sahip olduğu uçucu kimyasallara bağlıyor. Kısacası kilo sorununuz varsa mis kokulu besinler ve harika kokan mutfaklardan azıcık uzak durmanızda fayda olabilir.
VIDEO: İSTANBUL'DA 8 BİN LİRA MUTLULUK, ÜSTÜ STRES KAYNAĞI
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.