Özet (TL;DR) @ 2018-03-17 23:27:21.591857: Samsun’un Ayvacık ilçesinde bir sabah vakti… Hava hafif rüzgârlı. Çam ağaçlarının kokusuna kuş sesleri eşlik ediyor. Canları o gün piknik yapmak isteyen ilkokul birinci sınıf öğrencileri,…
Ayvacık Anaokulu, çocukların piknik yaptığı bu parkın tam karşısında. Dışı canlı bir turuncuya boyanmış, içi adeta ev gibi doşenmiş bir bina. Hemen arka tarafında çocukların, oğretmenleriyle birlikte yaptıkları bir sera var. Okulun muduru Nurten Akkuş bizi kapıda gulumseyerek karşılıyor. Turkiye'nin konuştuğu oğretmen Akkuş, 33 yaşında. Samsun'da kalabalık bir aileyle geçen çok mutlu bir çocukluktu onunki. "Hiç kısıtlanmadım. Belki de bundan dolayı bende bir ozguven var" diyor şimdi o yılları anarken.
Liseye başladığında oğretmen olmaya kararlıydı. Aklında Turkçe veya Matematik oğretmenliği olsa da kendini Okuloncesi Öğretmenliği bolumunde buldu. İlk sene kendine "Ben ne yaptım" diye sorup durdu çunku çocukları çok sevse de korkuyordu. Staj yaparken "Neden hep aynı oyunlar oynanıyor? Ben ne yapabilirim" gibi sorular sormaya başladı. Okulu ikincilikle bitirdi. Samsun'un Ayvacık ilçesine atandığında, yıl 2009'du ve Nurten Akkuş hayatının burada değişeceğini henuz bilmiyordu.
Bir babay ı kazandık, bir tabuyu yıktık
Daha 24 yaşında, henuz bir yıllık deneyimi olan bir oğretmenken Ayvacık'ta
kurulacak ilk anaokulunun kurucu muduru olması istendi ondan. Binayı inşaat
halindeyken teslim aldı. Kendini "Bir ilçenin ilk defa anaokulu oluyor. Nasıl
başlatırsak oyle devam eder. Çok çalışmam gerekiyor" diye motive etti.
Duvarları oğretmenlerle boyadılar, perdeleri birlikte astılar. Turkiye'nin en
genç yoneticilerinden biri olmuştu. Birbiri ardına eğitim seminerlerine
katılıyor, kendini geliştirmenin yollarını arıyordu. Ancak bu seminerlerde hep
aynı cumleyi duyuyordu: "Bu kadar genç yonetici olur mu?" Bir gun, kendinden
yaşça epey buyuk bir erkek profesorun "Burası yonetici eğitim semineri. Doğru
yerde olduğuna emin misin" sorusuyla irkildi. Akkuş, zamanla kendini ilçedeki
herkese kabul ettirdi. Akkuş hala, bugun 85 oğrencisi bulunan Ayvacık
Anaokulu'nun muduru. 2009'dan bu yana uyguladığı 'Baba Bana Bir Masal Anlat'
projesiyle okul oncesi eğitiminde buyuk bir fark yarattı. Bu projeyle, haftada
bir gun, çocuklardan birinin babası sınıfta çocuklara masal anlatıyor: "Veli
toplantılarında tek tuk baba oluyordu. Gelenler de 'Burada bayanlar ağırlıklı.
Ne soyleyecekseniz soyleyin, ben hemen gideyim' diyordu. Oysa bir çocuğun
ozguven ve zekasının gelişiminde babanın etkisi o kadar buyuk ki... O yuzden
babanın farkındalığı artırmak onemliydi."
Akkuş, oğretmenlerle birlikte çocukların babalarını tek tek aradı, sınıfta
masal anlatmalarını istedi. "Ben masal anlatamam. Matkap verin, okulun
işlerine yardım edeyim. Ama beni sınıfa sokmayın" diyen bile oldu. Hiçbiri
kabul etmemişti. Biri hariç… En son aradıkları baba, masal anlatmayı kabul
ediyordu ancak bir şartla! Öğretmen sınıfta onun gerisinde duracak, masal
okurken ona bakmayacaktı. Anlaştılar. Akkuş, o kareyi hiç unutamadığını
soyluyor: "O babamız masal anlatırken çok daha farklı duygular içine girdi.
Çocuklar da dinlerken... Sınıfa veda ederken kendi çocuğu koşarak boynuna
sarıldı ve 'Bu benim babam' dedi. 'Tamam' dedim, 'Doğru yoldayız. Bir babayı
kazandık, bir tabu yıktık." 'Baba Bana Bir Masal Anlat' projesi, şu an
Turkiye'de 45 ilde, 80 okulda uygulanıyor.

Ç ocuklar sorgulasın, oğrensin, hayal etmekten vazgeçmesin, beceriler
kazansın istiyorum. Aklımda surekli 'Daha fazla ne yapabilirim' sorusu var.
S ık sık gittikleri piknikler de cabası...
'Oyuncak Kumbarası' projesiyse bir koy oğretmeninin Akkuş'a "Oyuncağa ihtiyacımız var, ne yapabiliriz" diye sormasıyla başladı. Hem Ayvacık Anaokulu'na gonderilen hem de alışveriş merkezlerine yerleştirilen kumbaralarda toplanan oyuncaklar, tam 42 koy okulundaki çocukları sevindirdi. Akkuş, bunlar gibi daha pek çok proje yaptı; çocukları tiyatroya, sinemaya, muzikale goturdu. Helikopter gormek ve ata binmek istediklerinde de hiç ikiletmedi. Şehir merkezine 65 kilometre uzakta, doğayla iç içe yaşamanın avantajıyla sık sık gittikleri piknikler de cabası…
Akkuş geçen ekim ayında, eğitim alanında projeler geliştirmek amacıyla
kurulan, onursal başkanlığını eski ABD Başkanı Bill Clinton'ın ustlendiği
Varkey Gems Vakfı tarafından Dunyanın En İyi Öğretmeni seçilen Kanadalı Maggie
MacDonnell'a ait bir videoya denk geldi. MacDonnell, Kuzey Kutbu'nun yıllık
sıcaklık ortalaması -25 derece olan Inuit bolgesindeki yerlilere altı yıldır
verdiği eğitimi anlatıyordu.
Bayburt'ta gece eksi 30 dereceyi bulan havada gorev yaptığı koy okulunu
hatırlayan Nurten Akkuş'un gozunun onune karın ortasında yurumeye çalışan
oğrencileri gelmişti. Kimseye soylemeden, aynı vakfın Kuresel Öğretmen Ödulu
Komitesi'ne başvuru yaptı. Öğretmen olma hikayesini, çocuklar için neler
yaptığını, geleceğin oğretmenliği hakkında ne duşunduğunu, nasıl okullar hayal
ettiğini tek tek anlattı başvuruda. 1.5 ay sonra Bill Gates'in ağzından kendi
adını duyduğunda şoke olması bundandı. Nurten Akkuş, Dunyanın En İyi 10
Öğretmeni Listesi'ne girmişti.

" Bu çocukların gulmesini istiyorum" 'Eğitim Nobel'i olarak kabul edilen
bu odulu kimin alacağı bu akşam Dubai'de duzenlenen torenle açıklanacak. Ödul,
tam 1 milyon dolar! Ancak bu para, kazanana 10 yıl içinde parça parça teslim
ediliyor. Önce nerede harcayacağınıza bakılıyor, incelemeler yapılıyor, 10 yıl
vakıfla irtibat halinde olmak gerekiyor. Akkuş, kazanırsa odulu savaş mağduru,
eğitime ulaşamayan, açlıkla-susuzlukla mucadele eden, dezavantajlı çocuklar
için kullanacak: "Bu çocukların gulmesini istiyorum. Mutlu çocuklardan dunyaya
mutlu bir gelecek yayılacağını duşunuyorum. Benim onlara daha iyi bir gelecek
verebilmem için once yaşamlarına dokunmam lazım. Yaşları kuçuk diye
ihtiyaçları da kuçuk zannedebilirsiniz ama tam tersi, yaş kuçukken dunyaları
buyuk oluyor. Onların hayallerine erişemiyorsunuz bile. Ben bu hayata
çocukların hayatına dokunmak için geldiğime inanıyorum. Sorgulasınlar,
oğrensinler, hayal etmekten vazgeçmesinler, beceriler kazansınlar istiyorum.
Surekli aklımda 'Daha fazla ne yapabilirim' sorusu var."
Bu okulda ozguvenli bir nesil yetişiyor
"Anaokuluna hemen her çocuk ağlayarak gelir. İlk defa ailesinden kopmuş, dış ortamla tanışmıştır. Hayatındaki tum ilkleri bir anda yaşar, okul fobileri oluşabilir. O fobileri yenmek için onun hayatına dokunan bir oğretmeninin olması lazım. Onun dili neyse, ondan konuşmalı. Oyun bir çocuk için temel nokta. Çocuğun genetiğinin bozulmaması gerekiyor. Değişen bir çağdayız, teknoloji tabii ki hayatında olacak ama onun çocuk olduğunun unutulmamalıyız. Çocukları sadece birkaç saat parka goturmek kesinlikle yetmez. Son birkaç yıldır en fazla karşılaştığımız durumlardan biri şu: Çocuğun hiçbir konuşma bozukluğu yok ama konuşma bozukluğu terapisi goruyor. Bunu engellemek için teknolojiyi aradan çıkarmak, kelime sayısını artırmak lazım. Okulda okuduğumuz masal için bile 'Sonu başka nasıl bitebilirdi' diye duşunup tartışıyoruz. Okula geldiklerinde ayakkabılarını, montlarını kendileri asıyorlar, tuvaletlerini kendileri yapıyorlar. Bireysel becerileri başta kazanan çocuklar sorumluluk almayı kuçuk yaşta oğrenir, kendine guvenen, mucadeleci bireyler olurlar. Bu okulda ozguvenli bir nesil yetişiyor."

Ö ğrencilerini gezilere goturuyor, onları merak ettikleri mesleklerle
tanıştırıyor.
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.