Özet (TL;DR) @ 2018-03-03 09:35:19.422851: Günümüzün yükselen yönetmenlerinden biri olan Paul Thomas Anderson’ın “Inherent Vice”tan sonra çektiği “Phantom Thread”, kaygılı ve takıntılı bir adamın kafasının karışıklığını kadınlara dayandırıyor…



İntikam felç eden bir zehir olabilir
mi?

6 dalda Oscar'a aday olup "En İyi Kostum Tasarımı" dalında odul alan ve entelektuel dramatik hikayesiyle seyirciye teatral bir atmosfer sunan aşk kokulu film "Phantom Thread", 1950'li yıllara yolculuk ederek, soylu insanların yaşamlarını ortaya koyuyor.

Filmin hem yonetmeni, hem de senaristi olan Paul Thomas Anderson, onermesini "intikam yavaş yavaş etki eden bir zehirdir, eğer o zehir damarlarına zerk edilirse, felç olmaktan beter olursun" uzerine kuruyor ve saplantılı bir aşk dramının ardında yatan nedenleri araştırıyor, yani gorunuşe aldanmanın tehlikeli olduğunu ongoruyor.İngiliz modasının kalbinde yer alan ve ulkenin onde gelenlerini giydiren unlu bir terzinin (Daniel Day Lewis) genç bir kadın ile yaşadığı macerayı perdeye kancallayan Anderson, hem ikilinin arasındaki sert çatışmalara, hem de benlik karmaşalarına yer veriyor.Kontrol duşkunu ve duzenli hayatından asla odun vermeyen terziyi değiştirmeye çalışan genç kadın, onu ele geçirmeye çalışarak dominant biri olduğunun altını çiziyor. Ta ki ofkesine yenik duşene değin…

Buradan hareketle, 'kimse, kimseyi değiştiremez, herkes farklı bir kimliğe sahiptir, herkesi olduğu gibi kabul etmek gerekir' mantığını seyirciye gorsel olarak aktaran Anderson, inkar etmenin çozum getirmediğine dikkat çekiyor. Bu bağlamda, iki karakteri şu şekilde tarif edebiliriz: Annesine koru korune bağlı aşık bir adam ile kendini ezik ve kole gibi hisseden ve bu yuzden darmadağın olan bir kadın…

İntikam felç eden bir zehir olabilir
mi

ANNES İ VE İŞİYLE ÖZDEŞLEŞEN TERZİ

Annesi ve işiyle ozdeşleşen terzi: "kadınlar elegan elbiselerin içinde şık ve zariflerdir" diye sozlerine eklerken, genç kadın da: "kadınlar kıyafetleriyle değil, zekalarıyla varlıklarını gosterirler" diye muhalif goruşunu iletiyor. Bu da bir çıkar çatışmasına neden oluyor ve ataerkil ile anaerkil savaşını izliyoruz. Muzmin bekarlıktan vazgeçmeyen terzi ile genç kadının yaşamış olduğu olayları irdeleyen yonetmen, bekarlık ve evlilik arasındaki dengeye goz kıparak, egoyu sıfırlayarak aşka, tam anlamıyla teslim olduğumuz zaman durumun değişeceğini savunuyor.

Her kadının annesi gibi olmasını isteyen ve huysuzluk yapmaktan vazgeçmeyen terzi bu idefiks duşuncesinden dolayı kadınlara guvenmiyor ve bir yerde de haklı çıkıyor. Terzinin bu goruşunu onaylamayan genç kadın dayanamıyor, tukendikçe tukeniyor ve tepkisini ortaya koyuyor, ama içinde bir yerlerde durumu çozume kavuşturma arzusu var. Genç kadın zaman zaman krize girerek bazı taktikler uyguluyor. Hiç kimseyi yapmayı sevmediği bir şey için zorlayamazsınız mesajı veren film, ozumuzu kaybetmememiz gerektiğine inanıyor.
"Kuralcılık" anlayışından dem vuran genç kadın, kendini kullanılmış ve işe yaramayan biri gibi goruyor ve oyun oynama kararı alıyor. Oyun da intikamın soğuk meze hali… Film aslında seyirciye şunu gosteriyor: "Kadınların intikam alma duyguları, onlara yemeklere zehir dahi kattırabilir. Dikkat etmek gerekir. Onları hafife almayın, çunku yeri geldiğinde tehlikeli olabilirler."

İntikam felç eden bir zehir olabilir
mi

UMMADIK TA Ş BAŞ YARAR

Karşısındaki kadını ablukası altına aldığını sanan terzi, aslına bakarsanız kendi hayatı içinde boğuluyor ve guçluymuş gibi davranıyor, fakat sanıldığı kadar guçlu değil, kendine gore bir savunma mekanizması geliştiriyor. Bu da erkekler her daim guçludur sozunun, tersine evrildiğinin sinyallerini veriyor. Guç aslında once kabul edip yuzleşmekle başlamaz mı?Filmde gorulduğu gibi, genç kadın aşığına didaktik dersler veriyor ve bunun farkına varmamak neredeyse imkansız…

Film bu satırlardaki anlatılardan farklı olarak, çok onemli bir noktaya parmak basıyor: Kah sosyetik, kah soylu İngilizlerin 1950'lerdeki yaşam modelinden yola çıkan Anderson, onların kibirlerinden oturu aristokrat ve saygın olamadıklarını hikayesinin içine gomuyor ve bazı somut verileri mizahi taşlama yoluyla ifade ediyor. Filmde, Fransızlar gibi olmaya çalışan İngilizler aslında stratejik ve politikler… Burnu havada oluşları da işin diğer boyutu!

Burjuva, aşırı luks yaşam suren seçkinler ile orta sınıfı bir araya getiren film, onların arasındaki dengesizlikleri ve uçurumu seyirciye servis ediyor. İşte tam da bu nedenden oturu aşkı ve elbiseleri kullanarak orta sınıf birinin değişeceğini aklından geçiren terzi fena bir şekilde tokezliyor, çunku karşısındaki kişi ondan daha zeki ve akıllı! Bunu hesaba katmamış oluşu ise, kendindeki buyuk egoyu gosteriyor.

Tıpkı zengin kitle, nasıl ki orta sınıfı ezmeye çalışıp putlaştırmaya çalışıyorsa, terzi de aynısını yapıp sevdiği kadını putlaştırmaya çalışıyor. Nasılsa sesi çıkmaz dediklerimi harfiyen yapar diye duşunuyor ve ipler birden kadının eline geçince, adeta beti benzi atıyor. Şu unutulmasın: her yapılanın bir bedeli vardır ve o bedelin sonucu bazen hazmedilmeyecek kadar ağır olabilir.
ANDERSON VE KARAKTERLER İÖzetle; usta bir oyunculuk sergileyen ve roluyle barışık olan Day Lewis, seyirciyi bir hayli heyecanlandırıyor ve kendine hayran bırakıyor. Lewis'in sevgilisini canlandıran Vicky Krieps de iyi bir performans sergiliyor. Ufak bir parantez açalım. 1989 yılında 5 dalda Oscar'a aday olan ve Christy Brown'ın aynı adlı romandan uyarlanan "My Left Food" (Sol Ayağım)'da sol ayağını kullanarak romanlar ve şiirler yazan bir karaktere can veren Daniel Day Lewis,"Phantom Thread" ile "En İyi Aktor" dalında adaylığını ortaya koydu, fakat odulun sahibi olamadı. Geldik Anderson'ın oyunculuk yonetimi ve karakter profillerine dair başarısına…Yarı bağımsız, yarı populer çizgisi olan, muzikle bağını hiç koparmayan, her kotu oyuncuyu iyi bir oyuncuymuş gibi perdeye yaftalayan, entelektuel derinliğe hakim Anderson, sinema estetiği konusunda takdire şayan işler yapıyor. Karakterlerine psikolojik baskı uygulatan yonetmen, ortalama izleyici seviyesine ulaşma hedefi gutmediği için, filmlerini anlamak ve içselleştirmek kolay değildir. "Phantom Thread" bunun guzel bir orneğidir.

Phantom Thread'deki gibi yalnız kalmaktan korkan Anderson karakterleri, hep başkalarıyla iletişim kurma çabası içinde olurlar ve kendilerini zarar gormemeye endekslerler. Korumacı yapıya sahip oldukları için de içlerine kapanırlar ve kendilerinden nefret ederler. Kendilerini açmazda bulduklarında ise, tamamıyla teslim olurlar. Karakterlerin gerilimli ilişkilerini filmlerine monte eden Anderson, "Phantom Thread" filmiyle, seyirciyi buyuk ve gizemli bir sarmalın içine bırakarak, filmi sorgulamalarını istiyor. Geçmişi bugunmuş gibi anlatan ve kadrajına alan Anderson, aslında bazı şeylerin gunumuzde de değişiklik gostermediğini belirtiyor.