Özet (TL;DR) @ 2018-03-21 09:36:02.274820: ...
İ lklerin doktoru Sinan Goker
Goz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sinan Goker ilkleri uygulamasıyla tanınan bir hekim.
Ve "cool" kelimesinin karşılığı. Yok boyle cool doktor! Mesleğinin duayenlerinden. Kendi alanında bir ekol. Sıkı durun, 27 yılda 100 binin uzerinde hasta tedavi etti…
**Alan ında pek çok yeniliğe imza attı… Lazerle katarakt, miyop, hipermetrop, astigmat tedavileri, lazerle goz yaşı kanalı ameliyatı ve goz tansiyonu ameliyatlarında kullanılan goz içi lazeri, 40 yaş sonrası yaşa bağlı yakın gorme probleminin tedavisi, goz içi lens uygulamaları ve goz tembelliği tedavilerini ulkemizde uyguluyor.Benim için onemli olan, kendisinden pek çok şey oğrenmiş olmam, 40 yıldır yoga ve meditasyon yapıyor olması, dış gozle uğraşan bir hekim olmasına rağmen, iç goze de fena halde kafayı takmış olması veeeee 28 yaşında genç bir adamı hayat kazandırmış olması…
Yarım Kalan Hayatlar kapsamında, Mikail Duman'ı tedavi etti ve Mikail artık goruyor, inşaat işçisi bu genç havalara uçarak, ikinci hayatım başladı diyerek evine dondu.
Teşekkurler Sinan Goker!**
Siz, alan ınızda bir efsanesiniz. İlklerin hekimisiniz…
-Teşekkur ederim. Seviyorum yaptığım işi…
Hadi bize anlat ın goz hekimi olmanızın hikayesi nedir?
- Ben Kadıkoy Anadolu'yu bitirdim ve Tıp Fakultesi'ne girdim. Aslında psikiyatrist olmak için girdim. Kendimi bildim bileli psikolojiye meraklıydım. Aşağı yukarı 40 yıldır da yoga ve meditasyon yapıyorum. O yıllarda "Meditasyon" deyince, insanlar, "Ne tasyon?" filan diyorlardı. Ama Tıp fakultesinde okurken, psikiyatrinin hayal ettiğim gibi bir şey olmadığı anladım. Gozu seçtim ihtisas olarak. Hem acili yok, hem de temiz bir cerrahi. Çok kan yok. O zamanlar populer değildi, az gozcu vardı ama cerrahisi hoşuma gitti. Mikroskopla mikro cerrahi yapılıyor filan. İnce iş, "Tam bana gore!" dedim.
Sonra?
-Hayat, tabii biraz da tesaduflerden ibaret. İhtisas yaparken şoyle bir şey oldu: "Orbis" diye bir uçan goz hastanesi yapmışlardı. Nispeten az gelişmiş ulkelere uçak geliyor, konuşlanıyor, orada doktorları uçağa alıyorlar ve yeni teknikleri filan oğretiyorlardı…
Vayyy s upermiş!
-Evet, şahane bir projeydi. Ben de o sırada Çapa'da ihtisas yapıyordum. İngilizce bildiğim için beni gorevlendirdiler. O uçak Turkiye'de bir ay kaldı. Bir ay boyunca, butun doktorların işleriyle ben ilgilendim. O sırada tabii Amerika'dan bir suru goz doktoru geliyor, uçakta ameliyat yapıyorlar, geri gidiyorlar. İnanılmaz bir çevrem oldu. Hepsine İstanbul'u dolaştırdım, çok guzel ağırladım. Bayağı arkadaş olduk. Tabii sonra hepsi beni Amerika'ya davet etti. Ben de kırmadım, gittim. Aylarca değişik yerlerde kaldım, hepsinin de kliniği filan vardı. Hatta Florida'da retina kliniği olan James, bana ailesinden biri gibi davrandı. Aylarca evinde kaldım. Sonra çok iyi dost olduk. Benden epey buyuktu. Emekli olunca, Turkiye'de ben hastane kurarken, James de buraya taşındı ve benim hastaneye ortak oldu. Sonra bir Turk'le evlendi, çocukları oldu, şu an halen Turkiye'de yaşıyor. James beni o yıllarda, gozle ilgili deneyimimi arttırmam için Amerika'daki kendi arkadaşlarına da yolladı…

B utun yenilikleri oğrendiniz…
-Aynen oyle! O yıllarda yenilikler universiteler kadar ozel kliniklerde oğreniliyordu. Dolayısıyla ben çok genç yaşımda gozdeki en gelişmiş teknolojilerle haşır neşir olmaya başladım. Lazerler de ilk orada tanıştım. Beni oldum olası her şeyin en yenisi geçer. Teknolojiye boyle bir merakım var. Dolayısıyla ihtisasımı bitirdikten sonra Amerika'ya gittim. Öğrenmeye açıksanız gidilecek yer bence Amerika. Benimle herkes orada bilgisini paylaştı. Turkiye'de o yıllarda, bilgi, biraz saklanıyordu. Bilgiye ulaşmak zordu. Amerika'da ise herkes yardımcı olmak için kendini parçaladı!
İ lginçmiş…
-Valla, başkalarını bilemem ama benim hikayemde boyle oldu. Burada ihtisası bitirdikten sonra, "Faco" denilen "lazer" diye bilinen, katarakt ameliyatı tekniğini oğrendim. Ve Turkiye'ye getirdim. Ki o zaman, 1990'ların Turkiye'sinde dikişsiz katarakt ameliyatı ciddi bir hadiseydi. İnsanlar katarakt ameliyatı oluyordu, dikişler-mikişler, bir hafta klinikte kalıyorlardı…
Sonra?
-Faco sayesinde dikiş-mikiş kalktı! Ben de bunu Turkiye'de ilk uygulayan hekim oldum. Her şey, 15-20 dakikada olup bitiyordu. Ertesi gun gozu açıyoruz, hasta hemen gormeye başlıyor ve hemen işine gucune gidiyordu. Gazeteler, "lazerle katarakt ameliyatı" olarak yazdılar, oysa adı "ultrasonik faco"ydu…
Bir devrim say ılır mıydı bu?
-Hem de nasıl! Dahası ben, ihtisasını yeni bitirmiş bir doktordum, 30 yaşındaydım, ikinci el aletler almış, Turkiye'ye getirmiştim ve bu ameliyatları yapmaya başlamıştım…
Sizin T urkiye'ye getirdiğiniz yenilikler bununla da sınırlı değil… Miyop için lazeri getiren de sizsiniz…
-Evet. Yine Amerika'ya gitmiştim. Eski bir Rus tekniği var, bıçakla kesme, aslında onu oğrenmek için gitmiştim. Houston'da bir klinik vardı. Orada aynı zamanda lazeri de deniyorlardı. Daha Amerika'da bile yeniydi. Doktor da çok sempatik bir doktordu, "Gel bak!" dedi, "Sana bir şey gostereceğim." Ne olduğunu soylemedi. "Bu hastada ne var?" dedi. Baktım, hiçbir şey yok. Gozu gayet normal. "Bu gozu" dedi, "2 numara miyoptu. Ve biz, şu anda bir tedaviyle bunu duzelttik. İz gorebiliyor musun?" "Yok hayır" dedim. İz-miz yok, mucize gibi bir şey! İnanamadım. Beni lazer odasına goturdu. Lazeri gosterdi, "Bak boyle bir şey var artık!" dedi. Ve ben hoooop, 92'de, lazeri Turkiye'ye getirdim.
B ıçak işini bıraktınız…
-Tabii tabii. Gençtim ama teknolojinin nereye gittiğini gorebiliyordu. Kendimi lazeri Turkiye'ye getirmek için zorladım. Bir Alman şirket vardı yeni bir model çıkarmışlardı ilk modeli bana sattılar. Borç- harç bir şeyler, Bağdat Caddesi'nde bir merkez açtım. Başladık uygulamaya. Zaten Amerika'da gormuştum ama yine de bu kadar iyi olacağını tahmin etmemiştim. Hakikaten sonuçlar inanılmaz iyi oldu!

Hi ç dirençle karşılaşmadınız mı?
-Bir miktar oldu. Bazı hocalarımız o zaman gazetelere dediler ki, "Lazer, gozu kor edebilir. Nasıl yaptırıyorsunuz?!" Ama hastalar onları dinlemediler. Çunku sonuç onemli. Sonuç iyi olduktan sonra kimse kimseyi tutamaz. Tutamadı da zaten…
Sonra?
-Sonra lazerin bir ileti tekniği lasik'e geldi. O da başka bir milat oldu. Bu tedaviyle gozu bir şekilde kandırabiliyordunuz. Goz, bir yara olduğunu anlamıyordu, ertesi gun açıldığında, on yuzeyi tamamen normal oluyordu. Hatta lazerden hemen sonra, hasta kalkıyor lazer masasından "Aa goruyorum!" diye bağırmaya başlıyordu. Çok yuksek numaraları bile duzeltebiliyordunuz, Turk filmindeki gibi çığlık atıyorlardı! 15-20 numaralara da lazer yapıyordum. Onlarda etki tabii ki çok daha dramatikti. 15 numara bir insan, gozunu açıp bakınca, karşında saat varsa, saati okuyabiliyor, insanları gorebiliyor, inanılmaz bir coşku gosteriyordu. E bu da bana çok mutluluk veriyordu. Boynuma sarılıyorlar filan. Kısa suren bir operasyon ve yuz gulduruyor. Komplikasyonu da yok denecek kadar az!
Peki lasik y ontemini nereden oğrendiniz?
-Onun için de Kolombiya'ya gittim. 1993'de. Bogota'da kaldığım oteli bir hafta sonra ablukaya aldılar, meşhur Escobar var ya, onu o otelde yakaladılar! Allahtan bir hafta once ben ayrılmıştım…
Sizce siz bu ulkenin en iyi gozculerinden biri misiniz?
-Valla, oyle bir şey soylemek tabii zor. Ama surekli yenilikleri takip ettiğim, Turkiye'ye yenilikleri getirdiğim soylenebilir. Gerisini hastalarım takdiri…
Katarak ya şı 30'lara indi
Benim de g ozlerim bozulmaya başladı, el atsanız sıfır kilometre olur muyum?
-40-50 yaş arasına artık lazer yapıyoruz. "Supracor" diye bir lazer tedavisi var. Kişideki uzağı da yakını da ikisini birden hallediyoruz. 50 yaşından sonra hafif bir katarakt başlıyor insanlarda. Artık katarakt yaşı 60'lardan 50'lere, hatta 40'lara doğru geriliyor…
O neden?
-Çevresel faktorlerden olsa gerek. Hormonlar, butun kimyasallar, yediğimiz içtiğimiz şeyler… Yeni okudum, kanımızda şu anda, 70 bin uzerinde, olmaması gereken kimyasal dolaşıyormuş! Dolayısıyla bunların bir suru etkisi oluyor. Gozde, kendisini katarakt olarak gosteriyor. Hatta 30'lu yaşlarda çok sayıda hastalar geliyor. Şaşırıyorlar. Geçenlerden 20'li yaşta bir geldi. "Gozumun numarası ilerledi" dedi. Kontakt lens kullanıyormuş. 28 yaşında. Baktım, katarakt. İnanamadı, nasıl olur diyor. "Benim annemde yok, babamda yok, dedemde yok, bende nasıl olur?" dedi. Oluyor işte…
Nereden anla şılıyor katarakt?
-Muayenede ortaya çıkıyor…
Ö yle gozle gorunen bir şey değil yani…
-Bir sure sonra bulanık gormeye başlıyor kişi. 50'li yaşlarda herkeste olabilir. 10-12 senedir, goz merceği adı verilen çok odaklı ileri teknoloji mercekler takıyoruz. Onlar ilk çıktığında, teknolojileri pek iyi değildi ama çok gelişti şu anda. Katarakt ameliyatları sırasında takılıyor. Aşağı yukarı 7 dakika suruyor. Damlayla uyuşturuyoruz. İğne falan yok, dikiş yok ve hemen bitiyor. 7 dakikada bantla kapatıyoruz ertesi gun bir açıyoruz gozde, uzak, yakın, katarakt hepsi gitmiş oluyor. Hasta, katarakt ameliyatından sonra çok odaklı mercekle ertesi gun uzağı ve yakını yuzde 100 gorebiliyor ve normal gunluk hayatına donuyor.

70 bin lazer yapt ım
20 bin de katarakt ****
Sizin g ozunuz bozuk mu?
-Biraz bozuldu ama hala idare edebileceğim kadar. Birkaç sene sonra ben de bir mercek ameliyatı duşunuyorum.
Sizin elleriniz sihirli mi?
-Tabii ki değil! Zaten elle değil, beyinle ilgili. Çunku elleri de beyin kontrol ediyor. Her şey aslında yaptığınız ameliyat sayısıyla alakalı. Mesela katarakt ameliyatı. Genelde 40 ameliyatta bitiriyorlar ihtisası. Kesinlikle yeterli değil! Orta derecede ben faco yapıyorum diyebilmek için en az 500 tane yapmış olmak lazım. Ama tabii 500 tane yapmış olmak başka, 5 bin yapmış olmak başka, 20 bin yapmış olmak başka…
Siz ka ç tane yapmışsınızdır?
- 70 bin lazer yaptım, 20 bin de katarakt yapmışımdır. Ama hala her hafta yeni bir şey oğreniyorum. Yani sihir yok, tecrube var!
T ıbbın her alanında olduğu gibi bizde de rekabet var Sizi çok seven de var, eleştiren, gıcık olan da… Neden?
-Gun içinde çok hasta bakıyorum. Çok hasta ameliyat ediyorum. Hastalara ayırdığım sure maalesef kısa oluyor, hastalar da heyecanlarını paylaşmak istiyor. Haklılar, ama boyle bir şeye genelde vaktim olmuyor. Bana gelene kadar yardımcı arkadaşlarım her şeyi hazırlıyorlar. Muayenenin tamamı 3 saat suruyor ama benim gormem 15 dakika. Belki buna kırılıyorlar. Öbur branşlarda mesela bir suru doktor, hastalarıyla uzun uzun konuşabiliyorlar. Benim hiç boyle bir luksum olamıyor. 15 dakika muayenede goruyorum, bir de ameliyatta…
Ba şarılı olmanız ve çok para kazanıyor olmanız da sinirleri bozuyor olabilir mi?
-Olabilir. Tıbbın her alanında olduğu gibi, bizim alanımızda da rekabet var. Doktorlar birbirlerini de rakip olarak gorebiliyorlar ve haklarında atıp tutabiliyorlar. Normal karşılıyorum.
27 y ılda ne kadar insan tedavi etmişsinizdir?
-100 bini geçti...
Ben sizin d ış gozunu açıyorum i ç gozunuzde sorumluluk sizde. G oz, sizi buyuluyor mu?
-Yok, hayır. Diğer organlar kadar buyuluyor. Daha fazla değil. Hep şunu soyluyorum ameliyat sırasında hastalarıma: "Ben sizin dış gozunuzu açıyorum, ama iç gozunuzde sorumluluk size ait!" Ben insanların çok fazla gorsel olduklarını duşunuyorum. Yani gorsellik gereğinden fazla on planda hayatımızda. Onun için kimse de gozunu kapatmıyor, bir tek uyumaya giderken kapatıyor. Oysa gorsellik bu kadar baskın olmamalı. "İç mana" denilen bir şey de var. Nedense kayda değer bulmuyoruz. Beni mesela sokakta goruyor, "Siz benim hayatımı değiştirdiniz!" diyor. Gozundeki kontak lensten kurtulmakla insanın hayatı nasıl değişir diye duşunuyorum ama insanlar demek ki boyle hissediyor...
YEN İ OLAN HER ŞEY BENİ HEYECANLANDIRIYOR
**Kendinizi nas ıl yeniliyorsunuz?
-Kongrelere gidiyorum ve çok okuyorum. Ben 90'larda kongrelere gitmeye başladığımda, dunyanın her yerinden 35 bin doktor gelirdi, tek Turk ben olurdum! Bir de sosyalim ben. Kongreye gidiyorsunuz, biri yeni bir ameliyat mı anlatıyor. Konuşma bitiyor. Hemen yanına yaklaşıp tanışıyorum, "Sizi ziyaret edebilir miyim?" diyorum, "Tabii!" diyor, atlayıp gidiyorum. Yeniliklerin hep peşinden koştum. Çunku yeni olan beni hep heyecanlandırdı…
M İKAİL'E GÖZ İÇİ LENSİ TAKTIK
**Mikail Duman 'ın durumu nedir?
-İki gozunde de ileri derecede gorme bozukluğu vardı. Biri yuzde 40 goruyordu, diğeri yuzde 20. İki gozunun bozukluğu da 20 numaranın uzerindeydi. Artık 10 numaranın uzerine lazer yapmıyoruz. "Goz içi lensi" takıyoruz. Çunku daha iyi sonuç veriyor ve gorme yuzdesini artırıyor. Bu lensi takarsa gozun içine hem numara sıfırlıyor hem de gorme yuzdesi artıyor. Dolayısıyla yaşam kalitesi artıyor. Mikail'in de arttı. Çok iyi bir sonuz aldık. Gule oynaya memleketine geri dondu!

**G ÖZ NAKLİ HENÜZ YOK!
**G oz nakli diye bir şey var mı?
-Yok çunku goz, çok sofistike bir organ. Beyin gibi bir şey. İnsana beynini naklettiğiniz zaman, goz de nakledilebilir. Goz nakli diye bilinen şey, gozun kornea nakli. Gozun en onunde saydam bir tabaka var. Damarsız bir doku. Bu doku bozuluyor, buzlu cam gibi oluyor. O değişebiliyor ama goz nakli diye bir şey henuz yok.
G oz rengi değiştirmek riskli
Peki g oz renginin değişmesi…
-Goz rengi değişmesi aslında teorik ve teknik olarak mumkun ama birtakım riskleri var. İris denen kısım korneanın altında, gozun içinde. Gozbebeği aslında bir boşluk. İristeki pigment, goz rengini yapıyor. Ne kadar fazla pigment varsa, o kadar koyu oluyor goz. Mesela çok koyu kahverengi bir gozun biraz uzerinden pigment alın, açık kahveye, sonra yeşile donuyor. Sonra mavi, sonra iyice buz mavisi oluyor. Buz mavisi gibi açık renk mavi vardır ya, o tamamen pigmentsiz bir goz. Aslında iyi bir şey değil. Çunku pigment, gozun, guneş ışınlarından korumak için geliştirdiği bir şey.

Yani g ozun rengini değiştirebilmek için pigment eksiltmek lazım…
-Aynen. Dolayısıyla gozun içine gireceksiniz. Pigmenti, elektrik supurgesi gibi birtakım şeyle supururseniz, rengi açılır bir iki ton açabilirsiniz ama kimse, boyle bir şeyi goze almamalı çunku çok ciddi komplikasyon olabilir. Ama işte zaman zaman asılsız haberler çıkıyor, bir oyuncu, "Ben yaptım, gozumun rengini değiştirdim!" diyor. Aslında renkli lens takıyor. Ama oyle bir soyluyor ki, bize yuzlerce telefon geliyor, gazeteciler arıyor, "Yok boyle bir şey!" diyoruz. Ama ayıkla pirinci taşını…
Klima alerjen bombas ı
G oz kuruluğunu neden oluyor? G ozu korumanın bir yolu var mı?
-Yok. Sağlam gozu bozamazsınız! "Çok çalıştım, gozum bozuldu!" deniyor ya, aslında gozde, gizli bir bozukluk olabilir, astigmat ya da gizli hipermetrop, o, çalışırken kendisini belli ediyor. Yoksa sağlam bir gozu bozmak mumkun değil! Ama mesela son zamanlarda en çok şikayet edilen şey goz kuruluğu. Çok olmaya başladı, o da çevresel faktorlerle ilgili. Klimalı, alerjik, kirli ofis ortamları… Hava, aslında temiz zannediliyor çunku klima çalışıyor. Ama aslında en kirli hava o. Çunku butun o içerideki pisliği alınıyor, klimatize ediliyor, allerjenle karıştırıp tekrar hava basıyor. Allerjen bombardımanı yani. Dolayısıyla gozler kuruyor. Boyle şeylere dikkat etmeli, bol oksijenli ortamlarda bulunmalı…
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.