Özet (TL;DR) @ 2018-03-23T12:54:00.000Z: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 'İslam’ın güncellenmesi' ile ilgili yaptığı açıklamanın ardından başlayan tartışmayı RS FM'de yayınlanan Elif Ilgaz'la 'Aklıma Takılan' programına değerlendiren İlahiyatçı…



"6 yaşında bir çocukla evlenilebilir.""Asansorde bir kadınla bir erkeğin yalnız kalması halvet ortamı oluşturur.""Yatak, yorgan cinsel durtuleri gıdıklayan, rahatsız eden yapıda olmamalı.""Kocasından dayak yiyen kadınların sabaha kadar şukretmesi gerekir."

"Kızlarını pantolonla universiteye yollayan babalar kızlarını cehennem ateşine atıyorlar."

Pek çoğumuzu hayretlere duşuren, kızdıran bu açıklamalar nasıl yapılabiliyor, bunun kaynağı nedir? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ifadesiyle İslam'ın guncellenmeye mi ihtiyacı var? Guncellenmeden kasıt nedir? İslam etrafında donen bu tartışmalarda aklımıza takılan soruları Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakultesi Profesoru Mustafa Özturk, Elif Ilgaz'la 'Aklıma Takılan' programında yanıtladı.

Bu a çıklamalar nereden çıkıyor? Kadınları bu kadar dışlayan, aşağılayan ve içinde şiddet de barındıran bu açıklamalar neden ve nasıl yapılıyor?

Bu açıklamaları maalesef Orta Çağ'ın klasik fıkıh muktesebatının içerisinde butun detaylarıyla mevcut olan açıklamalar yani bu açıklamaların sahibi olan insanların kendi başlarına, kendi zihinlerinde kurguladıkları izahlar değil bunlar. Öncelikle onun altını çizelim. Yani gelenekte, dini literaturde, referansları ve karşılıkları var. Sorun dini literaturun veya bundan asırlar once yazılmış İslam hukuku kitaplarının, fetva kitaplarının içerisindeki yorumların, kanaatlerin, goruşlerin, fetvaların tarih ustu metinler gibi algılanması. Daha da kritik olanı; bunların din olduğu zannedilip, bunlara dini değer yukleyerek bugune taşınması. Dolayısıyla bu metinlerin okunma tarzında sıkıntı var. İslami duşunce de dinin kurucu metinlerinin genellikle tarih ustu olduğu kabul edilir yani Kuran'ın hukumlerinin, Hazreti Peygamber'in sozlerinin… Ama geldiğimiz evre onu gosteriyor ki sadece bu metinlerin değil, sozgelimi binli yıllarda, beş yuzlu yıllarda yazılmış İslam hukukuna, İslam fıkıhına dair kitapların içerisindeki içtihatların, o çağın ihtiyaçlarını karşılamak için uretilmiş fetvaların da tarih ustu normlar gibi algılandığı ve bugun olduğu gibi uygulandığı, dini bilgi gibi sunulduğu bir durumla karşı karşıyayız. Vahim olan budur.

Dolayısıyla burada evvel emirde bu İslami ilimler literaturune dair okuma biçimimizin, anlama biçimimizin, açıklama biçimimizin yeniden baştan tepeden tırnağa gozden geçilmesi gerekiyor. Kimse bu adamların yaptığını sapkınlık falan diye suçlamasın. Bu biraz ucuz bir eleştiri olur. Bu insanlar bu fetvaları kendi ceplerinden çıkarmıyorlar. Bu fetvalar sizin butun dini geleneğinizin içerisinde duruyor. Bunların tek suçu orada duranı ifşa etmeleri. Şimdi feveranlar infial konusu oluyor. Oysa ki bu kitaplarla bir hesaplaşmak gerekir dediğimizde İslami geleneğe saldırı, dini geleneğe saygısızlık gibi telakki ediliyordu. Ama şimdi bu pislik duzeyinde ortaya çıktığında, artık bununla baş edilemeyince bu sefer ucuz bir yolla bu açıklamaları yapanları sapkın olmakla itham ediyorlar. Ama o metinler orada asırlardır duruyordu. Şimdi bunlar sadece dile getirmiş oldular. O zaman hem bunu dile getirenlerin dine bakış açısını, zihniyetini hem de okuma biçimimizi masaya yatırmamız gerekiyor.

Son zamanlarda giderek artan ama y ıllardır devam eden bu açıklamalarla ilgili olarak sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan da tepkisini ifade etti ve 8 Mart Dunya Emekçi Kadınlar gununde de bu açıklamaları yapanları eleştirerek "Anlamak mumkun değil. Yani bunlar ya bu asırda yaşamıyorlar çok farklı bir dunyada, zamanda yaşıyorlar. Çunku İslam'ın guncellenmesi gerektiğini bilmeyecek kadar da aciz bunlar. İslam'ın hukumlerinin guncellenmesi vardır. Siz İslam'ı 14-15 asır oncesi hukumleriyle kalkıp butun de uygulayamazsınız" dedi. Cumhurbaşkanının bu ifadesini ilk duyduğunuz da şaşırdınız mı, ne duşundunuz?

Ben ilk duyduğumda şaşırdım, hakikaten şaşırdım. Çunku Sayın Cumhurbaşkanının dini duşunce biçimine dair onceden bir kanaatim vardı. Fakat bu soylem biçimi benim için gerçekten surpriz oldu. Yani siz İslam'ın 14 asır, 15 asır hukumlerini bugun ayni ile uygulayamazsınız ifadesi çok çarpıcı bir ifade. 14 asır, 15 asır oncesi hukum demek Kuran'daki bazı hukumler demek. Çunku tarihsel olarak oraya denk duşuyor. Sunnetteki hukumler de. Bu şu demek bugun gunumuzde tarihselcilik falan diye tartışılan son derece netameli, tehlikeli sayılan dini duşunce soylemine yakın bir duşunceyi dile getirmiş gorunuyor. Ama muhtemelen benim gibi sayısız insan için, dindar camiada surpriz oldu ki, cumhurbaşkanının sozunu birçokları tevil etmeye çalıştılar. Dediler ki "Yok o temel kurucu dini metinlerdeki hukumler değil, İslam alimlerinin urettikleri goruşler, içtihatlar onlar guncellenmelidir", yani "Dini metinlere ilişkin yorumlar, metinler, bakış açıları guncellenmelidir" dediler. Ama nihayetinde sonuç aynı yere çıkıyor. Hadise şu, Kuran-ı kerim'de donemin reel, olgusal bir sorunu olarak diyelim ki, bir savaş hukuku var, o donemin butun İslam devletlerinde olduğu gibi Roma devletinde de mevcut olan savaş hukukunun bir parçası sayılan ganimet hukuku var, esir alma hukuku var, cariyelik hukuku var, kolelik hukuku var. Bunlar Kuran-ı Kerim'in ayetlerinde de var. Şimdi bu ayetleri 2018'in dunyasında savaş hukuku bağlamında, aynıyla uygulamaya kalktığınızda ortaya çıkacak sonuçlardan birisi DAİŞ'in veya cihatçı selefi orgutlerin kuran-ı okuma, anlama ve uygulama biçimine doğru gider. Sayın Cumhurbaşkanı boyle bir algılamanın, boyle bir algılayışın, boyle bir Kuran-ın yorumunun bugun olamayacağını, dolayısıyla bu gibi konularla ilgili ayetlerin yeniden yorumlanması ve çağın gerçeklerine uygun, uygulanabilir, olması gereken şekilde bir yoruma kavuşturulmasını soyluyor. Sen de ki, "Efendim bu reform değil, şu değil, bu değil" ben orada bir kelime oyunu seziyorum reform desen ne olur, demesen ne olur. Reform demek…

Reform kelimesi urkutuyor mu?

Evet urkutuyor yani bizim İslamcı entellektuel kesimin kelime takıntılarını ve kelimelere bir takım kişilikler, kimlikler, kunyeler, tarihsel aidiyetler yukleyerek boyle alerjiler oluşturmasını da bugune kadar pek anlayamadım. Peki reform demiyelim de tecdid diyelim. Ne değişti. Tecdid daha tehlikeli bir kelime, yenileme. Reform deme, renovasyon de, restorasyon de. Ne dersen de bence en iyisi, reformdur; yeniden bir şekil, biçim kazandırmak. Tecdid daha iddialı bir kelime yenileme. Ama tecdid bizden çıktığı için tercih ediliyor. Reform dediğinizde de batıdaki aydınlanma, kiliseyle hesaplaşma, orayla bir aidiyet kurduğu için oradan tarihsel bir alerji gelişmiş, kelimeyi boyle şeytanlaştırmışlar.

**

(C) AA/ Kayhan Özer

İlk açıklamanın ertesi gunu Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Biz dinde reform aramıyoruz. Boyle bir derdimiz de yok. Haddimize mi? Asla" dedi ve herkesin dinle ilgili konuşmaması gerektiğini bunun İslama zarar verdiğini soyledi. **

Bu açıklamasını geri adım olarak değerlendirenler oldu. Siz nasıl değerlendirdiniz? Bu bir geri adım mı?

Dinde reform aramıyoruz cumlesi şu, Sayın Cumhurbaşkanı, islam dediğimiz din bu haliyle kabul edilemez, bunun uzerine bir çarpı atalım, yeni bir din uretelim gibi bir maksadımız, oyle bir amacımız, oyle bir soylemimiz, oyle bir muradımız yoktu demeye getirdi. Dolayısıyla burada oyle bir saptırmanın, bir yanlış yorumlamanın onune geçmeye çalıştı. Yani demek istiyor ki, eğer benim soylediğim sozun maksadını aştığı algısı varsa, oyle algılamayın. Buradaki reform kelimesindeki amacı şu, "İslam'ı lav edelim, yeniden bir alternatif İslam uretelim gibi bir iddianın peşinde değiliz" demeye getirdi. Ve oradan içtihatların guncellenmesi, yorumların guncellenmesine geldi. Bu her halukarda tecdid demektir, islah demektir. 19. yuzyıl, 20. yuzyılın başlarından itibaren İslam dunyasında boyle bir hareket de guçlu bir damar olarak hep varlığını surdurmuştur.

Ben geri adım olarak değil de belki ilk gun soylediği cumlenin biraz daha uzerinde tasarlanmış, duşunulmuş, toplumsal algıdaki marjları yeniden gozden geçirilerek, yeniden organize edilmiş versiyon olarak duşunuyorum. Yani ilk gunku sozu toplumsal algıda biraz sarsıntı yarattı. Onu biraz daha konsantre ve biraz daha organize edilmiş hale getirdi.

Peki bu f ıkıh kitapları fetvalar neden hep kadın, cinsellik ve cinsel hayatın duzenlenmesi içerikli?

Bakın biraz Freudçu gibi gorebilirsiniz ama birkaç şey soyleyeceğim sami gelenekteki dini yapılar ve kalıplar ataerkildir. Bu Yahudilik'te de boyledir, Hristiyanlık'ta da. Orta Çağ'da batıda kadınların insan olup olmadığı, ruhunun olup olmadığının uzun yıllar kiliselerde tartışıldığını biliyoruz. Bizim gelenekte de bu boyledir.

İkincisi erkek dediğimiz varlığın kendi iktidarını, daimi nufuzunu koruma refleksidir, iktidarını paylaşmak istememe halidir. Eşi de olsa, hayat arkadaşı da olsa ona karşı siyaset yapıyor, din cihazını kullanarak, onu surekli olarak hegomanyası altında tutmanın başlıca yollarından biridir bu. Dini soylem uzerinden kadını otekileştirmek, kategori dışında bırakmak…

Üçuncusu peki niçin ahlak, ahlaksızlık toplumdaki dini erozyon, surekli ticarette ruşvetten, şuradan buradan değil de alış verişten, komşuluk ilişkisinden, toplumsal adab-ı muaşeretten değil de, hep kadın bedeni uzerinden yapılıyor. Dini kitaplarda, fıkıh kitaplarında biraz tasavvufun da etkisi var herhalde. Tasavvuf biliyorsunuz dunyaya karşı perhizi oneren bir dini duşunce tarzıdır. Perhiz nedir? Dunyanın lezzetli şeylerine, zevk veren, insanı eğlendiren, mutlu eden, nimetlerine karşı perhiz geliştirmek ve kendini daha uhrevi hale getirmek ve insanın kendi hamlıklarını yontması, insanın kendini ehlileştirmesi. Bunun da başında evlenmeme kadına karşı mesafeli olma işte cinsel ihtiyaçlarını erteleme fakat insanın fıtri, doğal bir yapısı var. Bu normalde bir ihtiyaç yemek gibi, içmek gibi. Siz bunu haram, haram, haram, yasak, yasak, yasak uzerinden, surekli bastır, bastır, bastır ama bastırırken de çok ilginç paradoksal da bir durum var hem bastırıyorsunuz hem de surekli hatırlatıyorsunuz. Yani o yasaktır diyorsunuz ama yasağı da butun kışkırtıcılığıyla nasıl yasak olduğunu anlatırken ballandırarak anlatıyorsunuz. Aklında olmayanın aklına duşuyorsunuz, ondan sonra kendini zapt et diyorsunuz. Burada patolojik bir durum ortaya çıkıyor. Bir hanımefendinin belediye otobusunde oturduğu koltuğa siz oturur da, onun koltukta bıraktığı sıcaklığı hissederseniz zina etmiş olursunuz diye bir fetva urettiğinizde, belki yorgunluktan ayaklarına kara sular inmiş bir adam, bir hanımefendinin kalktığı yere otururken "Oh şukurler olsun, bir yer buldum" diyecekken, "Acaba ben zina ettim mi?" moduna geçiyor ve kendini hakikaten psikolojik, patolojik bir halin içine duşuyor. Yani demek istediğim şu; bastırılmış cinsel duyguların negatif durtulenme yoluyla insanların aklına duşurulmesi, o açlıklarının dillerini de vurması da var bunda.

(C) Sputnik/

Biz dindarlar kadının insan olduğunu oğrenmek zorundayız. Cinsiyetçi yaklaşım uzerinden kadını tanımlamak işinden vazgeçip, o da erkek gibi, bir insan tekidir diye bakarsak herhalde bakışımız da, zihnimiz de daha doğru, daha sağlıklı bir hale gelir. Şu anda patolojik bir durum var.

**

(C) REUTERS/ Murad Sezer

İlahiyatçıların bu tur açıklamalarının insanları dinden soğuttuğunu duşunuyor musunuz?**

Duşunuyorum, son zamanlarda deizmin yaygın bir trend haline geldiği yonundeki tespit ve gozlemlerin bunula ilgisi olduğu goruşundeyim. İnsanlar belli ki bu tur çirkinlikler karşısında eğer kurumsal din buysa, ben oyle bir yapının içerisinde yokum diyerek, tepkisini sessizden ve derinden dip dalga gibi koyuyor. Kendini boyle kurumsal olmayan daha insani, daha vicdani bir dini tasavvufi duşuncenin içine atarak selamette olmayı bir hal çaresi gibi duşunuyor. Yani o gittiği yerin Deizim olduğunu tasarlayarak, planlayarak, okuyarak, "Deizmi teizmle karşılaştırdım, bunun daha makul, daha tutarlı olduğuna karar verdim" diyerek gitmiyor. Bu yaşananlara, bu çirkinliklere tepki koymasının sessiz, derinden işleyişinin sonucu vardığı yer oluyor. Ateizme de sıçrayamıyor çunku ona da cesaret edemiyor. Kulturel aidiyetleri, mahalle ortamları, baskıları vesaire o kadar radikal bir sıçrama yapmaya izin vermiyor. Bir ara durak olarak deizme savruluyor gibi gorunuyor. Ben bu yaşananların etkili olduğu kanaati taşıyorum.

Siz de şahit oluyor musunuz bu deizme kayışlara?

Ben şahit oluyorum bu kayışa, çok da mail de alıyorum bu konuda. "Hocam beni ifşa etmeyin, ismimi kimseye vermeyin ama boyle bir hal içindeyim" diye paylaşanlar var. Bu gidişat şoyle; kurumsal muesses yapısı itibari ile din goçuyor gibi gorunuyor şu anda. Ve işin daha kotusu dinin bizatihi kendisinin vaat ettiği iyiliklerin, guzelliklerin de artık bu yıkımla, bu çokuşle birlikte o değerlerinin de maalesef gomuleceği korkusu taşıyorum. Yani giderken siz kendi urettiğiniz çirkinliğinizle gitmeyeceksiniz, dine refere etmenizden dolayı soyledikleriniz, dini de beraberinizde gotureceksiniz. Oysa din bu toprakların kimyasıdır, mayasıdır, çimento unsurlarından, asli unsurlarından birisidir. Din dediğiniz şey, iyiliğin çoğaltılması, huzur ve dinginliğin arttırılmasına yonelik temel fayda sağlamaya çalışır. Oysa şimdi bir kavganın, dovuşun, çekişmenin, kuru gurultunun, birbirini dışlamanın, yaftalamanın, kamplaşmanın ve aynı zamanda dunyevi nufuz arayışlarının veyahut kariyer basamaklarını tırmanmanın akreditasyon belgesi gibi kullanılıyor. Cemaat kimlikleri var, grup kimlikleri var. Biliyorsunuz FETÖ vakasında yaşadık. Din bir dizi kotuluğun manipulasyon aracı haline donuşmuş durumda. Dolayısıyla dinle ilişkileri gayet masum, sıradan, informal bir çok insanın bu olan bitenden rahatsızlık duyduğunu ve bu rahatsızlıktan dolay da bu kurumsal dini yapılara ve dini gruplara, cemaatlere karşı ciddi bir tepki duyduğunu biliyoruz. Hatta tiksinti duzeyinde tepki koyuyorlar. Şu anda sessizden yuruse de toplumdaki ciddi bir kesimin dinden soğuduğunu, dinle arasına mesafe koymaya başladığını çıplak gozle bile gozlem yapsanız fark edebilirsiniz diye duşunuyorum. Bunun maliyeti, bunun gunahı, bedeli az çok hepimize yazar. Bunun içinde ben de dahilim. Bunun sorumluluğu hepimizin ustundedir.