Özet (TL;DR) @ 2018-04-02T07:27:19.000Z: Şeker tutkusu yayılıyor, kişi başına tüketilen yıllık şeker miktarı her ülkede hızla artıyor.



2 Nisan 2018 Pazartesi

Şeker tutkusu yayılıyor, kişi başına tuketilen yıllık şeker miktarı her ulkede hızla artıyor.Neticede de şeker sorunu tutkudan da ote bir tur bağımlılık problemi haline geliyor. Nedeni açık: Şekerin her turlusu bizi duşunduğumuzden de kısa bir surede mutlu ediyor. Ne var ki yine şekerin her turlusu (ama ozellikle de nişasta bazlı fruktoz) hasta da edebiliyor. Şekerin karaciğer yağlanmasından obeziteye, kronik iltihaplanmadan diyabete, kalp damar hastalığından kansere pek çok kronik sağlık sorununu nasıl tetiklediği net ve açık olarak gosterildi. Şeker tuketimi arttıkça bağışıklık zayıflıyor. Aşırı şeker tuketiminde bunama riski çoğalıyor. Şeker kullanımı yukseldikçe kemikler ve sinir sistemi zayıf duşuyor. Özetle o tam bir sağlık canavarı. Peki, o canavardan kurtulmanın yolu var mı? Bence var. Biraz zahmetli ama denemeye kesinlikle değer. "Kalıcı bir şeker detoksu nasıl başarılır?" sorusuna verilebilecek tek bir yanıt yok, bazı çozum onerileri var. Detaylar için buyurun...

Ş EKER KULLANIMINI AZALTAN 10 ÖNERİ

1- Her turlu şekeri kesin. Yemek ustu tatlı alışkanlığından vazgeçin.2- Ara oğunlerde içinde şeker ve un bulunan atıştırmalıklara elinizi bile surmeyin. Eğer vazgeçilmez olçude bir tatlı ihtiyacı içindeyseniz fruktozu duşuk meyvelerden makul miktarda yiyin ya da şeker eklenmemiş meyve ve kuruyemiş karışımlarını denemeyi tercih edin.3- Atıştırmalık ihtiyacınızı protein zengini besinlerle, peynir, yoğurt, ayran, badem, fındık vs ile giderin. Ciddi ihtiyaç duymadıkça atıştırmaktan da vazgeçin.4- Atıştırmalık tercihi olarak % 70 kakao içeren kuçuk bir parça bitter çikolatayı da deneyebilirsiniz.5- Yemekten hemen sonra meyve yemeyin. Meyveleri yemekten once ya da ara oğunlerde tuketin.6- Sabah kahvaltınızı guçlendirip protein yonunden zenginleştirin. Kahvaltınıza peynir, yoğurt, yumurta yukleyin. Kahvaltı masasından kahvaltı gevreklerini, meyve sularını, balı, reçeli, pekmezi yok edin.7- Başta tarçın olmak uzere açlığı frenleyen, tatlı ihtiyacına dur diyebilen baharatlardan da istifade edin.8- Nişasta bazlı şeker içeren her turlu urunden kesinlikle uzak durun.9- Prensip olarak tam karbonhidratlı yiyeceklere yonelin. Nişasta ve un zengini yemeklere (pilav, makarna, irmik) hayır deyin.10- Beslenmenize daha fazla ve sık bakliyat, makul olçude de tam tahıl ilave edin.

ANT İBİYOTİK ŞAMPİYONUYUZ

NE uzucu ki bazı hastalıklarda Avrupa, bazılarında dunya şampiyonuyuz. Şampiyonluklarımız sadece hastalıklarla da sınırlı değil. Bazı ilaçların kullanımında da (mesela antidepresanlar) ya birinci ya ikinciyiz. Yeni yayınlanan sağlık istatistiklerine gore Turkiye kişi başına tuketilen antibiyotik oranı dikkate alındığında da birinciliğe oynuyor. Bu son derece kotu bir haber. Çunku antibiyotik tuketimi arttıkça sadece antibiyotik direnci sorunu buyumuyor. Probiyotik eksikliği meselesi de derinleşiyor. Sağlık Bakanlığımızın antibiyotik kullanımında reçete takibine gitmesi son derece doğru bir girişim oldu. Ama itiraf edelim ki sorunu çozmeye bu onlem de yetmedi. Önemli belirleyicilerden biri de biz doktorların yaklaşımı. Pek çoğumuz hala ve nedense antibiyotik reçete etme konusunda gerekli dikkat ve ozeni gostermiyor. Özellikle kış aylarında karşılaştığımız her turlu ateşli hastalığa bir antibiyotik reçete etmekten kurtulamıyoruz. Bu bir oz eleştiridir, doğruluğu da kesindir.

M ÜHİM BİR TEHLİKE: AŞI KARŞITLIĞI

ÇOCUKLUK çağı zorunlu aşılarının duzenli yapılması onemli. Bu aşılar sadece çocuklar için değil, biz yetişkinler için de koruma sağlıyor. Ne var ki çocuklarına aşı yaptırmayı reddeden ailelerin sayısında ciddi artış var. Aşı reddi oranı yukseliyor. Aşı karşıtları çoğalıyor. Bu rakamlar buyudukçe de toplumun salgın hastalıklara yakalanma ihtimali buyuyor. Kısacası sadece çocukların değil, toplumun bağışıklığı da azalıyor, salgın hastalıkların saldırısına açık bir toplum kesiti oluşuyor. Mesela kızamık hastalığında şu bilgi çok net ve açık: Kızamık virusunun agresif biçimde yayılmaması, yani hastalığın salgına donuşmemesi için halkın % 95'inin virusten korunması şartı var. Aşılananların sayısı azaldıkça bu rakama ulaşmak imkansız hale geliyor. Zaten bu nedenle aşılanmayı reddedenlerin yayıldığı bazı bolgelerde kuçuk de olsa (Belçika, Hollanda, ABD, İngiltere) kızamık salgınları gorulmuş.

KIZAMIK SALGININDA BAKIN NELER OLUYOR...

Sağlık Bakanlığı Bağışıklama Danışma Kurulu uyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan bir toplumda kızamık salgını geliştiğinde nelerin olabileceğini şu şekilde ozetliyor: "Her kızamık geçiren 1000 çocuğun 100'u hastaneye yatmak zorunda kalır. Bu çocukların yaklaşık 20'si maalesef kaybedilir. 30'unda ise beyin hasarı gelişebilir." Bu bilgiyi enfeksiyon hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Önder Ergonul ile de konuştum. O da benzer rakamlar verdi. Yani muhtemel bir kızamık salgınının ciddi riskleri var. Bu kesin...

B İR 'BİLİM KURULU AÇIKLAMASI' ŞART!

Aşı reddi muhim bir sorun. Eldeki bilimsel kanıtlar bunu net ve açık olarak gosteriyor. Ama bilim bilinen her şeyi yeniden tartışabilmeyi de gerektiriyor. Aşı reddini savunmak ayıp ya da yanlış değil. Ama bu savunmayı yapan hekimlerin savunmalarını bilimsel ortamlarda, bilimsel kanıtlara dayanarak yapmaları, fikirlerini medyaya değil doktor muhatapları ve Sağlık Bakanlığı'na iletmeleri gerekiyor. Çocukluk çağı zorunlu aşılarını yaptırmanın uzerinde ısrarla duran mikrobiyolog ve enfeksiyon hastalıkları uzmanlarının ise bu basit goruşlere bilimsel kanıtlarla yanıt vermeleri lazım. Burada da gorev yine Sağlık Bakanlığımıza duşuyor. Bakanlığın iki tarafı bir masada buluşturup bilimsel kanıtlara dayalı net ve açık kararı 'Sağlık Bakanlığı açıklaması' şeklinde topluma duyurması, hangi aşıların mutlaka gerekli ya da zorunlu, hangilerinin isteğe bağlı yaptırılabileceğini kayıt altına alması şart. Kısacası nişasta bazlı şeker konusunda olduğu gibi bir 'bilimsel kurul açıklaması'na ihtiyaç var.