Özet (TL;DR) @ 2018-03-08T12:27:00.000Z: RS FM'de yayınlanan Elif Ilgaz'la 'Aklıma Takılan' programının konuğu dilbilimci Necmiye Alpay, Türkiye’de kadın olmak ve basın özgürlüğüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
RS FM'de yayınlanan Elif Ilgaz'la 'Aklıma Takılan' programının konuğu dilbilimci Necmiye Alpay, Turkiye'de kadın olmak ve basın ozgurluğune ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
RS FM'de yayınlanan Elif Ilgaz'ın hazırlayıp sunduğu 'Aklıma Takılan' programına konuk olan Necmiye Alpay, Turkiye'de kadın olmak, basın ozgurluğu, cezaevleri, hukuk ve barış uzerine değerlendirmelerde bulundu.
**
(C) AA/ Arşiv
Bugun 8 Mart Emekçi Kadınlar Gunu. Turkiye'de kadın olmak nedir? Turkiye'de kadının en onemli sorunu nedir? **
Tek cumleyle, kadının bağımsız bir birey olarak kabul edilmemesi. Tekil bir insan olarak gorulmemesi. Her zaman bağımlı, hatta birinin malı olarak gorulmesi, bir insan olarak gorulmemesi. Çunku insan dediğiniz ozerk bir varlıktır, kendine ait gucu olan, kendine ait bir yapısı, huyları, duruşu, hayatı, kararları olan bir varlıktır. Kadın bizim toplumuzda, oyle bir insan gibi gorulmuyor.
Size bir anımı anlatmak isterim; 2005 yılında uluslararası PEN yazarlar toplantısı Diyarbakır'da yapılmıştı. O sırada ben Radikal gazetesinde yazarlık yapıyordum. Bir şekilde devletin hoşuna gitmeyen bir şey yaptım herhalde, gelip beni sabahın beşinde otelden aldılar. 'Sizi Ankara'dan arıyorlarmış, yakalama emriniz var' şeklinde, durumu açıkladılar. Tam bir şok tabii. Ne bir gizli çalışmam var, ne başka bir gizli saklı durumum. Her şeyi ortada bir insanım, her şeyim devletin gozu onunde ve bilgisinde olup bitiyor. Diyarbakır'ın o unlu emniyetine goturuldum. Oradaki gorevli soruyor bana 'Eşiniz ne iş yapıyor?'. İlk soru buydu, duşunun bana 'Siz ne iş yapıyorsunuz?' diye sormuyor da, 'Eşiniz ne yapıyor?' diye soruyor. 'Eşim yok' dedim 'ayrıldım'. Ondan sonra bir durdu. 60 yaşlarındaydım o zaman. Yalnız olabileceğim aklından geçmedi herhalde komiserin 'Babanız ne iş yapıyor?' dedi. 60 yaşında bir kadın da olsanız ille size bir sahip bulacaklar. Yani bir kadın bağımsız bir kişilik olarak var olamıyor, Üstelik benim gazeteci ya da yazar olabileceğimi bildikleri halde. Dunyadan, Avrupa PEN'I var, Turkiye PEN'i var, bir de Kurt PEN'i. Oradaki Kurt meselesi dikkatlerini çekti onların herhalde. Ama o gun emniyette bana bir turlu sahip bulamadılar ve ben sahipsiz olarak karşılarında oylece oturdum.
Yani Turkiye'deki kadın kavramı tam boyle bir şey; sahip olunması gereken kişi. Kadın ayrı bir varlık olarak gorulmeye başlandığı gun ancak adım atılabilir.
**
(C) AFP 2018/ OZAN KOSE
Savcılığa soruşturma aşamasında ifade vermek için gitmiştiniz ve tutuklandınız. Ne sordular size, neyle suçlanıyordunuz?**
Savcının ilk cumlesi çok ilginçti, dedi ki 'Biz…' biz diyor bakın. 'Biz Özgur Gundem gazetesinin PKK'nın yayın organı olduğuna karar verdik' ilk cumle bu. Gazete bir orgut gibi gorunmeye başlanmış. Tabii o zaman sizi de orgut uyesi gibi goruyorlar. Gerçekten bilmiyorlar mı, kim orgut uyesi kim değil. Eğer oyleyse, Turkiye istihbaratı beş para etmez çunku bilmeleri lazım burada kim orgutludur, kim neyi savunuyor. Yani… Yine de beni tutuklayacaklarını duşunmedim. Davaya dahil edeceklerini tahmin ettim. Sonra bana Özgur Gundem gazetesi hakkındaki duşunduklerimi sordular, ben de her zaman Kurt meselesinde barıştan yana olduğumu, çozum surecinin basın ozgurluğune, ifade ozgurluğune ihtiyacı olduğu gibi savunduğum fikirlerimi soyledim. Yine tutuklanmayı beklemiyordum ama bu kez 'Davaya beni dahil etmişlerdir' dedim. Hakim de benzer birkaç soru sordu. Sonra baktım 'Tutuklanmasına karar verildi'. Hakikaten çok şaşırdım. Hiç beklemiyordum. Cezaevi yolunda evde yarım kalan işlerimi, haber vermem gerekenleri duşundum. Sonra da kalacağım sure boyunca okuyacağım kitapları.
Bakırkoy Cezaevi'nde koğuş sistemi vardı. Bizim koğuş 22 yataklıydı. Koğuşların içerisinde ikili odalar var, hucre buyukluğunde ancak iki yatağın sığabildiği.
DEM İR KAPILAR VE RİNG ARAÇLARI
Cezaevi denince benim için iki korkunç şey var. Butun hapishanelerde de ortak olan. Birincisi demir kapılar. Demir kapılar çok korkutucu çunku bir felaket olsa, bir yangın, bir sel olsa kimse sizi kurtarmak için uğraşmaz yani insanlar kendi canlarının derdine duşer, sizin kapınızı açmakla uğraşmaz. İkincisi de ring arabası. Hastaneye giderken kullanılanlar. Onlar da demirden yapılmış ve kilitli kapılar. Erzincan'da o arabalar altı kişinin olumune yol açmıştı birkaç yıl once. Ring araçlarıyla yollanıyorsunuz hastanelere. Saatlerce orada bekliyorsunuz. Doktorunuz gelmeyebilir, tahlillerinizin sonucu vermeyebilir hatta randevu saatine bile yetişemeyebilirsiniz. Boyle sorunlarla çoğunlukla da boşa gidiyorsunuz. Aslı (Erdoğan) dort kere o ring araçlarıyla hastaneye gitti ve dort kere de doktoru goremeden dondu. En iyi niyetler bile bu sorunu çozmeye yetmiyor. Demek ki niyetler yeterli gelmiyor. Bu iki koşul Turkiye'nin 'en iyi cezaevi' diye soylenen Bakırkoy için de geçerli.
Siz 80 darbesinden sonra da 3 y ıl Mamak'ta tutuklu kaldınız. Cezaevleri ve hukuk boyutuyla o donemle bu donemi karşılaştırabilir misiniz?
Karşılaştırılamaz. Mamak'ta 24 saat işkence altında geçiyordu zaman. Bunu bir politika olarak uyguluyorlardı. Çunku amaçları yıldırmak, sizi ezip de çıkarmak oradan. Kelimenin butun anlamlarıyla ezilerek çıkmanız hedefleniyordu. Her turlu işkence vardı. Her tarafınız surekli olarak morarır. Çunku iyileşmesine izin vermeden, size yeniden coplarla dayak atılırdı. Falakaya yatırılırdık. Gunde 15 dakika havalandırma hakkınız var, havalandırmaya çıkmaya korkuyorsun çunku orada dayak yiyorsunuz vesaire. Ve disiplin suçu işlediniz diye sizi tabutluk hapsi adı verilen cezayı uyguluyorlar. Tabut boyutlarında, dik konulmuş tabut duşunun, iki kişi koyuyorlar ama ikiniz birden oturamıyorsunuz. Hani sırayla, biriniz oturuyor, oteki ayakta. 15 gun orada geçiyor. Tuvalet için de çıkarılmıyorsunuz. Size sadece hastanelerde verilen surgulerden veriyorlar, tuvalet ihtiyacınız için. Sabun yok. O pis kokular içerisinde, 15 gun geçiriyorsunuz.
Mamak boyle bir yer. Tahayyul edilmesi zor. Dolayısıyla karşılaştırılamaz. Tabii şimdi Avrupa kriterleri falan boyle bir işkence yapılmıyor. Fakat son donemlerde yine Turkiye'den de sağdan soldan işkence haberleri geliyor. Umarım yalandır o haberler. Buna Silivri de dahil. En son Urfa'da işkence yapıldığına dair haberler geldi. Ben inanmak istemiyorum ama 12 Eylul'de de inanmak istemeyen insanlar çoktu.
**
(C) AA/ Kayhan Vandemir
Hukuksal açıdan baktığınızda nasıldı? **
Hukuk açısı ilginç çunku 12 Eylul'un mahkemeleri daha profesyonel davranmaya çalışıyorlardı. Profesyonel derken tabii ki bize sempati beslendiği soylenemez ama hiç değilse yasaları uygulamaya çalışıyorlardı. Şu anda benim yargılandığım dava dahil olmak uzere, iddianameler gayri ciddiliğiyle insanı şaşırtıyor. Mesela Aslı'yla benim hakkımda ağırlaştırılmış muebbet istediler. Muebbet de kesmiyor onları, ağırlaştırılmış muebbet. Dikkat ederseniz hep boyle ağırlaştırılmış geçiyor muebbet talepleri. Ve Nazlı Ilıcak ve Altan kardeşlere verdiler de. Bunlar 12 Eylul'de olan şeyler değil. İşkence konusunda 12 Eylul dunyanın birkaç cehenneminden birisidir. Ama ote tarafta askeri hakimler mesleklerini iyi oğrenmişler ve sizin gerçekten ne ile suçlanabileceğinizi ciddiyetle araştırıyorlardı. Daha titizler hiç değilse. Gerçekten 1-2 bir şey yazmaya çizmeye, karar vermeye gayret ediyorlardı. Şu an hukukun çok dışındayız ve yasalarımız da zaten berbat. Avrupa ile uyumlu değil. Zaten bu anlamda Avrupa'dan giderek uzaklaşıyoruz.
Siz de 'Adalet Yuruyuşu'ne katılanlardansınız. Bu taleple mi katıldınız?
Tabii bu taleple. Çunku tek başına adalet kavramı şu an Turkiye'nin kalbini oluşturuyor. Her tur toplumu ayakta tutacak kavram adalettir. İster sosyalist, ister kapitalist, ister feodal toplum olun, her ne olursanız eğer hukuk ustun değilse, ozerk değilse, siyasi iktidardan bağımsız değilse, vatandaşlar neye guvenecek? Vatandaşların tumunun aynı siyasi partiye guvenmesi mumkun değil. Çunku farklı şeyler duşunuyoruz ona gore de farklı siyasi gruplar da yer alıyoruz. Boyle de olması gerek, guzel olanı bu. Ama hukukun tek bir siyasi yapıya gore olmaması lazım. Herkesin ortak rızasıyla oluşturulması gerekir. Bu açıdan da en ustte, en ustun değer hukuktur.
2010 y ılında 'Yetmez Ama Evet' oyu verenlere ofkeli misiniz?
Bence biraz fazla ağırlık tanıyorlar onlara. Onlara yonelik saldırı duzeyinde bir tavır var. Yani sanki bugunku faşizan gidişin başlıca sebebi onlarmış gibi bir zihniyet de var. Ona katılmıyorum. Son derece yanlış bir tavır olduğunu duşunuyorum. Onların Yetmez Ama Evet (YAE) kararını da çok yanlış buluyorum. Ve neye benzetiyorum biliyor musunuz? 46'da çok partili doneme geçildiğinde tıpkı YAE'çiler gibi başta o zamanın unlu sosyalistlerden Mehmet Ali Aybar ve onun gibiler Demokrat Parti (DP)'ye destek veriyorlar. Çunku DP ozgurluk vaad ediyor. Çunku kendilerinin de ozgurluğe ihtiyacı var. Tıpkı AKP gibi… O zaman da solun bir kısmı aynı hatayı işliyor. Çunku şoyle bir ilke var, deniyor ki; iktidarın yaptığı iyi şeyleri desteklemek, kotu şeyleri protesto etmek lazım. Boyle bir politika. YAE'çiler de boyle duşunuyor. Tarih tekerrur ediyor. DP iktidara geldi iki yıl geçmedi unlu Komunist Tevkifatı adı altında Aziz Nesinler kim varsa cezaeivine dolduruldu. İki yıl içinde bir daha. İki buyuk tevkifatla butun aydınlar geçti o cezaevilerinden. Ve şimdi tarih YAE ile tekerrur etmekle meşgul. Desteklediler ve yanlış yaptılar.
**
(C) Sputnik/
Siz Turkiye'de barış için çok çaba harcayanlardansınız. Bir donem barışa çok yakınlaşmıştık. Umudunuz var mı? Yeniden başlayabilir mi?**
Yeniden başlamak kaderimizde var. Ama Kurtlerle 30 seneyi geçti ve gitgide buyuyen bir yangın bu, ben ona yangın diyorum. Ve bu yangını sondurmek için hepimizin oraya yaklaşması lazım. Kurtler için bu, Turklere yaklaşmaktır. Turkler için ise, Kurtlere. Benim şahsen Özgur Gundem de danışmanlık veya Nobetçi Yayın Yonetmenliği sıfatlarını kabul etmemin nedeni de budur; yangına yaklaşmak ve bir kova su dokmektir. Buyuk bir şey değil. Barış Akademisyenleri bu anlamda Turkiye'nin yuz akıdır. Ben Barış Vakfı uyesiyim. Barış Vakfı da oyle diyor; Turkiye'nin Kurt barışını sağlamak ve sağlam bir barış kurmaktan başka çaresi yok. Aksi halde toplum kendi kendisini yiyor, bitiriyor, kemiriyor, yakıyor, çurutuyor. Sınırlarımızı aştı artık bu mesele. Dolayısıyla barış zorunlu ama bunu başaracak çapta bir siyasetçi, siyasetçi grubu henuz ortada gozukmuyor. O donem iki buçuk yıl boyunca çozum sureci buyuk umutlar yarattı ama sonuçta başka ulkelerde de ornekleri var ne yazık ki başarısızlıkla sonuçlandı. İki tarafta buyuk hatalar işlediler. Taraf deyince de siyasi iktidar kızıyor yani 'İki devlet mi var?' falan diyor. Bu gidişle iki devlet olmasına, bu siyasi iktidarın hataları sebep olacak.
(C) Sputnik/ Elif Ilgaz
Dilbilimci Necmiye Alpay: Barışçıl ve rızaya dayalı demokratik bir toplum kurmak zorundayız. Kurmadığın surece gitgide daha çok çuruyecek bu toplum. Mecburuz ama ne kadar surer buna net cevap vermek zor. Bir sene sonra mı başlarız akıllı işler yapmaya, on sene sonra mı, onu soylemek zor. Çok sayıda iyi siyasetçiye ihtiyacımız var. Seçimlerde onları seçmeyi nasıl başaracağız, onu bilmiyorum.
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.