Özet (TL;DR) @ 2018-03-04 09:39:00.899820: Yerli ve milli... Kimse kusura bakmasın... Fıtrat... Sıkıntı yok... Manidar... Algı operasyonu... Tanıl Bora’nın yeni kitabı ‘Zamanın Kelimeleri’, ‘yeni Türkiye’nin siyasi dilini, bu dilin bize…
Ge
çen yıl Uğur Vardan'a verdiğiniz roportajda, Turkiye'de sozun boğulduğundan,
entelektuel birikimin kuçumsendiğinden bahsetmiştiniz. Tum bunlara rağmen
sozunuzu soylerken yorgun, bıkkın veya umutsuz hissettiğiniz oluyor mu? Ya da
bıkkınlığa kapılmamak için bir yonteminiz var mı? - Herkes gibi, benim de maneviyatımda inişler çıkışlar oluyor, olmaz mı! Tarık Gunersel'den dinlemiştim, Aziz Nesin bazen "İyi misin?" diye sorulduğunda "İyi olmak zorundayım" dermiş. Sebat etmek lazım, buna inanıyorum, kendime bunu telkin ediyorum. Öteden beri, aktualitenin gunluk seyrinin biraz kıyısında meselelerle uğraşmaya çalışıyorum. Ya da belki aktualitenin biraz arkasından dolanarak… Bunun da bıkkınlığa karşı bir etkisi olabilir.
Kitaptaki yaz ıların buyuk bolumunu daha once Birikim için kaleme
almıştınız. Kitaplaştırırken motivasyonunuz neydi? Bir donem konuşulan siyasi
bir dili derli toplu kayıt altına almak mı?
- Buna benzer bir saik, evet. Haddimi bilmeliyim, oyle sistematik bir iş
değil bu. Denemelerden oluşan bir seçki... Motivasyon deyince, arkadaş ve okur
teşvikinin katkısı çok onemli. Bu kelime 'takibini' anlamlı bulduğunu, yararlı
gorduğunu soyleyen, onerilerde, eleştirilerde bulunan arkadaşların katkısı...
' Zamanın Kelimeleri'nde 59 başlık var. Yani 59 kelime. 'Yeni Turkiye'nin
sozluğu bu kadar mı?
- Yoo, değil tabii. Dedim ya, bu bir seçki. Ara ara devam edeceğim. Geçen
haftalarda 'Beka' kavramı uzerine yazdım mesela. Ayrıca gozumden kaçanlar
olmuştur. Yazacak kıvama getiremediklerim olmuştur. Bir de geçerli siyasi
dilin kendi lafı olmayan, benim bu dili yorumlarken kullandığım bir iki başlık
var, onu de eklemem lazım. 'Kartaca yıkılmalıdır', mesela.
Neden?
- Bu biliyorsunuz, tarihi bir anekdot. Konu ne olursa olsun, her konuşmada
sozu Kartaca 'tehdidine' getirip, "Kartaca yıkılmalıdır" diyen şu Romalı
senatorle ilgili... Cari siyasi dil de, hep "Kartaca yıkılmalıdır"larla
yuruyor. Acil ve vahim bir 'tek mesele' ile, gundemi duzlemek... Evet, bizzat
bu siyasetin kendisi de, bir 'Kartaca' problemidir. Ama herhangi bir
Kartaca'yı yıkmanın veya kuşatmanın tek yolu ve doğru yolu bu mu acaba? Yoksa,
inadına gundemi çeşitlendirebilmek mi? Sonunda yine 'Kartaca'ya bağlansalar
bile, çeşitlendirebilmek.
Kitaba alamad ığınız, ozellikle dışarıda bıraktığınız veya kitabın
baskısından sonra aklınıza gelen kelimeler oldu mu? Ben mesela 'noktasında'yı
aradım. Cumhurbaşkanı'nın sıklıkla kullandığı, hukumet temsilcilerinden
muhalefete, medyaya, sokaktaki vatandaşa kadar sirayet eden bir kelime. Her
yerde, her şey için kullanılabiliyor.
- İster inanın ister inanmayın, 'noktasında'yla ilgili birkaç sayfa dokum
çıkarttım, aşağı yukarı bir yıldır oyle duruyor! Hep aklımdan geçiyor ama
anlamlı bir çerçeveye oturtamadım. 'Noktasında' noktasında bir eksikliğimiz
oldu, yani, oyle diyelim.

_ Tan ıl Bora / Zamanın Kelimeleri / İletişim Yayıncılık/ 278 sayfa_
Kendinizi Yeni T urkiye'nin dilini kullanırken yakaladığınız oluyor mu?
- Olsa da pek azdır herhalde. Çunku vallahi dikkat ediyorum! Genel olarak,
hiçbir şeyi kalıplaşmış şekliyle soylememeye dikkat ediyorum. En fazla,
geçerli kullanımını bozarak kullanırım. Bir çeşit takıntı. Ama savunurum,
bilinçli bir takıntı. Genel olarak klişelere karşı tetik durmak gerektiğini
duşunuyorum.
Yeni T urkiye'nin siyasi dili dolaşıma ne zaman girmeye başladı? Kitabı
okurken son halini Gezi eylemleriyle almış gibi geldi bana.
- Bir milat duşunmemiştim ama haklı olabilirsiniz. Tabii ki evveliyatı da
var. Aslına bakarsanız, 'eski' Turkiye'ye uzanan bir evveliyat var, birçok
kelimede goruluyor bu zaten. Ama 2013'ten sonra, hem 'kutuplaşma', ajitasyon,
yuksek tansiyon... Bunların tırmanmasına bağlı olarak, kelimeler taş gibi
atılmaya başlandı. Hem de o ara, aslında Gezi'nin de arifesinde, iktidar
çevrelerinde, 'mıntıka temizliği' aşamasının bitip 'ihya ve inşa' doneminin
başladığına dair bir soylem kendini duyurmaya başlamıştı.
Kitaba ald ığınız kelimelerin her biri, toplumun farklı kesimleri uzerinde
bir buton etkisi de gostermiyor mu? Yani belirli kitlelerden belirli bir ses
almak istediğinizde belirli kelimeleri kullanmanız yeterli olabiliyor. Muhalif
ya da değil... Feministlerden, milliyetçilerden, liberallerden hatta
uluslararası kurumlardan bile ses almaya yarayan kelimeler var. Ya konsolide
etmek ya da bam teline basmak için.
- Guzel tarif ettiniz. Evet, her kesim, her camia için var boyle kelimeler.
Dunyanın her yerinde de var. Ama tabii duzenek oyle otomatik işlemiyor.
Kitleleri bir butona basıp oynatmak gibi değil yani. Zamanlama, bağlam, kıvam,
uslup... Bunlar onemli. O ara hangi arzulara ve tabii hangi korkulara hitap
edildiği onemli.
Bu durumda Yeni T urkiye'nin dili, bu dili kullansın ya da kullanmasın
aslında herkesin dili olmuyor mu?
- Ezbere donuştuğu oranda, oyle oluyor. Konuşmayı, karşılıklı konuşabilmeyi
bitiren bir dil kurulmuş oluyor boylece. Çunku, kelimeler tamamen
sloganlaşıyor o zaman. Sloganın kelime anlamı, savaş narası demektir. Bunun
bir cephesi de, bu kelimeleri, -bazılarını, en azından-, gonul rahatlığıyla
kullananlarla kullanmayanlar ya da kullanamayanlar arasına kalın bir perdenin
gerilmesi... Yine, konuşmayı bitiren bir dilin kurulması demektir bu. Halkın,
toplumun, milletin bir kısmıyla konuşmayı kesen bir dil.
Hegemonya ba şlığının finalinde, iktidardan bağımsız kendi sozumuzu
kurmaktan bahsediyorsunuz. Bu nasıl mumkun olabilir? Ya da kendi sozunu
kurmayı başarmış kurumlar, kişiler, gruplar var mı size gore?
- Kendi sozunu kurmanın, 'kolay' yolu, gettolaşarak olabilir. Jargona
kapanırsınız. Ama o zaman 'herkese', umuma konuşamıyor olursunuz. Zorluk, hem
kendi meramınızı salimen ifade ettiğiniz, farklı, hem de kamusal bir dil
kurabilmek. Elbette, kurgulayarak değil tecrubeyle olacak bir şey. İlişki
içinde. Konuşarak. İnsanlarla konuşarak. Temas içinde, alış veriş içinde
muşterek dil bularak. Politikanın esası bu değil mi?
Kitaptaki kelimelerin hi çbiri son 15 yıl içinde icat edilmiş değil. Ama
size gore hepsi Yeni Turkiye'nin kelimeleri. Kelimelerin yapı bozuma uğraması,
içeriklerinin değişmesi ne kadar surer? Örneğin referandum oncesinde, 'hayırlı
olsun'un anlamı kısa bir sureliğine değişmişti.
- Az evvel de değinmiştim ya, birçoğunun evveliyatı var. Birçoğu, konjonkture
bağlı olarak farklı ağırlıklar veya imalar kazanabiliyorlar. 'Hayırlı olsun',
mesela oyle, evet. Ayrıca politik-ideolojik manalarından ote, gayet gundelik
bir dolaşımı var. Bazı laflar oyle. Kelimeler, ozellikle bu çağda, sosyal
medyasıyla, reklamlarıyla, dort bir yandan yağan laf sağanağıyla, çok daha
çabuk değişip donuşebiliyorlar. Ama bu kitapta ele aldığım bazısının da gayet
sabit ve sağlam bir geleneği var. 'Benim esnafım' gibi... Her zaman tıpatıp
bugunku tınıyı taşımıyordu belki, ama en azından Demirel'e kadar giden,
sureklilik arz eden bir geleneğe de oturuyor.
Kitaptaki se çkiye bakınca, bu yeni dil hep bir oteki yaratıyor gibi.
Merhamet derken bile birileri hep dışında kalıyor.
- Doğru, otekileştiriyor. Öncelikle husumeti yeniden ureten bir dil. Hamasi
bir dil; her sozu, destan makamında soyluyor. Tebliğ eden bir dil. Az evvel
dediğim gibi, aslında konuşmayı bitiren bir dil.
Yabanc ı biri Turkiye'yi bu kelimeler uzerinden tanımaya çalışsa, nasıl bir
izlenim edinirdi?
- Bir boğulma, daralma hissine kapılabilirdi. Sadece içerikleri
kastetmiyorum. Konjonkture, o gunlerde neye odaklanıldığına bağlı olarak, kimi
gozde lafların her vesileyle, her beyanatta, her konuşmanın içinde tekrar
tekrar tekrar tekrar… tekrarlanmasından, bunun normalleşmesinden soz ediyorum.
Siyasi dili bir kenara b ırakacak olursak, sokaktaki dil ile aranız nasıl?
Sıklıkla kulağınıza takılan, sizin takıldığınız kelimeler var mı?
- "Atıyorum"la dertliyim, "… için" veya "Bakımından" yerine "... adına"
denmesiyle dertliyim, "Geri donuş yapmak"la dertliyim... Huysuzlaşmamak için
uzerinde durmuyor, işitip geçiyorum - huysuzlanmamak 'adına'! Muhakkak benim
de kullandığım, karşımdakini ifrit eden gozde kelimelerim vardır.
Ü lkede birbirimize karşı kullandığımız dili nasıl buluyorsunuz?
- Tek kelime hakkım varsa: Hoyrat. İhtiyar bir kibarlık budalalığıyla
soylemiyorum bunu. Hoyratlıkla kastettiğim sadece kabalık değil, dinlemeyen
bir dille konuşuluyor olması. Gerçek anlamda dinlemeye, cevap işitmeye açık
olmayan bir dil.
Feminist hareketin, toplumsal cinsiyet bak ımından dilde çoook yavaş da
olsa başardığı donuşumu izliyor musunuz? TÜSİAD bile adını 'sanayici ve iş
insanları derneği' olarak değiştirdi geçen ay.
- "Memlekette iyi şeyler de oluyor!" kadrosundan sayalım bunu! Evet, bu
dediğiniz yonde gerçekten iyi adımlar atılıyor. Bir yandan şuna da dikkat
etmeli bence: 'Politik doğruculuk' denen şey, bazen kendisi bir ezberciliğe
donuşebiliyor, sozu, meramı kilitleyen bir zaptiyeliğe donuşebiliyor...
Rezillikleri aklayan bir sus olarak da kullanılabiliyor.
Amerikal ı komedyen George Carlin'in 'Politik doğruculuk, kibarlık taklidi
yapan faşizimdir' diye çevirebileceğimiz, hayli meşhur bir sozu var. Bunun
gibi bir şeyden mi bahsediyorsunuz?
- Abartmayalım, politik doğruculuğun terbiye edici, donuşturucu etkileri
olabildi, olabiliyor. Ama dedim ya, bir ezbere donuşebiliyor, ona dikkat
etmeli. Asıl, politikayı hepten bununla ikame etmeye kalkmamalı, onu soylemeye
çalışıyorum.
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.