Özet (TL;DR) @ 2018-03-18T23:45:00.000Z: Çerkeslerin gerçek hayatlarından esinlenerek yazılan 'Benim Adım 1864 - Çerkes Hikayeleri' isimli kitabın yazarı Elbruz Aksoy, "Çerkeslere dilleri unutturuldu. Cami hocaları, Çerkes köylerini…



Çerkeslerin gerçek hayatlarından esinlenerek yazılan 'Benim Adım 1864 - Çerkes Hikayeleri' isimli kitabın yazarı Elbruz Aksoy, "Çerkeslere dilleri unutturuldu. Cami hocaları, Çerkes koylerini dolaşarak, Çerkesleri kendi dillerini bırakmaları konusunda zorladılar. Çerkesler gunah zannedip camide Çerkesce konuşmayı bıraktılar" şeklinde konuştu.

Serhat Sarısozen'le Gundem Dışı'na 'Benim Adım 1864 -- Çerkes Hikayeleri' kitabıyla gerçek insanların tanıklıklarından, onlarla yapılan sozlu tarih mulakatlarından yola çıkarak Çerkeslerin gerçek hayat hikayelerini anlatan Elbruz Aksoy katıldı.

1996'da Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bolumu'nde okumak için İstanbul'a geldiğimde ben ve çevremdekiler; tavuk ve peynirin Çerkes olabileceğine ama bizim olamayacağımıza inanmıştık. Bu oyle bir inanmışlıktı ki, 'İnsanlık Tarihine Giriş' dersinde hocamız Belkıs Kumbetoğlu'nun, 'Kimsin, nerelisin, kendini nasıl tanımlıyorsun?' sorularına cevap vermekten çekinerek sadece 'Karadenizliyim, Samsunluyum' diyebilmiştim. Kimliğimizle alakalı sorular devam edip sınıftan farklı sesler çıkmaya başladığında, nihayet tum sınıfın onunde 'Hocam ben de Çerkesim' dediğim gunu hala hatırlıyorum. Hocamız ifadelerimdeki çekingenliği fark etmiş olsa gerek benden donem odevi olarak 'Çerkes asimilasyonu' konusunda bir makale hazırlamamı istemişti. Üniversite birinci sınıfta okuyan bir oğrenci için zor bir konu olsa da, bu vesile ile ustune olu toprağı serpilmiş derin bir meselenin kapağını aralayacaktım.

' KİMİ ZAMAN DÜŞMAN, KİMİ ZAMAN DOST'

"Sadece Çerkesleri konuşturarak başladığım sozlu tarih çalışmaları beni çok farklı etnik, kulturel ve siyasal olayların merkezine getirmişti" diyen Aksoy, şoyle devam etti: "Ruslar, Turkler, Bulgarlar, Ermeniler, Rumlar, Kurtler, Aleviler, Boşnaklar, Arnavutlar, Gurculer, Araplar ve Durziler kimi zaman duşman, kimi zaman dost, komşu ya da akraba olarak diasporada Çerkeslerle birlikte uzun soluklu bir hikayenin parçası olmuşlardı.

' 1923 SONRASINDA BİR ASİMİLASYONA TABİ OLDUK VE ŞİDDET KULLANARAK DİLİMİZİ UNUTTURDULAR'

1864'te Çerkesler Turkiye'ye geldiklerinde Turkçe'yi hiç bilmiyorlardı. Buna rağmen daha once hiç tebaası olmadıkları Osmanlı devletinde ust kademelerde, ilginç ilişkiler ağı sayesinde onemli gorevler aldılar. Dillerini hiç bilmedikleri bir imparatorluk için Çerkesler can verdiler. Buna rağmen 1923 sonrasında bir asimilasyona tabi oldular ve dillerini artık konuşamaz hale geldiler. Çerkesce çeşitli siyasi politikalar çerçevesinde konuşturulmadı, şiddet de kullanılarak dilimiz unutturuldu.

Cumhuriyet doneminde cami hocalarının, imamların, Çerkes koylerini dolaşarak, Çerkeslerin kendi dillerini bırakmaları konusunda zorladığını, 'Kefere dili ile dua kabul olmaz' dediklerini vurguladı. Çerkesler gunah zannedip camide Çerkesce konuşmayı bıraktılar. Camide konuşmadılar, kahveye gelince konuşmadılar, eve gelince de konuşmamayı tercih ettiler, zamanla dillerini unuttular."

"Osmanlı, savaşlar ve kaybedilen topraklarla azalan Musluman nufusu tahkim etmek ve elde kalan topraklarda Musluman çoğunluğu sağlamak için Çerkes muhacirleri, farklı bolgelere yerleştirdi" diyen Aksoy, Çerkeslerin tampon olacak şekilde sınırda veya Anadolu'da Musluman nufusu dengeleyecek şekilde iskan ettirildiğini ifade etti.

' OSMANLI DEVLETİ'NİN BİLGİSİ DAHİLİNDE ÇERKES ÇETELERİ BİNLERCE AYRILIKÇI BULGAR'I ÖLDÜRDÜ'

400.000 Çerkes'in, Balkanlar'da uç farklı şekilde istihdam edildiğini vurgulayan Aksoy, "Bunlar, Osmanlı ordusu, mobilize jandarma birlikleri ve literaturde 'Başıbozuk' denen Çerkes çeteleri idi. Bu çeteler, Osmanlı ordusu tarafından bastırılamayan ayrılıkçı isyanların onlenmesinde buyuk rol oynadı, zira Bulgar çetelerine karşı onlarla aynı şekilde çalışan bir başka gucun istihdam edilmesi gerekiyordu" dedi.

Osmanlı tarafından yonetilen bu Çerkes çetelerin binlerce kişinin katledilmesiyle sonuçlanan eylemler duzenlediğini, Osmanlı tarafından bu katliamların Batı'ya, 'Milletlerarası muhtelif çatışmalar' olarak anlatıldığını soyleyen Aksoy, "Başıbozuk denilen çeteler devletin bir şekilde halledemediği meseleleri halleden gayriresmi askeri birliklerdi. Bu Başıbozuk gruplar içersinde Pomaklar da Turkler de başka etnik gruplar da vardı. Bunun karşılığında Çerkesler gayri hukuki davranışlarında mumkun mertebe hoş goruldu, hatta biraz da şımartıldı" diye konuştu.

' ÇERKESLER, SOYADI KANUNU İLE ONLARI KAFKASYA'YA BAĞLAYAN SOYADLARINDAN OLDULAR'

Soyadı Kanunu'nun Çerkesler uzerinde buyuk bir kırılma yaşattığını soyleyen Aksoy, "Çerkezlerin 3000 yıllık kendi soyadları vardı. Soyadı Kanunu ile birlikte bu isimlerin hiçbirini almalarına musade edilmedi. Ankara'dan gelen memurlar, torbadan çıkarttıkları soyadlarını vererek, Çerkesleri eski soyadlarından da kopardılar. Çerkesler, onları ana vatanlarına, Kafkasya'ya bağlayan soyadlarından da oldular" dedi.

' JANDARMALAR DÜĞÜNLERİ BASTI, MIZIKALARI VE AKORDİYONLARI TOPLADI'

Çerkeslerin mızıka, akordiyon çalmasına musaade edilmedi. Jandarmalar duğunleri bastı, mızıkaları ve akordiyonları topladı. Çerkesler'in kendi otantik muziklerini çalmalarına bile izin verilmedi. Geçmiş donemlere kıyasla 90'ların sonlarında Çerkesler artık konuşmak ve anlatmak noktasında daha hevesliydi. Farklı bolgelerden, farklı şahıslardan dinlediğim benzer hikayeler tum bir Çerkes halkının çeşitli boy ve lehçelere sahip olmakla birlikte 'ortak bir acının' çocukları olduğunu tekrar idrak etmemizi sağlamıştı.

' ÇERKESLER, AT HIRSIZI OLMAKLA ÖVÜNÜR'

Kendisi de bir Çerkes olan Aksoy, Çerkeslerin at hırsızı olmaktan ovunduğunu, Çerkes kulturu içinde at hırsızlığının onemli bir yere sahip olduğunu vurguladı: "Birinin ahırına gizlice girerek cins atını çalmak Çerkes delikanlıları için ovunç kaynağıdır, hiç kimse bundan utanmaz, bunu adi bir suç olarak asla gormez. Çerkesler ailelerini methetmek için boyle şeyler anlatır. Çerkeslere gore at hırsızlığı, kulturun onemli bir parçasıydı, uzun sure de bu boyle devam etti."

' ÇERKES OLDUĞU ORTAYA ÇIKTIKTAN SONRA KAİNAT KRALİÇESİ SEÇİLEN KERİMAN HALİS'TEN HABER ALINAMADI'

Çerkesler onemli kademelerde yer aldılar ama kendilerini gizlediler, ya da oz kimliklerinden uzaklaştıkça onemli yerlere geldiler. Guzellik Kraliçesi Keriman Halis konusunda buyuk bir kriz yaşandı, zira başta Keriman Halis'in Çerkes olduğu bilinmiyordu. Bilseler asla onun oraya gitmesine musaade etmezlerdi. Paris'te donemin Mısır sefiri, kendisi de bir Çerkes, Keriman Halis'le tanışınca onun da Çerkes olduğunu oğreniyor, buyuk heyecan duyuyor. Hemen Mısır'a davet ediyor. Gazetelerinden birine de ilan veriyorlar: 'Çerkes prensesi Keriman Halis kainat kraliçesi seçilmiştir. Onuruna Çerkes Cemiyeti Kahire Palas'ta bir balo duzenlenecektir'. Turkiye sefiri de hemen Kahire'den Ankara'ya 'acil' başlıklı bir telgraf çekiyor. Bunun uzerine Keriman Halis'in Avrupa programı iptal ediliyor ve Çankaya'ya çıkartılıyor. Sonra bir daha Keriman Halis'ten haber alınamadı. Ece soyadını alarak, vefatına kadar kendi kimliği dışında bir hayat surdu. Keriman Halis bu inzivayı hak etmedi.