Özet (TL;DR) @ 2018-02-28 09:05:39.510121: Eski masallardan günümüze gelmiş bir kraliçe gibi zarif ve büyüleyici St. Petersburg, soğuk kış günlerini sonsuz güzelliğiyle ısıtıyor.
28 Şubat 2018 Çarşamba
Şehrin uzerini bir tul gibi nazikçe kaplayan buz gibi kış havası gezginlerin işini zorlaştırsa da St. Petersburg'un hulyalı guzelliğini iyice vurguladığı yadsınamaz.
Pastel renkli barok ve rokoko binaları, altın kubbeleri ve goz alabildiğine uzanan geniş caddeleriyle Neva Nehri'nin kırk iki adasının uzerine yayılan şehir yalnızca uç yuz yaşında.
Buna rağmen çalkantılı geçmişine sığdırdığı birçok olay, St. Petersburg'u keşfederken tarihin farklı donemlerine birebir tanıklık etmenizi sağlıyor.
Çar Buyuk Petro'nun 'Batıya açılan pencere" olması amacıyla 1703'te kurduğu şehir, gerçekten de biraz Batı'dan, biraz Rusya'dan aldığı sanat, kultur ve mimariyle şekillenip kendine has bir buyu edinmiş.
On bir imparator, su baskınları, Bolşevik devrimi, uç yıl suren Leningrad kuşatması ve 90'lardaki ekonomik reform, 300 yıl boyunca ismi bile birkaç kez değiştirilen St. Petersburg'un, kuruluşundan bugune tanık olduklarından sadece birkaçı.
Birkaç kez yıkım aşamasına gelip her zaman kullerinden yeniden doğmayı da başarmış bir şehir burası…
Elbette 1. Dunya Savaşı'nın patlak vermesine dek tahtta oturan Romanov Hanedanı'nın şatafatlı donemi başta olmak uzere, her donem edebiyat, muzik ve sanatın diğer dallarından yetenekleri kendisine çekmesiyle, tarihiyle olduğu kadar zengin kultur sanat yaşamıyla da ziyaretçilerini şaşırtıyor.
Dunyanın en buyuk muzelerinden birine, sayısız saraya, parka, kopruye, sanat eseri gibi metro istasyonlarına ve anıta sahip olan şehirde kendinizi kuçucuk hissetmeniz olası.
Baş dondurucu St. Petersburg'u ziyaret ettiğinizde mutlaka gormeniz gerekenler arasında, en başta elbette Hermitage Muzesi bulunuyor.
Çariçe Katerina'nın kış sarayı olarak inşa edilen muze, Leonardo da Vinci, Raphael, Picasso gibi sanatçılarınki de dahil 3 milyondan fazla esere ev sahipliği yapıyor.
Katerina'nın buz mavisi dış duvarlarıyla buyuleyen yazlık sarayı Peterhof'ta da Kehribar Odası gibi nadide mimari eserler goz kamaştırıyor.
Çar Buyuk Petro'nun 'Batıya açılan pencere" olması amacıyla 1703'te kurduğu şehir, gerçekten de biraz Batı'dan, biraz Rusya'dan aldığı sanat, kultur ve mimariyle şekillenip kendine has bir buyu edinmiş.
Elbette 1. Dunya Savaşı'nın patlak vermesine dek tahtta oturan Romanov Hanedanı'nın şatafatlı donemi başta olmak uzere, her donem edebiyat, muzik ve sanatın diğer dallarından yetenekleri kendisine çekmesiyle, tarihiyle olduğu kadar zengin kultur sanat yaşamıyla da ziyaretçilerini şaşırtıyor.
Rusya'nın askeri tarihine ilgi duyuyorsanız Aurora adlı 1900'lerden kalma savaş gemisinin içindeki muzeyi, dunyanın en geniş Faberge eserleri koleksiyonunu gormek isterseniz, Shuvalov Sarayı'ndaki Faberge Muzesi'ni ziyaret etmelisiniz.
Muzelerin buyusunu bir kenara bırakırsak, şehrin sanatın en ozel ornekleriyle dolup taştığından bahsetmiştik.
St. Petersburg'da klasik tiyatro eserlerini UNESCO Dunya Mirası listesinde bulunan Alexandrinsky Tiyatrosu'nda izleyebilirsiniz.
Klasik muzik konserlerini ve bale gosterilerini barok bir salonda izleyebileceğiniz Mariinsky Tiyatrosu bilet almak için sarfettiğiniz emek ve zamana değecek.
Özellikle bu şehirde doğan ve olen Tchaikovsky'nin en onemli eseri Kuğu Golu'nun gosterimlerinden birine denk gelirseniz kendinizi daha da şanslı hissetmelisiniz.
Kultur, sanat ve tarihle dopdolu St. Petersburg'dan Rusya'nın yerel lezzetlerinin tadına bakmadan donmeyin. 1903'te inşa edilen gorkemli Eliseyev Emporium'un yiyecek standları arasında gezinip havyar ve somon satın alabilirsiniz.
Daha luks bir yemek deneyimi içinse Grand Hotel Europe'ın Caviar Bar'ında vodka somelyesinin onerileriyle otuz farklı çeşit vodkanın ve elbette leziz havyarların tadına bakabilirsiniz.


























Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.