Özet (TL;DR) @ 2018-03-16T22:35:00.000Z: Mühdan Sağlam’a göre, Putin’in Rusya’daki yerini kavramak için Sovyetler’in çöküşüyle gelen yıkımı anlamak lazım. Sağlam, RF’de ekonominin yanı sıra insan hakları, basın ve LGBT’lerle ilgili pek çok…



Rusya Federasyonu'nda halk 18 Mart başkanlık seçimlerine hazırlanıyor. Seçimler oncesinde Rusya Federasyonu'na ve dorduncu donem başkanlığa adaylığı koymuş olan Vladimir Putin'e yonelik Batı ulkelerinde yoğun bir tartışma yurutuldu.

Rusya Federasyonu'nun Batı'daki algılanışı ve Sovyetler Birliği'nin çokuşu sonrasındaki şekillenişi eşliğinde, Putin'in one çıkan adaylığını Ankara Üniversitesi'nden Dr. Muhdan Sağlam ile konuştuk.

' PUTİN'İN RUSYA FEDERASYONU İÇİN ANLAMI'

Muhdan Sağlam'a gore, Putin'in Rusya Federasyonu için ne anlama geldiğini anlayabilmek için Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından 1990'lardaki yıkımın altını çizmek gerekiyor. Çokuşun ardından Rusya Federasyonunun 'super guç' olan bir devlet geleneğinden 'kaos içinde, ne olduğu belirsiz bir sisteme suruklendiğini' belirten Sağlam, bu anlamda 2000'lerde başlayan Putin iktidarının bu yaraların pansumanı olduğunu anımsattı:

"Putin'in Rusya için ne anlam ifade ettiğini anlayabilmek için 90'lardaki yıkımın altını çizmek gerekiyor. SSCB dağıldıktan sonra ozellikle ekonomik olarak piyasa ekonomisine yonelim, SSCB'nin zihinsel mirasını ve devlet varlıklarını bir an once piyasa eliyle yeniden organize etme girişimi ve bu çerçevede uygulanan şok terapi, keza siyasal sistemin bir anda çok partili yapıya geçişi, ancak bunun 300-400 partiye çıkması ve sistemde bir kaosun meydana gelmesi, benzer bir biçimde yukselişe geçen bir sermaye sınıfı, sermaye sınıfının siyasetle olan kirli, çıkar ilişkileri, çıkar odaklı yapılanma, siyasi yozlaşma vesaire topluma maliyeti aslında Putin'i Putin haline getiren, vazgeçilmez bir oğe yaptı. Çunku soz konusu donemde biliyoruz ki Rusya toplumunun geneli çok ciddi bir yoksullukla yuz yuze kaldı, siyasi bir keşmekeşin içerisine duştu, sureci anlamakta zorlandılar ve bu ayrıca ister istemez sadece ekonomi ve yaşam kalitesindeki duşuş bağlamında değil de aynı zamanda psikolojik olarak buyuk bir çokuş getirdi. Daha once 'super guç' olan bir devlet geleneğinden tabiri caizse kaos içinde, ne olduğu belirsiz bir sisteme suruklendiler. Dolayısıyla 2000'lerde Putin iktidarı aslında biraz da o açılan yaraların pansuman edilmesiyle varlığını guçlendirmiş oldu. Ve devletin yeniden ekonomik olarak piyasaya donmesi, siyasal sistemin yeniden duzenlenmesi --her ne kadar şu anda otuza yakın parti seçimlerde gorunuyorsa da genelde seçim sistemi dort parti etrafında şekilleniyor- ve Rusya'nın aradığı istikrarın Putin eliyle halka verilmesi bu açıdan Putin'i Rusya için vazgeçilmez bir figur haline getirdi, bu dış politikada da karşılık buldu. Buyuk devlet olma geçmişini yeniden hatırlıyorlar ve bununla mutlu olup gurur duyuyorlar. Dolayısıyla Putin'in Rusya için anlamı ve onemi çok boyutlu bir konu."

' SOVYETLER BİRLİĞİNİ ANLAMADAN RUSYA ANLAŞILAMAZ'

Sovyetler Birliği'nin başaıları yahut başarısızlıkları bir tarafa, sadece varlığının bile Batı'daki sistemi derinden etkilediğini belirten Sağlam, bugun hala Batı'nın Sovyetler'in mirasçısı olan RF'ya donuk tutumuna şu sozlerle dikkat çekti:

(C) Sputnik/ Sergey Guneev

"Sovyetleri yerin dibine sokabilirsiniz, goklere de çıkarabilirsiniz, ama ne yaparsanız yapın tarih boyle bir devleti gordu. Dolayısıyla kendi duygusallığımızı bir kenara bırakarak Sovyetler pratiğine bakmak daha yonlendirici ve tarihi anlamak açısından da daha ufuk açıcı olacaktır. Aksi takdirde dışarıdan Putin'e ve Rusya'ya baktığımızda Rusya'yı anlama kalıplarımız çok konjonkturel olmuş olur ve eksik bir tanımlama yapmış oluruz. Sovyetler demişken şunun altını çizmek gerekiyor, SSCB bir super guçtu ve sistemin karşı tarafında yer alan --kendi ideolojisi buna ne kadar uydu, tabii ki tartışma goturur bir pratiğe sahipti- başka bir dunya mumkununun pratiği bir devletti. Başarılı oldu, başarısız oldu bu başka bir platformda tartışılabilir ama bu aynı zamanda sadece kendi sistemine değil karşısında konumlanan Batı odaklı sistemin de orgutlenme biçimine de etki edebilmiş bir yapıydı, yani iki kutuplu dunya duzeninin kutuplarından bir tanesiydi SSCB. Dolayısıyla SSCB'nin ortadan kalkması sadece Rusya halkları, Orta Asya coğrafyası, SSCB'yi oluşturan 15 cumhuriyet açısından değil aynı zamanda Batı dunyası açısından da buyuk bir sarsıntı anlamına geldi. Örneğin SSCB'yi frenlemek için oluşturulmuş bir savunma paktı, NATO, en buyuk duşman ortadan kalktığına gore artık ne yapacaktı? NATO'nun dağılması bekleniyordu, 90'lardaki yoğun tartışmalardan biriydi. Şoyle soyleyebilirim, belki bugun Batının Rusya'ya donuk tutumu biraz da gerekli olan otekinin yeniden ortaya konulabilmesi için bir araç olarak gorulmesinde yatıyordur."

' BATI HALA SOVYETLER MUAMELESİ YAPIYOR'

ABD ve AB'nin bugun politikalarını uygularken, karşılarına bir 'kotu' koyduklarını belirten Sağlam, bu çerçevede Rusya Federasyonu'na yonelik bakış ve tutuma dair de şu değerlendirmeyi yaptı:

(C) NASA.

"SSCB'nin de zaten bir noktadan sonra varlığı savunmuş olduğu ideolojiden ziyade karşı tarafın bir aradalığını guçlendiren bir oteki ihtiyacını karşılıyor olmasında on plana çıkıyor. Yoksa 70'lerden itibaren baktığımız zaman zaten sistemle uyumlu, sistemin taşlarını yerinden oynatacak bir açılım içerisinde olmadığını goruyoruz. Kendi coğrafyasında başka bir politik gundem ve ideoloji ile hareket eden bir devletti SSCB, devletler sisteminin bir parçasıydı zaten. Bugun de Rusya aslında sahip olduğu ekonomik model, otoriter demokrasisi, egemen demokrasisi adına her ne dersek diyelim, var olan otekinin yeniden konumlandırılışı olarak gorulebilecek, yani bir aradalığı sağlayan bir faktordur. Özellikle bunu Avrupa Birliği açısından ve ABD'nin politik yonelimlerinde goruyoruz. Çunku bazen adım atabilmek için karşınıza bir 'kotu' koymanız gerekir. Bu Rusya'yı puru pak, dunyanın en iyi ulkesi, en doğru politikaları uygulayan ulkesi haline getirmiyor ama her yoneliminizde Rusya'nın adını anıyorsanız --bunun yanına İran'ı da koyabiliriz- bu noktada bu ulkeler aslında sizin oyundaki kartlarınızdan bir tanesi haline geliyor."

' PUTİN KESİNLİKLE BİR DİKTATÖR DEĞİL'

Batılı liberal demokratik bakıştan yola çıkarak Rusya Federasyonu'nu bir 'diktatorluk', Putin'in de 'diktator' olarak sunan yorumculara katılmadığını dile getiren Muhdan Sağlam, Rusya'da otoriter eğilimler bulunsa bile ulkenin geçiş surecinin sonlanmadığı goruşunu dile gtirdi. Sağlam, aynı mantıkla ABD'de seçimlerde adaylara bolca paralar harcanmasından hareketle 'Exxon Mobil imparatorluğundan' soz edilebileceğine dikkat çekti. Sağlam şoyle konuştu:

"Hayır, bence Putin kesinlikle bir diktator değil. Gerek basına verdiği demeçler, yaptığı toplantılar gerek kuresel piyasadaki varlığı ve buna etkisi, kendi ulkesindeki profili Putin'i diktator olarak anmamızı gerektirecek bir alan açmıyor doğrusu bize. Otoriter eğilimler olabilir ancak bunda Rusya'nın hala geçiş surecini sonlandırmadığı gerçeğini de goz onune almamız gerekiyor. Şu an baktığımız zaman 1991'de yıkılmış bir sistemden 2018'i tekrar ele almaya çalışıyoruz ki bu devletler tarihi açısından çok kısa bir suredir. Geçiş için tutturulmuş modeller olarak gorebiliriz bunu. Belirli aralıklarla bu ulkede surekli seçimler yapılıyor, Putin'in de dahil olduğu başkanlık seçimleri gibi, yerel valiler de her ne kadar seçimle gelmeseler de kendi bolgelerindeki parlamentolarda seçimlerin olması gibi, yani tum bu faktorleri goz onune aldığımızda bu biraz abartılı bir yorum. Burada tekrar demokrasi tanımına donmek gerekiyor. Örneğin, ABD'yi incelediğimizde eğer şirketler başkanların seçim kampanyalarını finanse edebilecek konuma gelmişse ve Amerikan mahkemesi buna onay veriyorsa, o zaman bir Exxon Mobil imparatorluğundan bahsedebiliriz --ki Tillerson'a yoneltilen eleştirilerden birisi de buydu- ve demek ki tek bir demokrasi tanımı yok. Eğer bugun ABD'ye Exxon Mobil imparatorluğu ya da çokuluslu şirketler imparatorluğu demiyorsak, Rusya'ya da kolaylıkla bu yaftayı yapıştırmayalım. Çunku ulkelerin değişik modelleri, farklı pratikleri olabilir, bunun için biraz da tarihi geçmişlerini goz onune almak gerekiyor.

' BÜNYESİNDE 85 FEDERASYON, 43 CUMHURİYET VE ETNİK GRUPLAR BARINDIRAN BİR ÜLKE'

Rusya Federasyonu'nun orneğin Norveç gibi bir ulke ile kıyaslanamayacağını da soyleyen Sağlam, ulkenin çok etnili, kulturlu toplumsal yapı eşliğinde yasal hak ve guvencelerin varlığına şu sozlerle dikkat çekti:

"Rusya, Norveç gibi bir ulke değildi, yani bunyesinde 85 tane federasyon barındıran bir ulke, 43 tane cumhuriyetten bahsediyoruz, bu 43 farklı etnik grup demektir, bunları bir arada tutmak kolay bir iş değil. Anayasasını incelediğimizde buna donuk hakların olduğu, anadilde eğitim hakkı, kulturel haklar, dinsel haklar hepsinin anayasa guvencesi altında korunduğunu gormekteyiz. Örneğin bir Muslumanın Rusya'da 'ben camiye gidemiyorum' ya da farklı bir etnik gruptan birisinin 'ben dilimi oğrenemiyorum' dediğine şahit olmuyoruz. Biraz halkların taleplerinin de yonlendirici olduğunu ve tek bir demokrasi tanımının olmadığını goz onune almak gerektiğini duşunuyorum."

' PUTİN EKONOMİ ALANINDA DOĞRU OKUMA YAPIYOR, YOLSUZLUKLARIN ÜZERİNE GİDİLİYOR AMA SİHİRLİ DEĞNEK YOK'

Muhdan Sağlam, Rusya Federasyonu'nun Putin yonetimi altındaki ekonomik durumunu ise şoyle değerlendirdi:

(C) AFP 2018/ SAUL LOEB

"Ben Putin'in ekonomi alanında doğru bir okuma yaptığını duşunuyorum. Yolsuzluk zaten Rusya'nın kanayan yarası ve hala da kanamaya devam ediyor, bununla mucadele ettiklerini soyluyorlar ama ne kadar başarılı olduklarına dair doğrusu derin soru işaretleri var. Ama şunu da atlamamak gerekiyor, ekonomide bazen sorunlar bir anda çozulmuyor, kimsenin elinde bir sihirli değnek yok, piyasaların bu kadar geçişken olduğu, ekonomilerin bu kadar iç içe geçtiği, borsaların domine ettiği finansal piyasanın gucunun her alanda hissedildiği bir yapıda devletler ayakta kalmaya çalışıyorlar. Rusya'ya baktığımızda aslında Putin'in halkın gozunde de sempatisini arttıran ve devletli kapitalizm tartışmasına bizi iten şey 1990'lardaki o sert, vahşi kapitalizmden geriye adımlar atılmasıdır. Örneğin, emeklilik maaşlarının duzenli odenmesi, maaşlarda iyileştirilmeye gidilmesi, çocukların kreş masrafının neredeyse tamamının devlet tarafından karşılanması, sağlık hizmetlerinde devletin guçlu bir aktor olması şeklinde sıralayabiliriz. Ayrıca bu son başkanlık seçimleri için 1 Mart'ta yapılan konuşmada eğitim alanında devletin daha gorulur olmasının altı çizildi. Bunlar aslında bize bir tarafıyla 1970'ler, 1965-75 zamanındaki refah devletine donuk o izlenimimizi canlandırıyor. Ama baktığımız zaman SSCB yıkılırken hayatta olan insanların bugun duzenli olarak emeklilik maaşlarını alıyor olmaları, çocuklarının eğitiminde ekstra butçe ayırmama fikrinin bile en azından SSCB gibi değilse de Rusya Federasyon'unun, devletin şefkatli elini hissetmeleri fikrini canlı tutuyor. Tabii ki makroekonomik duzenlemeler de yapıldı, enerji zengini bir ulke olmak ekonominin duzgun olması anlamına gelmiyor ama Rusya once borçlarını odeyerek daha sonra kalan paranın çarçur edilmesinin onune geçmek için refah fonu kurdu ve kriz donemlerinde, kotu gunlerde bu fonu seferber ederek ekonomisini ayakta tutması gerektiğini fark etti ve bu şekilde hareket etti. Nitekim 2014 krizinden ekonominin çok derin yaralar almadan çıkması, 2017'yi ekonomiyi buyuterek kapatmaları biraz da bu politikaların doğru yonlendirilmesi ile alakalıydı, yani korunaklı bir alan yaratmayı başardılar, doğru reformlar yapıldı. Tabii ki bir suru eksiği de var, hala modernleştirilmesi gereken alanlar var, yolsuzluklar var, oligarklarla hesaplaşmanın yarıda kalmış olması var, toplumsal eşitsizlik var, varlıklı grubun çok guçlu olması, buna karşın yoksul grubun giderek artıyor olması gibi sorunları var ama en azından yonetiminin bu sorunların farkında olduğuna dair izlenimler ediniyoruz ki başkanlık konuşması da-nukleer silahların tanıtımı kısmını bir kenara bırakırsak- bu sorunlara ayrıldı. Yani Putin şunu soyledi, evet, bu ulkede ekonomik sorunlar var, açlık sınırında yaşayan insan sayısı bu kadardı bizim donemimizde şuraya geldi, planımız budur demesi yani sorunları incelediklerini, kafa yorduklarını, çozum aradıklarını gosteriyor. Başarılı olurlar ya da olmazlar ama belli ki Rusya halkının refahı goz ardı edilmiyor butun sorunlara rağmen.

' İNSAN HAKLARI VE LGBT HAKLARI AÇISINDAN DURUM PEK PARLAK DEĞİL'

Sağlam, insan hakları, basın ozgurluğu ve LGBT hakları açısından ise Rusya Federasyonu'ndaki manzaranın pek parlak olmadığı goruşunu dile getirirken, yine de orneğin her AİHM davasının Rusya Federasyonu aleyhine sonuçlanmadığına dikkat çekti. Sağlam, başta LGBT olmak uzere bir dizi alanda yeni donemde 'yumuşama' beklentisini de dile getirdi:

(C) Sputnik/

"Rusya'nın bir kanun devleti olduğu tespitine ben de katılıyorum, orada bulunduğum zamanda bunu ben de gozlemledim. Devletin soğuk yuzunu hissetmek dediğimizde kastettiğimiz şey aslında biraz da buydu. Yani orada ne yazıyorsa size o uygulanır ve buna bağlı kalmak aslında Rus vatandaşı olmanın gereklerinden birisi olarak topluma aşılanmış çunku SSCB gibi kanunların baskın olduğu, yonetimin her alanı duzenleyebildiği bir devlet trafiği geçmişine sahip bir toplumda SSCB yıkıldı diye tum bu pratiğin bir gunde kenara atılmasını bekleyemeyiz zaten, bunlar hala devam ediyor. İnsan hakları açısından baktığımızda, basın ozgurluğu ve LGBT haklarını da eklersek Rusya'daki manzaranın pek parlak olmadığını duşunuyorum ben bireysek olarak. 1998 yılında Rusya Avrupa İnsan Hakları Sozleşmesi'ni onayladı ve taraf oldu, dolayısıyla AİHM kapısı aslında Rusya'daki halklara açıldı. Onlar da artık gidip hak arayabiliyorlar. En onemli davalardan birisi mesela Beslan saldırısıydı. AİHM devleti orantısız guç kullanmak ve gerekli tedbirleri almamakla suçladı. Benzer bir şekilde Yukos davası için de AİHM, yargılama surecinde bazı sorunlar olmakla birlikte dava politik değildir, politik bir ajandayla hazırlanmamıştır, dedi. Yani her AİHM savası Rusya'nın aleyhine sonuçlanmıyor, dolayısıyla taraf olduğu bir sozleşme olduğu için de artık o 'kanun devleti' pratiğini de bir yerde yakalayamadığı ya da en azından imzaladığı sozleşmelerle iç pratiğinin uyuşmadığı durumların da olduğunu goruyoruz ve bu noktada aslında biraz daha reforma, yumuşamaya ihtiyaç var gibi gorunuyor. Ben bu donemde adım atılmasını bekliyorum, belki çok tepki çeken ve gundem olan LGBT bireylerine donuk yasal duzenlemede geri adım atılabilir, en azından yumuşatılacağına dair izlenimlerim var. Çunku eğer 2016'daki son Duma seçimlerini dikkate alırsak, yaklaşık 53 milyon seçmen sandığa dahi gitmedi ve belki de bu aslında insanların bir tepkisi olarak gorulebilir ve ben bu sorunun yonetim tarafından bir yonuyle de bu şekilde ele alındığını ve bu bağlamda, bu tur ozgurluklerin onunu açacağını duşunuyorum ki bunu aynı zamanda hem sisteme katılımı arttırmak hem de kuresel imajında en çok eleştiriyi bu noktada almamak için yapacaktır. Çunku dediğim gibi Rusya onemli bir aktor ve onemli de bir duşman, eğer onu duşmanlaştırırsanız çevrenizde toplayabileceğiniz insan sayısı da artar. Karşı tarafa koz vermemek adına da iyileştirilmelere gidileceğini duşunuyorum.